Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1704 E. 2026/1278 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1704
- Karar No
- 2026/1278
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2025/1704
KARAR NO: 2026/1278
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : (Kapatılan) İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 18/6/2025
NUMARASI: 2017/1173(E) - 2025/435 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ: 3/9/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davalı ...Şirketine karşı açılan davanın feragat nedeniyle reddine, diğer davalılara karşı açılan davanın kısmen kabulüne, 2.024.381,66 TL tazminatın kazanın meydana geldiği 13/6/2015 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, aşan istemin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalı ... AŞ vekili dilekçesinde özetle; davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yararın dava şartı olduğunu, bunun yanında davacının talep sonucunun dava dilekçesinde anılan Kanun'un 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirerek talep soncunu somutlaştırmak zorunda olduğunu, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen davacının davayı açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceğinden davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini; duruşmanın 18/6/2025 günü yapılan oturumunda sorulan davacı vekilinin beyanı üzerine davanın belirsiz alacak davası olduğuna karar verilmesinin de yerinde olmadığını, HMK'nin 107'nci maddesi kapsamında düzenlenen belirsiz alacak davasının açılabilmesi için dava dilekçesinde bu dava türünün seçildiğinin belirtilmesinin zorunlu olduğunu; davacının sunduğu ıslah dilekçesinin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109'uncu maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı içinde verilmediğinden ıslah edilen miktarın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne hükmolunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline karşı açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin, uzun süreli kira sözleşmesiyle ... AŞ'ye kiraladığı söz konusu aracı adı geçen davalı şirket tarafından davalılardan ...'ye kiralandığını, ilgili mevzuat hükümleri ve Yargıtay uygulamaları nazara alındığında davanın müvekkili şirket açısından pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini; gerçekleştiğini ileri sürülen kazanın meydana geldiği tarihte başka şirketin işleten sıfatı taşıdığını, ... plakalı aracın iddia edilen olay tarihinde müvekkili şirket tarafından ... AŞ'ye kiralandığına ilişkin taraflar arasında bağıtlanan kira sözleşmesinin ortaya konulduğunu ve ticari defterlerin incelenmesine de karar verildiğini, bilirkişi raporunda müvekkili şirketin sunduğu 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerin yöntemine uygun yapıldığı, defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, kayıtlara göre ... plakalı aracın ... AŞ'ye 4/4/2015 günü teslim edildiği, belgeler arasında ilgili kira sözleşmesinin bulunduğu, davaya konu aracın 12/6/2015 - 16/6/2015 tarihleri arasında ... AŞ tarafından ...'ye kiralandığına dair faturanın görüldüğü belirtilmiş ... AŞ'nin ise defterlerini sunmadığının ifade edildiğini gelinen durumda davaya konu aracın iddia edilen kaza tarihinde ... AŞ'ye kiralandığının belge ve ticari defter kayıtlarıyla ortaya konulduğunu, kazanın gerçekleştiği 13/6/2015 günü itibarıyla, davalı ... AŞ'ye uzun süreli kiralanan ... plakalı aracın müvekkili şirketin fiili zilyetliğinde de olmadığını, adı geçen diğer davalı şirketin teslim edilen aracı ticari faaliyetleri çerçevesinde kiralayıp ekonomik yarar sağladığını, bu tarihlerde müvekkili şirketin araç üzerinde ne fiili hakimiyetinin ne de ekonomik yararının bulunduğunu, dolayısıyla işleten sıfatının müvekkili şirkete ait olmayıp davalı ... AŞ'ye ait olduğunu; ilk derece mahkemesinin sözleşmenin damga vergisinin beyan edilmemesi ve ödeme belgesinin sunulmamasını gerekçe göstererek sözleşmeye kuşkuyla yaklaşmasının da yerinde olmadığını, zira kira ilişkisinin ticari defterlere yöntemine uygun biçimde işlenip defterlerin açılış-kapanış tasdiklerinin de eksiksiz yapıldığının, kayıtların da birbirini doğruladığının bilirkişi raporuyla saptandığını, vergiye ilişkin bir