Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/2794 E. 2026/3825 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2794
Karar No
2026/3825
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1411 E., 2026/284 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/382 E., 2024/809 K.

Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin Belçika'da yaşadığını, satın aldığı İstanbul ili, ... ilçesi, ... mevkinde bulunan 1230 parselde kayıtlı dükkan niteliğindeki 1 nolu bağımsız bölüm ile aynı yerdeki 5 nolu daire vasıflı bağımsız bölümü kardeşi davalı ...'e 02.10.2012 tarihinde satış suretiyle temlik ettiğini, ilgili devir işlemi tapuda satış olarak görünse de devrin asıl amacının satış olmadığını, müvekkili uzun yıllardır yurt dışında olacağı için taşınmazların vergi, bakım, kira ve sair işlemlerinin yasal süreçlerinin daha kolay takip edilmesi ve yurtdışında ticaretle uğraşması nedeniyle üzerindeki malların sorun oluşturabileceğinden çekinmesi nedeniyle öz kardeşi davalıya devrettiğini, davalı kardeşinin son zamanlarda taşınmazları satmaya çalıştığını öğrendiğini, bu nedenle eldeki davayı ikame ettiğini, davalı ile müvekkilinin tapuda satış olarak gösterdiği işlemin muvazaalı olduğunu, davalının müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığını, taşınmazlarda kiracı olarak yer alan kişiler ile yapılan kira sözleşmelerinde davalının taraf olmadığını, kira bedellerinin müvekkiline ödendiğini, davalının taşınmazları satın alabilecek gücü olmadığını ileri sürerek satış işleminin muvazaalı olması nedeniyle iptali ile dava konusu taşınmazların müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin dava konusu taşınmazların bulunduğu 4/1 Pafta ... parsel 3 20... 'lik arsayı, kardeşlerinin muvafakati alınarak ve satış bedeli (100.000,00 TL) ödeyerek anne ... ...'dan davacı ... ile birlikte satın aldığını, arsanın bedeli olan 100.000,00 TL'nin müvekkili ve abisi ... tarafından anne ... ...'a ortak olarak ödendiğini, söz konusu yerin müteahhit ... ...'a 3 daire 1 dükkan karşılığı verildiğini, ortakların anlaşmaları uyarınca da 1 daire 1 dükkanın müvekkiline ait olacağı, biri dublex 2 daireyi de davacının alacağını, inşaat bitince tüm hisselerin tapusunun davacı ... adına çıktığını ve yine anlaşma gereği davacı ... müvekkilinin hissesi olan bir daire ve bir dükkanın devrini müvekkili adına tescil ettiğini, davalı ...'ın da kendi hissesine düşen taşınmazları yurt dışında iş kuracağı için satarak Belçika'ya gittiğini, müvekkilinin ise kendi hissesine düşen dükkan ve daireyi satmadığını, davacının yerlerin tescilini bizzat yapıp müvekkiline hissesini verdikten 12 yıl sonra yapılan devrin gerçek bir satış olmadığını iddia etmesinin abesle iştigal olduğunu, müvekkilinin davacıya borcunun olduğunu, davacı bu alcağını isteyince müvekkilinin kendisine ait olan taşınmazları kiraya vererek oradan gelen kira bedellerini davacının hesabına göndererek borcunu ödediğini, borcun bitmesi üzerine müvekkilinin kira ödemelerini durdurunca davacının eldeki davayı açtığını, müvekkilinin kendi hissesi olarak öz annesine ödemiş olduğu 50.000,00 TL arsa bedelinin müvekkilinin eşi olan ... ...'