Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2243 E. 2026/1213 K. – Menfi Tespit

Konu: Menfi Tespit

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2243
Karar No
2026/1213
Karar Tarihi
Konu
Menfi Tespit

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/2243

KARAR NO:2026/1213

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:28/06/2022

NUMARASI:2018/228 E. - 2022/537 K.

DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı kısıtlının 10 yıldan beridir alzheimer hastası olduğunu ve İstanbul 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/513 Esas, 2017/994 Karar sayılı dosyasına sunulmuş olan heyet sağlık raporunda kısıtlının hastalığı ve süresinin açıkça belirtildiğini, kısıtlı aleyhine davalı tarafından İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün .... sayılı dosyasından 15.11.2012 tarihinde icra takibi başlatıldığını ve ödeme emrinin kısıtlının kızı olan ... tarafından 20.11.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak kısıtlının işbu ödeme emrinin adresine veya kızına tebliğ edildiğinden haberi olmadığını ve tebligatı tebliğ alan ...'in de kısıtlı babasının hasta olması sebebiyle tebligatı teslim etmediğini, dolayısıyla kısıtlının kendi kusuruna dayanmayan bir engel sebebiyle ödeme emrine itiraz edemediğini, ödeme emrinin kesinleştiğini, davacının kayıtlı bulunan mallar üzerinde haciz işlemleri yapıldığını,İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/1529 Esas sayılı dosyasından gecikmiş itirazda bulunulduğunu, bu davanın derdest olduğunu, davacının 1998 yılında şirket ortaklığından ayrıldığını ve şirket ortaklığından ayrıldığının takibin teminat mektuplarına ait komisyon ve faizlerin tahsiline yönelik olduğunu, bankanın dayanağı olan genel kredi sözleşmelerinin 1995, 1997, 1998, 2000, 2001 yıllarını kapsadığını, teminat mektuplarının ise 1999, 2000, 2001 tarihli olduklarını, davalının işbu sözleşmelere dayanarak 16 adet teminat mektubu komisyonunun ödenmesi amacıyla aynı icra takibi ile asıl borçlu ... AŞ ve şirketin eski, yeni ortakları aleyhine icra takibi başlattığını, kısıtlının şirket ortağı olmadığı dönemde imzalanmış kredi sözleşmelerine dayanılarak alınmış olan teminat mektubu komisyon ödemelerinden sorumlu tutulamayacağını, aynı zamanda şirket ortaklığından ayrıldığı tarihten sonraki borçlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, ilgili kredi sözleşmelerinin imza tarihi ile icra takibi tarihi dikkate alındığında, işbu sözleşmelerin zamanaşımına uğramış olduğunun görüleceğini ileri sürerek, davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; 5230 sayılı ... Şirketinin ... Bankası ... Şirketine Devrine ilişkin Kanun çerçevesinde, tüm aktif ve pasifleri müvekkiline devrolunan mülga ... T.AŞ ile ... AŞ arasında akdedilen kredi sözleşmesini, davacının müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, şirketin kredi borcu taksitlerini ödemede temerrüde düştüğünü, davacının davaya konu borcu nedeniyle davalı tarafından, 04.10.2012 tarihinde Beşiktaş .... Noterliğinin ... yevmiye no.lu ihtarnamesinin tebliğ edildiğini, tebligatın kızına yapıldığını, davacının İstanbul 31. İcra Müdürlüğü'nde .... sayılı icra takibi başlatıldığını ve ödeme emrinin kızına yapıldığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi işbu tebligatlara karşı itiraz edemeyecek durumda olmadığını, aynı konutta oturan yakınına tebliğ yapıldığını, aradan 5 yıl gibi uzun bir sürenin ardından vasi atanmak suretiyle icra takibine itirazın kötü niyetli olduğunu, davacının hastalığının kendisine tebliğ edilen ihtarname ve ödeme emrine karşı itiraz etmesini engelleyecek seviyede olup olmadığının tartışmalı olduğunu, icra takibi başlatıldıktan sonra takibe itiraz eden borçluların olduğunu, borçluların birbirini tanıyan ve yakınlık derecesi olan kişiler olması nedeniyle işbu icra dosyasından ve itirazlardan davacı yanın haberdar olmamasının mümkün bulunmadığını, davacının, davacının, kredi sözleşmesindeki kefalet imzası nedeniyle borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğunu ve ortaklıktan ayrılsa dahi kefil sıfatıyla borca ilişkin sorumluluğunun devam edeceğini savunarak, davanın reddini ve %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... davalı banka ile dava dışı kredi lehdarı ... A.