Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1050 E. 2026/1546 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1050
- Karar No
- 2026/1546
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/1050
KARAR NO : 2026/1546
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 12/06/2026 (Ara Karar)
NUMARASI : 2026/95 E.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili tedbir talepli dilekçesi ile, Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen cevabın, davanın mahiyeti için hayati önem taşıdığını, yapılan inceleme sonucunda başvuruya konu markada yer alan "by" ibaresinin tarafından anlamıyla belirli bir markaya/firmaya işaret etmek amacıyla piyasada yaygın olarak kullanıldığını, başvuruya konu markada yer alan "..." ibaresini pekiştirdiği ve bu kapsamda başvuru ile ret kararına gerekçe olarak gösterilen 2002/27756 sayılı "..." ibareli markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu kanaatine ulaşıldığını, ayrıca redde konu mallarla aynı veya aynı türdeki malların, redde dayanak olan markanın kapsamında yer aldığının tespit edildiğini, diğer taraftan, redde gerekçe olan "..." markasının redde konu mallar için tanımlayıcı veya zayıf bir marka olduğuna ilişkin iddiaların ispatlanamadığını, "..." ibaresinin özgün ve ayırt edici niteliği yüksek bir ibare olduğu düşünüldüğünden, başvuru sahibinin bu kapsamdaki itirazları kabul edilmediğini, bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi'nin, davalının kötü niyetli olduğuna kanaat getirdiğini, hak düşürücü süre ve zamanaşımı gibi kavramların tartışmaya değer olmadığını beyan eden bir kaldırma kararı verdiğini ve dosyayı ilk derece mahkemesine gönderdiğini, davalının kullanımının devam eden, ticari etki yaratan ve doğrudan karıştırılma tehlikesi doğuran nitelikte olduğunu, davalının ... isimli platformda 65.000 (altmışbeşbin) takipçisi olduğunu, bu yorumlar çok büyük bir kitle tarafından görüldüğünü, gecikme sebebiyle doğacak zararın ciddi ve telafisi güç olduğunu, açıklanan nedenlerle, müvekkiline ait ... markasını taklit eden ve iltibas sureti ile tecavüz oluşturan ... isminin kullanılmasını önlemek ve zararımızın daha fazla artmaması için ihtiyati tedbir yolu ile, müvekkilinin sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden her türlü fiilin önlenmesi ve durdurulmasını, davalı şirketin “...” ibaresini tek başına veya esas unsur olarak içeren her türlü markasal kullanımının, dava sonuna kadar ihtiyati tedbiren durdurulmasına, davalının “...” ibaresini internet sitesi, sosyal medya hesapları, pazaryeri mağazaları, reklam ve tanıtım içerikleri, katalog, broşür, etiket, ambalaj, tabela, kartvizit, fatura, irsaliye, sipariş formu ve sair ticari evrak ile tanıtım mecralarında kullanmasının ihtiyati tedbir yoluyla yasaklanmasına, www.....com internet sitesine erişim engeli getirilmesini, ....... isimli instagram hesabının kapatılmasına, ... isimli ... hesabının kapatılmasına, satış mağazasında ve fabrikada ... ismi geçen ve tecavüz teşkil eden tabela, reklam, broşür ve ticari faaliyetin parçası olan her türlü ürüne ve bu ürünlerin üretiminde kullanılan vasıtalara el konulmasına, davalının işyerinde, satış noktalarında ve tanıtım mecralarında yer alan “...” ibareli tabela, afiş, görsel ve sair tanıtım materyallerinin kullanımının dava sonuna kadar durdurulmasına ve gerektiğinde muhafaza altına alınmasına, tecavüz fiilini gerçekleştiren şirketin zararlarını karşılamak üzere mahkemenizin uygun gördüğü bir teminat yatırmasını, verilecek ihtiyati tedbir kararının uygulanması için gerekli müzekkerelerin ilgili icra müdürlüğüne, erişim/yer sağlayıcılara, sosyal medya platformlarına, alan adı ve sair ilgili kurum ve kuruluşlara ivedilikle yazılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; davacı