Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/104 E. 2026/1745 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/104
- Karar No
- 2026/1745
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/104 Esas
KARAR NO: 2026/1745 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI: 2021/575 Esas- 2022/1100 Karar
TARİH: 08/11/2022
KARAR TARİHİ: 08/10/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, aynı zamanda yönetim kuruluna üye seçme imtiyazına da sahip olduğunu, ... tarafından esas sözleşmede belirtilen imtiyaz kapsamında ...'ın yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini; bu bakımdan, pay sahibi olan her şirketin yönetim kurulunda temsil edilmesinin ve bu yolla da pay sahibi olan tüzel kişilerin yönetim kurulunda söz sahibi olmasının istendiğini, nitekim pay sahiplerinin yönetim kuruluna olan etkisinin ...'ın esas sözleşmesinin "Yönetim Kurulu Görev Dağılımı" başlıklı 19. maddesinde de "Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı aynı hissedar şirket ve hisse grubu temsilcisi olamaz" denilerek ifade edildiğini, anılan hükmün hala yürürlükte olduğunu, ... römorkorcülük faaliyetiyle uğraşan ve ilgili tarihte ... Limanında kendisine ait taşınmazların yine kendisinin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu bir ticaret şirketi olduğunu, ancak 17.07.2019 tarihinde ..., ... ... Anonim Şirketi ("...") ve ... ve ... Anonim Şirketi ("...") arasında gerçekleştirilen protokolle ("Protokol") kendisine ait taşınmazları ...'e devrettiğini, bu durumun sonucunda da, ... römorkörcülük faaliyet lisansı alabilmesi için gerekli olan taşınmazları ...'e kiraladığını bu nedenle faaliyet izni alınması hususunda başvuruda bulunamadığını, ... tarafından konu ile ilgili olaralk yönetim kurulu üyeleri aleyhine Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2021/148 E. sayılı dosya ile sorumluluk davası açıldığı; bu sorumluluk davasının yanında, 17.07.2019 tarihinde alınan yönetim kurulu kararının da yoklukla malul olduğu; söz konusu yönetim kurulu toplantısı için usulüne uygun çağrının yapılmadığı; yönetim kurulu üyesi olan ...'a yönetim kurulu başkanı tarafından herhangi bir toplantı davetinin yapılmadığı; davetin, ...'ın genel müdürü ... tarafından yapıldığı üzere toplantı saatinden (13:00) çok kısa süre önce (11:41) yapıldığı (Ek-3: ...'ın genel müdürü olan ... tarafından 11:41'de yapılan toplantı davetine ilişkin e-posta); çağrıda da gündem maddesine ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığı; her ne kadar yönetim kurulu toplantılarında gündeme bağlılık ilkesi uygulanmasa da bu derecede önemli bir kararın alınması için gerekli hazırlığın yapılarak gündemde belirtilmesi gerektiği; yapılan işlemler düşünüldüğünde, hem ...'ın hem de ...'in pay sahibi olan ve yukarıda detaylıca açıklanan Arkas Şirketler Grubuna dolaylı da olsa bir kazandırmada bulunulduğu ve ...'ın pay sahibi olan ...'ın zarara uğratıldığı; dolayısıyla, pay sahipleri arasında gözetilmesi gereken eşit işlem ilkesinin ihlal edildiği; nihayetinde ... Yönetim Kurulunun almış olduğu 17.07.2019 tarih ve 374 sayılı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, dayın Mahkemenin farklı kanaatte olması durumunda ilgili kararın butlanla malul olduğunun tespitine, yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 28/01/1998 tarih ve 23244 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan “... ve Römorkörcülük Hizmetleri Teşkilatları Hakkında Yönetmelik” uyarınca ... Limanında 24/09/1998 tarihinden başlamak üzere 24 Eylül 2018 tarihine kadar 20 yıl müddetle ... ve römorkörcülük hizmetleri vermek üzere yetkilendirildiğini, müvekkili şirkete verilen bu izin kapsamında, ... limanında anılan tarihler aralığında ... ve römorkörcülük hizmetini kesintisiz olarak verdiğini, hizmet konusuna ilişkin 31/12/2018 tarihinde ... ve Römorkörcülük Hizmetleri Yönetmeliği'nin yayınlandığını, bu yönetmelikle ... ve römorkörcülük hizmeti kuruluşlar yeniden belirleneceği gibi ... ve römorkörcülük faaliyetlerine ilişkin yeni koşul ve esaslar getirildiğini, bu kapsamda en önemli değişikliğin yönetmeliğin 11/2 maddesi ile yapıldığını, ... ... A.Ş.'nin ... limanı hizmet sahasında ... hizmeti yerine getirmek amacıyla kurulduğu; ancak gerek müvekkilinin gerek ...'ın ... hizmet belgesi taleplerinin reddedildiği; ... hizmet belgesine sahip dava dışı ... şirketinin müvekkilinin hizmet sahasında bulunan taşınmazlarını kiralamak ve müvekkili şirketin tecrübesinden faydalanmak istediğini, bu kapsamda ... şirketi ile anlaşmaya varıldığı; davacı şirketin atadığı temsilci ........ dava konusu edilen yönetim kuruluna bizzat katıldığı, toplantıyı mazeretsiz olarak terk ettiği; davacının kararın alındığı tarihten yaklaşık 2 sene sonunda davayı açmasının TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğu; davacının dava konusu yapılan yönetim kurulu toplantısı konusunda mail yolu ile bilgilendirildiği; maillerle birlikte dava dışı ... ile imzalanacak protokolün gönderildiği; dava dışı ... ile imzalanan protokol kapsamında elde edilen gelirin davacı payına düşen kar payının davacıya ödendiği; davacının yönetim kurulu kararı alındıktan sonra uzun süre bekleyerek huzurda görülen davayı açmasının hakkın kötüye kullanımı teşkil edeceğinden açılan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 08/11/2022 tarih ve 2021/575 Esas- 2022/1100 Karar sayılı kararında; Davanın davalı ... Yönetim Kurulu'nun almış olduğu 17.07.2019 tarih ve 374 sayılı kararın yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; bahse konu karar ile davalı ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında protokol imzalanmasına karar verildiği ve yönetim kurulu kararında 7 kişiden oluşan şirket yönetim kurulunun 5 üyesinin imzasının bulunduğunun görüldüğü, alınan karar sonrasında söz konusu protokolün imzalandığı, davalı ... yönetim kurulunun 17.07.2019 tarihli toplantısında alınan kararın, çağrının yetkili kişi tarafından yapılmadığı ve ayrıca çağrının zamanında yapılmadığı; başka bir başka deyişle çağrı usulüne uyulmadığı gerekçesiyle yoklukla malul olduğu kanaatine varıldığı, dosyada dinlenilen davacı tanığı ... ile davalı tanıklarından ...'ın davalı şirket yönetim kurulunda yer alması ile diğer davalı tanığı...'ın davalı şirkette genel müdür olarak çalışması karşısında söz konusu tanıkların davalı şirketle olan bağları ve işçi-işveren ilişkisi olması karşısında mahkememizce dinlenilen tanık beyanlarına itibar edilmediği, her ne kadar davalı tarafından yönetim kurulu kararının alınmasından yaklaşık 2 sene sonra huzurda görülen davanın açıldığı; bu durumun hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiği iddia edilmiş ise de mahkememizce dava konusu edilen yönetim kurulu kararının yoklukla malul olduğu kanaatine varıldığından davacının herhangi bir süreye bağlı kalmaksızın söz konusu kararın yoklukla malul olduğunun tespitini talep edebileceğinden davalının aksi yöndeki savunmasına itibar edilmediği, yine davalı vekili tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde davacıya ödene karın hesaplanması talep edilmiş ise de söz konusu karın hesaplanmasının uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir etkisi olmayacağından davalının bu yöndeki talebinin reddine karar verildiği, davalı tarafından davacının toplantıdan ve toplantı gündeminden yapılan mail yazışmaları kapsamında haberdar olduğu iddia edilmiş ise de mahkememize sunulan mail yazışmalarının incelenmesinde; yönetim kurulu toplantısının yapıldığı gün davalının genel müdürü tarafından gönderilen mail dışındaki yazışmalarda toplantı gün ve saatinin yer almaması nedeni ile davalının aksi yöndeki savunmasına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının aksine davaya konu toplantı tarihi günler öncesinden davacıya ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerine bildirildiğini, bu husus, dosyaya sunduğu yazışmalar ve tanık beyanları ile sabit olduğunu, yerel mahkemenin tanıkların beyanlarını nazara almadığını, kararın bu yönü ile usule ve hukuka aykırı olduğunu, davacı şirket temsilcisinin toplantıya katıldığının tanık beyanı ve davacı vekilinin 03.11.2022 tarihli dilekçesinin 3. Sayfasındaki beyanı ile sabit olmasına rağmen davacı tarafından çağrının usulsüz olduğunu ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacı dahil, tüm yönetim kurulu üyeleri, yönetim kurulu toplantısının yapılacağından günler öncesinden haberdar olduğunu, yönetim kurulu toplantısı 16.07.2019 olarak kararlaştırıldığını, bu husus davacı dahil tüm yönetim kurulu üyelerine 12.07.2019 tarihli maille bildirildiğini, daha sonra toplantı 1 gün sonrasına yani 17.07.2019 tarihine ertelendiğini, ertelenen tarihten-17.07.2019- de davacı dahil tüm yönetim kurulu üyeleri haberdar edildiğini, bu hususun tanık beyanı ve yazışmalar ile de sabit olduğunu, müvekkil, davaya konu toplantı tarihinden 1 hafta öncesinden başlamak kaydı ile toplantıda değerlendirilecek hususlar ile ilgili davacıya doyurucu bilgi ve belgeyi sağladığını, bu hususlarda davacının görüşlerinin sorulduğunu, bu hususlar, yerel mahkemenin de kabulünde olduğunu, verilen kararda, toplantı gündemininin yer aldığı ve değerlendirildiği yazışmalar teyit edildiğini, davacı tanığı da toplantı gündeminden önceden haberdar olduklarını beyan ettiğini, Yönetim kurulu toplantılarında genel kurul toplantılarının aksine gündeme bağlılık ilkesi uygulanmayacağını, yönetim kurulu toplantı davetlerinde gündemin de bildirilmesi zorunluluğunun TTK'da öngörülmediğini, gündemin belirtilmediği durumda, bunun TTK'da herhangi bir yaptırımı da bulunmadığını, buna rağmen, müvekkil şirket, tüm yönetim kurulu üyelerini günler öncesinden davaya konu yönetim kurulu toplantısına ilişkin bilgilendirdiğini, öneri ve görüşlerin alınması için günler öncesinden toplantılar yapıldığını, davacı da dahil yönetim kurulu üyeleri toplantının gündemine ilişkin gayet doyurucu bilgi ile donatıldığını, davacının yokluğunu talep ettiği toplantıya katılmış, toplantı tamamlanmadan önce, hiçbir mazeret ileri sürmeksizin, toplantıyı terk ettiğini, bu husus, davacının, yerel mahkemeye ibraz ettiği, 03.11.2022 tarihli dilekçenin 3. sayfasında ikrar edildiğini, toplantıya katılan ve toplantıyı mazeretsiz olarak terk eden davacının, toplantıya çağrının usulsüz olduğunu iddia etmesi TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı kapsamında hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu, davacının, yokluğunu talep ettiği yönetim kurulu toplantısına katılım sağladığı davacı vekilinin 03.11.2022 tarihli dilekçesinin 3.sayfasında ikrar edildiğini, davacı davaya konu toplantıya katıldığını, toplantı sona ermeden hiçbir mazeret ileri sürmeksizin toplantıyı