Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1092 E. 2026/936 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1092
Karar No
2026/936
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

18. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1092

KARAR NO : 2026/936

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 16/03/2026

NUMARASI : 2026/206 Esas, 2026/218 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ: 18/06/2026

Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Başkanı ... tarafından incelendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... (Bundan böyle "Müvekkil firma/şirket" olarak anılacaktır.) ... merkezli bir şirketi olup Türkiye’deki özel üniversitelere yabancı öğrencilerin kayıt yapmasına aracılık hizmeti sağlamadığını, bunun karşılığında ise, üniversitelerden aracılık hizmet bedeli elde edilmesine yönelik sözleşme akdedildiğini, müvekkili şirketin, yabancı öğrenciler tarafından tercih edilen ve söz konusu piyasada itibarı güçlü bir şirket olduğunu, uzun yıllar boyunca Türkiye’deki birçok üniversitede en çok öğrenci kaydettiren ve ülkemizin eğitim alanındaki bilinirliğini artıran firmalar arasında yer aldığını, müvekkili ile davalı arasında uluslararası öğrencilerin davalı üniversiteye kayıt yaptırılmasının sağlanması ve bu kayıtları karşılığı üniversitenin ödeme yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda uzun yıllardır sözleşmeler imzalandığını, müvekkili ile davalı arasında 2022-2023, 2023-2024, 2024-2025 eğitim öğretim yıllarına ait sözleşmelerde daha önceki yıllarda olduğu gibi akdedildiğini, müvekkili firma 2023-2024 ve 2024-2025 eğitim dönemlerinde de yüzlerce öğrencinin kaydını davalı üniversite nezdinde başarı ile gerçekleştirdiğini, fakat, sözleşmeler uyarınca hak edilen komisyon ödemeleri ve burs hakları müvekkili firmaya asılsız ve hukuka aykırı nedenlerle verilmediğini, müvekkili firma tüm iyi niyetli çabalarına rağmen davalı üniversiteden kaydettirmiş olduğu öğrencilere ilişkin komisyon ödemelerini alamadığını, davalı üniversiteye noter yolu ile ihtarname gönderildiğini, fakat söz konusu ihtarnameye davalı tarafından herhangi bir cevap verilmediğini, davalı aleyhine başlatılan arabuluculuk sürecinin de 2 aylık son sürenin sonunda anlaşamama olarak sonuçlanması nedeniyle belirsiz alacak davasını açtıklarını, müvekkilinin üniversiteye kaydettiği öğrencilere ilişkin alacak tutarlarının müvekkili tarafından belirlenmesinin mümkün olmadığını, zira sözleşme hükümleri uyarınca müvekkilinin hak ettiği ücretlerin üniversite tarafından indirime konu edilebileceğini, bu sebeple huzurdaki davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta müvekkilinin hukuki yararı bulunmadığını, 1997 tarihli Türkiye Cumhuriyeti ile ... devleti arasında hususi hukuk, ticaret ve ceza hukuku konularında hukuki ve adli işbirliği anlaşması 09.94.200 tarih ve ... sayılı kanunla onaylandığını, sair anlaşma uyarınca Kuveytli müvekkili firmanın Türkiye’de dava açarken teminat yatırma yükümlülüğü bulunmadığını, müvekkili firma, davalı üniversite ile yapmış olduğu sözleşme uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, müvekkilinin üniversiteye öğrenci yönlendirmesi ve kaydını tamamlatmasına rağmen davalı üniversiteden alacağını alamadığını, davalının, müvekkilin hakkı olan bedelleri müvekkiline ödememek suretiyle sözleşmeyi ihlal ettiğini, davalı tarafından bu bedellerin müvekkiline ödenmeyeceği açıkça ifade edildiğini, davalı tarafı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşme uyarınca ödemelerin durdurulmasına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dolayısıyla, müvekkili firmanın kendi ticari ilişkilerinden dolayı diğer firmalarla herhangi bir hukuki ihtilaf içerisinde olsa bile bu durum davalının müvekkiline hak etmiş olduğu ödemeleri yapmasına engel olmadığını, taraflar arasında sözleşme hükümlerinde böyle bir hüküm olmadığı gibi kanuni olarak da bir düzenleme bulunmadığını, davalının keyfi şekilde sözleşmeyi ihlal ettiğini, davanın kabulünü, belirsiz alacak davası olarak açılan davada 10.000,00 USDnin (onbin Amerikan Dolar) dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca ABD Doları cinsi üzerinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanarak fiili ödeme günündeki TCMB efektif satış kuru üzerinden "-TL" karşılığının müvekkile ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

