Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1040 E. 2026/1437 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1040
Karar No
2026/1437
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2026/1040

KARAR NO: 2026/1437

İNCELENEN ARA KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 02/06/2026 (Ara Karar)

NUMARASI : 2026/81 E.

DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Ref'i İstemli)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin TPMK nezdinde (...)(...), ... nezdinde uluslararası olarak (1472621) tescil numarası ile kayıtlı olan; “Marka: Emsal ...: ed”nin markasının sahibi olduğunu, davalı tarafın müvekkilinin izni ve rızası olmaksızın söz konusu markayı ; "İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mah. ... Caddesi No:... Apt. Kat:..." adresindeki işletmede tabela, amblem, logo, tanıtıcı işaret, afiş, ürün/hizmet satışı, internet sitesinde kullanmak suretiyle marka hakkına tecavüz etmekte olduğunu, davalıya tecavüze son vermesi için gönderilen ihtarnamelerin sonuçsuz kaldığını, sözleşmenin sona erdiği ve marka hakkına tecavüz edildiğinin İstanbul Anadolu 44. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/26 D.İş E. - 2026/28 K. delil tespiti kararı/ bilirkişi heyet raporu ile ispatlandığını, markaya tecavüzün devam etmesinin müvekkilini telafisi güç zararlara uğratmakta olduğunu, bu nedenle davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi, durdurulması, davalı tarafından işletmelerinde müvekkiline ait marka altında kullanılan tabela, amblem/logo/afişlerin kaldırılması, internet üzerinde yapılan yayınların engellenmesi, ürünlerin/hizmetlerin satışının ve kullanımının durdurulması yönünde öncelikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli şekilde uzatılmış olduğunu, davacının fesih iradesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu, sözleşmenin haksız feshi halinde marka kullanımı tecavüz teşkil etmeyeceğini, davacının haksız fesihte ısrarı halinde cezai şart ve tazminat yükümlülüğü doğacağını, bilirkişi raporu hmk madde 279'a aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun hukuki değerlendirme içermekte olduğunu, davanın, zorunlu arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddini, davacı tarafın haksız ve yaklaşık ispat koşulunu sağlamayan ihtiyati tedbir talebinin reddini, esasa ilişkin olarak; davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddini, sözleşmesel cezai şart, bedel iadesi ve tazminat haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesinin 02/06/2026 tarihli 2026/81 Esas sayılı kararı ile; "...Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne, Davalı tarafın ihtiyati tedbir kararının tebliğ tarihinden itibaren 1 haftalık kesin süre içerisinde 6769 sayılı SMK'nun 159/2-c maddesi uyarınca toplam 1.000.000,00 TL (bir milyon TL) nakdi teminatı ya da kesin ve süresiz banka teminat mektubunu Mahkememize depo etmesine,

-Kesin süre içerisinde teminatın depo edilmemesi halinde ihtiyati tedbir kararının ağırlaştırılabileceğinin ihtarına, sair tedbir taleplerinin bu aşamada reddine,..." karar verilmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-Yerel mahkemenin, taraflar arasındaki 01.04.2016 tarihli Franchise Sözleşmesinin 01.04.2026 tarihinde sona erdiği ön kabulüyle marka hakkına tecavüz edildiği kanaatine vardığını ve tedbir kararı tesis ettiğini, müvekkilinin, sözleşmenin 8.1. maddesinin kendisine tanıdığı hakkı kullanarak, ihtarname ile sözleşmeyi 10 yıl daha uzatma iradesini açıkça ortaya koyduğunu, Müvekkilinin, sözleşme başında davacıya 365.000 USD nakit ödeme yaptığını, lüks bir araç devrettiğini ve 10 yıl boyunca markaya değer kattığını, davacının haksız fesih iradesinin hukuken geçersiz olup, sözleşmenin halen yürürlükte olduğunu, sözleşmenin haksız feshi halinde marka kullanımının tecavüz teşkil etmeyeceğini, somut olayda, sözleşmenin geçerli bir şekilde uzatılıp uzatılmadığı, feshin haklı olup olmadığı tamamen esasa ilişkin bir yargılama faaliyetini gerektirdiğini, tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yaklaşık ispatın oluşmadığını,