taraf, 2002/27756 numaralı ... ibareli marka markanın maliki olduğunu, müvekkilin “...” ibareli markasal kullanımı ile marka haklarına tecavüz ettiği iddiası ile huzurdaki davayı açtığını, dava “sessiz kalma yolu ile hak kaybı” koşulları bulunduğu neticesine varılarak dava reddedildiğini, somut olayda marka sahibi-müvekkile lisans veren ..., 2007 yılından beri dava konusu markayı etkin bir biçimde "..." ibareli markayı kullanmaya başladığı EK-1' deli İTO Sicil Kayıt Sureti ile sabittir. Yine müvekkilin henüz tescil edilmediği dönemde etkin bir biçimde kullanıldığı müvekkilin ulaşabildiği ve daha evvel dosyaya sunduğumuz ve istinaf öncesinde bilirkişi incelemesine tabi tutulan 2012 yılı ve sonrasına ilişkin faturalar ile sabit olduğunu, netice itibari ile, davacı taraf müvekkilin kötü niyetli olduğunun ispatına yönelik yeni bir delil sunmamış, istinaf kaldırma kararında kötü niyetin araştırılması gerektiğine işaret edilmesi üzerine sayın mahkeme henüz bu hususta yeni delil toplamaya başlamışken, dosya kapsamı delil durumunda istinaf öncesine kıyasla herhangi bir yenilik de gerçekleşmediği halde, mahkeme dahi bu husus bilirkişi incelemesi ile açıklığa kavuşturulması gereklen bir mesele olarak telakki etmekteyken, gelinen aşmada müvekkilin telafisi imkansız zarar ve ziyanlarına neden olacak, davayı dava başına çözümleyecek biçimde verilen tedbir kararı olaya ve hukuka aykırı olduğunu, 03.06.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararına itirazlarının kabulüne, 03.06.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir kararına itirazlarımızın kabul edilmemesi ve ihtiyati tedbir kararının kaldırılmaması durumunda, yukarıda arz edilen sebepler, ihtiyati tedbir kararının infaz edilmesi halinde müvekkilin ticari faaliyetlerinin tamamen sona erecek oluşu, ihtiyati tedbir kararının infazındaki fiili imkansızlıklar, dosya kapsamı delil durumunun değişmemesi ve müvekkilin haklılık durumunun değişmemesi gibi husular hep birlikte dikkate alınarak HMK 395. Maddesi, SMK 159/2-c hükmü uyarınca sayın mahkemenin takdir edeceği ve müvekkilin yatıracağı teminat mukabilinde 03.06.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, her türlü hakkımızın saklı tutulmasına, dava masraf ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesinin 29/11/2023 tarihli 2023/6 E. 2023/263 K. Sayılı karar ile; davalının @....... instagram hesabını Aralık 2013 tarihinde oluşturduğu, hesap içeriğinde fiili markasal kullanım ve paylaşımların bulunduğu, incelenen ticari defter ve faturalarda aynı markasal kullanımın en eski 2013 tarihli tespit edildiği, davalının "... ..." markasının tescil başvurusunun 21/10/2014 tarihinde yapıldığı, 20/02/2020 tarihinde de "..." markasını tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Tüm bu deliller ve taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde davalının tecavüz teşkil edecek markasal kullanımlarını 2013 yılından beri davacı markasının tescilli olduğu sınıflarda istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü, tarafların ticari faaliyet alanlarının aynı olması -ve her ne kadar davacı firmanın ticaret siciline kayıtlı olduğu yer Konya olsa da- davalının ticari faaliyetlerini sürdürdüğü ve şirket merkezinin bulunduğu İstanbul'da da davacının ticari faaliyetlerinin olduğu hususunda davacı vekilinin 29/11/2023 tarihli celsedeki açık beyanı ve tarafların her ikisinin de web sitelerinin ve pazaryeri satışlarının bulunması karşısında, bir tacir olan davacıdan davalının markasal kullanımlarından haberdar olmasının beklenebileceği ve davacının bu kullanımları "bilmesi gerektiği halde" beş yıldan uzun süre sessiz kalarak hak kaybına uğradığı kanaatine ulaşılmış, tüm bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmiştir.
