Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/619 E. 2026/1528 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/619
- Karar No
- 2026/1528
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/619
KARAR NO: 2026/1528
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/11/2022
NUMARASI: 2017/8 Esas - 2022/801 Karar
DAVA: Banka Teminat Mektubunun Hükümsüzlüğünün Tespiti
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı karşı davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 2010 tarihinde imzalanan bayilik sözleşmesi ile bayilik ilişkilerinin başladığını, müvekkiline 2000 tondan fazla alımlarda iskonto uygulanmasının kararlaştırıldığını, bunun uygulanmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin 2010-2013 yılları arasında zarara uğradığını, en son davalı ile müvekkili arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin 2014 yılından beri devam ettiğini, müvekkili tarafından yükümlülüklerin eksiksiz olarak yerine getirildiğini, son zamanlarda davalının müvekkilini zarara uğratacak şekilde hareket ettiğini, alacaklarının müvekkiline ödenmediğini, banka teminat mektubunun sebepsiz yere nakde çevrildiğini, bunun müvekkilinin finansal kurumlar nezdinde zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalının müvekkiline 22/11/2016 tarihinden itibaren ürün vermediğini, müvekkili şirketin akaryakıt firmasının bu nedenle kapalı durumda olduğunu, bu durumun müvekkilinin mahfına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirket tarafından davalı şirkete 480.000 TL.bedelli teminat mektubu verildiğini, ....Noterliğinin 20/12/2016 tarih ... yevmiye no.lu ihtarnamesiyle teminat mektubunun tazmini nedeniyle müvekkilinin alacaklı olduğu tutarın iadesini veya karşılığında ürün ikmali yapılmasının talep edildiğini, davalı şirket ile muhtelif tarihli görüşme taleplerine cevap verilmediğini ve müvekkilinin ....Noterliğinin 26/12/2016 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarı ile ......Bayilik Sözleşmesinin feshedildiğini, bayilik ilişkisinin bittiğini belirterek müvekkili şirket tarafından davalı şirket lehine ...AŞ.tarafından düzenlenerek verilen 25/03/2015 tarih ve ... no.lu 160.000 TL.ve aynı tarih ... no.lu 160.000 TL.bedelli teminat mektupları ile ... AŞ.tarafından düzenlenen 12/03/2015 tarih ... sayılı 160.000 TL.bedelli teminat mektuplarının iadesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2010 yılı bayilik sözleşmesiyle 2010-2013 yılları arasında yıllık kota üzerinden yapılması gereken iskontoların eksik yapılmış olması sebebiyle şimdilik 150.000 TL.nin ve yine davalı tarafça ... AŞ.tarafından düzenlenen 25/03/2015 tarihli 160.000 TL.bedelli teminat mektubunun nakde çevrilmesi sebebiyle cari hesap ilişkisinde müvekkilinin alacağı olarak görünen 30.000 TL. Olmak üzere toplam şimdilik 180.000 TL.nin de müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı/karşı davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2010 tarihli sözleşmedeki yükümlülüklerine aykırı davranmadığını, davacının haksız feshinden önce yürürlükte olan sözleşmenin 2010 tarihli sözleşme olmadığını, davacının 7 sene sonra bu yönde bir talepte bulunmasının kötü niyetli olduğunu, müvekkili şirket ile davacı arasındaki bayilik ilişkisinin 2010 yılında kurulduğunu ve feshe kadar devam ettiğini, bu tarihler arasında müvekkili şirket ve davacının 2010 tarihli sözleşme ve taahhütname, 16.12.2013 tarihli bayilik (akaryakıt) protokolü, 26.11.2014 tarihli akaryakıt istasyonu bayilik sözleşmesi, 19.12.2014 tarihli bayilik (...) protokolü ve 16.10.2015 tarihli ... ile çalışan karayolu taşıtları için ikmal istasyonu bayilik sözleşmesini akdettiklerini, bu süreç boyunca müvekkili şirketin imza altına aldığı hükümlerin gereğini yerine getirdiğini, davacıya gerekli ürün ikmalini sağlayarak her sözleşme/protokol ile kararlaştırılan iskonto ne kadar ise onu uyguladığını, müvekkili şirket ile davacı arasındaki bayilik ilişkisinin süresi ve sık aralıklarla imzalanan yeni sözleşmeler de gözetildiğinde aksinin düşünülemeyeceğini, bayilik ilişkisini süresinden önce feshedenin ve müvekkili şirketin zarara uğramasına ve yapmış olduğu yatırımın karşılığını alamamasına sebebiyet verenin davacı taraf olduğunu, 19.12.2014 tarihli bayilik