durum olan damga vergisinin beyan edilmemesinin, sözleşmenin hukuken geçerliliği veya taraflar arasındaki kira ilişkisinin varlığını ortadan kaldırmayacağını, vergi dairesine bildirimin eksikliğinin yahut damga vergisi ödenmemesinin, sözleşmenin varlığını ve taraflar arasında hüküm doğurduğunu bertaraf etmeyeceğini, HMK'nin 322'nci maddesinin 3'üncü fıkrası uyarınca yöntemine uygun tutulmuş ve tasdik edilmiş defter kayıtlarının, diğer tarafın defterleri ibraz etmemesi durumunda lehine kanıt oluşturacağını, nitekim ticari defterlerini sunmayan ... AŞ'nin müvekkilinin kayıtlarının çürütecek herhangi bir kesin kanıtta sunmadığını, bu itibarla HMK'nin 222'nci maddesi kapsamında müvekkili şirketin defter kanıtlarına üstün kanıt niteliğinin tanınması, araç üzerindeki fiili tasarrufun ve ekonomik yararın kaza tarihinde ... AŞ'ye ait olduğunun kabul edilmesi, müvekkili davalı şirkete izafe edilmemesi gerektiğini; davalı sürücünün kusurlu olduğu hiçbir biçimde kabul etmemekle birlikte, bir an için kusurlu olduğunun kabulü halinde dahi davacının da müştereken kusurunun olduğunu, kaldı ki kaza anında motosiklet sürücüsü davacının kask takmadığının ve bu kapsamda birlikte (müterafik) kusurunun bulunduğunu; bir çok giderin .. Kurumu ve sigorta şirketi tarafından karşılanan davacının davalılardan mükerrer taleplerde bulunduğunu, davacının bu yöndeki taleplerinin reddi gerektiğini, ilk derece mahkemesi kararı gerekçesinde, dosyada bulunan dilekçeler ve ileri sürdükleri kanıtların dikkate alınmadığını, bu nedenle HMK'nin 371'inci maddesinde belirtilen bozma nedenlerinin birden fazlasının gerçekleştiğini, mahkemenin gerekçesiz olarak müvekkili aleyhine hüküm verdiğini belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ... AŞ vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının usule aykırı olarak iki kez ıslah gerçekleştirdiğini, bu nedenle ikinci ıslah dilekçesinin kabul edilemeyeceğini, çünkü dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmının 2 numaralı paragrafında talebin kısmen öne sürüldüğü belirtilerek, tipik biçimde kısmi dava açıldığını, yargılamanın 18/6/2025 günü gerçekleştirilen son duruşmasında HMK'nin 141'inci maddesinde düzenlenen iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına aykırı olarak davacıdan, davanın, belirsiz dava olup olmadığının sorulduğunu, davacı tarafın beyanı doğrultusunda davanın belirsiz alacak davası olduğuna hükmedilmesinin HMK'nin 36'ncı, 141'inci ve 176'ncı maddelerine aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi hâkiminin davacı lehine hüküm tesis etmek amacıyla usule ve yasağa aykırı olarak 8 yıl süren yargılamanın son duruşmasında davacıyı yönlendirerek, davanın belirsiz alacak davası olduğuna dair bir açıklamayı davacıdan almasının hakka, hukuka ve muhakemeye sığmayacağını; davacının kısmi davasına ve ıslahına konu etmediği 1.678.188,49 TL tutarındaki talebin 8 yıllık zamanaşımına uğradığını, bilirkişiler tarafından davacının zararının tazmin edildiğinin açıkça belirtilmesine karşın davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; dilekçeye konu karara dayanak bilirkişi raporundaki hesaplama yönteminin de hatalı olduğunu; araç sürücüsüne atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, kusur durumun tespitinin açıkça hatalı yapıldığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
HMK'nin 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:
Bilindiği gibi KTK hükümlerine göre, trafik sicil kaydı "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir.
Ancak, trafik kaydına rağmen işleten sıfatının üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir kanun hükmü yoktur. Nitekim aynı Kanunun üçüncü maddesinde işleten, " ... araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır" biçiminde tanımlanmıştır.
Anılan Kanunun 85'inci maddesinde ise, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmüne yer verilmiştir.
Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, araç malikleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılması için bir başka kimseye devir edilmesi halinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o araca kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekir. Bunun sonucu olarak da, araç maliki sorumlu tutulmamalıdır.
