Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/246 E. 2026/1184 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/246
- Karar No
- 2026/1184
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/246 KARAR NO : 2026/1184
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/10/2024 NUMARASI : 2023/156 Esas - 2024/755 Karar
DAVACILAR : 1- ... - ... 2- ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA TÜRÜ : Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 15/04/2019 KARAR TARİHİ : 22/06/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 16/07/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekilinin dava dilekçesinde özetle; icra takibinde alacaklı olarak görünen ...'ın davacı tarafından hiçbir şekilde tanınmadığını davacının asıl borçlu olan ...'ün şahsi olarak alacaklı ile hiçbir tanışıklığı olmadığı gibi aralarında hiçbir ticari iş olmadığını, yine senette kefil sıfatı ile borçlu olan davacının ...'ün yetkilisi olduğu şirket Hamarat Baklava Börek Yemek Turizm Sosyal Hizmetler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin de alacaklı olan kişi ile hiçbir ticari bağı olmadığını, bu nedenle alacaklı sıfatı taşıyan ... ile müvekkillerin hiçbir ticari ve şahsi işi olmaması sebebiyle böyle bir senedin davacılarca hiç bir şekilde düzenlenmediğini, davacılar açısından telafisi imkansız zararlara sebep olmaması ve hak kaybı da yaşanmaması için öncelikli olarak takibin teminatsız veya Mahkememiz tarafından uygun görülecek bir teminat karşılığında tedbiren takibin durdurulmasına karar verilmesini talep etme zarureti doğduğunu, söz konusu senetteki sahtelik iddialarının davacı ... yönünden sadece imzaya itiraz olmayıp senedin sahte olduğu iddialarının da bulunduğunu, ayrıca bu süreçte haciz yapılması halinde tedbir kararıyla birlikte "borçlu tarafından cebri icra tehdidi altına ödenecek her türlü paranın alacaklıya ödenmemesi" şeklinde bir tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, senetteki hiç bir yazının davacılara ait olmadığı gibi ...'ün şahsi olarak bu senedi imzalamadığını, senedin sahte olduğunu, davalı ne şekilde temin edildiği bilinmeyen bir şekilde hamarat şirketinin kaşe ve imzasını açığa bir şekilde dolandırıcılık faaliyeti yürütülerek temin ettiğini, ... ile Hamarat şirketinin hiçbir şekilde davalıyla ne bir şahsi ne bir ticari borç ilişkisi bulunmadığını ve şahsı tanımadığını, alacaklının hileli işlem ile davacı firmadan imza ve kaşe almak suretiyle açığa imza alarak davacıların sorumlu olmadığı bir borca sokmaya çalıştığını, ayrıca kefil olan davacı şirket Hamarat Baklava Börek ... Ltd. Şti.'ne ait imza ve kaşe almış olmaları bir yana diğer davacının asıl borçlu sıfatı taşıyan ... söz konusu senetteki imzasının kendisine ait olmadığını beyan ettiğini, buna ilişkin olarak Gebze 2. İcra Hukuk Makemesi 2019/151 E.sayılı borca itiraz talepli davalarında gerekli incelemeler yapılacağını, ancak davacıların aslında hiçbir şekilde borçlu olmadıkları bir kişiye karşı bu alacağı ödemekten ancak bu dava yolu ile kurtulabilecek olup ivedilikle tedbir kararı alınmasını talep ettiklerini, iş bu icra takibi sebebiyle alacaklı ... tarafından dolandırıcılık, senette sahtecilik sebebiyle savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyası numarası 2019/8899 olduğunu, bu nedenlerle icra takibi sahte senede dayanarak açılmış olduğunu, itirazlarının dikkate alınarak davacıların borçlu olmadığının tespiti ile senedin iptaline ilişkin açmış oldukları iş bu davalarının kabulü ile davalının kötü niyetli olarak hareket etmesi sebebiyle yüzde 20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; icra takibi ve davaya konu senet, davacılar ile davalı arasında olan şahsi borç ilişkisi nedeniyle düzenlendiğini, vadesinde ödenmemesi üzerine de yasal yollara başvurulduğunu, davalı, davacıya verdiği borç miktarı değerinde senet aldığı için başkaca bir yazılı belge almaya ihtiyaç duymadığını, daha sonrasında da verilen borcun davalıya geri verilmemesi neticesinde yasal yollara başvurulduğunu, taraflar arasındaki bu borç ilişkisi hakkında doğrudan bilgi sahibi tanıklar da bildirileceğini, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi davacının davalının tanımama ihtimali olmadığını, zira bir kişinin tanımadığı birine senet vermesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın, borçtan kurtulma amacıyla böyle iddialarda bulunup, borcu ödemekten kaçındığını, davacıların, borçlu olmadıkları iddiasını yazılı delille ispat etmeleri gerektiğini; dava dilekçesinde hiçbir delil ve dayanak