Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/122 E. 2026/942 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/122
- Karar No
- 2026/942
- Karar Tarihi
T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/122 KARAR NO : 2026/942
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU :Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ :18/06/2026
Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili şirketin 20.02.2023 tarihinde ... plaka sayılı ... marka aracı ... TL bedel karşılığında satın aldığını, aracın garanti süresi içerisinde 16.04.2024 tarihinde arıza verdiğini, bunun üzerine aracın Diyarbakır ilinde bulunan yetkili servise götürüldüğünü, yapılan incelemeler neticesinde fren servosunun arızalı olduğunun bildirildiğini, yurt dışından parça talep edildiğini ve yeni gelen parçanın da arızalı olduğunu, 29.07.2024 tarihinde araçta oluşan sorunlardan dolayı ihtarname gönderildiğini iddia ederek davaya konu ... plaka sayılı ve ... şasi numaralı ... marka ve model aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, dava konusu aracın fren sisteminde arıza olduğu iddiası ile servise bırakıldığını, yetkili servisler tarafından çok basit bir yazılım güncellemesi ile araçtaki sorun giderilebilmesine rağmen davacı tarafın onay vermemesi nedeniyle araca müdahale edilmediğini ve aksiyon işlemi uygulanmadığı, öte yandan aksiyon işleminin üretimsel kaynaklı bir hata olmadığını, aracın satım ve teslim tarihi itibariyle herhangi bir ayıp ihtiva ettiğine dair bir davacı delili veya tespitinin de mevcut olmadığını, dava konusu aracın hangi şartlar altında ve ne şekilde kullanıldığının belirsiz olduğunu, kullanıcı hatası/dış etken faktörlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini, ayıp iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davacının araç kullanımından elde ettiği faydaları ve hasarlar nedeniyle meydana gelen değer kaybını iade etmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili; ava konusu araçta gizli ayıp olduğunu kabul etmemekle birlikte, araçta gizli ayıbın mevcut olduğu düşünülecek olsa dahi, ayıp bildirimine ilişkin hak düşürücü sürelere riayet edilmediğini, dava konusu aracın 20.02.2023 tarihinde davacı şirkete fatura edildiğini ve o tarihinden bu yana davacı şirket tarafından fiilen kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda; somut olay bakımından TTK m. 23/C kapsamında davacının kanunda öngörülen 8 günlük süre içerisinde aracını incelemediği ve incelettirmediğini, aynı süre içerisinde müvekkili şirkete aracın ayıplı olduğuna dair herhangi bir bildirimde bulunulmadığını, davacı tarf dava dilekçesinde yer alan ayıp iddialarını satın alma tarihinin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra göndermiş olduğu ihtarname ile müvekkili şirkete bildirdiğini, davaya konu ... marka aracın Türkiye distribütörünün .... olduğunu, müvekkili şirketin ... Otomotiv tarafından ithal edilen bu araçların yetkili satıcısı ve servisi konumunda olduğunu, müvekkili şirketin davaya konu aracın sadece satış aşamasında yer aldığını, aracın satışı noktasında üzerine düşen tüm yükümlülükleri eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, dava konusu araçta üretimden kaynaklı gizli bir ayıp söz konusu olmadığını, davacının ayıp olarak ifade ettiği durumun basit bir aksiyon işleminden ibaret olduğunu, aracın bahse konu şikayet nedeniyle müvekkili şirket servisine hiç getirilmediğini, başka yetkili servise teslim edildiğini, araçta öngörülen fren servosu değişiminin akabinde aracın sorunsuz şekilde kullanılabileceğini, davacının talebi doğrultusunda karar verecek olursa, müvekkili şirketin aracın satış bedelini davacıya ödeyeceğini ve dava bitene kadar 3-4 yaşlarında olacak olan dava konusu aracı 2. El piyasasında çok düşük bedellerle 3. Şahıslara satabileceğini, bu durumun müvekkili şirketin mağduriyetine sebebiyet vereceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; Davaya konu aracın servise götürülmüş olması ve davalılar tarafından muadil ürün teklif edildiği hususları dikkate alındığında ayıp ihbarının süresinde yapıldığının değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafından arızalı olduğu iddia edilen aracın onarımı için yetkili servise bırakıldığı, yetkili servis tarafından aracın fren servosunun arızalı olduğunun kabul edildiği, alınan bilirkişi kök ve ek raporunda dava konusu aracın üretim kaynaklı, aracın kullanımı ile zamanla ortaya çıkabilecek gizli ayıplı olduğunun tespit edildiği, buna göre davacının TBK'nın 227. maddesindeki seçimlik haklarından ayıpsız misli ile değişim hakkını davalılara karşı ileri sürebileceği; her ne kadar davacı tarafça ilk önce TBK'nın 227. maddesindeki seçimlik haklardan ücretsiz onarım hakkı kullanılmış ise de; davalıların makul tamir süresi içerisinde ücretsiz onarımı gerçekleştirmediği, parçanın yaklaşık 5 aylık süre içerisinde yurt dışından temin edilmediği, bu durumda davacının seçimlik hakkını değiştirebileceği, davacının ihtarnamede ve dava dilekçesinde ücretsiz onarımın makul tamir süresi içerisinde gerçekleştirilmemesi nedeniyle misli ile değiştirme seçimlik