Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1143 E. 2026/641 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1143
Karar No
2026/641
Karar Tarihi

T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/1143 KARAR NO : 2026/641

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU :Menfi Tespit BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ :07/05/2026

Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili ile davalının Diyarbakır . Aile Mahkemesinin ... E.- ... K. sayılı ilamı ile ... tarihinde anlaşmalı olarak boşandıklarını ve kararın kesinleştiğini, taraflar arasında imza altına alınan anlaşma protokolünde evlilik birliği içerisinde elde edilen ev için müşterek tapuya sahip olacaklarının ve iş bu evin satılması halinde müvekkili tarafından davalıya ... TL ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının söz konusu evin satışı ve bedelinin ödenmesi yönelik müvekkilden evin tam değeri üzerinden senet talep ettiğini, bunun üzerine müvekkil tarafından davalıya ... düzenleme, ... vade tarihli ... TL bedelli senet verildiğini, ... tarihinde evin satışının yapıldığını ve protokol gereği taraflar arasında anlaşılan tutarın banka havalesi ile ... tarihinde davalıya gönderildiğini, evin satılması sonrası müvekkil tarafından anlaşma protokolü gereği davalıya iş bu senet borcu ödendiği halde eski evliliklerine olan güveni nedeniyle senedi geri almadığını, her ne kadar senet üzerine teminat senedi ibaresi yazılmamış ise de, boşanma esnasında teminat maksadıyla verildiğini, boşanmaya ilişkin hüküm tarihi, senedin düzenleme tarihi ve evin satış tarihlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere senedin protokol gereği evin satış bedeline yönelik düzenlendiğinin açıkça ortada olduğunu, müvekkil tarafından borç ödenmiş olmasına rağmen davalının kötüniyetli olarak müvekkili aleyhine senede dayalı takip başlattığını ve haciz işlemi uygulattığını iddia ederek Diyarbakır İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibin iptali ile müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının kötüniyetli takip başlattığından bahisle davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının bahsettiği protokolün müvekkili ile davacı arasında imzalandığını ancak protokolde senet ile ilgili bir ibareye yer verilmediğini, senedin evin değeri karşılığında verildiğini iddia eden davacıya neden anlaşmalı boşanma protokolünde ev değeri karşılığında müvekkile teminat senedi verdiği hususuna değinmediğini, senette teminat ibaresinin yazılı olmadığını, müvekkil ile davacı arasında ... uygulaması üzerinden yapılan yazışmalarda davacının borcu olduğunu kabul ettiğini ve bunun ödemesinin 13 bilezik ile gerçekleştireceğini beyan ettiğini, senedin teminat senedi olarak verildiğinin ispat yükünün davacıda olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davalının savunmasında, davacının iddia ettiğinin aksine senedin veriliş nedeninin başka bir hukuki ilişkiden kaynaklandığını ileri sürdüğünü, davalının savunmasının gerekçeli inkar nitelinde olduğu, takibe konu senedin müşterek evin satışı karşılığı davalıya ödenecek bedelin teminatı olarak verildiğinin ispat yükünün davacıda olduğu, taraflar arasında düzenlenen anlaşma protokolünde takibe konu edilen senede dair bir düzenlemeye yer verilmediği gibi dosyaya sunulan ... yazışmalarında ve soruşturma dosyasından da bu yöne ilişkin bir kabul bulunmadığı, davacının iddiasının ispatına yönelik dosyaya herhangi bir yazılı delil sunmadığı, davacı tarafa yemin deliline dayanıp dayanmayacağı hatırlatıldığı, davacı vekilinin yemin deliline dayanmayacaklarını beyan ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; evlilik birliği son bulan tarafların sahip oldukları evin satımından kaynaklanan bir asıl ilişkiden kaynaklı temel alacağın söz konusu olduğunu, buradaki temel borç ilişkisinin evlilik birliğinin sonlanması olduğunu, buna ilişkin tarafların karşılıklı edimleri ifa borcu altına girdiğinin, evin satımından kaynaklı davalıya ödenecek bu edimin ifasıyla müvekkilinin borç altında olduğunu, bu borcun ifa edilememesi ile oluşacak teminatın riske girmemesi amacıyla davalı ile bir teminat bonosu düzenlendiğini, davalı tarafından müvekkilinin rızası olmadan dosyaya sunulmuş ... kayıtlarında söz konusu bononun davalı tarafından adeta bir tehdit aracı olarak kullanılarak müvekkilini bazı edimleri yerine getirmek için kullanıldığını, söz konusu senedin bir teminat bonosu olduğunun açıkça anlaşıldığını, senedin veriliş nedeni ve altta yatan borç ilişkisinin araştırılması yapılmadan hüküm tesis edildiğini, ispat külfetinin davalı tarafa ait olduğunu, ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ("İİK") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.370 ilâ 372). Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 29/04/2021 tarih ve 2017/11-40 E., 2021/542 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 15/09/2020 tarih ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir. Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı TMK'nun 6. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; takip konusu senedin teminat senedi olarak verildiğini iddia eden davacının bu iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğu, doya kapsamında bulunan taraflar arasındaki ... yazışmalarından senedin teminat senedi olduğunda dair net bir ifade bulunmadığı, davacanın başkaca delillerle de bu iddiasını ispatlayamadığı, kendisine yemin teklifinin hatırlatıldığı ve yemin teklifini kabul etmediği anlaşılmakla ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının davasını ispatlayamadığında dair İlk Derce Mahkemesinin davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davacı ekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 179,90 TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye 552,10 TL’nin davacıdan alınarak Hazineye GELİR KAYDINA, 3-) İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca kararın kesin olmaması nedeniyle Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. ve 7550 sayılı Kanun ile değişik Ek 1. maddesinin 2. fıkrası hükümleri gereğince, dava değerinin davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz kesinlik sınırının üzerinde olması nedeniyle, Dairemizin kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ KANUN YOLU AÇIK olmak üzere,

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1143, K. 2026/641, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1143-e-2026-641-k-a6e8a396508a