gösterilmeksizin ileri sürülen iddialara itibar edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle, açılan dava haksız olup, reddi gerektiğini, borca karşılık senet alınmasının hukuki mantığı alacaklının açıklama yapmaksızın alacağını garanti altına almak istemesi olduğunu, aksi halde kambiyo vasfına duyulan güvenin bir anlamı olmayacağını, müvekkilinin davalı taraf ile arasında olan şahsi ilişkiden kaynaklı senedin sahte olduğunu ileri sürmek hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle davacının hukuki dayanaktan yoksun iddialarının reddi gerektiğini, davacı taraf, kambiyo senedine karşı borçlu olmadığını, İİK'nın md. 169/1., 168/5 ve 169/A gereğince yazılı delil ile ispat etmesi gerektiğini, davaya konu senet hakkında davacı aleyhine Gebze 4. İcra Müdürlüğü'nün 2019/7352 E. Sayılı dosya numarası ile takip başlatıldığını, her ne kadar davacı taraf icra takibinin kötü niyetli olduğundan bahisle icra takibinin tedbiren durdurulmasını talep etmişse de davacının bu talebinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, Zira İİK m. 390/3’de “Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.” hükmü yer aldığını, ancak davacı tarafın dava dilekçesi tamamen soyut ve tek taraflı iddilardan oluşmakta olduğunu, davacı tarafın haklılığını yeterince ispat edemediğini, bu nedenlerle, yargılama neticesinde davanın reddi ile haksız ve kötüniyetli olarak dava açan davacı taraf aleyhine takip miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davanın reddine, 2-Asıl alacak miktarı üzerinden %20 oranında hesap edilen 6.000 TL’nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf ilamındaki kesin olmak üzere verilen karar ile müvekkilim yönünden usuli kazanılmış hak söz konusu olup daha önce alınan adli tıp kurumu raporuna hiçbir itirazı olmayan ve kararı istinaf etmeyen, yeni yargılamada hiçbir delil ibraz etmeyen davalı lehine verilen karar açıkça hatalı olduğunu, yerel mahkemece daha önce alınan rapora itiraz etmeyen ve kararı da istinaf etmeyen davalı alacaklı lehine verilen kararı kabul etmediklerini, hiçbir gerekçe ve diğer ATK raporundaki tespite atıf yapılmadan iki rapor arasındaki çelişki giderilmeden, ATK üst kurulundan yeniden rapor alınmasını yönündeki itiraz dikkate alınmaksızın verilen karar hatalı olduğunu beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan, 30.06.2021 tarihli adli tıp raporunda senetteki imzanın davacının eli ürünü olduğunun belirtildiğini, davacının bütün beyanları yalan ve borçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, Kanunda ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında sabit olduğu üzere davacı, davasını ispat edecek yazılı deliller sunamadığını, tamamen soyut beyanlar üzerine kurguladığı davası sübut etmediğini, bu sebeple davanın reddi yönündeki karar hukuka uygun olduğunu beyan ile; davacıların istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz. DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/10/2024 Tarih - 2023/156 Esas - 2024/755 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davalı alacaklının, düzenleyeni davacı ..., lehtarı alacaklı ..., düzenleme tarihi 10/12/2018, vade tarihi 20/01/2019, avalisti davacı şirket olan 30.000,00 TL bedelli bonodan kaynaklı alacağının tahsili için Gebze 4. İcra Dairesi'nin 2019/7352 esas sayılı icra takibini başlattığı, davacıların eldeki dava ile bonodaki imzaların kendilerine ait olmadığını ve bononun kendilerinden hile ile alındığı gerekçesiyle borçlu olmadıklarının tespitini talep ettikleri, davalının davanın reddini istediği, davacıların şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada Gebze CBS'nin 2019/8899 sor. Sayılı dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ilk derece mahkemesince İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 30/06/2021 tarih 2021/33351 sayılı bilirkişi raporunda, imzaların kuvvetle muhtemel davacı ...'e ait olduğunun belirtildiği, davacının 24/12/2019 tarihli duruşmada alınan beyanında, imzaların kendi imzasına benzediği, şirket kaşesi üzerine atılan imzanın kendisine ait olduğu ancak kendi adına atılan imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 19/01/2023 tarih 2022/285 esas 2023/53 karar sayılı kararı ile; " ... Uyuşmazlık dava konusu bono üzerinde davacılar adına atfen atılan imzaların davacılara ait olup olmadığını noktasındadır. İlk derece mahkemesince İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 30/06/2021 tarih 2021/33351 sayılı bilirkişi raporunda, imzaların kuvvetle muhtemel davacı ...'e ait olduğunun belirtildiği, davacının 24/12/2019 tarihli duruşmada alınan beyanında, imzaların kendi imzasına benzediği, şirket kaşesi üzerine atılan imzanın kendisine ait olduğu ancak kendi adına atılan imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği görülmektedir. Kambiyo senetlerindeki, imzaların istiklali prensibi (6102 sayılı TTK. m. 677) gereğince her imza sahibi senetteki kendi imzasından sorumludur. Davacı şirket Hamarat Baklava Börek Yemek Turizm Sosyal Hizmetler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin tek yetkilisinin diğer davacı ... olması nedeni ile ...'