protokolünün 3. maddesinde müvekkili şirketin ...’e 800.000-TL. inkişaf bedeli ödemesi yapacağının kararlaştırıldığını, müvekkili şirket tarafından bu tutarın, davacının protokol süresi boyunca bayisi olduğu düşünülerek ve buna güvenilerek verildiğini, davacının faaliyette kalacağını düşünen müvekkilinin erken fesih sebebiyle vermiş olduğu hibe bakımından zarara uğradığını, davacının tüm talepleri mesnetsiz olduğu gibi, iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, davacının müvekkil şirketten herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını, müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, davacının, 2010-2013 yılları arasında yıllık kota üzerinden yapılması gereken ıskontoların eksik yapılmış olmasından dolayı yaklaşık 150.000 TL. ve teminat mektuplarından birinin nakde çevrilmiş olmasından dolayı 30.000 TL. alacaklı olduğunu iddia ettiğini ancak bu alacak taleplerinin hiçbirinin gerçek durumu yansıtmadığını, fesih sebebiyle alakalı olarak mahkemeyi yanıltmaya çalıştıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı/karşı davacı vekili karşı dava dilekçesinde özetle; davacı karşı davalının, taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme ve protokollerde öngörülen süreden önce haksız olarak bayilik ilişkisini feshettiğini, cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu, 16.12.2013 tarihli bayilik protokolü’nün 3. maddesi uyarınca ... ile müvekkili arasındaki bayilik ilişkisinin 5 sene boyunca devam edeceğinin kararlaştırıldığını, ilgili protokolün 13. maddesi uyarınca ... herhangi bir şekilde bu protokolü ve/veya iş bu protokole bağlı olarak akdedilecek olan akaryakıt istasyonu bayilik sözleşmesini fesih etmek isterse ...’a 50.000 usd (ellibin amerikan doları) cezai şart ödemeyi gayri kabili rücu kabul beyan ve taahhüt eder.” dendiğini, bu madde uyarınca davacı karşı davalının müvekkili şirkete borcu bulunduğunu, iddiaları asılsız olduğu gibi, davacı/karşı davalının kendi edimlerini ifa etmediğini, yıllık satış taahhüdünü yerine getiremeyen tarafın da davacı/karşı davalı olduğunu, davacı/karşı davalının basiretli bir tacir olarak hiçbir hile, tehdit ve baskı altında kalmadan bahsi geçen protokolü imzaladığını, davacı/karşı davalının taahhüdünü yerine getirmek ve sözleşmeye aykırı davranışı sebebiyle taraflar arasında serbest iradeleriyle kararlaştırılmış olan 50.000 USD cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu, 19.12.2014 tarihli bayilik protokolü ile davacı/karşı davalının Haziran 2015 tarihinden başlamak üzere 5 sene boyunca her yıl en az 600 ton ... alımı yapacağının kararlaştırıldığını, feshe kadar geçen süre boyunca sadece 277 ton ... alımı yaptığını bu kapsamda cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu, feshe kadar geçen 2 yılda toplamda 1.200 ton ... satın alması gereken davacı/karşı davalının 923 ton eksik alım gerçekleştirdiğini, bu kapsamda müvekkili şirketin protokolün 4. maddesi gereğince ton başına 50 USD cezai şart olarak hesaplama yapıldığında 46.150 USD cezai şart alacağı bulunduğunu, sözleşme ve protokollerin sürelerinden önce feshedilmiş olmasından dolayı müvekkilinin kar kaybına uğradığını, müvekkilinin yıllık belirli tutarda alım yapılması kararlaştırılmış olan bayisinden sebepsiz yere yoksun kaldığını, bu sebeple müvekkili şirketin kar mahrumiyeti alacağı doğduğunu, davacı/karşı davalının ... bakımından yıllık 600 ton, akaryakıt bakımından ise yıllık 2000 m3 alım yapmayı taahhüt ettiğini, müvekkilinin davacı/karşı davalıya ... bakımından Haziran 2020 ve akaryakıt bakımından 26.11.2019 tarihine kadar ürün ikmali yapmayı planladığını ve buradan elde edeceği gelire de karşılık ayırdığını, davacı/karşı davalının fesih tarihi itibariyle, ... bakımından 600 tonx3 yıl=1800 ton ... ikmali karşılığında elde edeceği alacaktan ve akaryakıt bakımından da 2000m3x3=6000 m3 akaryakıt ikmali karşılığında elde edeceği alacaktan mahrum kaldığını, ... için toplamda 1800x50=90.000 USD ve akaryakıt için toplamda 6000m3x10(m3 başına ödenmesi gereken cezai şart tutarı-16.12.2013 tarihli protokol madde 6) =60.000 USD tutarında kar mahrumiyeti alacağı bulunduğunu, davacı/karşı davalının müvekkiline ait otomasyon sistemini haksız yere elinde bulundurup bu sistemden yararlanmaya