Gerek öğretide, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
Dosyaya eklenen pasif araç sorgusu raporu içeriğine göre kazaya karışan ... plakalı otomobilin, trafik sicilinde davaya konu kazanın meydana geldiği 13/6/2015 tarihi itibarıyla davalı ... AŞ adına kayıtlı olduğu anlaşılmış; serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 26/11/2023 tarihli raporda ise, davalı ... AŞ'nin sunduğu 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 64'üncü ve 66'ncı maddeleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 220-226 maddeleri ve 1 sıra numaralı Elektronik Defter Genel Tebliğine göre açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olarak yapıldığı, davalı ... AŞ'nin incelemeye gelmediği, yeni bir inceleme talebinde de bulunmadığı, cevap dilekçesi ekinde sunulan davalı ... AŞ ile ... AŞ arasında imzalanan 10/4/2015 tarihli uzun süreli kiralama sözleşmesinin vergi dairesine bildirilmediği, dosyaya sunulan teslim tutanağına göre .... plakalı araç ile dava konusu olmayan toplam 50 adet aracın 4/4/2015 günü diğer davalı ... AŞ'ye teslim edildiği, dosya kapsamında ... AŞ tarafından davaya konu ... plakalı araç için davalı ... AŞ'ye düzenlenen kiralama faturaları bulunmadığından, davalı ... AŞ'nin defterlerinde 4/4/2015 tarihinden itibaren kayıtlı satış faturalarının davaya konu aracın kiralanması ile ilgili düzenlenen faturalar olup olmadığının saptanamadığı, davalı ... AŞ tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan 19/6/2015 tarihli ... seri numaralı, 5.956,07 TL tutarındaki faturaya göre ... plakalı aracın 12/6/2015- 16/6/2015 tarihleri arasında ... AŞ tarafından davalı ...'ye kiralandığı, ticaret sicil kayıtlarına göre davalı ... AŞ yönetim kurulu üyeleri ve yetkilileri olan ..., ..., ...'in aynı zamanda ... AŞ'nin de yönetim kurulu üyeleri ve yetkilileri olduğunun görüldüğü belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan bilirkişi raporu içeriği ile dayanağı belgeler birlikte değerlendirildiğinde, cevap dilekçesi ekinde sunulan davalı ... AŞ ile ... AŞ arasında imzalanan 10/4/2015 tarihli uzun süreli kiralama sözleşmesinin vergi dairesine bildirilmediği gibi ... AŞ tarafından davaya konu ... plakalı araç için davalı ... AŞ'ye düzenlenen kiralama faturaları bulunmadığı da dikkate alındığında, davalılar ... AŞ ile ... AŞ arasında bağıtlanan "Uzun Süreli Araç Kiralama Sözleşmesinin" üçüncü kişileri bağlayacak güçte olmadığı gibi, kira sözleşmesinin Maliye ve vergi dairelerine bildirildiğinin de ispatlanamadığı; fatura, ruhsat ve cari hesap hareketleri gibi yan kanıtlarla da desteklenmediğinin anlaşılması karşısında, böylece ... AŞ'nin kaza tarihi itibarıyla trafik sicilinde adına kayıtlı olan ... plakalı otomobil üzerinde ekonomik yararlanmasını sürdürdüğünün anlaşılması karşısında, davalı ... AŞ vekilinin dilekçesinde ileri sürdüğü müvekkili şirketin işleten sıfatının bulunmadığına ilişkin istinaf nedeni benimsenmemiştir.
Davacının, trafik kazası nedeniyle uğradığı bedensel yaralanmasından kaynaklanan maddi tazminat davasını açtığı tarih itibarıyla, tazminatın miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği gözetildiğinde, eldeki trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasının, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan, 31/7/2026 gün ve 33326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 19'uncu maddesiyle yürürlükten kaldırılan HMK'nin 107'inci maddesinin 1'inci fırkası uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde açılmasında hukuka aykırılık görülmemiş; 13/6/2015 günü meydana gelen trafik kazasından kaynaklanan manevi tazminat davasının, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun (KTK) 109'uncu maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89'uncu maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre tâbi olduğu, aynı Kanun'un 66'ncı maddesinin 1'inci fıkrasının "e" bendinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı geçmeden 24/2/2017 günü açıldığının anlaşılması karşısında, bu konuya ilişkin istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmış; davacı vekili tarafından 7/6/2022 günü sunulan dilekçenin belirsiz alacak davasında dava değeri belirleme dilekçesi niteliğini taşıdığını, dava değeri belirleme dilekçesinde yer verilen talep sonucunu artıran kısmi ıslah dilekçesinin ise, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 154'üncü maddesinde öngörülen dava zamanaşımını kesen nedenlerden olan davanın açıldığı 24/2/2017 gününden itibaren işlemeye başlayan 8 yıllık zamanaşımı içinde 21/1/2025 günü verildiği gözetildiğinde bu konuya ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş; ......Başkanlığı ... Sosyal Güvenlik Merkezinin 8/11/2024 tarihli yazısında davacı ...'ya rücuya tabi