terk ettiğini, akabinde, yeter sayı ile anılan protokolün akdedilmesine karar verildiğini, TTK m.390/2 uyarınca, davacı, toplantı sonuna kadar toplantıda hazır bulunmakla yükümlü olduğunu, davacı, yönetim kurulu toplantısında alınacak karara katılmıyor ise, bu durumda, yönetim kurulu üyesi olarak davacının görevi toplantıyı terk etmek değil, aksine kalıp muhalefet şerhini ileri sürdüğünü, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen, toplantıyı mazeretsiz terk eden davacı, mazeretsiz terk ettiği toplantıda alınan yönetim kurulu kararının hükümsüzlüğünü talep edemeyeceğini, aksinin kabulü, hakkın kötüye kullanılma; yasağı kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacının toplantıyı mazeretsiz terk etmesinin akabinde, yönetim kurulu, davaya konu edilen kararı yeterli toplantı ve karar nisabı ile aldığını, şirketin ana sözleşmesinde kararın oy birliği ile alınması gerektiği yönünde bir hüküm bulunmadığını, ortada geçerli, usule ve hukuka uygun bir yönetim kurulu kararı bulunduğunu, müvekkil şirket esas sözleşmesinin 14. maddesinde toplantı nisabı, 17. maddesinde ise karar nisabı düzenlendiğini, toplantı yeter sayısı incelendiğinde; esas sözleşmenin 14. maddesi uyarınca toplantı yeter sayısının beş olduğunu, yönetim kurulu en az 5 üyenin katılımı ile toplanması gerektiğini, davacının dava dilekçesinin 3. sayfasının 6. bölümünde ileri sürdüğü “yedi üyenin katılacağı şekilde toplanması gerekirken” ifadesinin de çürüdüğünü, karar nisabı ise ana sözleşmenin 17. maddesinde düzenlendiğini, buna göre yönetim kurulu, en az beş üyenin katılımı ile gerçekleşecek toplantılarda alınacak kararlarda üyelerinin asgari 4'ünün oyu gerektiğini, yönetim kurulu üyelerinin daha fazla katıldığı toplantılarda 4/6 ekseriyetle verilecek kararların geçerli olacağını, yönetim kurulunun tamamının katılmasıyla gerçekleşen toplantılarda 5/7 ekseriyetle verilecek kararlar geçerli olacağını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için davacının toplantıya hiç katılmadığını düşünelse; bu durumda dahi toplantı ve karar yeter sayılarına ulaşıldığını, toplantı yeter sayısının 5 olduğunu, 5 kişi tarafından imzalanan yönetim kurulu kararına göre toplantı yeter sayısına ulaşıldığını, bu senaryoda, karar yeter sayısı da karşılandığını, esas sözleşmeye göre, 5 kişiyle toplanan yönetim kurulu asgari 4'ünün oyu ile karar alabileceğini, olayında 5 üyenin hepsi kararı kabul ettiğini, davacı toplantıya hiç katılmamış olsa dahi, toplantı ve karar yeter sayıları karşılandığını, davacının iddiasının bu nedenle de yerinde olmadığını, davacının, hükümsüzlüğünü talep ettiği yönetim kurulu kararı neticesinde kâr elde ettiğini, anılan kararın ve davacının kâr payını aldığı tarihten itibaren de 2 yıl boyunca davacı sessiz kaldığını, bir işlemin kârını alırken sessiz kalıp aradan 2 yıl geçtikten sonra o işlemin hükümsüzlüğünü talep etmek hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu, bu hususun karara etki etmesine rağmen Mahkemece aksinin kabulünün yerinde olmadığını, (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2016/9473 E., 2018/2901 K. sayılı ve 19.04.2018 tarihli ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2014/1981 E., 2014/13952 K. sayılı ve 17.09.2014 tarihli ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 2019/829 E., 2021/858 K. sayılı ve 03.06.2021 tarihli ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/8021 E., 2015/5379 K. sayılı ve 16.04.2015 tarihli ilamı), davacı tarafından ikame edilen sorumluluk davasında verilen yerel mahkeme kararı ile