devam ettiğini, davacı/karşı davalının müvekkili şirkete haksız fesih tarihinden itibaren başlamak üzere sistemin iade edileceği tarihe kadar bilirkişiler tarafından hesaplanacak ecrimisil bedelini ödemekle yükümlü olduğunu, 19/12/2014 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca davacı/karşı davalıya 800.000 TL.inkişaf ödemesi yapıldığını, bayilik ilişkisinin öngörülen tarihten erken şekilde feshedilmesi nedeniyle 5 sene için ödenmiş olan bu bedelin kıstelyevm usulüyle hesaplanmak suretiyle müvekkili şirkete iadesi gerektiğini, müvekkilinin yaklaşık 315.00 T. olabileceği öngörülen ticari inkişaf bedeli bakımından da alacaklı olduğunu, karşı davayı belirsiz alacak olarak açmış olmalarının sebebinin müvekkilinde bulunan teminat mektuplarının nakde çevrilmiş olması ve müvekkilinde bulunan çek ve senetlerin kambiyo senetlerine ilişkin takibe konu edilmesi suretiyle alacağın bir kısmının karşılanmış olması olduğunu, bakiye alacağın ancak bilirkişiler tarafından yapılacak olan hesaplama neticesinde ortaya çıkacağını, satış taahhüdüne bağlı cezai şart alacağının, erken feshe bağlı cezai şart alacağı, kar mahrumiyeti ve ticari inkişaf bedeli alacağına karşılık müvekkilinin davacı/karşı davalının bütün borçlarına karşılık teminat olarak vermiş olduğu toplamda 640.000 TL. tutarındaki 4 adet 160.000'er TL. bedelli teminat mektubunu paraya çevirdiğini, davacı/karşı davalının müvekkiline vermiş olduğu çek ve senetleri takibe konu ederek tahsilat yaptığını, müvekkilinin davacı/karşı davalıdan olan alacağının belli bir kısmını tahsil etmiş olması nedeniyle bakiye alacağının bilirkişiler tarafından hesaplanacak olan alacak kalemlerinden düşülmesi halinde kesin olarak tespit edilebileceğini, bu sebeple davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini, davacı/karşı davalının alacaklı değil borçlu olması nedeniyle tüm taleplerinin reddiyle, haksız ve erken fesih sebebiyle müvekkilinin uğradığı zararın giderilmesi ve sözleşme kapsamında doğmuş olan borçların davacı/karşı davalıdan tahsil edilebilmesi amacıyla karşı davanın kabulüne, karşı davaya konu her bir kalem için ayrı ayrı temerrüt tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, otomasyon sisteminin müvekkiline iadesine, bilirkişiler tarafından hesaplanacak olan ecrimisil bedelinin müvekkiline ödenmesine, müvekkilinin halihazırda icra takiplerinden ve teminat mektuplarının paraya çevrilmesinden elde ettiği tahsilat arasındaki farkın, şimdilik 5.000 TL. olarak davacı/karşı davalı taraftan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep dava dava etmiştir.
Davacı/karşı davalı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; davalı/karşı davacının 7 yıl boyunca, müvekkiline hakkı olanı vermediğini, elinde teminat mektupları, müvekkiline ait çek ve senet bulunmasına rağmen, bir ay boyunca yakıt vermeyerek, müvekkili şirketin mahvına sebep olduğunu, çektikleri ihtara rağmen, yakıt vermeyerek, müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak feshetmesine sebep olduğunu, davalı/karşı davacının cezai şart istemesinin mümkün olmadığını, aksine haklı feshe sebep olduğu için müvekkiline cezai şart ödemesi gerektiğini, buna ilişkin dava haklarını saklı tuttuklarını, sözleşme ile belirlenen cezai şartın karşılıklı olması gerektiğini, sözleşme incelendiğinde bütün cezai şartların, hakim konumdaki, davalı/karşı davacı lehine düzenlendiğini, bayi konumundaki müvekkilinin lehine herhangi bir cezai şart hükmü içermediğinin görüldüğünü, tek taraflı olması nedeniyle cezai şartın geçersiz olduğunu, davalı/karşı davacının kötü niyetinin karşı dava dilekçesinde müvekkilinin yıllık 600 ton ... taahhüdü verdiğini iddia etmesinden de anlaşılacağını, müvekkili ile davalı/karşı davacı arasında yapılan 16.10.2015 tarihli bayilik ek protokolü ile söz konusu taahhüdün 400 tona indirildiğini, davalı/karşı davacının inkişaf bedeli ve kar kaybı istemesinin yerinde olmadığını, sözleşmenin feshine haksız işlemleri sebebi ile davalı/karşı davacının sebebiyet vermesinden dolayı inkişaf bedeli ve kar kaybı talebinde bulunamayacağını, müvekkilinin sözleşme süresince satmayı taahhüt ettiğinden çok daha fazla yakıt satışı yaptığını, böylelikle davalı/karşı davacının sözleşme süresince yapmayı planladığı