Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1360 E. 2026/924 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1360
Karar No
2026/924
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1360 Esas

KARAR NO: 2026/924

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 12/06/2024

NUMARASI: 2023/105 E. - 2024/95 K.

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/05/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :

DAVA DİLEKÇESİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 21/01/2016 tarihli franchise sözleşmesi ile müvekkili şirketin "..." İzmir şubesini açmak için yetki verdiğini ve taraflar arasında karşılıklı sorumluluk altına girmeyi taahhüt ettiklerini, sözleşme gereğince sözleşmenin feshedildiğine ilişkin herhangi bir yazılı bildirim yapmadan sözleşme hükümlerinin aykırı bir şekilde firma ismini değiştirdiğini ve "..." markasını kullanarak 6 ayda edindiği çevreyi yeni ismiyle kullanmaya başladığı için anlaşma koşulları dışında hareket ettiğini, etik olmayan yollar izlediğini belirterek sözleşmenin feshinden kaynaklanan sözleşmenin imzalandığı tarihte ödenmesi gereken 30.000,00 TL., ile franchise alan firmanın sözleşmenin bitiş tarihinden önce feshetmesi durumunda ödemesi gereken 20.000,00 TL., olmak üzere toplam 50.000,00 TL'lik sözleşme kaynaklı borcun fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya dayanak yapılan ve dava dosyasında yer almayan, yine davalı müvekkilinde bir nüshası bulunmayan franchise sözleşmenin taraflarının ... .... Şti. ile ...olduğunu, davaya dayanak yapılan franchise sözleşmesinin tarafının tüzel kişilik olduğunu, gerçek kişi şahsın aktif husumet ehliyeti, taraf olma ehliyeti bulunmadığını, iş bu davanın öncelikle taraf ehliyeti yokluğundan usulden reddine karar verilmesinin gerektiğini, dava şartları HMK 114 madde de gösterildiğini, delillerin dava dilekçesi ile sunulmasının esas olduğunu, davaya dayanak olduğu iddia edilen franchise sözleşmesinin davacı tarafça daha sonradan sunulmasına da muvafakiyetinin bulunmadığını, belgenin değiştirilmesine veya yeniden düzenlenmesi ihtimaline binaen bu husustaki cevap ve savcılık şikayet haklarının da saklı tutulduğunu, dava dilekçesinde davacı tarafından dayanak yapılan ancak daha sonra sunulacağı ifade edilen franchise sözleşmesinin HMK 194 madde hükmüne açıkça aykırı olduğunu, esasa yönelik itirazlarının, hata ve hile ile imzalatılmış bir sözleşme ile imzalayan taraf hukuken sözleşme ile bağlı olmadığını, müvekkili, davacı ile olan 20 yıllık geçmişi ve arkadaşlığına hasren, bakmadan, okumadan ve irdelemeden yani sehven ve hataen ve davacı hilesi ile söz konusu sözleşmeyi imzaladığını ve TBK 30. ve 36. maddeleri uyarınca hukuken iş bu sözleşme ile bağlı olmayacağını, davada dinletilecek tanığın, sözleşmenin imzası sırasında yer alan bir tanık olduğunu, sözleşmenin hata ve hatta hile ile imzalatıldığına şahit olan bir tanığı olduğunu, davacı yanın iş bu davayı açmaktaki esasının kişisel sebeplerden olduğunu, davacı iş bu davadaki vekili aracılığıyla davalı müvekkiline 5 Ekim 2016 tarihinde gönderdiği ve içeriğinde davaya dayanak yapılan sözleşmenin yer aldığını iş bu sözleşmeden bu tarihte haberdar olduğunu, müvekkilinin de sureti bulunmayan, aslının bulunup bulunmadığı şüpheli olan, müvekkiline sehven ve hataen imzalatılan ve dava dosyasında bir sureti dahi bulunmayan dayanak franchise sözleşmesinin franchise alan firmadan istenen başlıklı bölümün 3. maddesine göre “.... Sözleşme imza tarihinden 7 iş günü içinde yatırılmayan 30,000 TL sözleşme feshine sebep verir....” hükmü uyarınca hali hazırda geçerli ve ayakta olan bir franchise sözleşmesinden bahsedilemeyeceğni, hayatın olağan akışı içerisinde sözleşme tarihi olan 21.01.2016 tarihinden yaklaşık 9 ay sonra TPE nezdinde davacı şahıs adına tescil edilen dava dışı 3. kişi şirket ile müvekkilinin sözleşmenin hukuken franchise sözleşmesi niteliğinin taşımadığının açık olduğunu, davanın öncelikle davacı tarafın taraf ehlinin bulunmaması sebebiyle usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmeştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk Derece Mahkemesi kararıyla; İşbu hukuksal kabul ışığında somut olaya bakıldığında; davacı ... .... ile davalı ...arasında imzalanan 21/01/2016 tarihli 2 yıl süreli franchise sözleşmesinin tarafları bağlayıcı olduğu, taraf ticari defterlerinin tetkikinde mali inceleme kapsamında tespit edildiği üzere davalı adına bir takım yatırımların (ödemelerin) yapıldığı, işbu yatırımların belirli bir süreyle devam ettiği, taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde; “franchising bedelinin: isim hakkı bedeli 50.000 TL olarak belirlendiği, bu bedelin 30.000 TL'sinin sözleşme imzalandığı tarih itibariyle alınacağı, kalan 20.000TL'lik tutarın franchisee sözleşme tarihinden önce feshetmek isterse fesih tarihinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı görülmüştür. Sözleşme hukukunda temel ilke ahde vefa (Pacta sund servanda) ilkesi olup taraflar sözleşme hükümleri ile bağlı olup yerine getirmekle yükümlüdür. Bu nedenle sözleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davalının sözleşmenin kurulduğu aşamada 30.000TL ve sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde 20.000-TL olmak üzere toplamda 50.000-TL ödemeyi kabul ettiği, davalının sözleşme süresinden önce faaliyetini durdurarak sözleşme ilişkisine son vermiş olduğu hususunun, bizzat davalının beyanlarından ve sunulan ticari defter ve kayıtlardan saptandığı, bu nedenlerle usul ekonomisi ilkesi ışığında yeniden bilirkişi incelemesine gerek duyulmadığı, davacının 50.000-TL' lik alacak talebinin akit gereğince yerinde olduğu anlaşılmakla; DAVANIN KABULÜ ile; 50.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.