ün 24/12/2109 tarihli duruşmadaki beyanı davacı şirket yönünden bağlayıcıdır. İlk derece mahkemesince bu beyan da dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hükme esas alınan İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 30/06/2021 tarih 2021/33351 sayılı bilirkişi raporunda, imzaların kuvvetle muhtemel davacı ...'e ait olduğunun belirtildiği ve kesin bir kanaat içermediği görülmektedir. Kesin kanaat içermeyen raporun hükme esas alınması doğru olmamıştır ("... Adli Tıp Kurumundan alınan ve davacıya atfen atılan imzaların teşhise götürerek önemli materyal ve yazı unsuru içermeyen karalama tarzında çizgilerden ibaret basit tersimli imzalar olmaları nedeniyle davacının eli ürünü olup olmadığının tespit edilmediği yolunda verilen rapora göre karar verilmiş ise de söz konusu raporda kesin bir görüş belirtilmediğinden Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyelerinden oluşturulacak uzman bilirkişi heyetinden Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde rapor alınarak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." Yargıtay 19. HD. 21/04/2011 tarih, 2010/10135 E., 2011/5408 K.). Davacının kendi adına atfen atılan imza yönünden bir kabulü yoktur. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesince yapılması gereken iş; imzası inkar edilen kambiyo senedinde ... adına atfen atılan imzanın bu davacıya ait olup olmadığı İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 30/06/2021 tarih 2021/33351 sayılı raporunda kesin olarak belirlenemediğinden artık bu imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükü davalı alacaklıya geçtiğinden, davacının incelemeye esas varsa eski tarihli başka imza örnekleri ile varsa davalı delilleri toplandıktan sonra oluşturulacak üç kişilik Grafoloji bilirkişi heyetinden yeniden imza incelemesi raporu alınması, davacı ... adına atfen atılan imzanın bu davacı eli ürün olup olmadığı kesin olarak belirlenmesi, bu halde dahi belirlenememesi halinde de ispat yükünün davalı alacaklıda olduğu dikkate alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi olmalıdır. ..." şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına karar verildiği, ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Eldeki davada, uyuşmazlığın takibe konu bonodaki imzanın davacılara ait olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacıların borçlu bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir (YHGK., 14.05.2014 tarih, 2013/19-1155 Esas, 2014/660 Karar; YHGK., 17.04.2015 tarih, 2013/19-1622 Esas, 2015/1238 Karar). İspat yükü bakımından 6100 sayılı HMK’nın 189-(3) maddesinde “Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz” hükmünü içermektedir. Yine Aynı Kanunun 200-(1) maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ….. Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ….. Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz” hükmü ile “senetle ispat zorunluluğu, 200. maddenin 2. fıkrasında ise “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. 203. maddesinde ise tanık dinlenebilecek haller sayılmıştır. Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, 200. maddedeki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da 203. maddede belirtilmiştir. Bunun yanında yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir. Yapılan açıklamalar kapsamında istinaf incelemesi yapılan somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacılar senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını kendilerinin imzasının taklit edilerek takibe konu senedin düzenlendiğini ileri sürerek takip konusu senet nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitini istemiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde, davacının iddia ettiği tüm hususların gerçek dışı olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir. Bu durumda yukarıda da değinildiği gibi eldeki davada ispat davacı tarafa düşmektedir. Eldeki davada, davanın, kambiyo