Ş. arasında toplam 11 adet genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmelerden 11/08/2000 tarihli genel kredi sözleşmesi ile 28/12/1999 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacı kısıtlı ...'in müteselsil kefil sıfatıyla adı ve imzasının bulunmadığı, 10/09/1998 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacı kısıtlının adı bulunmasına rağmen imzasının mevcut olmadığı, dlayısıyla bu üç genel kredi sözleşmesinden doğan borçlar yönünden davacı kısıtlı ile davalı banka arasında yapılmış bir kefalet sözleşmesi mevcut olmadığı, tamamı daha eski tarihli olan kalan 8 genel kredi sözleşmesinde ise davacı kısıtlı kefilin 818 Sayılı BK'nun 484 maddesi koşullarını taşıyan geçerli kefaletinin bulunduğu anlaşılmıştır. Takip dosyası ve hesap özeti incelendiğinde; davalı banka tarafından genel kredi sözleşmelerine dayalı olarak; davacının da içlerinde bulunduğu kefiller aleyhine fer'ileri ile birlikte toplam 27.725,35-TL nakdi alacağın tahsili, 686.460,50-TL gayrınakdi alacağın depo edilmesi talebiyle takip başlatığı, gayrınakdi alacağın dayanağını teminat mektubu depo bedellerinin, nakdi alacağın dayanağını ise teminat mektubu komisyon bedellerinin oluşturduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde; takip ve dava konusu teminat mektuplarının tamamaının 22/10/1999 tarihi ve sonrasında düzenlendikleri, bu teminat mektupları için tahsili talep edilen nakdi komisyon alacağı ile gayrınakdi depo alacaklarının da bu tarihten sonra doğduğu tespit anlaşılmıştır. Davacı kısıtlının geçerli kefaletinin bulunduğu en son genel kredi sözleşmesinin tarihi 02/02/1998'dir. Bu tarihten sonra davalı banka ile dava dışı kredi lehdarı şirket arasında davacı kısıtlının kefil olmadığı 10/09/1998 tarihli 104.000,00-TL limitli, 28/12/1999 tarihli 100.000,00-TL limitli ve 08/11/2000 tarihli 08/11/2000 tarihli 20.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmeleri imzalanmıştır. Bu tarihten sonra davalı banka ile dava dışı kredi lehdarı arasında imzalanmış başkaca genel kredi sözleşmeleri mevcut( tüm genel kredi sözleşmelerinin toplam 63 adet olduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiştir.) ise de, davacı banka tarafından dosyaya asılları sunulmuş olan genel kredi sözleşmelerinin tamamı 08/11/2000 tarihinden önce yapılmış 11 adet genel kredi sözleşmesinden ibarettir. Banka tarafından, bu 11 adet sözleşme dışında, davacı kısıtlının kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu başka genel kredi sözleşmelerinin mevcut olduğu iddia edilmemiştir. Davalı banka tarafından dava dışı kredi lehdarı şirket için üçüncü kişilere ilki 22/10/1999 ve sonuncusu 07/05/2002 tarihli toplam 638.156,00-TL tutarlı 15 adet teminat mektubu verilmiş, dava konusu takibe de bu teminat mektubu bedellerinin bankaya depo edilmesi ve bu teminat mektuplarının komisyon tutarlarının tahsili talepleri konu edilmiştir. Tüm teminat mektuplarının davacının geçerli kefaletinin bulunduğu son genel genel kredi sözleşmesinin yapıldığı tarihten sonra tanzim edilmiş oldukları, teminat mektuplarının tanzim tarihleri itibariyle davacının kefil olmadığı üç ayrı genel kredi sözleşmesi daha bulunduğu anlaşıldığından, teminat mektuplarının tanzim tarihleri itibariyle cari durumda bulunan ve davacının kefil olmadığı 10/09/1998, 28/12/1999 ve 08/11/2000 