hakkını kullandığı, alınan bilirkişi raporuna göre araçtaki arızanın üretim kaynaklı olduğu ve araçtan yararlanmaya sürekli olarak engel olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davalı .... vekili; dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, yerel mahkemece aracın misli ile değişimine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dosyaya sunulan bilirkişi raporunun bilimsel ve teknik nitelikte bir inceleme ve gerekçeye dayanmadığını, misli ile değişim kararı ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf kanun yoluna başvuran davalı .... vekili; ayıp bildirimine ilişkin hak düşürücü sürelere riayet edilmediğini, dava konusu araçta üretimden kaynaklı gizli bir ayıp söz konusu olmadığını, ayıp olarak ileri sürülen hususun basit bir aksiyon işleminden ibaret olduğunu, aracın ücretsiz onarılmasına ya da bedel indirimine karar verilmesi gerekirken misliyle değişime karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu şikayet nedeniyle dava konusu araçta hiçbir şekilde değer kaybı söz konusu olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; Dava, ayıplı olduğu iddia olunan aracın ayıpsız misli ile değişimi, olmadığı takdirde bedel iadesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından; dava konusu ... plaka sayılı ... marka aracın 20/02/2023 tarihinde davalı ....'den ... TL bedel karşılığında satın alındığı, diğer davalı ....'nin dava konusu aracın ithalatçısı ve Türkiye genel mümessili olduğu ve aracın garantisinin .... tarafından verildiği anlaşılmıştır. Satıcının ayıptan sorumluluğu 6098 sayılı TBK'nın 219 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir.
6098 sayılı TBK'nun 219. maddesinde sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır. Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar; (i) ortada bir ayıp bulunmalıdır, (ii) satılandaki ayıp önemli olmalıdır, (iii) alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır, (iv) ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır, (v) alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır, (vi) alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır. 6098 sayılı TBK'nun 219. maddesinde, "Satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik ve niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." hükmü bulunmaktadır. 6098 sayılı TBK'nun 227. maddesi gereğince, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, ayıbı ihbar etmek suretiyle, seçimlik haklardan birini kullanabilir; alıcı, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere, satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir. Aynı madde gereğince, alıcının genel hükümlere göre uğradığı zararlar nedeniyle ayrıca tazminat isteme hakkı da vardır. Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır. Bu zorunluluklar 6098 sayılı TBK 223. maddesinde ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 23. maddesinde düzenlenmiştir. Davada taraflar tacir olup 6102 sayılı TTK'nın uygulanması gerektiği açıktır. Anılan yasanın 23. maddesinde bu husus "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Ancak alıcının bu yükümlülüğünü yerine getirmediğinin davalı tarafından yargılamada ileri sürülmesi gerekir. Ayıp ihbarı def'i niteliğinde olduğundan mahkemece bu yükümlülüğün yerine getirilmediği re'sen değerlendirilemez (Yargıtay 3. HD'nin 18/12/2020 tarihli, 2020/10518 E. 2020/7445 K. sayılı; Yargıtay 13. HD'nin 12/05/2020 tarihli, 2017/6859 E., 2020/3768 K. sayılı ilamları). Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir. Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı TBK'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfetini düzenleyen 6102 sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi uyarınca, ticari satışlarda; “malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içerisinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, 6098 sayılı TBK'nun 223. maddesinin 2. fıkrası uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 223. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak satılanda olağan bir gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa hemen satıcıya bildirilmelidir. Bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır” şeklindedir. Satıcının ağır kusurlu olmadığı durumlarda tacirler arası satış sözleşmelerinde ayıp ihbarının yapıldığının ispatı ise 6102 sayılı TTK'nun 18. maddesinin 3. fıkrası uyarınca noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. Somut uyuşmazlıkta, her iki taraf da tacir olduğundan ayıp ihbarının 6102 sayılı TTK’nın 18/3. maddesinde hükme bağlanan usullerle ve 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c. maddesinde öngörülen süreler içinde ve satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak gizli ayıp olması halinde 6098 sayılı TBK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği üzere öğrenildiğinde derhal yapılması gerektiği gözetildiğinde, davacının ayıp iddiasını ispatlaması gerekmektedir. Tacirler arasında ayıp ihbarının yasal süre içerisinde ve 6102 sayılı TTK'nun belirttiği yönde geçerli olarak yapılması gereklidir. Davacı tarafından dava konusu