İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/559 E. 2026/668 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/559
Karar No
2026/668
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/559 Esas KARAR NO : 2026/668

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/07/2025 KARAR TARİHİ : 17/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; alacaklı ... tarafından müvekkili ve yetkilisi olduğu ... Şti. aleyhine Antalya Genel İcra Dairesi’nin .../... Esas sayılı dosyasında kambiyo senedine özgü takip başlatıldığını, icra takibine konu ... tanzim tarihli, ... vade tarihli ... TL bedelli bono nedeniyle müvekkillerinin borcunun bulunmadığını, müvekkillerinden ...'in .... Şti.'nin yetkilisi olduğunu ve ... ilinde ... işine girmek için araştırmalar yaptığını ve bu araştırmalar sonucunda davalı ... ...'e ait "... İli ... İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, ... Ada ... No’lu parselde kain ... metrekarelik tarla ile ... İli ... İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, ... Ada ... No’lu parselde kain ... metrekarelik tarla"nın kiralanması için 3 adet sözleşme akdedildiğini, sözleşmenin akdedildiği gün dava konusu bononun düzenlendiğini, davalı tarafından dava konusu bono nedeniyle Antalya Genel İcra Dairesi’nin .../... Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, müvekkil tarafından ... tarihinde ... tarihinde ödeme taahhüdüyle takibin tebliğ alındığını, müvekkilinin icra takibi korkusuyla ödeme taahhüdünde bulunduğunu, müvekkilinin vermiş olduğu taahhüt nedeniyle geçersiz tebligata rağmen takibin kesinleştiğini, İİK 72/2 gereğince teminatsız olarak, icra veznesi yatan paranın alacaklıya ödenmemesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, haklı davalarının kabulü ile Antalya Genel İcra Müdürlüğü .../... Esas sayılı icra dosyasından müvekkilinin alacaklıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu icra takip dosyası Antalya Genel İcra Dairesi .../... Esas sayılı dosya ... tarihinde açıldığını, dosyada borçlulara tebligatlar ... tarihinde çıkarıldığını, icra dosyasında, borçlunun sözde iradesini sakatlayacak ve manevi baskı altına sokacak şekilde takibe esas ihtiyati haciz kararı da alınmadığını, yani herhangi bir şekilde borçlu üzerinde haciz baskısı yada irade sakatlayan bir durum mevzu bahis olmadığını, dosya borçluları ... ve ... Şirketi , ... tarihinde dosyaya ayrı ayrı vermiş oldukları dilekçelerde; ''ÖDEME SÜREMDEN VE İTİRAZ SÜREMDEN VE DİĞER LEHİME İŞLEYECEK SÜRELERDEN FERAGAT EDİYORUM. BORCA İTİRAZIM YOKTUR. BORCU KABUL EDİYORUM. TAKİBİN KESİNLEŞTİRİLMESİNİ TALEP EDERİM.'' denilmekle, borçlu tarafından bizzat icra dairesine gelinip, borç kabul edilmekle borç ve takip kesinleştiğini, dosya borçluları ... ve ... Şti. şirketi hiçbir haciz baskısı olmaksızın, aleyhlerine yapılan takipten haberdar olmuş ve ... tarihinde icra dairesine gelerek borcu kabul etmiş ve takibin kesinleştirilmesi talepli beyan içeren dilekçe verdiklerini, diğer yandan, borçlu tarafından huzurdaki davanın açılması için 1 sene 2 ay beklendiğini, korku ve panikle haraket eden bir kişinin bu olayın etkisinden kurtulur kurtulmaz yetkili merciilere başvuru yapması beklenir ki, davacı borçlunun bu yönde bir davranışı da mevcut olmadığını, ..., icra dairesinde borcun ödenmesi amacı ile taahhüt verdiğini, taahhüt ettiği ... tarihinde borcunu ödemediğini ve taahhüdünü ihlal ettiğini, bunun sonucunda; Antalya ... İcra Ceza Mahkemesi .../... E. .../... K. sayılı ... tarihli ilamı ile ''Sanığın ÖDEME TAAHHÜDÜNÜ İHLAL ETMEK SUÇU sabit olmakla, eylemine uyan İİK.un 340.madde uyarınca sanığın takdiren ÜÇ AYA KADAR TAZYİK HAPSİNE'' karar verildiğini, davacı Borçlunun ÜÇ AYA KADAR TAZYİK HAPSİNE'' karar verilmesi üzerine Karara karşı borçlu sanık ... tarafından, Antalya ... İcra Ceza Mahkemesi'ne itiraz edildiğini, Antalya ... İcra Ceza Mahkemesi .../... D.İş sayılı kararı ile borçlu sanığın haksız itirazını reddettiğini ve ... hakkındaki ceza ... tarihinde kesinleştiğini, borçlu hükümlü ...'in cezasının infazı için yakalaması bulunduğunu, ancak tam 6 aydır yakalanmamakta ve kolluk kuvvetlerinden kaçtığını, belirterek davanın reddine ve kötü niyet tazminatına hükmolunmasına karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesine göre açılmış menfi tesbit davasıdır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 62004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... E. sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının ..., borçluların ... ve ..., ... TL toplam alacak için kambiyo senetlerine mahsus icra takibi yapıldığı, borçluların borcu kabul ettikleri görülmüştür. Dava konu olayla ilgili hukuk kuralları şunlardır; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi. Menfi tespit davasına konu olan icra takibi kambiyo senedine istinaden başlatıldığından ve takip dayanağı bono kambiyo vasfında olduğundan görevli mahkeme 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesi uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleridir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 02/04/2018 tarih 2016/16905E. 2018/1711K. sayılı kararı). 