-Mahkemenin, ara kararını tesis ederken İstanbul Anadolu 44. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/26 D.İş E. sayılı dosyasında alınan delil tespiti bilirkişi raporunu yegane dayanak yaptığını, ancak söz konusu raporda, HMK m. 279'a açıkça aykırı olarak, sözleşmenin sona erdiği ve fiillerin SMK m. 7 ve 29 uyarınca marka hakkına tecavüz oluşturduğu yönünde doğrudan hakimin yetkisinde olan hukuki nitelendirmeler yaptığını, hukuki değerlendirme içeren, yetki aşımıyla hazırlanan bir raporun yaklaşık ispat aracı olarak kullanılmasının mümkün olmadığını,

-Yerel mahkeme ara kararında, müvekkilinin 1.000.000,00 TL teminat yatırmasına, "Kesin süre içerisinde teminatın depo edilmemesi halinde ihtiyati tedbir kararının ağırlaştırılabileceğinin ihtarına" karar vermiştir. Bu nitelikteki bir karar, usul hukukunda yeri olmayan, belirsizlik yaratan ve şarta bağlı "iki aşamalı" bir tedbir kararı olduğunu,

-Mahkemece SMK m. 159/2-c bendi uyarınca "ters teminat" adı altında müvekkili aleyhine 1.000.000,00 TL gibi astronomik ve hiçbir ticari kayda, defter incelemesine veya somut zarara dayanmayan bir teminat bedeli belirlendiğini, Yerel mahkemenin belirlediği 1 Milyon TL'lik tutar, müvekkilinin ticari hayatını mahvetmeye yönelik, orantısız ve gereklilikten uzak bir tutar olduğunu, üstelik bu tutar belirlenirken müvekkilinin gelirleri veya iddia edilen tecavüzden doğan muhtemel kazançlar hesaplanmadığını, ticari defter ve kayıtlar incelenmeksizin afaki teminatlara hükmedilmesi ölçülülük ilkesinin açık bir ihlali olduğunu, ters teminat kurumu, davacının muhtemel zararlarını dengelemek için olduğunu,

-Mahkemece, müvekkilinin sözleşmeyi usulüne uygun şekilde uzattığına, davacının haksız ve kötüniyetli fesih girişiminde bulunduğuna ve ortada bir marka tecavüzü değil, ticari bir sözleşme uyuşmazlığı olduğuna dair hiçbir savunmalarının değerlendirmediğini, delil değerlendirmesi yapmadan ve tarafların açıklamalarını somut olarak gerekçelendirmeden sadece talep edenin iddiaları ve hukuka aykırı bilirkişi raporu üzerinden karar verildiğini,