İSTİNAF:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin 05.03.2019 tarihli bilirkişi raporunu hükme esas alarak ek rapor almadan karar vermesinin adil yargılanma ve savunma hakkını ihlal ettiğini, davanın öncelikle taraf ehliyeti yokluğundan usulden reddi gerektiğini, sözleşmenin tarafının bir limited şirket olmasına rağmen davanın gerçek kişi tarafından açıldığını, davaya dayanak yapılan franchise sözleşmesinin dosyaya sonradan sunulmasına muvafakatlerinin olmadığını ve bu sözleşmenin müvekkiline 20 yıllık arkadaşlık ilişkisine güvenilerek hata ve hile ile okutulmadan imzalatıldığını, sözleşme hükümlerine göre yedi gün içinde yapılması gereken ödeme yapılmadığı için sözleşmenin zaten kendiliğinden münfesih hale geldiğini, davacının sözleşmesel edimlerini yerine getirdiğine dair dosyada somut hiçbir belge bulunmadığını, sözleşme tarihinde markanın henüz tescilli bile olmaması nedeniyle yapılan protokolün franchise sözleşmesi niteliği taşımadığını, bilirkişinin yatırım gibi hukuki karşılığı olmayan ifadeler kullanarak hatalı mali tespitlerde bulunduğunu, müvekkilinin ... ibaresini kullandığına dair iddiaların gerçek dışı olduğunu, bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkiler olduğunu, yeni bir uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekilinin istinafa cevap vermediği görülmüştür.

GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava;21/01/2016 tarihli franchise sözleşmesine aykırılık ve haksız fesih sebebine dayalı alacak istemine ilişkindir.

Davacı, sözleşmenin imzalandığı tarihte kendisine ödenmesi gereken 30.000,00 TL. ile franchise alan- davalının sözleşmeyi süresinden önce feshetmesi durumunda ödemesi gereken 20.000,00 TL'nin ödenmediğini belirterek toplam 50.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava ettiği, davalı tarafından ise sözleşmenin davacı ile olan 20 yıllık geçmişi ve arkadaşlığına hasren, bakmadan, okumadan ve irdelemeden, sehven, hataen ve davacı hilesi ile imzaladığını, TBK'nın 30 ve 36. Maddeleri uyarınca işbu sözleşme ile bağlı olmadığını, bununla birlikte sözleşmenin dayanak 3. maddesi ile münfesih olduğunun açık olduğunu, sözleşmenin işbu maddesine göre davacıtarafından herhangi bir ödemede bulunulmadığından sözleşmenin kendiliğinden münfesih olduğunu ileri sürmüştür.

Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Ekonomi ve Finans Uzmanı, Ticaret ve Borçlar Hukuku Öğr. Üyesi bilirkişi Dr. ... ve Mali Müşavir bilirkişi ...'in 06/03/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" davalının hata iddiasını kanıtlamadığı, dolayısıyla davalının imzaladığı sözleşmenin davalıyı bağladığı, davalının sözleşmenin kurulduğu aşamada 30.000-TL. ve sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde de 20.000-TL. olmak üzere toplamda 50.000-TL. ödemeyi kabul ettiği, davalının süresinden önce faaliyetini durdurarak sözleşme ilişkisine son vermiş olduğu hususu, bizzat davalının beyanlarından ve sunulan ticari defter ve kayıtlardan anlaşıldığından, aynı şekilde davalı taraf sözleşmenin başlarında ödemesi gereken 30.000-TL'lik bedeli de ödemediğinden, davacının 50.000-TL'lik alacak talebinin yerinde olduğu" belirtilmiştir.

Dava dilekçesinde davacı taraf olarak ...'un gösterildiği, davaya konu dayanak sözleşmenin ise ... .... Şti. ile davalı arasında akdedildiği, yargılama sırasında davacı vekilinin maddi hataya dayalı taraf değişikliği talebinde bulunduğu, mahkemece HMK'nın 124/3 maddesinin; '' (3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.'' düzenlemesi gereğince, davacının taraf değişikliği talebinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığı gibi usul ekonomisi ilkesi ışığında değerlendirme yapıldığında taraf bilgilerinin maddi hataya dayalı olduğu kanaatine varıldığından taraf değişikliği talebinin kabulüne karar verilmesi yerinde olduğundan davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı tarafından, hata ve hile nedeni ile 21/01/2016 tarihli franchise sözleşmesi ile bağlı olmadığını belirtmiş ise de TBK'nın 30. Maddesine göre, esaslı bir yanılma sebebine dosya kapsamında rastlanılmadığı, TBK'nın 36. maddesi ışığında aldatmanın soyut beyandan ibaret kaldığı, irade bozukluğunun giderilmesi başlıklı 39. maddesinin; ''Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.'' düzenlemesi gereğince davalının okuyup incelemeden imzaladığını kabul ettiği sözleşme kapsamında yanılma yahut aldatmanın en geç sözleşmeyi incelediği tarih olarak beyan ettiği 05/10/2016 tarihinde öğrenilmesi gerekmekle işbu tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmesi gerektiği, 2 yıl geçtikten sonra bu iddianın ileri sürülmesi yerinde olmadığından bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.

Franchising Sözleşmesinin niteliği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 16.05.2019 tarihli 2017/11-60 E- 2019/579 K sayılı kararında; " konusu mal ve/veya hizmetin sürümü ve dağıtımı olan sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olup, bu sözleşme ile mal ve/veya hizmeti üreten ve/veya satan franchise veren; adı, sembolü, markası gibi gayri maddi mal ve değerlerini kullanarak bunların sürümünü yapma hakkını bir bedel karşılığında, belirli bir bölgede kendi ad ve hesabına çalışan bağımsız kişilere (franchise alanlara) vermeyi borçlanmaktadır. Franchise veren bu sözleşme ile mal ve/veya hizmetlerin en iyi şekilde pazarlanmasını sağlamak için pazar araştırması ve tanıtım (reklam) yapmak, bu konuda kendine özgü bir anlayış geliştirerek bir organizasyon kurmak ve franchise alanları çalışmalarından yararlandıracak şekilde bu organizasyona dahil etmek yükümlülükleri üstlenmektedir. Franchise alan ise, franchise bedeli ödeme dışında ayrıca sözleşme konusu malların sürümünü destekleme, bu konudaki tüm bilgileri franchise verene aktarma, franchise verenin pazarlama ilkelerine ve talimatlarına uyma, eğitim programlarına katılma ve bu doğrultuda işletmeyi yürütme yükümlülüğü altına girmektedir (Kırca, Çiğdem: Franchise Sözleşmesi, Ankara, 1997, s. 19-20).

Görüldüğü üzere franchise sözleşmesi her iki tarafın da borç altına girdiği karşılıklı edimler içeren bir sözleşme olup, her bir tarafın borcu diğer tarafın borcunun karşılığını oluşturmakta ve edimler arasında değişim söz konusu olmaktadır. Başka bir deyişle franchise sözleşmesinde franchise alan ile franchise verenin borçları aynı zamanda diğer tarafın ediminin karşılığını ihtiva etmektedir. Franchise verenin kendisine ait franchise sistemini franchise alana kullandırma ve onu ticari faaliyeti sırasında devamlı olarak destekleme yükümlülüğüne karşılık, franchise alanın franchise verenin mal veya hizmetlerin sürümünü kendi nam ve hesabına yürütme ve franchise verene belli bir bedel ödeme yükümlülüğü gelmektedir. Ayrıca franchise alanın, franchise verene karşı onun menfaatlerini koruma, sırlarını saklama, gerektiğinde hesap verme gibi güven ve sadakate dayanan yükümlülükleri vardır.