yararı sağladığını, davalı/karşı davacının herhangi bir kar kaybı olmadığını belirterek karşı davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Yine bilirkişi raporunda davalı/karşı davacının teminat mektuplarının nakde çevrilmesi ve icra dosyaları nedeniyle tahsil ettiği tutarlar toplamının 809.431,82 TL.olduğu belirlenmiştir. Davalı/karşı davacının karşı davasında sözleşmelerin haksız olarak feshedilmiş olması nedeniyle talep edebileceği alacakları sırasıyla;183.060,00 TL. erken fesih nedeniyle cezai şart, 35.147,52 TL. eksik alım nedeniyle cezai şart,549.180,00 TL. kar mahrumiyeti 718.210,78 TL. inkişaf bedeli olmak üzere toplam 1.485.598,30 TL. olarak hesaplanmış karşı davacının yaptığı tahsilatlar talebi uyarınca mahsup edildiğinde bakiye 676.166,48 TL.alacağının kaldığı bu durumda asıl davada davacının cari hesap alacağı ve teminat mektubu bedellerinin istirdadı taleplerinin de yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Karşı davada davacı hükmedilen tutarlara ayrı ayrı temerrüd tarihlerinden itibaren avans faizi yürütülmesini talep etmiş ve davasını HMK 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Dava öncesinde karşı davalıyı temerrüde düşürdüğüne ilişkin dosyaya sunulmuş bir delil yoktur. Karşı davacının diğer tarafa gönderdiği ihtarname içeriğinde karşı davaya konu alacak kalemlerinin ödenmesi yönünde bir ihtar bulunmadığından karşı davalının karşı dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, karşı davanın HMK 107 maddesi uyarınca açılmış olması nedeniyle alacağın tamamı için karşı dava tarihinden itibaren faize hükmedilebileceği kabul edilerek ASIL DAVANIN REDDİNE, ve ıslah edilen KARŞI DAVANIN KABULÜNE, 676.166,48 TL'nin karşı dava tarihi olan 17/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte karşı davalıdan tahsili ile karşı davacıya ödenmesine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk Derece Mahkemesinin asıl davanın reddi yönündeki gerekçesi ile karşı davada davalı karşı davacının talepleri bakımından sözleşmenin haksız olarak feshedildiği yönündeki gerekçesinin ve buna bağlı olarak alacak kalemlerine hükmetmesinin hukuka açıkça aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda davacı karşı davalı şirketin alacak talebinde bulunamayacağının belirtildiğini, ancak bu yönde yapılan tespit ve değerlendirmenin kesinlikle hatalı olduğunu, davalı karşı davada davacı yanın sattığı üründeki Tüpraş alım fiyatını bayisi olan davacı karşı davalının bilmesinin sektörel uygulama açısından asla mümkün olmadığını, dosya kapsamında alınan tüm raporlarda müvekkil şirkete düzenlenen faturalara göre yapılan inceleme neticesinde 164.389,74 TL eksik iskonto uygulandığının da açıkça tespit edildiğini, müvekkil şirketin bu tutara ilişkin davalı karşı davacı yandan alacaklı bulunduğunun da tespit edildiğini ve sektörel teamül ile hayatın olağan akışına aykırı olacak şekilde ihtitazi kayıt konulmadığından bahisle talepte bulunulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Kasım 2016 tarihinden sonra davalı karşı davacı şirketin davacı karşı davalı şirkete akaryakıt ikmali yapıp yapmadığına ilişkin defter ve kayıtlarda bir inceleme yapılmış olması durumunda davalı karşı davacı yanın herhangi bir ürün göndermediği bu yönde düzenlenmiş herhangi bir fatura kaydı bulunmadığının da görülebileceğini, ancak dosya kapsamında baştan itibaren hatalı bir yaklaşımla hareket edildiğini ve sanki sözleşmenin fesih gerekçesi 22.11.2016 ve 24.11.2016 tarihlerinde ürün verilmediği iddiasına dayalıymış gibi bir değerlendirme yapıldığını, sözleşmenin haksız olarak feshedildiği sonucuna ulaşılmasının fahiş bir hata olduğunu, ürün verilmediğine yönelik iddianın asılsız olduğunu iddia eden davalı/karşı davacı yanın bu durumun aksini ortaya koyan beyanı ve iddiası haricinde başkaca herhangi bir delili de dosya kapsamında bulunmadığına göre sözleşmenin haksız olarak feshedildiği sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, asla kabul anlamına gelmemek kaydı ile sözleşmenin feshinde müvekkil şirketin haksız olduğu düşünülecek olsa dahi, müvekkil şirket hakkında cezai şart, kar mahrumiyeti ve inkişaf bedeline ilişkin olarak hatalı karar verildiğini, eksik ürün alımına bağlı olarak cezai şart tutarının