Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/111 E. 2026/1109 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/111
Karar No
2026/1109
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/111 - 2026/1109 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/111 KARAR NO : 2026/1109

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/12/2024

NUMARASI : 2024/159 Esas - 2024/621 Karar

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASI ANONİM ŞİRKETİ - ...

VEKİLİ : Av. ...

DAVA : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Menfi Tespit) DAVA TARİHİ : 24/11/2021 KARAR TARİHİ : 11/06/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 11/06/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... ile davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. arasında 04/04/2017 tarihinde 400.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını ve müvekkil bu sözleşme kapsamında kredi kullandığını, müvekkilin borcuna istinaden kendisine ait Kocaeli ili, İzmit ilçesi, Ş. ... Mah., ... c.... .b pafta, ... ada, ... nolu parselde bulunan yapının bodrum+zemin kattan oluşan DUBLEKS MESKEN niteliğindeki bağımsız bölümü üzerinde ipotek tesis edildiğini, müvekkilin kullanmış olduğu kredinin belli kısmını ödemiş ancak aksayan ödemeleri için davalı banka tarafından Kocaeli 8.İcra Müdürlüğü'nün 2019/18444 E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığını, müvekkilin yaptığı ödemelerden kalan 354.182,98 TL borcu ipotek tesis edilmiş taşınmazı ile rahatça ödenebildiği halde davalı taraf bununla yetinmediğini aynı alacağa ilişkin ilk takiple eş zamanlı şekilde Kocaeli 8.İcra Müdürlüğünün 2019/18384 E. Sayılı dosyası ile hem müvekkil ... hem de kredi sözleşmesine kefil olan ... hakkında ikinci kez takip başlatarak bu kişilerin tüm mal varlığına birkaç gün arayla haciz koyulduğunu, tapuda ve araç sicilinde mevcut bu hukuki durum karşısında müvekkil zor durumda bırakıldığını adeta tüm malvarlığı satışa zorlandığını, müvekkilin bu haksız ve taşkın hacizlerden ticari itibarı ve menfaatleri zarar gördüğünü, müvekkil, davalının taşkın hacizleri sebebiyle uğradığı zararların tazmini için Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2021/106 E. numaralı dosya ile tazminat davası açtığını, bu süreçte müvekkil taşınmazları üzerine konan hacizlerin kaldırılması adına davalı banka ile görüşmeler gerçekleştirmiş ve neticesinde 200.000TL'nin ödenmesi durumunda hacizlerin kaldırılacağı kendisine bildirildiğini, bunun üzerine müvekkil 26.06.2020-18.07.2020 tarihleri arasında Samsun ili Kavak ilçesi Ziraat Bankası şubeden 200.000TL'yi Tertemiz Turizm adına elden ödediğini, ancak davalı banka söz konusu ödemeyi hiçbir şekilde borç hesabına yansıtmadığını ve taşınmazlar üzerindeki hacizleri de kaldırmayarak müvekkilin mağduriyetine sebep olduğunu, davalı banka tarafında müvekkilin mağduriyetine sebep olan bir diğer hususun da, haciz işlemleri sırasında müvekkile ait 65.000 TL değerindeki çek, davalı bankanın eline geçmesine rağmen çek adeta hiç var olmamış gibi icra dosyasındaki borç miktarından düşürülmediğini ve borç hesabından gizlendiğini, müvekkil tüm bu olaylar sonrasında karşılıklı anlaşmak adına davalı banka ile görüşmeler gerçekleştirdiğini ve davalı bankadan kendisine 446.000,00TL ödemesi durumunda hacizlerin kaldırılacağına yönelik bilgilendirme yazısı verildiğini, müvekkilin davalı bankaya ödediği 446.000 TL'nin içinde 18.000 TL tutarında gider avansı mevcut olup davalının dosyayı kapatacağına istinaden ödendiğini, ancak davalı banka bu bedeli ne icra dairesine ödemiş ne de müvekkile iade ettiğini, müvekkilin dosyada yalnızca 33.000 TL değerinde vekalet ücreti borcu kalmasına rağmen davalı banka, anlaşma protokolü neticesinde kendisine ödenmiş olan 72.999,98 TL'yi dosyadan düşmeyerek haksız şekilde alacaklı olduğunu bildirildiğini ve müvekkile ait taşınmazlara tekrardan haciz ve ipotekli taşınmazına da satış talebinde bulunduğunu, bu tutarın o tarihten bu yana 139.684 TL'ye ulaştığını günden güne arttığını, müvekkilinin bu süreçte sorumlu olduğu borçlarından yalnızca icra takibi ile doğan vekalet ücreti alacağına dair borcu kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla davalı aleyhine açtığımız menfi tespit davamızın kabulüne, davalı bankanın tahsilde tekerrür sonucu doğuracak nitelikte sürdürdüğü haksız icra takiplerine karşı müvekkilin borcunun bulunmadığının tespitine, müvekkil aleyhinde 2019/18384 E. numaralı icra dosyası ile devam eden icra takibinin durdurulmasına, işbu menfi tespit davası süresince müvekkilin daha fazla hak kaybına uğramaması adına satışı istenen malları için ihtiyati tedbire hükmedilmesine, davaya konu haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle sosyal ve ekonomik hayatı tehdit edilen müvekkil lehine, davalı hakkında dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, müvekkilin zorunlu arabuluculuk görüşmeleri neticesinde A.A.