Franchise sözleşmesi, kanunlarda düzenlenmiş isimli sözleşmelerin unsurlarını içerebileceği gibi, isimsiz sözleşmelerin unsurlarını da içerebilir. Nitekim franchise sözleşmesi genellikle satış, kira veya ürün kirası, hizmet, acente, vekâlet, adi ortaklık gibi isimli sözleşmelerle, lisans, know-how ve tek satıcılık gibi isimsiz sözleşmelerin unsurlarını içermektedir. Franchise sözleşmesi, isimli ve isimsiz sözleşmelerin unsurlarından oluştuğu için niteliği itibariyle kendine özgü isimsiz bir sözleşmedir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2018, s. 970)." şeklinde açıklanmıştır.

Taraflar arasındaki sözleşmede de hem davacı hem de davalının edimleri düzenlenmiştir.

Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı ... .... ile davalı ...arasında 21/01/2016 tarihli 2 yıl süreli franchise sözleşmesi tanzim edildiği, sözleşmenin 1. Sayfasında, “Franchising Bedeli, İsim Hakkı bedeli 50.000 TL.,olduğu, bu bedelin 30.000 TL'si sözleşme imzalandığı tarih itibariyle alınacağı, kalan 20.000 TL'lik tutarın Franchisee sözleşme tarihinden önce feshetmek isterse fesih tarihinde ödenir”, düzenlemesinin yer aldığı, davacı tarafça sözleşmenin feshedilmediğini, ancak davalının davacı ile ilişkisini birden keserek başka bir firmadan ürün almaya başladığını, etik olmayan yollar izlediğini ileri sürmüştür. Davalı defterinin incelenmesinde başka firmadan ürün aldığına dair kayıt bulunmadığı, davacı tarafça ileri sürülen sebebin ispatlanamadığı anlaşılmıştır.

Sözleşmede, salonun tüm demirbaşı ve ilk etaptaki tüm malzeme setleri, 10 adet demirbaş listesindeki cihaz, ürün, görsel, broşür, iç mekan kurumsal tabela ve reklam ürünleri, saç ve cilt analiz cihazı, bilgisayar ve yazıcının teslimi, bakım ve kullanıcı setlerinin teslim edileceği ve 20.000 TL demirbaş bedelinin davacı tarafça fatura edileceğinin kararlaştırıldığı, davacı tarafça bu demirbaşların davalıya teslim edildiği ve faturalandırıldığının ispatlanamadığı, davalının anlaşma koşulları dışında hareket ettiği ve etik olmayan yollara başvurduğunun da ispatlanamadığı, sözleşmede imza tarihinden itibaren 7 işgünü içerisinde 30.000,00 TL yatırılmamasının sözleşmenin feshine sebep olacağı ve franchisor tazminat talebi 10.000,00 TL'yi ödemeyi kabul eder hükmü düzenlenmiştir.

Davalının sözleşmenin imza tarihinden itibaren 7 işgünü içerisinde 30.000 TL yatırmadığı anlaşılıyorsa da, davacının davadan önce sözleşmeyi feshetmediği, esasen sözleşmedeki deliller ve beyanlardan, sözleşmenin imzalandığı ancak taraflarca karşılıklı olarak harekete geçilmediği, davacının yukarıda yazılı demirbaş teslim edimlerini yerine getirmediği, davalının kusurlu fiillerini ve davalının isim hakkını kullandığını, faaliyete geçtiğini de ispatlayamadığı, sözleşmenin fiilen uygulanmamasından davalının sorumlu olduğunun da ispatlanamadığı, 30.000,00 TL isim hakkı bedeli ile sözleşmenin erken feshi nedeniyle 20.000,00 TL'nın tahsilinin istenemeyeceği gözetilerek sübut bulmayan davanın reddi gerekir iken anılan gerekçe ile davanın kabulüne dair verilen karar yerinde değildir.

Tüm bu nedenlerle davalı istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,

2- İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ..../06/2024 tarih, 2023/.... E., 2024/..... K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,

3- Davanın Reddine,

4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 853,88 TL'den mahsubu ile fazla alınan 121,88 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 50.000,00 TL., vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,

5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;

5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,

5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/05/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1360, K. 2026/924, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1360-e-2026-924-k-22fc0f01692f