ın altınlarını satması ve çocukları için olan birikimini müvekkiline vermesi ile denkleştirdiğini, ortaklaşa alınmış bir arsa ve paylaşılan hisselerden 12 yıl sonra bu davanın açılmasının haksız ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Dosya istinaf aşamasında iken davalı asıl 06.01.2026 tarihli dilekçesinde (kimlik tespiti yapılmış) özetle; davacının öz abisi olduğunu, davacı ile sulh olduklarından dolayı davayı kabul ettiğini, davacı ile aralarında yapılan devir işleminin satış maksadı ile yapılmadığını, taşınmazların davacıya ait olduğunu, bu kapsamda taşınmazların davacı adına tescili edilmesini ve davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davalı vekili tarafından ise dosyaya sunulan 11.01.2026 tarihli dilekçede, davalı asılın 06.01.2026 tarihli davayı kabul içerikli dilekçeyi, davacı olan abisinin baskısı altında, gerçek ve serbest iradesi sakatlanmış şekilde sunduğunu, bu beyanın müvekkilinin iradesini yansıtmadığını, irade fesadı kapsamında geçersiz olduğunu, bu nedenle kabul dilekçesinin dikkate alınmaması gerektiğini beyan etmiş; davalı asıl da 12.01.2026 tarihli dilekçesiyle yoğun baskı, tehdit ve korkutma altında avukatsız, hukuki sonuçları anlatılmadan kabul dilekçesinin kendisine imzalattırıldığını beyan ederek kabul beyanının irade fesadı nedeniyle geçersiz sayılarak iptaline, bu beyana dayanılarak hüküm kurulmadan yargılamaya devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın, TMK'nın 2. maddesi mucibince kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya istinaf aşamasında iken davalı asılın 06.01.2026 tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiğini bildirerek dava konusu taşınmazın davacı adına tescilini talep ettiği, buna karşılık davalı vekili tarafından dosyaya sunulan 11.01.2026 tarihli dilekçede, davalı asılın 06.01.2026 tarihli davayı kabul içerikli dilekçeyi, davacı olan abisinin baskısı altında, gerçek ve serbest iradesi sakatlanmış şekilde sunduğunu, bu beyanın müvekkilinin iradesini yansıtmadığını, irade fesadı kapsamında geçersiz olduğunu, bu nedenle kabul dilekçesinin dikkate alınmaması gerektiğini beyan ettiği, davalı asılın da 12.01.2026 tarihli dilekçesiyle yoğun baskı, tehdit ve korkutma altında avukatsız, hukuki sonuçları anlatılmadan kabul dilekçesinin kendisine imzalattırıldığını beyan ederek kabul beyanının irade fesadı nedeniyle geçersiz sayılarak iptaline, bu beyana dayanılarak hüküm kurulmadan yargılamaya devam edilmesine karar verilmesini talep ettiği, hal böyle olunca; davalının istinaf aşamasında sunduğu kabul beyanının gerçek iradeyi yansıtmadığı iddiasının hadise şeklinde (HMK'nın 162. ve 163. maddeleri-önsorun) aynı dava içerisinde incelenmesi gerektiğinden ön sorun hakkındaki incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar verildiği, duruşma gününün taraf vekillerine bildirildiği, irade bozukluğu sebebiyle kabulün iptaline ilişkin talep doğrultusunda ön sorun şeklinde yapılan inceleme sonucunda, taraf ve tanık beyanlarına göre davalının 06.01.2026 tarihinde dosyaya sunduğu kabul dilekçesinin davalı tarafından iradi olarak sunulduğu, kabul dilekçesinin mahkemeye sunulması sırasında tanığın da tarafların yanında olduğu, bu sırada davalının iradesini fesada uğratan bir durumun söz konusu olmadığının tanık tarafından beyan edildiği, kabulün irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğuna ilişkin savunmaya itibar edilmediği, o halde, yukarıda da açıklandığı üzere davayı kabul, kesin hüküm gibi sonuç doğurduğundan davalının 06.01.2026 tarihli dilekçesiyle dava konusu uyuşmazlığın sona erdiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle 6100 sayılı HMK’nın 308 vd. maddeleri uyarınca davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R - Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 245.916,00 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/2794, K. 2026/3825, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-2794-e-2026-3825-k-6229c0c6a1e0