herhangi bir geçici iş göremezlik tazminatı ödenmediğini bildirmesi, hükme esas alınan aktüerya hesap uzmanı bilirkişinin 12/9/2024 tarihli raporunda ise davalı sigorta şirketi tarafından eldeki dava açıldıktan sonra 11/6/2018 günü ödenen tazminat nedeniyle poliçe limiti olan 290.000 TL'nin hesaplanan sürekli işgöremezlik tazminatından tenzil edildiğinin anlaşılması karşısında, bu konuya yönelen istinaf nedenlerinin de isabetsiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Davaya konu trafik kazası nedeniyle İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen 2015/ 251 (E) sayılı davada düzenlenen Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 24/5/2016 gün ve 5214 sayılı raporunda, yönetimindeki otomobil ile seyir halinde iken, orta refüj arasından yola girmeden önce durması, sağ tarafından gelebilecek taşıt trafiğinin gerektiği biçimde kontrol etmesi, yolun taşıt trafiği itibarıyla elverişli olmasından sonra yola girerek karşı tarafa geçmesi gerekirken, bu hususlara uymayıp sağ tarafından yaklaşan ve ilk geçiş hakkına sahip motosiklete rağmen orta refüj aralığından yola giren davalı sürücü ...'nin asli derecede kusurlu, yönetimindeki motosikletle seyir halinde iken olay yerine gelmeden önce ilk geçiş hakkına sahip olmakla birlikte, sol tarafından orta refüj aralığından seyir şeridine giren sürücü yönetimindeki vasıtayı fark ettiğinde, klakson uyarısı ile çarpışmayı önlemeye matuf zamanında etkili fren tedbirine başvurmayan davacı ...'nın tali derecede kusurlu olduğu belirtilmiş; hükme esas alınan bilirkişiler kurulunun kusura ilişkin 31/1/2022 tarihli raporunda ise motosikletin uzaklık ve hızını yeterince dikkate almadan ve ilk geçiş hakkını da vermeden kontrolsüz biçimde dönüşe geçen davalı sürücü ...'nin %75 oranında kusurlu, yönetimindeki motosiklet ile seyir halinde iken, mahal şartlarını dikkate almadan hızını önlemek alabilecek düzeye düşürüp seyrine özen göstermeyen davacı sürücü ...'nın ise %25 oranında kusurlu olduğu bildirilmiş; böylece, davalı sürücünün yönetimindeki otomobil ile davacının yönetimindeki motosikletin kaza sırasındaki konumları ve sürücülerinin davranışları irdelenerek, olayın meydana gelmesine neden olan kusur oranlarının yasal dayanaklarıyla birlikte, eylemler ile sonuç arasında bulunan nedensellik bağını ortaya koyacak biçimde, dosya kapsamından anlaşılan oluşa, bilimsel ölçütlere, usul ve kanuna uygun olarak saptandığının anlaşılması karşısında, HMK'nin 279'uncu maddesine uygun düzenlenen ve dosya kapsamına uygun somut olgu ve ölçütlere dayanan, yeterli gerekçeyi de taşıyan bilirkişiler kurulunun kusura ilişkin raporunun hükme esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı kabul edilmiştir.
Diğer yandan, hükme esas alınan aktüerya hesap uzmanı bilirkişi raporunda sürekli sakatlıktan kaynaklanan zararın, olası yaşam süresi bakımından TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınarak, işleyecek (bilinmeyen) devre bakımından her yıl için gelirin %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi esasına dayanan progressive rant yöntemi kullanılarak hesaplanmasının ve ilk derece mahkemesince de bilirkişi raporunun, olası yaşam süresi bakımından TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınarak hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatının hükme esas alınmasının yerinde olduğu kabul edilmiş; aktüerya hesap uzmanı bilirkişi tarafından 2.530,477,08 TL olarak hesaplanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatından, ilk derece mahkemesi tarafından %20 oranında birlikte (müterafik) kusur indirimi yapılarak 2.024.381,66 TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmolunduğunun anlaşılması karşısında bu konulara ilişkin istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı ... AŞ vekili ile davalı ... AŞ vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurularının, HMK'nin 353/1-b/1'inci maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 138.285,51 TL istinaf karar ve ilam harcından, davalılar tarafından peşin ödenen toplam 69.143,38 TL mahsup edilerek, bakiye 69.142,13 TL istinaf karar ve ilam harcının davalılar ... AŞ ve ... AŞ'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davalılar ... AŞ ve ... AŞ'nin istinaf başvurusu nedeniyle harcadıkları yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Duruşmalı yapılmayan istinaf incelemesi kapsamında vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
5-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333'üncü maddesinin, 1'inci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 361'inci maddesi uyarınca Dairemizin gerekçeli kararının tebliği tarihinden itibaren başlayan iki haftalık süre içerisinde, Dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 3/9/2026