Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/595 E. 2026/825 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/595
Karar No
2026/825
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/595

KARAR NO: 2026/825

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 16/03/2023

NUMARASI: 2022/97 E. - 2023/75 K.

DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2019 yılından bu yana şahıs şirketi olarak ... ibaresini kullandığını, ardından nevi değiştirerek limited şirket olduğunu, davalı yanın ... kod numaralı ... ibareli markayı kötüniyetli olarak Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'in tamamında adına tescil ettiğini, davalı yanın 30. sınıfta yer alan hizmetler bakımından hiçbir kullanımının olmadığını, davalı yanın kullanım alanı olmamasına rağmen kötüniyetli olarak tescil ettirdiği markasını dayanak göstermek sureti ile müvekkili tarafından gerçekleştirilmiş olan “... ...” ibareli marka başvurusuna itiraz ettiğini ve müvekkiline kullanımlarını sonlandırması amacı ile ihtarname gönderdiğini, bu çerçevede ... kod numaralı ... ibareli markanın 30. ve 35. Sınıfta ( 30 sınıf kapsamındaki ürünlerde ) kötüniyetli tescil sebebi ile hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı tarafın davaya cevap vermediği tespit edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesi 2022/97 esas, 2023/75 karar sayılı, 16/03/2023 tarihli kararı ile;"Somut uyuşmazlıkta, kötüniyetli tescilin varlığından bahsedebilmek için kötüniyetin marka başvurusu anında var olduğunun tespiti gerekecektir. Davalı yanın dava konusu marka tescil başvurusunun tarihi bildirildiği üzere 05.07.2018 olmak ile birlikte davacı yan dava dilekçesinde “...” unsuru ile ticari faaliyetlerinin 2019 yılından bu yana sürdüğünü ifade etmektedir. Bu veçhile, davalı yanın dava konusu marka başvuru tarihinde davalı yanın ilgili unsur ile ticari faaliyetinin var olmadığı davacı yanın beyanı ile sabittir. Bu halde davalı yanın ilgili başvurusunun davacı yanı şantaj etmek, markasından haksız kazanç elde etmek amaçlarını taşıdığının tespitiin mümkün olamayacağı, zira başvuru tarihinde davacı yanın ilgili minvalde herhangi bir markasal kullanımının var olmadığı, asıl olanın iyiniyet olması; kötüniyetin ispatlanması gerekliliği karşısında davalı yanın dava konusu marka tescil başvurusunu gerçekleştirir iken kötüniyetli olduğu yönündeki iddiaların dosya münderecatından anlaşılamadığı, bu çerçevede davalı yana ait dava konusu markanın SMK 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Tüm bu açıklamalar muvacehesinde davanın REDDİNE" karar vermiştir.

İSTİNAF:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde 35. sınıf bakımından sehven hükümsüzlük talep edildiğini, ancak davalının bu sınıfta tescili bulunmadığının anlaşılması üzerine bu talebin bir maddi hata olduğunu ve ilgili sınıfa yönelik bir iddialarının kalmadığını, davalının "..." markasını 45. sınıfın tamamında tescil ettirerek haksız bir tekel ve sicil işgali yarattığını, bu durumun dürüst ticaret ilkelerine aykırı olduğunu ve üçüncü kişilerin marka oluşturma hakkını engellediğini, davalının markayı fiilen kullanma amacı gütmediğini, başvurunun yalnızca rakipleri piyasadan dışlamak amacıyla yapılmış bir "engelleme ve spekülasyon markası" niteliği taşıdığını, özellikle "..." ibaresini içeren bir markanın 30. sınıftaki gıda ve çikolata ürünlerinde kullanılmasının ticari teamüllere aykırı olduğunu, davalının ilgili emtia gruplarında ciddi bir kullanımının bulunmadığını, Yargıtay ve AB Adalet Divanı içtihatları uyarınca yedekleme veya şantaj amaçlı tescillerin kötü niyetli kabul edildiğini, SMK 6/9 maddesi uyarınca bu başvurunun reddi gerektiğini, mahkemenin kötü niyet iddialarını ve davalının tüm sınıfları kapsayan tescil stratejisini yeterince araştırmadığını, yalnızca bilirkişi raporuyla yetinerek eksik inceleme neticesinde hüküm kurduğunu, davalının tescilinin kötü niyetli olduğunu ifade ederek kararın kaldırılmasını, davanın kabulünü talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı tarafın 35. sınıfta kötü niyetli olduğu iddiası ile tescilin hükümsüzlüğü talep etmesine rağmen mahkeme kararı sonrasında, bu talebi sehven yaptıklarını ileri sürerek, davanın temelsizliğini ikrar ettiğini, mahkeme kararının yerinde ve isabetli olduğunu, davacının haksız istinaf isteminin reddi ile mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava; SMK'nın 6/9. maddesine dayalı olarak davalı adına tescilli ... tescil numaralı ''...'' ibareli markanın hükümsüzlüğü istemine yöneliktir.

İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.

Markanın hükümsüzlüğü halleri SMK'nın 25/1. maddesinde düzenlenmiş olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; kötüniyet iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/9 maddesi kapsamında davalı adına tescilli markanın 30 ve 35. sınıflarda hükümsüzlüğü talep edilmiş, markanın 35. sınıfta tescilli olmadığı tespit edilmekle bu yöndeki davacı talebinin maddi hataya dayalı olduğunun belirtildiği görülmüştür.

İstikrar kazanan Yargıtay içtihatları kapsamında görüldüğü üzere; kötüniyetli marka başvurusu hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarihli ve 2008/501 Esas, 2008/507 Karar ve 17.06.2021 tarihli ve 2017/11-25 Esas, 2021/778 Karar sayılı kararları) Kötüniyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husus olup TMK'nın 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak kötüniyetle başvurunun gerçekleştirildiği açıkça belirlenen markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmektedir. TMK'nın 3. maddesi gereğince asıl olan iyi niyetin varlığı olduğundan aksinin davacı tarafından kanıtlanması gerekmekte olup kötüniyetin marka başvurusu anında mevcut olduğunun ispatlanması şarttır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davalının marka tescil başvurusunun 05.07.2018 tarihli olduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinde “...” ibaresi ile ticari faaliyetlerinin 2019 yılından bu yana sürdüğünü ifade ettiği, böylece davalı yanın dava konusu marka başvuru tarihinde davacı tarafın ilgili unsur ile ticari faaliyetinin mevcut olmadığının davacı beyanı ile sabit olduğu, dava tarihi itibari ile beş yıllık kullanma yükümlülüğüne ilişkin süre dolmadığı gibi davalı tarafça gönderilen ihtarname içeriğinde şantaj maksadına yönelik herhangi bir ifadeye rastlanılmadığı, böylece davacı girişiminin engellenmesine yönelik iddiasının ve marka başvurusunun şantaj yahut haksız kazanç elde etmek amaçlarını taşıdığına yönelik iddialarının sübut bulduğunu gösterir ispata elverişli delillerin dosya kapsamında bulunmadığı, davalı yanın dava konusu marka başvurusu sırasında kötüniyetli olduğu yönündeki iddiaların dosya kapsamında ispata muhtaç kaldığı, bu çerçevede SMK 6/9. maddesi kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle istinaf edenin sıfatı ile istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ..../03/2023 tarih ve 2022/... E. 2023/.. K. sayılı kararına karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/595, K. 2026/825, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-595-e-2026-825-k-15ffd7e2f6ab