Ü.T. 16/2-c maddesi gereği ödediği 1.350,00 TL maktu avukatlık ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile aralarında 04.04.2017 tarihinde imzalanan 400.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi'ne göre davacının, kullandığı parayı bu sözleşme hükümlerine göre davalıya ödeyeceğini taahhüt ettiği, ancak borcu, sözleşmeye uygun olarak ödemediğinden hakkında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18444 Esas ve 2019/18384 Esas sayılı dosyalarıyla ipoteğin paraya çevrilmesi ve ilamsız takip olmak üzere iki ayrı takip başlatıldığı,başlatılan takiplerde aşkın haciz bulunduğu iddiası ile Kocaeli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/302 Esas sayılı dosyası ile dava açılmışsa da iddiaların ispatlanamadığı, davacı tarafın ödeme ile dosyanın kapatılması iradesini iletmekle iyiniyetli olarak bir kısım indirim uygulanabileceği belirtildiği ve bu indirimin yerine gelebilmesi için davacının da dava dilekçesinde belirttiği protokolün taraflarca imzalanması istenildiği, ancak iş bu protokolle davacının açmış olduğu davalardan vazgeçmesi ve başkaca dava açmaması talebi davacı tarafça uygun görülmediği ve indirimli protokol yapılamadığı, davacının protokol gereği ödemesi gereken ve asıl alacak tutarına denk gelen miktar ödediğinde tahsilat tutarı icra dosyasına BK m. 100 gereği uygulama yapılması gereği ile bildirdiği ve aşkın haczin söz konusu olmaması ve aynı zamanda davacının mağdur olmaması adına kalan alacak hakları baki olmak kaydıyla tüm hacizlerin fek edildiği, tüm borcun ödenmemesi sebebiyle icra dosyalarının kapatılmadığı, ipoteğin de fek edilmediği, kalan alacaklar için icra işlemlerine devam edildiği,davacının borçtan düşülmediğini belirttiği 200.000,00 TL ödeme olduğundan bahsettiği, ancak bununla ilgili ne bir hesap hareketi ne de bir dekont sunulmadığı, Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/106 Esas sayılı dosyasından 10.12.2021 tarihinde dinlenen davacı tanığı ...'de bu bedelin davacıya iade edildiğini belirttiği, bu ödemenin hiç bulunmadığı, davacınında ispat edemediği, davacı tarafından borçlarına karşılık 65.000,00 TL tutarlı keşidecisi İkbal Süre olan bir adet müşteri çeki verildiği, bu çekin karşılıksız çıkması nedeniyle çek bedelinin borçlarından düşülemediği,davacının davası ile yapılmış imzalı bir protokol sunamadığı, bu protokole uygun ödemeler yapıldığına ilişkin bir ödeme belgesi gösteremediği ya da protokol dışı tüm borcu ödediğini gösteren bir belge gösteremediği, ödeme ya da çeke ilişkin iddialarını ispatlar hiç bir delil ortaya koyamadığından davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davacının açmış olduğu davanın KABULÜNE 2-Davacıdan borçlu olmadığı halde tahsil edilen 81.885,00 TL‘nin 10.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadına ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hem ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip hem de genel haciz yoluyla takip yapılmasının hukuka ve yasaya uygun olduğunu, mahkemenin kararının bozulması gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde banka ile görüşme gerçekleştirdiklerini, 200.000,00TL elden bankaya ödediğini fakat taşınmazlar üzerindeki haczin kalkmadığını beyan ettiği, fakat bu iddiaya istinaden ne bir dekont ne de hesap hareketi sunulmadığını, herhangi bir şekilde ispatlanmadığı ve ancak iddiaya dayalı çekin tahsilattan düşülmediği ve iade edilmediği iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, borcun ödenmemesi sebebiyle icra dosyalarının kapatılamadığını, kalan alacakların ödenmesi için makul bir sürenin beklendiği fakat kalan alacaklar ödenmediğinden icra işlemlerine devam edildiğini, yapılan icra işlemlerinin de hukuka aykırı olmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; yapılan genel haciz yoluyla takibin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme tarafından verilen kararın hukuka uygun olduğunu, davalı taraf tam alacağını tahsil etmesine rağmen haciz taleplerini devam ettirip davacıyı zor durumda bıraktığı, tüm bu nedenler göz önüne alındığında davacının davalı bankaya hiçbir borcunun bulunmadığı açıkça ortadayken davalı tarafın borcun bulunduğuna dair tüm iddialarının mesnetsiz olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03/12/2024 tarih, 2024/159 Esas - 2024/621 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasından dönüşen istirdat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davalı ile dava dışı asıl borçlu Tertemiz Tur. Zirai ve Su Ür. Hayv. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. arasında 04.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının ve dava dışı ...’in anılan kredi sözleşmesine 04.04.2017 tarihinde 440.000,00 TL bedel için müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, ayrıca davacının Kocaeli ili İzmit ilçesi Ş. ... Mah. ... ada ... parsel ... numaralı bağımsız bölümde bulunan taşınmazına da ipotek tesis edildiği, sözleşme kapsamında kullandırılan kredi kapsamında bir kısım ödemeler yapıldığı, yapılamayan ödemeler nedeniyle davacı hakkında Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18444 sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, aynı alacağa ilişkin eşzamanlı olarak Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18384 sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığı, davacının, borç için yapılan 200.000,00 TL’lik ödemenin kayıtlara işlenmediği, yine borç için verilen çekin borçtan mahsup edilmediği, davalı ile yapılan protokol görüşmeleri kapsamında 446.000,00 TL daha ödeme yapıldığı, sadece 33.000,00 TL vekalet ücreti borcu kalmasına rağmen davalının daha önce ödenen 72.999,98 TL daha alacak bildirdiği iddiasıyla anılan bedel yönünden davalıya Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18384 sayılı dosyası kapsamında borçlu olmadığının tespiti için eldeki davanın açıldığı, yargılama sırasında dosyaya ödenen toplam 81.885,00 TL için istirdat talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, Dairemizin 2023/91 esas 2024/464 karar sayılı ilamı ile “…Anılan nedenlerle; tarafların bildirdikleri tüm delilleri toplandıktan sonra, bilirkişi incelemesinin yapılabilmesi için gerekli olan delil avansının ikamesi için 6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesine göre işlem yapılıp davacıya, eksik kalan delil avansı miktarının açıkça belirtilmesi, verilen kesin süre içerisinde gerekli olan avansın yatırılmaması halinde bilirkişi incelemesinden vazgeçmiş sayılacağı da ihtar edilerek kesin süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş ve anılan kararın kaldırılması gerekmiştir…” anılan kararın kaldırıldığı, kaldırma sonrası yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. 6098 sayılı TBK’nın 583. maddesinde; “kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. 6098 sayılı TBK'nın eşin rızası başlıklı 584. maddesinde; “eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz” hükümleri düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. 6098 saylı Türk Borçlar Kanunundaki düzenleme uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulması için hangi hallerde eşin rızasının gerektiği ayrıntılı bir şekilde hükme bağlanmıştır. Emredici olan bu düzenlemeden, eşlerin feragat etmesi mümkün değildir. Eşin yazılı rızasının verilmesi adi yazılı şekle tâbidir. Yani rıza beyanının eş tarafından imzalanması gerekli ve yeterlidir. Ancak rıza somut ve belirli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulması anında verilmelidir. Dolayısıyla gelecekte yapılacak kefalet sözleşmelerini de kapsayacak şekilde genel bir rıza verilemeyeceği gibi sözleşmenin yapılmasından sonra (geçersiz sözleşmeye geçerlik kazandırmak için de) rıza verilemez. Türk Borçlar Kanunu 584-(1) maddesine göre; rıza sonradan verilecek icazet ile tamamlanmadığından, eşin izni tamamlayıcı unsur değil geçerlilik unsurudur. Yani kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızası mutlaka gereklidir. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Zira; rıza, eşin kefil olma ehliyetini sınırlar ve rızanın yokluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Bu geçersizlik hakim tarafından resen dikkate alınır (Gümüş, M.A. Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2014, s.348). (Yargıtay HGK. 24/05/2017 tarihli 2017/12-1135 Esas - 2017/1012 sayılı kararı). Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular (HMK. 33. madde). Mahkeme emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (Yargıtay HGK. 13/03/2013 tarihli 2013/802 Esas - 2013/347 sayılı Kararı). İİK'nın 45. maddesi, asıl borçlular ile ilgili olarak düzenlenmiş olup, alacağı rehinle temin edilen bir kimsenin “rehni veren” hakkında doğrudan doğruya genel haciz yolu ile takibe geçmesini önlemekte ve rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tâbi şahıslardan olsa bile, alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceğine ilişkin bulunmaktadır. Bir diğer anlatımla İİK'nın 45. maddesi, asıl borçlu için getirilmiş bir kural olup, kefiller hakkında uygulanmaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun müteselsil kefalet başlıklı 586. maddesinde ise, “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmü yer almaktadır. Öte yandan bir (üçüncü) kişi, hem asıl borç için ipotek vermiş, hem de asıl borca müteselsil kefil olmuşsa, alacaklı o kişiye karşı, hem (asıl borçlu ile birlikte) ipotek veren üçüncü kişi sıfatı ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir, hem de ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için müteselsil kefil sıfatı ile genel haciz yolu ile takip yapabilir (Prof Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı İkinci Basım 2013). Bu durumda, kredi sözleşmesinin müteselsil kefilleri, kendi kefaletlerinin teminatı olarak ipotek vermişler ise, Yargıtay uygulamasına göre bu halde asıl borçlu gibi haklarında öncelikle İİK'nın 45. maddesinde öngörülen rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması zorunluluğu vardır. Diğer taraftan alacağın ipotekle karşılanmayan kısmı için müteselsil kefil aleyhine genel haciz yolu ile takip yapılabilir. Somut olayda; davalı ile dava dışı asıl borçlu Tertemiz Tur. Zirai ve Su Ür. Hayv. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. arasında 04.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının ve dava dışı ...’in anılan kredi sözleşmesine 04.04.2017 tarihinde 440.000,00 TL bedel için müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, ayrıca davacının Kocaeli ili İzmit ilçesi Ş. ... Mah. ... ada ... parsel ... numaralı bağımsız bölümde bulunan taşınmazına da ipotek tesis edildiği, yapılamayan ödemeler nedeniyle davacı hakkında Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18444 sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, aynı alacağa ilişkin olarak Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18384 sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığı görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere; bir (üçüncü) kişi, hem asıl borç için ipotek vermiş, hem de asıl borca müteselsil kefil olmuşsa, alacaklı o kişiye karşı, hem (asıl borçlu ile birlikte) ipotek veren üçüncü kişi sıfatı ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir, hem de ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için müteselsil kefil sıfatı ile genel haciz yolu ile takip yapabilir (Prof Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı İkinci Basım 2013). Bu durumda, kredi sözleşmesinin müteselsil kefilleri, kendi kefaletlerinin teminatı olarak ipotek vermişler ise, Yargıtay uygulamasına göre bu halde asıl borçlu gibi haklarında öncelikle İİK'nın 45. maddesinde öngörülen rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması zorunluluğu vardır. Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2019/18444 sayılı dosyası içerisinde bulunan ipotek akit tablosu incelenmesinde toplam ipotek limitinin 750.000,00 TL olduğu, sözleşme şartlarına ilişkin 1 nolu maddede "…keza T.C Ziraat Bankası A.Ş. BAÇ Şubesi ve diğer tüm Şubeleri ile kendi adıma/adımıza yapılmış ve yapılacak sözleşme taahhütleri ile bilcümle işlem gereği kullanmış ve kullanacak olduğum her türlü kredi ile gerek kefalet ve garanti sözleşmeleri gerekse keşideci, ciranta ve/veya aval veren sıfatıyla kambiyo senetlerinden doğmuş ve doğacak borçlarımdan..." ifadelerine yer verildiği görülmüş olup, buna göre davacı borçlunun kefaletinden kaynaklanan borçlarının da rehinle teminat altına alındığı anlaşılmıştır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2025/4387 esas 2025/6585 karar sayılı ilamı) O halde, 2004 sayılı İİK’nın 45. maddesinin amir hükmü gereği, davacı borçlu hakkında öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması zorunlu olduğundan, ipotek limitinin takipte talep edilen borçtan daha fazla olduğu ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipteki bilirkişi raporuna göre taşınmazın bedelinin takip talebindeki miktardan daha fazla da olduğu dikkate alındığında mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmuştur. Gerekçeli karar başlığında; davalı ve davacı vekilinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak; davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 5.593,56-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 1.398,6-TL'nin mahsubu ile kalan 4.194,96-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/06/2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/111, K. 2026/1109, T. 11.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-111-e-2026-1109-k-c9fc39140430