senedine dayalı icra takibi nedeniyle açılmış menfi tespit davası olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ise; takibe dayanak bonoda davacı ... adına atılı bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının senetten dolayı sorumlu tutulup tutulmayacağı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri uyarınca, senetteki imzanın inkar edilmesi halinde, imzanın ilgili kişiye ait olduğunun ispatı, senede dayanarak hak talebinde bulunan alacaklıya aittir. İlk derece mahkemesince daha önce alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 30/06/2021 tarihli raporunda, inceleme konusu senedin düzenleyen bölümünde ... adına atılı bulunan imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında benzerlikler bulunduğu belirtilmiş ise de, raporda imzanın davacı eli ürünü olduğu hususunda kesin ve tereddüte yer vermeyecek nitelikte bir kanaate ulaşılamamış, "kuvvetle muhtemel" davacı eli ürünü olduğu yönünde görüş bildirilmekle yetinilmiştir. Bu nedenle, anılan raporun tek başına hüküm kurmaya elverişli olmadığı, imzanın aidiyetinin kesin olarak ortaya konulamadığı değerlendirilerek , ispat yükünün davalı alacaklı üzerinde bulunduğu gözetilmek suretiyle, davacının incelemeye esas eski tarihli imza örnekleri de temin edilerek , oluşturulacak üç kişilik grafoloji uzmanı bilirkişi kurulundan ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli yeni bir rapor alınması gerektiği gerekçesiyle Dairimizce önceki hükmün kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince Dairemizce verilen kaldırma kararı doğrultusunda eksiklikler giderilmiş; davacının farklı tarihlere ait mukayese imzaları dosyaya kazandırılmış ve üç kişilik grafoloji uzmanı bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır. Düzenlenen bilirkişi raporunda, inceleme konusu bonoda ... adına atılı bulunan imzanın, mukayese imzaları ile grafik ve grafolojik özellikleri bakımından uyumlu olduğu, imzanın davacı ...'ün eli ürünü bulunduğu bilimsel veriler ışığında açık ve gerekçeli şekilde tespit edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun, incelemeye esas belge ve mukayese örneklerinin yeterli sayıda olduğu, kullanılan yöntemlerin ayrıntılı biçimde açıklandığı, ulaşılan sonucun bilimsel verilere dayandırıldığı, taraf ve üst yargı denetimine elverişli nitelik taşıdığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bu raporun aksini ortaya koyabilecek, bilimsel yöntemlerle hazırlanmış başka bir delilinde bulunmadığı, bu durumda, takibe dayanak kambiyo senedindeki imzanın davacıya ait olduğu ispat edilmiş olmakla, davacının senetten kaynaklanan borçtan sorumlu olmadığı yönündeki iddiasının ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan tüm bu neden ve gerekçelerle, mahkemece, tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve özellikle hükme esas alınan üç kişilik grafoloji bilirkişi kurulu raporu birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, dosya kapsamının incelenmesinde; davacının dava dilekçesi ile birlikte ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, ilk derece mahkemesince düzenlenen tensip zaptının 8 numaralı ara kararı ile 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesi uyarınca %15 oranında teminat karşılığında icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, teminatın yatırılması halinde icra müdürlüğüne müzekkere yazılmasına şeklinde hüküm oluşturulduğu anlaşılmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 72-(3) maddesi hükümleri uyarınca, ihtiyati tedbir kararı verilmiş bulunan menfi tespit davasının reddedilmesi halinde alacıklı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesi mümkündür. Somut olayda da davacı lehine ihtiyati tedbir kararı verildiği ve yargılama sonucunda menfi tespit davasının reddine karar verilmiş olduğundan, ilk derece mahkemesince davalı lehine %20 oranında tazminata hükmedilmesinde de isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Gerekçeli karar başlığında; davacı şirket ile taraf vekillerinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davacıların İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, 2-Bakiye 116,60 TL harcın davacılardan ayrı ayrı alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden taraf üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 8-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/06/2026
... Başkan ... ¸e-imzalıdır. ... Üye ... ¸e-imzalıdır. ... *Üye ... ¸e-imzalıdır. ... Katip ... ¸e-imzalıdır.
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*