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığım ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Menfi tespit davasının reddine karar veren mahkeme, borçluyu, alacaklının ihtiyati tedbir dolasıyla alacağını geç almış bulunmasından doğan zararı için bir tazminata mahkum eder (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2. Baskı, İstanbul 2006, s. 328; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2018 tarih 2017/15568E. 2018/12165K. sayılı kararı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/06/2018 tarih 2017/19-1627E. 2018/1187K. Sayılı kararında; "...Kural olarak borcun çekince (ihtirazi kayıt) ileri sürülmeksizin ödenmesi ya da ikrar edilmesi, borcun mevcudiyetinin kabulü anlamına gelir ve bundan sonra menfi tespite ilişkin iddia dinlenemez. Henüz icra takibinin kesinleşmediği dönemde, özellikle ihtiyati haczin infazı sırasında borçlunun (haciz ve muhafaza yapılmasını engellemek maksadıyla) borcu kabul ederek ödeme taahhüdünde bulunması, cebri icra baskısı altında yapıldığı gerekçesiyle gerçek anlamda bir borç ikrarı sayılmamaktadır (HGK. 16.03.2016 gün ve 2014/19-272 E., 2016/324 K.). Ancak borçluya takibe itiraz hakları kullandırılmış ve icra takibi kesinleşmişse artık borçlunun ikrarı veya ödeme taahhüdünün cebri icra baskısı altında verildiği kabul edilemez; böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliğinden söz edilemez.... Önceden menfi tespit davası açan borçlunun, haciz sırasında borçlu olmadığına ilişkin iddialarını tutanağa geçirmek suretiyle ödeme taahhüdünde bulunması da bu taahhüdün, çekince (ihtirazi kayıt) ileri sürülerek ve cebri icra baskısı altında yapıldığı anlamına gelir. Diğer bir ifade ile somut olayın, yukarıda açıklanan özellikleri nedeniyle davacı keşidecinin ödeme taahhüdünde bulunması, borçlu olduğunun ikrarı olarak kabul edilemez..." denilmiştir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/11/2016 tarih 2016/6212E. 2016/14320K. sayılı kararında; "...borçlu ... ..., “borcumu kabul ediyorum ve teminatın alacaklıya iade edilmesine muvafakat ediyorum, ayrıca haczin ve takibin kesinleşmesine de muvafakat ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuş, bu beyanını da imzası ile tasdik etmiştir. Mahkemece icra takip dosyasındaki borcun kabulü yönündeki bu beyan..." denilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/06/2013 tarih 2013/19-35E. 2013/877K. sayılı kararında; "...Alacaklının haciz talebi üzerine, ... tarihinde yapılan birinci haciz esnasında borçlu(davacı) beyanında aynen; “Bu borcumu şimdilik ödeyecek gücüm yoktur. Borcumu en kısa zamanda halledeceğim” şeklinde ifade kullandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu itibarla, ödeme emrine karşı itiraz ileri sürülmeksizin kesinleşen icra takibinden üç ay sonra yapılan haciz işlemi esnasında, davacı tarafından sarf edilen bu sözlerin, borcun kabulü olarak benimsenmesinin gerektiğine..." denilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/04/2025 tarih 2025/1598E. 2025/2564K. sayılı kararında; "... Her ne kadar davadan önce, takip kesinleştikten sonra davacı borçlu tarafından borç benimsenerek ödeme taahhüdünde bulunulmuş ise de, anılan bu beyanın kapsamının her somut uyuşmazlıkta ayrıca değerlendirilmesi gerekeceğinden davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı vardır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, anılan beyan çerçevesinde davacının borcu benimseyip ödeme taahhüdünde bulunduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde verilen kabul kararının kanun yararına bozulması gerekmiştir... " denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 09/03/2020 tarih 2019/1393E. 2020/433K. sayılı kararında; "... Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/06/2018 tarih 2017/19-1627E. 2018/1187K. Sayılı kararında açıklandığı üzere ; "...Kural olarak borcun çekince (ihtirazi kayıt) ileri sürülmeksizin ödenmesi ya da ikrar edilmesi, borcun mevcudiyetinin kabulü anlamına gelir ve bundan sonra menfi tespite ilişkin iddia dinlenemez. Henüz icra takibinin kesinleşmediği dönemde, özellikle ihtiyati haczin infazı sırasında borçlunun (haciz ve muhafaza yapılmasını engellemek maksadıyla) borcu kabul ederek ödeme taahhüdünde bulunması, cebri icra baskısı altında yapıldığı gerekçesiyle gerçek anlamda bir borç ikrarı sayılmamaktadır (HGK'nun 16.03.2016 gün ve 2014/19-272 E., 2016/324 K.). Ancak borçluya takibe itiraz hakları kullandırılmış ve icra takibi kesinleşmişse artık borçlunun ikrarı veya ödeme taahhüdünün cebri icra baskısı altında verildiği kabul edilemez; böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliğinden söz edilemez." Davacıya ödeme emrinin ... tarihinde tebliğ edildiği, itiraz edilmediğinden takibin kesinleştiği, davacının ... tarihinde icra dairesine başvurarak ayrıntılı olarak ödeme taahhüdünde bulunduğu, davacının ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesiyle ilgili İcra Mahkemesine dava açmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda davacının icra takibi kesinleştikten sonra borçlunun ikrarı veya ödeme taahhüdünde bulunması halinde, bu taahhüdün cebri icra baskısı altında verildiği ve böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliği ileri sürülemeyeceğinden, mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru olup..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacılar Antalya Genel İcra Müdürlüğü .../... E. sayılı takip dosyası nedeni ile borçlu olmadığının tespiti istemi ile dava açmışlardır. Davacılar Antalya Genel İcra Müdürlüğü .../... E. dosyasında ... tarihinde dosyaya ayrı ayrı vermiş oldukları dilekçelerde; "Ödeme süremden ve itiraz süremden ve diğer lehime işleyecek sürelerden feragat ediyorum. Borca itirazım yoktur. Borcu kabul ediyorum. Takibin kesinleştirilmesini talep ederim." şeklinde beyanda bulmuş ve ... ödeme taahhüdünde bulunmuştur. Borçluya takibe itiraz hakları kullandırılmış ve icra takibi kesinleşmişse artık borçlunun ikrarı veya ödeme taahhüdünün cebri icra baskısı altında verildiği kabul edilemez; böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliğinden söz edilemez. Davacıların icra takibi kesinleştikten sonra takip dosyasında borcu ikrarı veya ödeme taahhüdünde bulunduğu; bu taahhüdün cebri icra baskısı altında verildiği ve böyle bir ikrarın irade sakatlığı nedeniyle geçersizliği ileri sürülemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Menfi tespit davasının reddine karar veren mahkeme, borçluyu, alacaklının ihtiyati tedbir dolasıyla alacağını geç almış bulunmasından doğan zararı için bir tazminata mahkum edecek olması, mahkememizin ... tarihli ara kararı ile "icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine" karar verilmiş ise de tedbir kararı uygulanmadığından davalı lehine tazminata karar verilmeksizin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların davalarının REDDİNE, 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu' nun 72/4. maddesi koşulları oluşmadığından davalı lehine tazminata hükmolunmasına yer olmadığına, 3. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan alınması gerekli ... TL karar ve ilam harcı ile Arabuluculuk başvuru dosyasında arabulucuya Bakanlık Bütçesinden karşılanarak ödenen ... TL'nin peşin alınan ... TL'den mahsubu ile bakiye ... TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4. Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 326/1. maddesi gereğince davacılar üzerinde bırakılmasına, 5. Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 330. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davacılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 7. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 333. maddesi gereğince giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, 8. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 301/1., "Bölge Adliye Ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik" in "İlâm ve suretlerin verilmesi, kesinleşme kaydı ile harçların tahsili" başlıklı 216/1. maddesi gereğince, Hâkimin re’sen harekete geçtiği hâller ile kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla taraflardan birinin talebi hâlinde hükmün bir nüshası makbuz karşılığında talep eden tarafa verilmesine ve varsa bir nüshasının da diğer tarafa tebliğine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK.'nun 341/1-a, 342 ve 345. maddeleri gereğince Mahkememiz gerekçeli kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTALIK SÜRE İÇERİSİNDE Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile, ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNE İSTİNAF KANUN YOLU açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/09/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/559, K. 2026/668, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-559-e-2026-668-k-26c14d38b055