hatalı hesaplandığını, sözleşmenin haklı olarak feshedilmesi karşısında erken feshe dair cezai şart talep edilmesinin mümkün olmadığını, asla kabul anlamına gelmemek kaydı ile kar mahrumiyeti adı altında bir tutarın talep edilebileceği düşünülecek olsa bile kar mahrumiyeti hesabının sözleşmenin feshedildiği tarihten sözleşmenin olağan bitiş süresine kadar hesaplanmasının mümkün olmadığını, mahkemece hatalı olarak hesaplama yapılan bilirkişi raporunun esas alınarak 549.180,00 TL kar mahrumiyetine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, inkişaf bedelinin 5 yıllık süre ile orantılı olarak ödendiği sözleşmenin süresinden önce sona ermesi halinde kalan bedelin geri iade edileceği yönünde de taraflar arasında imzalanan hiçbir protokol ve sözleşmede düzenleme yer almadığını, her somut olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ve bilirkişilerin taraflar arasında imzalanan protokol ve sözleşmelerde bulunmadığı halde söz konusu tutarın 5 yıl süreceği inancı ile yapıldığına dair bir varsayımda bulunduğu, ilk derece mahkemesinin de bu hatalı rapora göre hüküm tesis ettiğini, kararın bu yönü ile de hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Asıl dava; taraflar arasında imzalanan akaryakıt ve ... ... bayilik sözleşmeleri, ek protokollerden doğan 2010-2013 döneminde yapılan iskontonun eksik yapılmasından kaynaklı alacak, teminat mektubunun bir tanesinin paraya çevrilmesi sonucu cari hesaptan kaynaklı 30.000,00TL alacak ve diğer teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkindir. Teminat mektuplarının nakte çevrilmesi ile bu talep bedel iadesine dönüşmüştür. Karşı dava ise aynı ilişkiden kaynaklı sözleşmenin karşı davalı yanca haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı sözleşmenin ihlalinden kaynaklı cezai şart, alım taahhüdünün yerine getirilmemesinden kaynaklı cezai şart, haksız fesih nedeniyle mahrum kalınan kar, bir kısım eşyanın sözleşme sonrası kullanılmasından kaynaklı ecrimisil, inkişaf bedelinin fesih sonrası döneme ilişkin bölümünün tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne karar verilmiş, davacı/karşı davalı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Dosyaya sunulan delillerden taraflar arasında ticari ilişkinin 2010 yılında kurulduğu ve davacı/karşı davalı tarafından gönderilen 26/12/2016 tarihli ihtarname uyarınca akaryakıt ve ...(...)Bayilik sözleşmelerinin feshine kadar da ticari ilişkinin sürdüğü bu süreçte tarafların aralarında gerek ... gerekse akaryakıt için protokol ve sözleşmeler imzaladıkları anlaşılmaktadır. Davalı fesih ihtarına karşı ....Noterliği 10/01/2017 tarih ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile teminat mektuplarının nakde çevrilmiş olmasına rağmen cari hesap alacağının tamamının karşılanmadığını, bunun yanı sıra cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, bu yüzden kar kaybı ve inkişaf bedeli ödemekle yükümlü olduğunu, bunun için gerekli yasal yollara başvuracaklarını bildirmiş ancak söz konusu tutarların ödenmesi yönünde bir ihtarının olmadığı görülmektedir.
Dosyaya toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları ile; 31/08/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin 16/12/2013 tarihine kadar yürürlükte kalıp uygulandığı, bayilik protokolü uyarınca bu dönemde davalının davacıya 164.384,78 TL eksik iskonto uyguladığı belirlenmiştir. Ancak davacı sözleşme süresi içinde eksik iskonto uygulandığı yönünde herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin belirlenen fiyatlar üzerinden ürün alımı yapmıştır. Sözleşmenin bu hükmünün bu kadar uzun süre uygulanmamış, taraflar arasında bu maddenin uygulanmayacağına yönelik bir teamül zımni bir kabul oluşmuştur. 31/08/2010 tarihli sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde davacının ihtirazi kayıt ileri sürmeden davalının belirlediği fiyattan alım yapmış olması ve yine sözleşme sona erdiğinde hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin yeni tarihli sözleşme ve protokollerin imzalamış olması karşısında ilgili madde gereği davacının eksik uygulanan iskonto nedeniyle talepte bulunama imkanı kalmadığından mahkemenin bu talebin reddine dair kararı yerinde olup bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde değildir.