İlk derece mahkemesince; "...Davacının davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dosyanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,..." karar verilmiş olup bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "...Huzurdaki haksız davanın dava dilekçesi, Müvekkil Üniversite'ye tebliğ edilmemiştir. Dava dilekçesi usulüne uygun olarak Müvekkil Üniversite'ye tebliğ edildiğinde haksız davaya karşı cevaplarımızı içerir cevap dilekçesi ayrıca sunulacaktır. Bu bakımdan, dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinde Müvekkil Üniversite'nin huzurdaki haksız davaya ilişkin cevap dilekçesi verme hakkının saklı ve geçerli olduğunu, bu aşamada, huzurdaki davanın hukuki ve fiili gerçeklere açıkça aykırı ve tümüyle haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini belirtmekle yetindiğimizi belirtmek isteriz. Son olarak, işbu istinaf kanun yoluna başvurmamızın, dava dilekçesine konu hiçbir iddiayı, ilişkiyi, nitelemeyi ve talebi kabul anlamına gelmediğini de özellikle belirtmek isteriz. Malum olunduğu üzere görev, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemelerce 8yüksek mahkemelerce) her aşamada re'sen gözetilmelidir. Huzurdaki davada İlk Derece Mahkemesi, görev hususunu her ne kadar re'sen nazara almış ise de verdiği görevsizlik kararı hukuka aykırıdır. Zira, huzurdaki haksız davayı görmeye asliye ticaret mahkemeleri görevlidir. Bu bakımdan, verilen hukuka aykırı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2026 tarih ve 2026/206 Esas, 2026/218 Karar sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına,

Müvekkil Üniversite 2547 sayılı Yasa uyarınca harçtan muaf olduğundan, Müvekkil aleyhine harca hükmedilmemesine ve istinaf harçlarından bağışık tutulmasına,

Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin Davacı yana tahmiline,karar verilmesini..." talep etmiştir.

Dava, taraflar arasında imzalanan sözleşme nedeni ile davacıya ödenmesi gereken bedelin ödenmediği iddiasına dayanan alacak davasıdır.

Görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1.maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." hükmüne yer verilmiş ve TTK'nın 5/1. maddesinde ticari davalara bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu belirtilmiştir.

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup TTK'nın 4/1.maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır.

Nispi ticari davalar ise her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.

Buna göre bir uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir. Yine Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğinden, TTK'nın 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin, diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir.

Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevi, ticari davalarla sınırlı olup, davanın ticari dava olup olmadığının TTK'nın 4.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. TTK'nın 4/1.bendinde nispi ticari dava, "her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları'' olarak belirtilmiş ve nispi ticari dava ticari işletme kavramı ile tanımlanmış olup, TTK'nın 11.maddesi; "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir yani ticari işletmeden bahsedilebilmesi için; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, bu faaliyetin devamlı olması ve bu faaliyetin bağımsız yürütülmesi şeklinde üç unsurun bulunması gerekmektedir.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 s.TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/19310 Esas, 2019/7331 Karar sayılı ilamı)

6100 s.HMK.un 1.m.sinde görevin belirlenmesi ve niteliği;" (1) Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.” şeklinde düzenlenmiştir.Bu yasal düzenlemeye göre,görev kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi,taraflarca ileri sürülmese dahi Hakim tarafından davanın her aşamasında resen incelenir.

Asliye hukuk mahkemelerinin görevi ise 6100 s.HMK.nun 2.m.sinde " (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. " şeklinde düzenlenmiştir.

Davacı ile davalı arasındaki sözleşmesel ilişki ticari nitelikte olmadığından, davalı Kurumun tacir vasfı bulunmadığından,mutlak ticari dava niteliğinde bir dava da sözkonsu olmadığından görevli mahkeme Asliye Hukuk mahkemesidir. İlk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı usul ve yasaya uygun olup davalı tarafın istinaf istemi yerinde değildir.

Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davalının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;

1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,

2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

3.Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,

5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 18/06/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1092, K. 2026/936, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1092-e-2026-936-k-ce9b5f0a7d05