-Teminatın tamamen kaldırılması yönündeki talepleri yerinde görülmediği takdirde; hükmedilen 1.000.000,00 TL tutarındaki teminatın müvekkilinin ticari faaliyetlerini sürdürülemez hale getirdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu gözetilerek, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun, makul bir seviyeye indirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararına karşı ilk derece mahkemesi nezdinde kanuni süresi içerisinde itirazda bulunmadığını, davalı taraf, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararına karşı herhangi bir itirazda bulunmaksızın doğrudan istinaf kanun yoluna başvurduğunu, itiraz üzerine verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığından, kanunda öngörülen zorunlu itiraz yolu tüketilmeksizin yapılan istinaf talebinin reddi gerektiğini, ortada bir fesih değil sözleşmenin süresinin dolması sebebiyle sözleşmenin sona ermesi durumu söz konusu olduğunu, müvekkili ile davalı arasında 01/04/2016 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli Franchise Sözleşmesi akdedilmiş olup davalı işbu sözleşme kapsamında müvekkili franchise verenin ürünlerini ve markasını belirli süre, koşul ve sınırlar içinde kullanarak "..." tabelası altında güzellik salonu işletmeyi kabul beyan ve taahhüt ettiğini, 01/04/2016'da imzalanan akdin sözleşme süresi başlıklı 5.maddesi sözleşmenin taraflarca imzalandığı tarihten itibaren 10 yıl olduğunu, Franchise alan her sürenin bitmesinden 6 ay önce bildirimde bulunmak suretiyle sürenin 10 yıl uzatılmasını isteme hakkına sahip hükmü bulunduğunu, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte marka hakkı kullanımının da sona erdiği açık olup davalının faaliyetlerini sürdürüyor olması açıkça marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu, delil tespiti talepli davanın İstanbul Anadolu 44. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/26 esas numarası ile görüldüğünü, alınan raporun yaklaşık olarak ispat için yeterli olduğunu, Mahkemece ihtiyati tedbir talebi değerlendirilirken yalnızca delil tespiti dosyasında düzenlenen bilirkişi raporu esas alınmamış, dosya kapsamında bulunan marka tescil belgeleri, taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri, noter ihtarnameleri, internet ve sosyal medya tespitleri ile diğer tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği kanaatine ulaşılmış olduğunu, ihtiyati tedbire yönelik ara karar 02.06.2026 tarihinde kurulmuş olup dilekçeler teatisi de 02.06.2026 tarihinde sona ermiş olduğunu, davalı tarafın hukuki dinlenilme hakkı herhangi bir şekilde kısıtlanmadığını, davalı taraf, teminat miktarının fahiş olduğunu, ticari faaliyetlerini sürdürülemez hale getirdiğini ileri sürmüş ise de bu iddialar tamamen soyut nitelikte olup dosya kapsamında bu hususa ilişkin herhangi bir delil sunulmadığını, Müvekkil ..., sahibi olduğu tescilli “...” markası ile güzellik ve kişisel bakım sektöründe faaliyet gösteren, sektörde bilinirliği yüksek ve ekonomik değeri bulunan bir marka olduğunu, Davalı tarafından işletilen güzellik merkezinin ... Caddesi gibi ticari değeri son derece yüksek ve yoğun müşteri potansiyeline sahip bir lokasyonda franchise sistemi kapsamında faaliyet göstermesi karşısında, ihtiyati tedbir nedeniyle doğabilecek muhtemel zararların da aynı ölçüde yüksek olabileceğini, ara karar usule ve yasaya uygun olup davalının istinaf isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Talep; marka hakkına tecavüz iddiasına dayalı olarak ihtiyati tedbirin kaldırılması istemine ilişkindir.

İstanbul Anadolu 44. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/26 D.İş E. - 2026/28 K. Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda; "...taraflar arasındaki sözleşmenin 01.04.2026 tarihinde sona erdiği, sözkonusu tarihten sonra karşı tarafça sosyal medya hesaplarında ve fiilen Franchise Veren tespit talep edenin 2012/11270 ve 2018/45189 tescil nolu markalarının tescil kapsamındaki 44. Sınıfta yer alan “Güzellik Bakım Hizmetleri”nde aynen kullanılmaya devam ettiğinin tespit edildiği, bunun SMK 7 ve 29.

maddeleri uyarınca marka hakkına tecavüz oluşturabileceği..." yönünde görüş ve kanaate ulaşıldığı anlaşılmıştır.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 159/1. maddesi gereğince bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişilerin, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edilebileceği, 159/3. maddesinde ise ihtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda SMK'nın 159. maddesi ile HMK'nın 389 vd. maddeleri kapsamında davacı tarafın ihtiyati tedbir talebine cevaz verilebilmesi için davalı kullanımının, davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının ispat edilmesi, mevcut durumda değişiklik olacağı, tedbir kararı verilmediği taktirde hükmün infazının zorlaşacağı yahut imkansız hale geleceğinin, bu fiillerden zararın doğduğunun yahut doğma ihtimali bulunduğunun yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde kanıtlaması gerekmektedir.