Dairemiz 16/04/2026 tarihli 2024/320 E. 2026/674 K. Sayılı kararı ile;"...davalının @....... instagram hesabını Aralık 2013 tarihinde oluşturduğu, hesap içeriğinde fiili markasal kullanım ve paylaşımların bulunduğu, incelenen ticari defter ve faturalarda aynı markasal kullanımın en eski 2013 tarihli tespit edildiği, davalının "... ..." markasının tescil başvurusunun 21/10/2014 tarihinde yapıldığı, 20/02/2020 tarihinde de "..." markasını tescil ettirdiği, davalının tecavüz teşkil edecek markasal kullanımlarını 2013 yılından beri davacı markasının tescilli olduğu sınıflarda istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü, davacının bu kullanımları "bilmesi gerektiği halde" beş yıldan uzun süre sessiz kalarak hak kaybına uğradığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temelini, MK 2. Madde de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının korunamayacağına yönelik ilke oluşturmaktadır. Davalının bu savunmadan yararlanabilmesi için, davalı tarafın iyiniyetli olmasının ön koşul olarak değerlendirilmesi, mahkemece bu hususun araştırılması gerekmektedir.
Somut uyuşmazlıkta ise davacı vekilinin davalının kötüniyetli olduğuna dair iddiasının değerlendirilmediği, davalı adına "..." ibareli tescilli markaların tescil kayıtlarının getirtilmediği ve incelenmediği eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmış, dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne" karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin 12/06/2026 tarihli 2026/95 Esas sayılı Ara karar ile;
"1-Davalı vekilinin mahkememizce verilmiş 03.06.2026 ve 04.06.2026 tarihli tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması yönündeki itirazının kabulü ile, taraflar arasındaki hak ve menfaat dengesinin korunması bakımından ihtiyati tedbir talep edenin muhtemel zararlarına karşılık SMK 159/2-c ve HMK 395 maddeleri uyarınca aleyhine tedbir talep edilen-davalı tarafça gerekçeli kararın tefhim tarihinden itibaren 1 haftalık kesin süre içerisinde takdiren 1.000.000,00 TL (bir milyon TL) nakdi yada muteber bir bankanın kesin ve süresiz teminat mektubu (karşı) teminatın mahkememize ibraz edildiği takdirde mahkememizce 03.06.2026 tarihinde verilen "...
-Davalının "..." ibaresini internet sitesi, sosyal medya hesapları, pazaryeri mağazaları, reklam ve tanıtım içerikleri, katalog, broşür, etiket, ambalaj, tabela, kartvizit, fatura, irsaliye, sipariş formu ve sair ticari evrak ile tanıtım mecralarında kullanmasının tedbiren yasaklanmasına,
-Satış mağazasında ve fabrikada ... ismi geçen tabela, reklam, broşür ve ticari faaliyetin parçası olan ürüne ve münhasıran bu ürünlerin üretiminde kullanılan vasıtalara tedbiren el konularak yed-i emine teslimine,
-Davalının işyerinde, satış noktalarında ve tanıtım mecralarında yer alan "..." ibareli tabela, afiş, görsel ve sair tanıtım materyallerinin kullanımının dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasına,
-www.....com internet sitesine Türkiye'den erişimin tedbiren engellenmesine..., " yönündeki tedbirin kaldırılmasına, aksi halde tedbirin olduğu şekilde devamına, ..." karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Mahkemece öncelikle tedbir verildiğini itiraz üzerine duruşma açılmış , 12.06.2026 tarihli duruşmada verilen ara karar ile , davalının 1.000.000,00 TL teminat yatırması karşılığında tedbir kararının kaldırılmasına karar verildiğini, karar hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dosyanın geldiği aşama ve müvekkilinin ticari durumu göz önüne alındığında, marka tecavüzünün engellenmesinin zaruri olduğunu,