Taraflar arasında 16/12/2013 tarihli akaryakıt bayiliği protokolü ve 26/11/2014 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalanmış olup 16/12/2013 - 16/12/2018 tarihleri arasında 5 yıl süreyle geçerli olacağı, 19/12/2014 tarihli ... bayilik protokolü ve 16/10/2015 tarihli ... bayiliği sözleşmesi de imzalanmış olup 16/10/2015 - 16/10/2020 tarihleri arasında 5 yıl süreyle geçerli olduğu düzenlenmiştir. Davacı davalıya gönderdiği 20/12/2016 tarihli ihtarı ile 24/11/2016 tarihinden itibaren ... ve 22/11/2016 tarihinden itibaren beyaz yakıt verilmediğini belirterek ihtarın tebliğinden itibaren 3 gün içinde ürünlerin gönderilmesini talep ettiği, 26/12/2016 tarihli Fesih ihtarında davalının ürün vermemesini gerekçe gösterdiği, davalı ise 22/11/2016 tarihinde 11.405 lt ve 24/11/2016 tarihinde 3.940 lt. akaryakıt teslimatı yapıldığını, davacıya yakıt ikmalinin sağlandığı dönemde dahi davacının vadesi gelmiş olmasına rağmen tahsil edilemeyen çekleri bulunduğunu ileri sürmüştür. Davacı 30 gün vadeli ürün gönderilmesini talep etmiş ise de istenen ürün miktarı belirtilmemiş, taraflar arasında 30 gün vadeli ürün gönderileceğine yönelik bir sözleşme hükmü yahut teamül bulunmadığı, davalının 20/11/2016 tarihinden sonra davacıya ürün ikmali yaptığını beyan ettiği, davacının20/12/2016 tarihinden önce davalıdan ürün talep ettiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı görülmektedir. Bu durumda sözleşmenin davacı tarafça haksız olarak feshedildiği anlaşılmakla davacının bu yönlere ilişen istinaf istemi de yerinde görülmemiştir.
Karşı davacının 16/12/2013 tarihli Akaryakıt Bayilik Protokolü 3 ve 13. maddesi hükümlerine dayalı olarak sözleşmenin süresinden önce haksız olarak feshedilmesi nedeniyle 50.000 USD cezai şart istemi bulunmaktadır. Protokolün 3.maddesinde sözleşmenin 5 yıl süreli olduğu kabul edildikten sonra 13.maddesinde cezai şart düzenlenmiş ve bayi adayının herhangi bir şekilde bu protokolü ve/veya bu protokole bağlı olarak akdedilecek Akaryakıt İstasyonu Bayilik sözleşmesini feshetmek istemesi halinde davalı/karşı davacıya 50.000 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiği düzenlenmiştir. Davacının Akaryakıt Bayilik Sözleşmesini haksız olarak feshettiği dolayısıyla karşı davacının sözleşme hükmünce 50.000 USD cezai şart talebinde bulunabileceği anlaşılmaktadır. Karşı dava dilekçesinde USD yerine TL cinsinden talepte bulunmuş ve sunduğu ıslah dilekçesi ile de 183.060,00 TL erken fesih nedeniyle cezai şart bedelinin tahsilini talep etmiştir. Dosyaya alınan bilirkişi raporu ile ceza şartın ödenmesinin davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı belirlenmiş olmakla mahkemenin bu talep yönünden kurduğu hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından bu yöne ilişen istinaf istemi de yerinde görülmemiştir.
İlk derece mahkemesince inkişaf bedelinin kıstelyevm hesaplanarak sözleşmenin haksız feshinden sonraki dönemine isabet eden kısmının tahsiline ilişkin kurulan hükümde bir isabetsizlik yoktur.
Davacı kar mahrumiyet talebi karşı dava dilekçesinde aynen; 3.Bununla birlikte Sözleşme ve Protokollerin sürelerinden önce feshedilmiş olmasından dolayı müvekkil şirket kar kaybına uğramıştır. Zira müvekkil şirket yıllık belirli tutarda alım yapılması kararlaştırılmış olan bayisinden sebepsiz yere yoksun kalmıştır. Bu sebeple müvekkil şirketin kar mahrumiyeti alacağı doğmuştur. ..., ... bakımından yıllık 600 ton, akaryakıt bakımından ise yıllık 2000 m3 alım yapmayı taahhüt etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla müvekkil şirket ...’e, ... bakımından Haziran 2020 ve akaryakıt bakımından 26.11.2019 tarihine kadar ürün ikmali yapmayı planlamış ve buradan elde edeceği gelire de karşılık ayırmıştır. Dolayısıyla ... fesih tarihi itibariyle, ... bakımından 600 tonx3 yıl=1800 ton ... ikmali karşılığında elde edeceği alacaktan ve akaryakıt bakımından da 2000m3x3=6000 m3 akaryakıt ikmali karşılığında elde edeceği alacaktan mahrum kalmıştır. Bu durumda ... için toplamda 1800x50=90.000-USD ve akaryakıt için toplamda 6000m3x10(m3 başına ödenmesi gereken cezai şart tutarı-16.12.2013 tarihli Protokol madde 6) =60.000-USD tutarında kar mahrumiyeti alacağı bulunmaktadır." Şeklinde vakıa bildirilmiş ve talep gerekçelendirilmiştir.
Karşı davacının alım taahhüdünden kaynaklı cezai şart talebinde dilekçesinin 2. Maddesi ile sadece ... taahhüdü yönünden cezai şart talebinde bulunduğu görülmektedir.
16/12/2013 tarihli akaryakıt bayilik protokolünün 6.maddesinde bayinin her sene en az 2000 m3 beyaz akaryakıt alacağı kabul edilip bu taahhüt yerine getirilmezse m3 başına 10 USD cezai şart ödeneceği, 19/12/2014 tarihli ... Bayilik protokolünü 4. Maddesi uyarınca karşı davalının 5 yıl boyunca her yıl en az 600 ton ... alımı yapacağı kararlaştırılmış ton başına 50 USD cezai şart kararlaştırılmıştır.
26/11/2014 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin 8/c maddesinde; "..., bayinin feshe sebebiyet vermesinden dolayı maruz kaldığı zararı ve satış kaybından dolayı mahrum kaldığı kar kaybını da bayiden taleph etme haklarını haizdir. ...'ın mahrum kaldığı karın hesaplanış tarzı; sözleşme süresince satışı taahhütedilen ürün miktarıda bayi tarafından satılan ürün miktarı düşüldükten sora bulunacak miktar üzerinden hesaplanır." ... ile ilgili 16/04/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin feshin sonuçları başlıklı 15. Maddesi a) " ..... ayrıca bayininfeshe sebebiyet vermesinden dolayı maruz kaldığı zarar ve satış kaybından dolayı mahrum kaldığı karı da bayiden talep etme hakkına sahiptir. B)bayinin akde muhalefeti dolayısıyla işbu sözleşmeninfeshedilmesi halinde işbu sözleşmede münderiç diğer cezaişartların haricinde bayiy ...'a cezai şart olarlak ;taahhütte bulunulması halinde sözleşme süresince satışını taahhüt ettiği miktar üzerinden hesaplanacak ceza bedelini ....ödemeyi taahhüt eder" düzenlemelerini içermektedir.
Müspet zarar; Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır.
Kar mahrumiyeti ise bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelir olup, kâr mahrumiyeti talep edilebilmesi için davalının borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacının sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2010 gün ve 2010/14-244-260 sayılı ilamı). Sözleşmenin haksız feshinde ancak sözleşmede kararlaştırılmış olması halinde kar kaybı zararı istenebilir.
Somut olayda sözleşme süresinden önce karşı davalı şirket tarafından yapılan feshin haksız olmasına göre karşı davacının akaryakıt ve ... bayilik sözleşmelerine göre kar mahrumiyetini talep hakkı bulunmaktadır.
Mahkemece kar mahrumiyeti akaryakıt bayilik sözleşmesinin 8/c maddesindeki hüküm esas alınarak hem akaryakıt hem de ... yönündün maddede bahsedilen yöntemle hesaplanmıştır. Bahsi geçen düzenleme akaryakıt bayilik sözleşmesi hükmü olmasına rağmen hem akaryakıt hem de ... yönünüden kar mahrumiyeti hesaplanırken maddede belirtilen yöntem kullanılmıştır. Oysa kar mahrumiyeti müspet bir zarar olup borçlu edimini vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır.
6098 sayılı TBK'nun Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler başlıklı 19. maddesi " Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." düzenlemesini içermektedir.
Akaryakıt bayilik sözleşmesinde belirtilen yöntem kabul edilmesi halinde bu husus kar mahrumiyeti hesabı olmayıp alım taahhüdünün yerine getirilmemesi halinde uygulanan cezai şart mahiyetindedir. Bu düzenleme kar mahrumiyetinin hesaplama usulüne ve gerçek zararın belirlenmesi amacına hizmet etmemektedir. Kar mahrumiyetinin bu yöntemle hesaplanarak hüküm altına alınması isabetli olmamıştır.
Ayrıca taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin sona erme tarihleri ile karşı davalı tarafça haksız fesih yapılan 26/12/2016 tarihleri arasında o bölgede bayisiz kaldığı düşünülerek davacının, davalı ile yaptığı sözleşmedeki miktarda akaryakıt satışından mahrum kaldığı varsayımı ile davacının kar mahrumiyeti talebinde bulunması mümkündür. Ancak bu halde, karşı davacının, dava konusu taşınmaz için yeni bir bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığının ve yeni bir istasyon kurup kurmadığının tespit edilmesi, yeni bir bayilik ilişkisi kurulmamış ise kâr mahrumiyeti süresinin, fesihten sözleşmenin sonuna kadar olan bölüm için değil, davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl sürenin belirlenmesi ve davacı makul süre kadar davalı hizmetinden mahrum kalacağından sadece bu miktar için kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 11.04.2019 tarihli 2018/2661 E., 2019/2508 K. sayılı ve 15.12.2015 tarihli 2015/3689 E., 2015/16904 K. Sayılı kararı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/4195 Esas - 2022/64 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Yargıtay kararlarında yeni bir bayilik tesisi için 3-6 ay arası süreler makul süre olarak kabul edilmektedir. Makul süreye ilişkin kazanç kaybının, kâr marjı üzerinde bulunan brüt tutardan, yapılmak zorunda olunan personel, kira, taşıt gibi giderlerin mahsubu suretiyle net kar oranı tespit edilerek hesaplanması gerekir. (Yargıtay 19.HD'nin 17/06/2015 tarih, 2014/12105 E., 2015/9030 K. Sayılı ilamı)
Kâr mahrumiyeti zararı hesaplanmasında davacının aynı bölgede aynı şartlarla yeni bir bayilik ilişkisi kurabilmesi için gerekli olan makul sürenin bilirkişi marifetiyle tespiti gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta dosyaya kazandırılan bilirkişi raporlarında akaryakıt sektör uzmanı bulunmamakta ve bu yönde bir tespit yapılmamış olduğu görülmektedir.
Bu durumda sözleşmenin bahsi geçen hükmünün kar mahrumiyeti hesabında esas alınma imkanı bulunmadığı, gözetilerek karşı davacının kar mahrumiyetinin usulünce ve o bölgede yeni bayi buluncaya kadar geçecek makul sürede belirlenerek sektör uzmanı bilirkişi de heyete alınarak hüküm altına alınması gerekirken hatalı değerlendirme ile hüküm kurulması isabetli değildir.
Cezai Şart Alım Taahhüdü Yönünden; karşı davacının alım taahhüdünden kaynaklı cezai şart talebi yönünden yapılan değerlendirmede; 19/12/2014 tarihli ... Bayilik protokolü 4. Maddesi uyarınca karşı davalının 5 yıl boyunca her yıl en az 600 ton ... alımı yapacağı, eksik alım halinde ton başına 50 USD cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt etmiştir. Fesihe kadar geçen sürede 277 ton ... alımı yapılmıştır.
Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevketmektir ve bu amaçla cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/1), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/2) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (TBK md. 179/3) dur.
TBK'nun 179/2 maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/2.maddesi hükmü emredici yapıda olmayıp, düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740)
TBK.'nun 179/2. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir.
Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Yani her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. TBK’nun 179/II. Maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler. Sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir(Yargıtay 19. HD'nin 04/12/2019 Tarih 2018/3380 E. - 2019/5428 K. Sayılı Kararı).
Somut olayda alım taahhüdüne ilişkin cezai şartın ihtirazi kayıt konulmasa da istenebileceğine yönelik bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 1. Dönme ilişkin cezai şart isteme imkanı yoktur.
Taraflarca eksik alım halinde ödeneceği kararlaştırılan söz konusu cezai şart ifaya ekli cezai şart mahiyetindedir. Sözleşmenin yürürlükte olmadığı dönemler için, ifası talep edilemeyecek bir edimin ifa edilmemesine bağlı olarak talep edilme imkanı yoktur. Diğer ifade ile sözleşme feshinden sonraki dönem için eksik ürün alımına bağlı ceza talep edilemeyecektir. Bu durumda sözleşmenin bayi tarafından haksız olarak feshedildiği de dikkate alınarak 2. Dönem başlangıcı ile sözleşmenin fesih tarihi arasındaki süreye isabet eden taahhüt miktarı belirlenerek alım taahhüdün ifa edilip edilmediği ve varsa eksik alımın buna göre belirlenerek bir karar verilmesi gerekirken tüm sözleşme süresince cezai şart ödenmesi gerektiği yönündeki görüş doğru olmadığı gibi kabul edilen 2. Dönem için ise sözleşmenin ayakta kaldığı süreye ilişkin cezai şart belirlenmemiş olması isabetli olmamıştır.
Bu durumda makemece kar mahrumiyeti ve alım taahhüdüne dayalı cezai şarta ilişin karşı davacı alacakları belirlenip, karşı davalının cari hesaptan bir alacağı bulunup bulunmadığı bu duruma göre belirlenip bir karar verilemsi gerekirken hatalı değrelendirme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davacı karşı davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026