İlk derece mahkemesi tarafından; ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

HMK'da istinaf kanun yoluna başvurulabilecek ihtiyati tedbir kapsamında verilmiş olan kararlar açıkça düzenlenmiştir. Buna göre "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı HMK'nın 341/1/a maddesinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara; "İhtiyati tedbir kararı" başlıklı 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına; "İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz" başlıklı 394/5. maddesinde itiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yolu açık değildir. Kanun koyucu bu yöndeki iradesini hem kanun yoluna başvurulabilecek tedbir kararlarını açıkça belirterek, hem de bunların dışındaki kararlara karşı kanun yollarına başvurulmasını yasaklayarak düzenlemiştir. HMK'nın 391 inci maddesinde sadece ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüşken, 394 üncü maddesinde ise sadece ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulacağı düzenlenmiştir. Ancak ihtiyati tedbirin uygulanması kapsamında mahkemece verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun koyucunun, ihtiyati tedbire ilişkin tüm kararlara karşı kanun yolunu açma gibi bir iradesinin olmadığı HMK’nın 395. ve 396. maddelerinin gerekçesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle HMK’nın 396’ncı maddesine karşılık gelen Hükümet Tasarısının 400’üncü maddesinin gerekçesinde bu husus çok açık ve ayrıntılı şekilde ifade edilmiştir. Bu gerekçeye göre, “İhtiyatî tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasını düzenleyen bu maddede de, yukarıda belirtilen iki maddedeki ortak yönler dikkate alınarak itiraza ilişkin benzer hükümlere ayrıca atıf yapılmıştır. Ancak, itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulması hakkındaki fıkraya atıf yapılmamıştır. Zira, hâl ve şartların değişmesi, hukukî bir değerlendirmeden daha çok, maddî şartlarla yakından ilgili, nispeten sübjektif ve doğrudan mahkemenin takdirine bağlı bir husustur. Ayrıca, aynı yargılama süreci içinde, bir çok kez hâl ve şartlarda değişiklik olması sebebiyle, tedbirde değişiklik yapılması veya kaldırılması, bu yönde talepte bulunulması ya da talebin reddi söz konusu olabilir. Her talepten sonra verilecek karar hakkında kanun yoluna başvurulması, ihtiyatî tedbirler için kanun yoluna başvurulmasında istenen amacı da sağlamayacaktır. Kanun yolunun açılmış olmasının amacı, ihtiyatî tedbirlerle ilgili temel hukukî ve prensip hatalarının önüne geçmektir. Bu sebeple, ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez. Kanun yolu incelemesinde bu husus da değerlendirilerek bir karar verebilme imkânı kapalı değildir.” Madde gerekçesi çok açık olup, özellikle “ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez.” ifadesi karşısında, ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilemeyecektir. HMK'da sınırlı sayıda sayılmış olan kanun yoluna başvurulabilecek hallerin de bilindiği gibi kıyas yoluyla genişletilmesi veya bir uygulama tesis edilmesi de mümkün bulunmamaktadır.

Somut olayda, istinaf başvurusuna konu edilen ve Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesi istenilen karar niteliği itibariyle istinaf yoluna başvurulabilecek kararlardan olmadığı, 02/06/2026 tarihli kararın kısmen kabul edilen kısmı için istinaf incelemesinin talep edildiği, kabul edilen kısım yönünden istinafa tabi olmayan bir ara karar niteliğinde olduğu, davalı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-İstinafa konu hüküm kesin olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 341/2; 346/1; 352/1-b maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,

2-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince kendisine iadesine,

3-6100 Sayılı HMK' nun 326/1 maddesi gereğince davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-6100 Sayılı HMK'nun 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5-6100 Sayılı HMK' nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince iadesine,

6- 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,

Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 352/1-b. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a. maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1040, K. 2026/1437, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1040-e-2026-1437-k-56ee0f135436