tarihli genel kredi sözleşmelerine ve davacının kefil olmadığı başkaca genel kredi sözleşmelerine dayalı kullandırıldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Aksini ispat yükü davalı üzerindedir. Davalı tarafça bu konuda dosyaya ispata elverişli delil sunulamamıştır. Yukarıda yapılan tüm saptamalar karşısında davacı kısıtlı ...'in kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu toplam sekiz adet genel kredi sözleşmesinin ve kefalet sözleşmelerini yapıldığı tarihte fiil ehliyetinin bulunduğu, öte yanda dava ve takip konusu nakdi ve gayrınakdi alacakların dayanağını teşkil eden teminat mektuplarının, davacının geçeli kefaletinin bulunduğu genel kredi sözleşmelerine dayalı tanzim edilmedikleri anlaşılmış, davanın kabulüne, davacının İstanbul 31. İcra Müdürlüğü' nün ... sayılı takibine dayanak alacaklardan ve takipten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Davanın kabulüne karar verildiğinden ve dosya kapsamında ihtiyati tedbir uygulanmadığından, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir... " gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takibine dayanak alacaklardan ve takipten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın görünürde gerekçeli olduğunu, ancak gerçek anlamda gerekçe bulunmadığını, iki ayrı alacak yönünden iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul hukukuyla bağdaşmadığını, mahkeme kararının vekalet ücreti yönünden de ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini, gerekçeli kararın dayanağını teşkil eden bilirkişi raporuna karşı itirazlarının nazara alınmadığını, eksik ve hatalı bir yargılama süreci yürütüldüğünü, taraflar arasındaki sözleşmeler ve bu sözleşmelerin hükümler detaylı bir şekilde incelense idi müşterek borçlu ve müteselsil kefilin sorumluluğun nakdi ve gayrinakdi yönden de var olduğunun ortaya çıkacağını, yalnızca davacı tarafın dava dilekçesindeki iddia ve taleplerini nazara alarak oluşturulan bilirkişi raporunda, sözleşme hükümlerinin incelenmediğini, dolayısıyla eksik ve hatalı bir rapora dayanılarak eksik ve hatalı bir yargılama süreci yürütüldüğünü, sözleşmenin 30.maddesine göre kefil davacının sorumlu olduğunu,aradan 5 yıl gibi son derece uzun bir sürenin ardından vasi atanmak suretiyle haklı icra takibine itiraz edilmesinin son derece kötü niyetli ve dürüstlük kuralına aykırı bir davranış olduğunu, ispat yükü bakımından davacı tarafın kefalete ilişkin üzerine düşen sorumluluğu ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini değerlendirmesi gereken yerel mahkemenin, durduk yere ispat yükünü davalıya yüklemesinin, son derece hatalı bir yaklaşım olduğunu, kefaletin sona ermesinin şartları oluşmadan, sözleşme tarihlerine bakarak davacı borçlunun teminat mektuplarından sorumlu olmadığı sonucuna varmanın son derece hatalı bir yaklaşım olduğunu, kefalete ilişkin şartların değerlendirilmediğini,ancak buna rağmen sözleşme tarihlerine bakılarak teminat mektuplarından doğan sorumluluğun sınırlandırılmasının da mevzuat ve yerleşik yargı içtihatlarına aykırı bir durum olduğunu,bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davacı müteselsil kefilin genel kredi sözleşmesi sebebiyle borçlu olmadığı iddiasına dayalı olarak İİK'nın 72.maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili; davacı kısıtlının alzheimer hastası olduğunu, takip konusu borçtan ve takip dayanağı genel kredi sözleşmelerinden dolayı sorumluluğu bulunmadığını, davalı yanca başlatılan İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası kapsamında borcu bulunmadığını ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Dosya kapsamında bulunan İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 14.11.2012 tarihinde, 27.725,35 TL nakti alacak,686.460,50 TL gayri nakti alacak bakımından icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak genel kredi sözleşmeleri ve kat ihtarnamelerinin gösterildiği, dayanak olarak genel kredi sözleşmelerinin sunulduğu görülmektedir. Mahkemece ATK'dan alınan rapora göre davacı kısıtlının 1995-2001 tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olduğu anlaşılmaktadır. Davalı yanca takip ve davanın dayanağı olarak sunulan 11 adet genel kredi sözleşmeleri kapsamında mahkemece, davacının borcu bulunup bulunmadığı konusunda bilirkişi raporu alınmıştır. Davalı vekili her ne kadar itirazlarının değerlendirilmediğini ve raporun yetersiz olduğunu ileri sürmüş ise de, davalı yanın somut bir itirazının bulunmaması, raporda tüm genel kredi sözleşmelerinin tek tek incelenmiş olduğu nazara alındığında söz konusu bilirkişi raporu Dairemizce de hüküm kurmaya elverişli bulunmuş ve davalı vekili vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dava ve takip dayanağı olan 11 adet genel kredi sözleşmesinden 8 adet genel kredi sözleşmesinin 01.01.1995 tarihli 1.500,00 TL tutarlı, 15.04.1997 tarihli 43.000,00 TL tutarlı, 28.04.1997 tarihli 3.000,00 TL tutarlı, 09.05.1997 tarihli 1.500,00 TL tutarlı, 26.05.1997 tarihli, 1.500,00 TL tutarlı, 22.07.1997 tarihli 4.000,00 TL tutarlı, 29.07.1997 tarihli 1.500,00 TL tutarlı ve 02.02.1998 tarihli 500,00 TL tutarlı olanlarında davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu, 10.09.1998 tarihli 104.000,00 TL tutarlı, 28.12.1999 tarihli, 100.000,00 TL tutarlı ve 08.11.2000 tarihli, 20.000,00 TL sözleşmelerde ise müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı, takip konusunun 15 adet teminat mektubunun komisyon bedeline (nakti alacak) ve depo bedeline (gayri nakti alacak) ilişkin olduğu, söz konusu mektuplarının tamamının 22.10.1999 tarihi ve sonrasında verildikleri, dava dosyasına ibraz edilen sözleşmelerin dışında başkaca kredi sözleşmelerinin de mevcut olduğu dikkate alındığında, davaya konu teminat mektuplarının 10.09.1998 tarihi ve sonrasında düzenlenen genel kredi sözleşmelerine istinaden verildikleri, bir diğer deyişle davacının imzasının bulunmadığı 10.09.1998 tarihli genel kredi sözleşmesi ve diğer sözleşmeler sonrası verildiği, davacının imzası bulunan sözleşmeler kapsamında verilmediği tespit edildiğinden davacının takip konusu borçtan sorumlu olmadığı kanaatine varılmıştır. İspat yükü, eldeki menfi tespit davasında alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafta olup davalı yanca da mevcut durumun aksini ispat eden herhangi bir delilin de sunulamadığı nazara alındığında, mahkemece gerekçesi yazılmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Takip konusu alacaklar 27.725,35 TL nakti alacak, 686.460,50 TL gayri nakti alacak olup davacı takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiş olup eldeki menfi tespit davasının konusu nakti ve gayri nakti iki alacak kalemidir. Gayri nakti alacak bakımından yargılamada kendisini vekille temsil ettiren davacı lehine maktu vekalet ücretine, nakti alacak bakımından da nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki davalı istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, davacının ödeme emrinin tebliğinin yakınlarına yapılması sebebiyle takipten haberdar olmasına rağmen 5 yıl sonra dava açmasının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de, menfi tespit davasının açılması bakımından yasada bir süre öngörülmediğinden ve 5 yıl sonra dava açılması davacının kötüniyetini göstermediğinden bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.404,02 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,

3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 25.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2243, K. 2026/1213, T. 25.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2243-e-2026-1213-k-9170a9d49e5c