-1.000.000,00 TL teminat bedelinin çok az olduğunu, Yargılama esnasında Türk Patent ve Marka Kurumu ile karşılıklı yapılan yazışmalarda 13/04/2026 tarihinde gelen cevapta Davalı şirketin sahipleri olan ... ve ...'in yaptığı marka başvuruları listelendiğini, bu başvuruların bir kısmının Davalı şirketin sahibi olan ... , bir kısmını da kardeşi ... yaptığını, bu başvuruların "by ..." , "... by ..." ve "... Time" olarak yapıldığını, söz konusu başvuruların, müvekkile ait olan ve 2002 yılından itibaren tescil ve koruma altında olan "..." markasını taklit ettiği için reddedildiğini, söz konusu red kararlarına karşı , ... ve İbrahim Güzdüzalp itiraz yoluna başvurduğunu ancak bu itirazları da yetkili kurum tarafından reddedildiğini, başvuruların red sebebine bakıldığında ; "Yapılan inceleme sonucunda başvuruya konu markada yer alan "by" ibaresinin tarafından anlamıyla belirli bir markaya/firmaya işaret etmek amacıyla piyasada yaygın olarak kullanıldığı, başvuruya konu markada yer alan "..." ibaresini pekiştirdiği ve bu kapsamda başvuru ile ret kararına gerekçe olarak gösterilen ... sayılı "..." ibareli markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Ayrıca redde konu mallarla aynı veya aynı türdeki malların, redde dayanak olan markanın kapsamında yer aldığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan, redde gerekçe olan "..." markasının redde konu mallar için tanımlayıcı veya zayıf bir marka olduğuna ilişkin iddialann ispatlanamadığı, "..." ibaresinin özgün ve ayırt edici niteliği yüksek bir ibare olduğu düşünüldüğünden, başvuru sahibinin bu kapsamdaki itirazları kabul edilmemiştir. "şeklinde görüldüğünü, başvuruların, çok net bir şekilde müvekkiline ait markaya benzediği için reddedildiğini, davalının söz konusu markayı tescil etmek için takıntılı ve ısrarlı şekilde başvuru yapması, 3 başvurusunun reddedilmesine rağmen başvurulara devam etmesi , kötü niyetli olduğunun en büyük kanıtı olduğunu, haklılıklarının yaklaşık olarak ispatlanmış ve tedbir şartları oluşmuş olduğunu,
-İlk derece mahkemesinin aldığı bilirkişi raporunda özetle, marka tecavüzünün gerçekleştiği açık bir şekilde tespit edildiğini,
-Davalı tarafın günden güne ticari anlamda büyümekte olduğunu, bu büyüme müvekkiline ait markaya zarar verdiğini, söz konusu davanın istinaf süreci bile 2 yılı aşkın bir zaman sürdüğünü, dolayısı ile dava sonuçlanana kadar davalının bu markayı kullanması hakkaniyete aykırı olduğunu, Davalının "..." isimli satış platformunda onlarca kötü yorum mevcut olduğunu ve bu müvekkilinin markasına zarar verdiğini, onlarca yorumdan sadece birkaç tanesi ekte olduğunu,
-Marka hakkına tecavüz davalarında zarar yalnızca anlık ciro kaybından ibaret olmadığını, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi, müşteri çevresinin dağılması, markanın kaynağı gösterme fonksiyonunun aşınması, internet ve sosyal medya mecralarında yayılan kullanım nedeniyle kalıcı algı bozulması ve dava süresince ihlalin normalleşmesi, sonradan verilecek hükmün etkisini önemli ölçüde azaltacağını, davalının ... hesabında 65.000 , İnstagram hesabında 110.000 takipçisi olduğunu, 1.000.000,00 TL teminat belirlenmesi hakkaniyete aykırı olduğunu,
-Talep edilen tedbirin kapsamı orantılı, belirli ve doğrudan ihlali önlemeye yönelik olduğunu, taleplerinin davalı şirketin ticari faaliyetini bütünüyle felç etmeye değil; yalnızca dava konusu “...” ibareli markasal kullanımın ve bunun türevlerinin dava sonuna kadar durdurulmasına yönelik olduğunu, HMK m.391 anlamında açık, belirli ve uygulanabilir nitelikte olduğunu, bu nedenle ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın, müvekkilinin “...” ibareli markasal kullanımının her türlü mecrada durdurulması ve yasaklanmasına yönelik ihtiyati tedbir isteminde bulunduğunu, 03.06.2026 tarihli duruşmada BAM kararı çerçevesinde TPMK' ya tezkere yazılmasına, kötü niyetin araştırılması hususunda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve ayrıca davalının ihtiyati tedbir isteminin kabulüne karar verilmiş olduğunu, 03.06.2026 tarihli duruşmada müvekkili aleyhine verilen ihtiyati tedbir kararına karşı HMK 394 uyarınca itirazda bulunup ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep ettiklerini, itirazlarının incelenmesine yönelik 12.06.2026 tarihinde duruşma açıldığını, dosya kapsamı delil durumu, hak ve menfaat dengesi, HMK 395. Maddesi, SMK 159/2-c hükmü uyarınca 1.000.000TL teminat yatırılması durumunda 03.06.2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, teminatın yatırılmaması durumunda 03.06.2026 tarihli tedbir kararının devamına karar verildiğini, davacı tarafın 12.06.2026 tarihli ara karara karşı istinaf kanun yoluna müracaat ettiğini, 03.06.2026 olan tedbir kararı verildiği tarih itibari ile dosyada tarafların hukuki durumunu değiştiren, davacının haklılığını ortaya koyan yeni bir delil mevcut olmadığını, BAM kararında, davacının haklılığına ve müvekkilin haksızlığına ilişkin herhangi bir tespit mevcut olmadığını, BAM tarafından tesis edilen kaldırma kararı, kötü niyet iddiasının araştırılmasına yönelik olup, dosyada kötü niyetin ispatına yönelik herhangi bir delil de mevcut olmadığını, 12.06.2026 tarihli ara karara ile karşı teminat ile tedbirin kaldırılması hak ve menfaat dengesine uygun olduğunu, "tecilli markanın kullanımının durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi" hukuken olanaksız olduğunu, “...” ibareli markanın, 2014/85211 ve 2019/97598 numarası ile halihazırda TPMK nezdinde müvekkil yetkilisi ... adına tescilli, müvekkilinin lisans sözleşmesi dahilinde kullandığı bir marka olduğunu, SMK 159/2-c hükmünde "teminata hükmedilmesi" şekilinde ihtiyati tedbire hükmedilebileceği de düzenlendiğini, Davacı hükmedilen 1.000.000 TL teminatın zararlarını karşılamayacağını beyan etmesine karşı zararın ispatına yönelik herhangi bir delil sunmadığını, davacının doğru dürüst, etkin marka kullanımı dahi olmadığını, davacının marka yönelik aktif bir internet sitesi dahi mevcut olmadığını, davacının, müvekkilinin tescilli marka kullanımının tecavüz olduğunu ileriye sürmesi, hükmedilen 1.000.000TL teminatın zararları karşılamayacak derecede düşük olduğunu beyan etmesi fiili ve hukuki temelden yoksun olduğunu, Davacı tarafın 2023 yılına kadar müvekkile karşı herhangi bir hukuki müracaatta bulunmayarak, müvekkilinin yıllar yılı "..." ibareli markaya yatırım yapmasına ve müvekkili markasını ticari anlamda büyütmesine ses çıkartmadığını, davacı taraf dava dilekçesinde müvekkilin kötü niyetli olduğu ve bu sebeple sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşullarının oluşmayacağına ilişkin herhangi bir olay anlatımında bulunmadığı gibi, sonraki beyanlarında da bu iddiasını somutlaştırmamış ve delillendirilmemiş olduğunu, davalının kötü niyet iddiasında bulunup bu hususta delil sunmak istemesi HMK' ya aykırı olduğunu, davacının kötü niyet iddiasına mesnet kılmak istediği 2010/03002, 2012/29837, ... numaralı marka sicil dosyaları celb edildiğinde görüleceği ve ekte sundukları TPMK resmi internet sitesi içeriği(EK-4) ile de sabit olduğu üzere; ... numaralı marka tescil başvurusu müvekkilinin halefi ... tarafından yapılmış ise de, markanın red gerekçesi davacı markaları değil, dava dışı 3. Kişinin ... numaralı marka tescili olduğunu, 2012/29837 numaralı marka tescil başvurusu müvekkilin halefi ... tarafından yapılmış ise de, markanın red gerekçesi davacı markaları değil, ... numaralı marka tescilleri olduğunu, 2010/03002 numaralı marka tescil başvurusu müvekkilin halefi ... tarafından değil, dava dışı ... tarafından yapılmış olduğunu bu sebeple dava