aracın 16/04/2024 tarihinde yetkili servise teslim edildiği, ihtarname tarihi olan 29/07/2024 tarihi itibari ile aracın fren servosundaki arızanın giderilmemesi nedeniyle halen serviste bekletildiği, ihtarın Diyarbakır .... Noterliğinin 29/07/2024 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile 6102 sayılı TTK'nun 18. maddesinin 3. fıkrası uyarınca usulüne uygun yapıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; 16.04.2024 tarihli ... numaralı, Araç Servis Kabul formunda davaya konu aracın, ... numaralı fren servo parçasının arızalı olduğu ve iş emri formunda el yazısı ile " 2 aksiyon parçası istedi" ibaresinin yazılı olduğu, 01.07.2024 tarihli arıza hafıza listesinde ise birden çok elektriksel ve fren sistemi arızasının mevcut olduğu, bu nedenle fren servosunun arızalı olduğunda güvenli sürüş dinamiklerinin engelleneceği, kaza yapma riski artacağından, araçta istenen fayda ve etkili kullanımını etkileyen olumsuz durumların oluşacağı, dava konusu olan araçta görülmüş olan sorunun üretim kaynaklı, aracın kullanımı ile zamanla ortaya çıkabilecek gizli ayıp olduğu, yetkili servisin, bu sorunun tamiri için gereken azami süre içerisinde etkili ve kalıcı çözüm sunamadığı ve bu süre içerisinde aracın arızalarını giderememesinden kaynaklı olarak davacının seçimlik haklarının oluşacağı, 09.05.2025 tarihli ek raporda; dava konusu aracın çalıştırıldığı, ancak gösterge ekranındaki "arızalar, uyarılar, elektronik el freninin devreden çıkmadığı (el freni çekili) ve fren pedalının şiştiği (fren pedalında sertleşme) tespit edildiğinden” ve güvenlik açısından da risk teşkil ettiği için araçta test sürücü yapılmadığını, davaya konu araçta oluşan arızaların giderilmesi ve tekrardan aktif olarak kullanılabilmesi için fren servo parçasının değiştirilmesi gerekeceği ve bu parça değiştirildikten sonra elektronik kontrol ünitesinin programlanmasının gerektiği, bu onarım işlemlerinden sonra da gerekli kontroller yapılarak davaya konu araçta başka arızaların mevcut olup olmayacağının test edilmesi gerekeceği, fren servo arızasının giderilmesi için yapılan piyasa araştırması neticesinde ....-TL tutarında bir ücret karşılığında onarılabileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu araçta fren servo parçasının arızalı olduğu, bu nedenle güvenli sürüş dinamiklerinin engelleneceği, kaza yapma riskinin artacağı, araçta istenen fayda ve kullanımını etkileyen olumsuz durumların oluşacağı, söz konusu arızanın aracın kullanımı ile zamanla ortaya çıkabilecek gizli ayıp olduğu alanında uzman otomotiv bilirkişisi tarafından tespit edilmiş olup bilirkişi raporu denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülmüştür. Dava konusu araç davacı tarafından 16.04.2024 tarihinde ücretsiz onarım talebiyle yetkili servise bırakılmış olmasına rağmen dava ve keşif tarihi itibariyle araçta ücretsiz onarım yapılmadığı anlaşılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 227. maddesinde düzenlenen seçimlik haklar yenilik doğurucu hak niteliğindir. Yenilik doğuran haklar; hak sahibinin hakkı tek taraflı hukuki işlem ile kullanması sonucunda mevcut bir hukuki ilişkiden farklı olarak yeni bir hukuki ilişki kuran veya mevcut hukuki ilişkiyi değiştiren ya da bu hukuki ilişkiyi ortadan kaldıran haklardır ve bu haklar dava yolu ile ya da tek taraflı hukuki işlem ile kullanılırlar, hak sahibinin tek taraflı irade açıklaması hukuki sonuç doğurmak için yeterlidir. Hak, kullanılmakla sonuç meydana geldikten sonra hak sahibi hukuki işlemden geri dönemez. Ayrıca bu haklar kullanılmakla da tükenirler. Davacı tarafından 14/06/2024 tarihinde dava konusu araç yetkili servise götürülmek suretiyle ayıp ihbarında bulunularak ücretsiz onarım hakkı talep edilmişse de dava tarihi itibariyle bu talebinin davalılar tarafından karşılanmadığı ve aradan geçen yaklaşık beş aylık sürenin makul bir süre olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davacının karşılanmayan/karşılanamayan ücretsiz onarım talebi yerine misli ile değişim talep etmesininde bir engel olmadığı, davalılar tarafından davacının ücretsiz onarımı kabul etmediği iddia edilmişse de dosya kapsamında davacının bu talebi reddettiğine dair bir yazılı belgenin yer almadığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi tarafından aracın misli ile değiştirilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davalı vekilleri istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davalı vekillerinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken ... TL harçtan davalı .... tarafça yatırılan ... TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye ... TL’nin davalı ....'den alınarak Hazineye GELİR KAYDINA, 3-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken ... TL harçtan davalı .... tarafça yatırılan ... TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye ... TL’nin davalı ....'den alınarak Hazineye GELİR KAYDINA, 4-) İstinaf yargılama giderlerinin davalılar üzerinde BIRAKILMASINA, 5-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4. maddesi uyarınca Dairemiz kararının Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi.