Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/232 E. 2026/1523 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/232
Karar No
2026/1523
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/232

KARAR NO: 2026/1523

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 13/10/2022

NUMARASI: 2022/143 2022/1368

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında bulunan ticari ilişki uyarınca müvekkili şirket tarafından davalı adına gönderilen mal/hizmetlere ilişkin faturalar düzenlendiğini, faturalara davalı yanca itiraz edilmemiş olmasına rağmen iş bu fatura bedellerinin müvekkili şirkete ödenmediğini, bunun üzerine, para alacağı olduğundan dolayı müvekkilinin adresi itibariyle yetkili olan ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalı borçlunun takibe itiraz ettiğinde ve akabinde takibin durduğunu, toplanacak deliller ve bilirkişiler marifetiyle ticari defterleri üzerinde yapılacak inceleme neticesinde, davalı yanın borca ve ferilerine yönelik itirazının yerinde olmadığının ve müvekkili şirkete borçlu bulunduğunun anlaşılacağını beyan ederek ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasına davalı yanca yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden aynen devamına, davalının likid olan alacağa yaptığı haksız ve mesnetsiz itirazı nedeni ile asıl alacak miktarının %20'si oranında tarafımıza icra inkar tazminatı ödemesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap süresinden sonra verdiği dilekçesinde özetle; yetki itirazları bulunduğunu, taraflar arasında yapılmış bir sözleşme olmadığından yetkili mahkemenin de davalının yerleşim yeri mahkemesi olan Ankara ...İcra Daireleri olduğunu, müvekkilinin davacının başlattığı takipteki gibi bir borcu bulunmadığını, müvekkili şirketin ...'de yaptığı bir taşeronluk işi nedeniyle bir dönem davacı yandan alış veriş yaptığını, alacaklı nezdinde cari hesap açtığını, bu hesaba ilişkin olarak da daha en başta herhangi bir alış-veriş yapmaksızın ön ödemeli olarak 50.000,00 TL’lik de çek verdiğini, taraflar arasındaki anlaşma ön ödeme bedelinin 50.000,00 TL'lik limit dolana kadar malzeme verilmesi yönünde olduğunu, ancak söz konusu limitin dolduğunu ve tükendiğinin müvekkiline bildirilmediği gibi müvekkilinin verdiği 50.000,00 TL’lik çekin alacaklı yanca tahsil olunması sonrasında müvekkili şirketçe herhangi bir talep vs. alacaklıya yöneltilmediğini, alacaklı yanca 50.000,00 TL’lik limit dolduktan sonra kime hangi malzemenin verildiği de müvekkili şirketçe bilinmediğini, müvekkili şirketin böyle bir talep, istemi ve onayı olmadan verilmiş bir malzeme ve ürün varsa da bunun mesuliyetinin de müvekkili şirkete ait olamayacağının ortada olduğunu, öncelikle yetki hususunu değerlendirilmesi ile davanın yetkili olan Ankara ... Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini, esas yönünden ise, davacının iddia ettiği gibi bir alacağı olabilmesi için müvekkilinin ön ödemesi yapılan limit dolduktan sonra mal alıp-almayacağının teyidinin alınıp alınmadığını ortaya koyamaması ve dahi icra takibine konu ettiği fatura muhteviyatındaki malzemeleri müvekkil şirket yetkilisi veya bordrolu çalışanına teslim edip-etmediğinin ispat edilmesi gerektiğini, davacının bunları ispat edememesi halinde de davasının esastan da reddi cihetine gidilmesi ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin de davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Takibe ve davaya konu faturaların davalı ticari defterlerinde kayıtlı olması halinde veya davalının bağlı olduğu vergi dairesi müdürlüğüne BA formları ile bildirilmiş olması halinde fatura içeriği malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. (Yargıtay 19. HD' nin 2015/12329 E., 2016/6138 K. ve 2014/11846-15110 E.K. sayılı kararları da bu yöndedir.) Davalının davacıdan aldığı dava konusu faturayı, ilgili dönemde vergi dairesine bildirdiği sabit olduğuna göre dava konusu fatura davalıya tebliğ edilmiştir. Davalının defterlerine bunu kaydetmemiş olmasının bir sonucu yoktur. İspat yükü BA formuyla bildirimde bulunan davalıya geçmiştir. BA formuyla vergi dairesine bildirilen faturayı alan davalının faturayı ve içeriğini oluşturan emtiayı almadığını veya iade ettiğini kanıtlaması gerekmektedir. Davalının davaya konu faturayı ve içeriğini almadığını veya iade ettiğini veya fatura bedelini ödediğini isbat edemediği anlaşılmakla, davacı tarafından açılan davanın kabulüne, alacak faturadan kaynaklı olduğundan yerleşik yargıtay içtihatları gereği likit alacak olarak değerlendirildiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmesine, ..." karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Faturaya konu malzemenin davacı yanca teslim edildiğinin ispatı yapılamamış davalı davacının başlattığı takipteki gibi bir borcu bulunmadığını, satış sözleşmelerinde ise malın teslim edildiği, teslim makbuzu, sevk irsaliyesi, irsaliyeli fatura ile ispat edileceğini, kuşkusuz, bu belgelerin imzalı ve imzaların, alıcıya veya alıcının çalışanına ait olması gerektiğini, yalnız, imzanın alıcı veya çalışanı yanında, başka biçimde teslim almaya yetkili sayılabilecek kişiye ait olup olmadığının da değerlendirilmesi gerektiğini, alacaklının malın teslim edildiğine ilişkin ispat külfeti davacı/alacaklıya ait olduğunu, yetki itirazında yargılama esnasında karara bağlanmadan hüküm kurulmuş olmasının da doğru ve isabetli olmadığını, davacının fatura alacağı olduğu iddiası olduğunu, Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının öncelikle incelemesi gerektiğini, mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmamasının, bu sonuca etkili olmadığını, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırması gerektiğini, HMK’ nın 6. maddesine göre ilâmsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesinin de yetkili kılındığını, takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacağını, böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabileceğini, fakat, bu şekilde taraflar arasında yapılmış bir sözleşme olmadığından yetkili mahkemenin de davalının yerleşim yeri mahkemesi olan Ankara ... İcra Daireleri olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE : Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan fatura ve açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; icra dairesi ve Mahkemenin yetkili olup olmadığı, davanın ispatlanmış olup olmadığı noktasındadır.

İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "Cari Hareket föyünüzde yer alan satış faturalarından kaynaklanan bakiye alacağımızın tahsili talebimizdir 11.025,38 TL" nedeniyle 11.025,38 TL asıl alacağın tahsili istemiyle ilamsız takip başlatılmış, davalının itirazı üzerine takip durmuştur.

Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.

İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.

Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2. fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, 2016/12244 E., 2017/2368 K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup davacı yararına oluşan bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir.

Davacının ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde, davacının davalıya 13.06.2020-31.08.2020 tarihleri arasında KDV dahil toplam 62.039,58 TL tutarında mal ve hizmet satışına ilişkin fatura düzenlediği, 21.08.2020 tarihinde davalıdan ... Bankası'nın ... nolu 20.11.2020 vadeli 50.000,00 TL bedelli çek ile tahsilat yaptığı, 07.10.2020 tarihinde davalının ... nolu KDV dahil 1.014,20 TL tutarlı iade faturasının kayıtlarına aldığını ve bu halde davalıdan 11.024,38 TL alacaklı olduğu, davalının davacı tarafından düzenlenmiş tüm faturaları BA formu ile beyan ettiği tespit edilmiştir.

Somut olayda, davacı tarafından takibe konu cari hesaba ve faturaları dosyada bulunan Ankara ... Vergi Dairesinin yazı cevabına göre, davalının 2020 yılı BA formunda bildiriminin yapıldığı görülmekle, davalı tarafça takip konusu faturaları vergi idaresine bildirildiğinden artık faturalar konusu malları teslim almadığını ispatlaması gerekmekte olup davalı tarafından buna dair herhangi bir delil sunulmamıştır. Bilirkişi raporu ile de davacını takip tarihi itibarıyla alacağı belirlenmiş olmakla, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Davalı taraf hem icra dairesinin yetkisine hemde Mahkemenin yetkisine itiraz etmiştir. İİK'nın 50/1. Maddesine göre para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. 6100 sayılı HMK'nın 6. Maddesinde ise genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra HMK'nın 10. maddesine göre de sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin ifa edileceği yer belirlenmemişse, ifa yerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89.maddesine göre belirleneceği izahtan varestedir. Somut olayda, taraflar arasında satım ilişkisi bulunmakta olup, eldeki davaya konu para borcunda, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri icra daireleri ve mahkemeleri yetkilidir. Bu nedenle mahkemece davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yaptığı itirazının reddine karar verilmiş olması yerindedir.

Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM : Açıklanan bu gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 564,84 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,

3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin, kendisi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,

5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17/09/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/232, K. 2026/1523, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-232-e-2026-1523-k-8bc5d8b23c8d