dışı 3. tarafından yapılan bu marka tescilinin müvekkili ve huzurdaki dava ile ilişkilendirilmesi mümkün olmadığını, Müvekkilinin 2007 yılından beri markayı zaten tescilsiz olarak kullanmakta olup, kullanım 2012 yılında başlamış da olmadığını, davacının iddiasının aksine müvekkilin hiç kullanmadığı bir markayı 2012 yılında kötü niyetli tescil ile sahiplenmeye kalkıp muvaffak olamaması gibi bir hadise de mevcut olmadığını, kurumun verdiği kararlar idari nitelikte olduğunu, Davacı 2014 yılından beri tescilli ... markalarının hükümsüzlüğü için de dava açmamış, sessiz kalmış olduğunu; Müvekkil 2007 yılından beri tescilsiz, 2014 yılından beri tescilli biçimde kullanılan "..." markasını kullanmaya devam ettiğini, huzurdaki dava tarihi 2023 olup, yıllarca müvekkilin ... ibareli marka kullanımına, müvekkilin markasını büyütmesine ve bugünkü halene getirmesine ses çıkartmayan davacının gelinen aşmada huzurdaki davayı açması, tipik bir sessiz kalma yolu ile hak kaybı vakıası olup, Mahkemenin HMK 395. Maddesi, SMK 159/2-c hükmü uyarınca verdiği 12.06.2026 tarihli ara karar dosya kapsamı delil durumuna, hak ve menfaat dengesine uygun olduğundan, davacının fiili ve hukuki temeli bulunmayan istinaf talebinin ve ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacı vekilince, markaya tecavüz iddiasıyla tedbir talepli olarak açılan davada, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne, kararın tebliğinden itibaren 1 haftalık kesin süre içerisinde, davalının SMK 159/2-c maddesi uyarınca 1.000.000,00 TL nakdi yada kesin ve süresiz banka teminat mektubunu depo etmelerine , davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verdiği, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddedilen kısmı ve aksi halde teminat yönünden istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 159/1. maddesinde, sinai mülkiyet haklarına tecavüz olduğunu ispatlamak şartıyla ihtiyati tedbir talep edilebileceği, 159/3. maddesinde ise ihtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 389/1. maddesinde mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, 390/son maddesinde ise tedbir talep edenin davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu belirtilmiştir.
Somut olay değerlendirildiğinde; markalar arasında benzerlik olduğu değerlendirilmiş olup, sessiz kalma ve kötüniyetli tescil iddiaları yönünden yargılamaya devam edildiği, marka sahibi-lisans veren ...'in "..." ibareli markaları kullanmaya başladığı tarihin tespiti ve marka başvurularının reddine ilişkin hususların ve kötü niyetli başvuru olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, her ne kadar davacı tarafça sunulu delillerin kötü niyet iddiası yönünden yeterli olduğu ileri sürülmüş ise de, tedbir talebi değerlendirilirken esasa yönelik inceleme yapılmayacağı, kötü niyete yönelik hususun hükümsüzlük davasında verilecek kararda esasa yönelik olacağı, bu yöndeki başvuru sebeplerinin yargılama sırasında esasla birlikte değerlendirilmesi gereken sebepler olduğu, tedbir ve teminata ilişkin kararların yargılamanın seyrine göre her zaman değiştirilmesinin mümkün olduğu dikkate alındığında, tedbir amaçlarına, usul ve yasaya, hak ve yarar dengesine göre, muhtemel zararlara karşılık makul oranda belirlenen teminat karşılığı ihtiyati tedbir talebinin ters teminat ile kabulü kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Davacı hükmedilen 1.000.000TL teminatın zararlarını karşılamayacağını beyan etmiş ise de bu konuda da dosyaya yansıyan zarar hususunda herhangi bir delil bulunmadığı, verilen teminatın makul olduğu, tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 12/06/2026 tarih ve 2026/95 E. sayılı Ara kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2026