İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/524 E. 2026/496 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/524
Karar No
2026/496
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2026/524 Esas KARAR NO :2026/496

DAVA:Menfi Tespit DAVA TARİHİ:23/06/2026 KARAR TARİHİ:09/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... A.Ş. tarafından davalı ... Yapı İnşaat Taahhüt San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine, ... sözleşme numaralı finansal kiralama sözleşmesi ile .... Noterliğinin 03/02/2026 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesine dayanılarak başlatılan takibe karşı davalı tarafça açılan işbu menfi tespit davasında; davalı şirket, takibe dayanak yapılan ihtarnamenin tarafına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, tebligatı teslim alan şahsın şirket yetkilisi olmadığı gibi SGK kayıtlarına göre şirket çalışanı da olmadığını belirtmiştir. Davalı yan; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 12. ve 13. maddeleri ile ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda şekil şartlarının kesin ve emredici olduğunu, tebliğ memurunca teslim alanın yetkisinin araştırılmadığını ve mazbataya şerh düşülmediğini, bu durumun Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini savunmuştur. Usulsüz tebligat nedeniyle temerrüdün gerçekleşmediğini ve sözleşmenin feshedilmiş sayılamayacağını ifade eden davalı; ihtarnameden ancak .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/... Esas sayılı derdest dava dosyası kapsamında 18.05.2026 tarihinde haberdar olunduğunu, ayrıca ihtarnameden sonra dahi davacı tarafa toplamda 4.000,00 € tutarında ödeme yapıldığını ileri sürmüştür. Tüm bu hususlar doğrultusunda davalı; takibin dayanağının ortadan kalktığını belirterek temerrüt ve fesih şartları oluşmayan İstanbul ... Dairesi’nin 2026/... Esas sayılı takibinin iptalini, doğabilecek telafisi imkânsız zararların önlenmesi adına gerek söz konusu takip gerekse İstanbul 2. İcra Dairesi’nin 2026/... Esas sayılı takibi hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

Dava dilekçesi ve duruşma günü davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Mahkememizce yapılan inceleme sonucunda; dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre; 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi gereğince hâkim, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olup, bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Davacı vekili dava dilekçesinde talebini "takibin iptali" ve "tedbir" başlığı altında ileri sürmüş ise de; talebin özü, davalı ile aralarındaki finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan ve ihtarnamenin usulsüz tebliği nedeniyle temerrüdün oluşmadığı iddiasına dayalı olarak, davalıya karşı bir borcun bulunmadığının tespitine yöneliktir. Bu haliyle eldeki dava, İİK'nın 72. maddesi kapsamında menfi tespit davası niteliğindedir. Davanın taraflarından davalının 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında faaliyet gösteren bir finansal kiralama şirketi olması ve uyuşmazlığın taraflar arasındaki finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan bir ilişkiden doğması karşısında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca dava mutlak ticari dava niteliğindedir. Davacının iddiası, finansal kiralama sözleşmesine dayalı olarak başlatılan icra takipleri yönünden davalıya borçlu bulunmadığının tespiti isteminden ibarettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinde; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm, 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesi ile değiştirilerek menfi tespit ve istirdat davaları da 01/09/2023 tarihinden itibaren zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi zorunluluğu ile bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya bir haftalık kesin süre verileceği, bu süre içinde de son tutanağın sunulmaması halinde davanın usulden reddedileceği düzenlenmiştir. Somut olayda; eldeki menfi tespit davasının 23/06/2026 tarihinde açıldığı, dava dilekçesine arabuluculuk son tutanağının eklenmediğinin görülmesi üzerine mahkememizce 25/06/2026 tarihli ara karar ile davacı vekiline, arabuluculuk son tutanağının aslının veya arabulucu tarafından onaylı bir örneğinin bir haftalık kesin süre içinde sunulması, aksi halde davanın usulden reddedileceğinin ihtar edildiği, anılan ara kararın davacı vekiline 30/06/2026 tarihinde tebliğ edildiği, bu tebligat üzerine işlemeye başlayan bir haftalık kesin sürenin 07/07/2026 tarihinde dolduğu, karar tarihi itibariyle de davacı vekilince arabuluculuğa hiç başvurulmadığı ve arabuluculuk son tutanağının dosyaya sunulmadığı anlaşılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 maddesinin, dava şartı arabuluculuğun tamamlanabilir nitelikte olmadığını açıkça öngören özel ve emredici bir hüküm olması karşısında, 6100 sayılı HMK'nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin 115. maddesinin somut olayda uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira arabuluculuğa başvuru, dava açılmadan önce yerine getirilmesi gereken bir dava şartı olup, mahkemece tanınan kesin süre içinde dahi arabulucuya başvurulmaması hâlinde bu eksikliğin giderilmesi mümkün değildir. Bu itibarla; dava şartı olan arabuluculuğa dava açılmadan önce başvurulmadığı ve mahkememizce tanınan kesin süre içinde de bu eksikliğin giderilmediği anlaşılmakla, davanın 6102 sayılı Kanun'un 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş; davanın usulden reddi nedeniyle işin esasına girilmediğinden davacı vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığı sonucuna varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açılmış olması karşısında, davanın Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 732,00 TL maktu red harcının davacıdan tahsiline, peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstinaf Kanun Yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/07/2026

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/524, K. 2026/496, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-524-e-2026-496-k-753f0dff5db3