sabit olduğunu, Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/148 E., 2022/107 K. sayılı ve 09.02.2022 tarihli kararı ile davaya konu protokolden şirketin ve paydaşların hiçbir zararının bulunmadığı tespit edildiğini ve davacının davasının reddine karar verildiğini, davacının ettiği kara ilişkin uzman görüşü alındığını, uzman görüşü dikkate alındığında dosyaya sunulan bilirkişi raporunun ne kadar yüzeysel olduğunun anlaşılacağını, bilirkişinin yerinde inceleme yapmadan rapor düzenlediğini, uzman görüşü mahkeme tarafından hiçbir şekilde nazara alınmadığını, yerel mahkeme tarafından, en azından, dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile sunulan uzman görüşü arasında çelişkinin giderilmesi için dosyanın yeni bir heyetine tevdi ile yeni bir bilirkişi raporu alınması gerektiğini, yerel mahkeme bu talebini de reddettiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, (Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 2020/230 E., 2020/1103 K. Sayılı ve 12.05.2020 tarihli ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2016/7139 E., 2016/9125 K. Sayılı ve 23.11.2016 tarihli ilamı, Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 2019/748 E., 2019/3857 K. Sayılı ve 9.10.2019 tarihli ilamı, Gaziantep BAM, 13. HD., E. 2017/1693 K. 2017/2361 11.10.2017 tarihli ilamı, Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 2020/3360 E., 2021/1893 K. Sayılı ve 22.04.2021 tarihli ilamı, Ankara BAM, 24. HD., E. 2020/290 K. 2021/1285 9.11.2021 tarihli ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2015/10467 E., 2016/5052 K. Sayılı ve 04.05.2016 tarihli ilamı, Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 2015/5127 E., 2016/4635 K. Sayılı ve 10.11.2016 tarihli ilamı, Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 2017/492 E., 2017/2026 K. Sayılı ve 11.05.2017 tarihli ilamı), davacının kararın alındığı tarihten itibaren uzun bir süre dava ikame etmemesi ve 2 yılın sonunda bu davayı ikame etmesi TMK m.2'de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacıya, 27.08.2019 tarihinde tebliğ edilen yazıda, davacının davaya konusu edilen 17.07.2019 tarihli toplantıya katıldığı ve bu toplantıdan erken ayrıldığı ve bu toplantıda Yönetim ve Danışmanlık Sözleşmesi'nin dava dışı ... şirketi ile akdedilmesine karar verildiği bildirildiğini, toplantının kendisinden habersiz yapıldığını İddia eden davacı, iddiasının aksi hilafına beyanlar içeren bu yazıyı aldığı tarihten 2 yıl boyunca neden sessiz kaldığını ve dava açmadığını, davacının 27.08.2019 tarihinde müvekkilden tebliğ aldığı yazıda belgede sağ altta evrakın davacı şirket tarafından tebliğ alındığı görüldüğünü, aynen “sözleşme detaylarının görüşüldüğü ve sizin erken ayrıldığınız 17.07.2019 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında imzasına karar verilen bahse konu sözleşmenin kopyasının TTK 392/3 gereğince şirketimiz Genel Müdürü tarafından İletileceği hususunda bilgilerinizi rica ederiz.” şeklinde ifadelere yer verildiğini, (30.09.1988 tarih, 1987/2 E., 1988/2 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.1965, E.5/D-4, K.203 sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/2-441 E., 443 K. sayılı ve 29.05.2002 tarihli kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2011/3387 E., 2013/4278 K. sayılı ve 07.03.2013 tarihli emsal kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2011/3387 E., 2013/4278 K. sayılı ve 07.03.2013 tarihli ilamı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 2018/1995 E., 2020/91 K. sayılı ve 22.01.2020 tarihli ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 2019/829 E., 2021/858 K. sayılı ve 03.06.2021 tarihli ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2015/15625 E., 2016/3083 K. sayılı ve 21.03.2016 tarihli ilamı) Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin 17/07/2019 tarihli ve 374 sayılı yönetim kurulu kararının yokluk/butlan ile malul olduğunun tespitine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Yönetim kurulu anonim şirketin yasayla düzenlenmiş zorunlu organlarından biridir. Anonim şirketler yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Yönetim kurulu kararları kural olarak toplantılarda alınır. Toplantı üyelerin bir yerde fiziki olarak toplanması şeklinde yada kısmen yada tamamen elektronik ortamda yapılabilir. Toplantılara katılmak, görüşlerini söylemek ve oy kullanmak her üyenin hem hakkı hem görevidir. Kanun'da çağrıyı kimin yapacağına ilişkin açıklık yoktur. Kural olarak daveti yönetim kurulu başkanı yapar, ancak onun bulunmadığı zamanlarda bu görev başkan vekiline aittir. Yine çağrının şekline dair de Kanun'da düzenleme bulunmamaktadır. Bununla beraber çağrının belirli bir şekilde yapılma zorunluluğu da yoktur. Böylelikle esas sözleşmede düzenleme yapılmasına da imkan sağlanmıştır. Önemli olan tüm üyelerin toplantıdan haberdar edilmesidir. Toplantı çağrısının tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmamış olması bir ya da birden fazla üyenin müzakere süreçlerinden bilinçli olarak dışlanmış olduğu sonucunu doğurduğundan alınan kararlar açısından bir yokluk nedenidir. Bununla birlikte Yönetim kurulu kararlarının geçerliliği için ayrıca şekil ve nisaplara da uygun bir karar alınmış olması gerekir. Aksi halde karar yok hükmünde olacaktır(Yargıtay 11. HD'nin 20/09/2023 Tarih ve 2022/2858 E. - 2023/5133 K. sayılı kararı).
Davacı vekili, davacının yönetim kuruluna üye seçme imtiyazına dahalı olarak kendisini temsilen ...'ın yönetim kurulu üyesi seçildiğini, davalı tarafından 17/07/2019 tarihli yönetim kurulu toplantısına çağrının yetkisiz kişi tarafından yapıldığı ve toplantı saatinin 13:00'da olmasına rağmen aynı gün 11:41'de çağrı yapıldığını, gündem maddesinin belirtilmediğini, alınan kararın önemi dikkate alındığında yönetim kurulu üyesinin hazırlanması için gereken makul bir sürede çağrının yapılmadığını ileri sürerek kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davalıya usulüne uygun çağrı yapıldığını, toplantının aslında 16/07/2019 tarihinde yapılmasının planlandığını ve buna ilişkin çağrı ile toplantıda görüşülecek konuya ilişkin tüm bilgi ve belgelerin bir hafta öncesinden tüm yönetim kurulu üyelerine gönderildiğini, ancak toplantının 1707/2019 tarihinde yapılmasına karar verilmesi üzerine bu toplantıya ilişkin çağrının da tüm yönetim kurulu üyelerine bildirildiğini, davacı yönetim kurulu üyesinin toplantıya katıldığını ve toplantının yarısında mazeretsiz olarak toplantıdan çıktığını, toplantıda alınan karara istinaden gerçekleşen hukuki işlem sonucunda tüm ortakların kar elde ettiğini ve davacının kar payını aldığını, kar payını alan, toplantıda alınan kararın kendisine bildirildiği ve bu süre zarfında ses çıkarmayan davacının karar tarihinden itibaren 2 gibi uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra iş bu davanın açılmasının TMK 2 maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Somut uyuşmazlıkta dava konusu 17/07/2019 tarih ve saat 13:00'da yapılan yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulu üyelerinin aynı gün 11:41'de mail ile çağrıldığı, çağrının yönetim kurulu başkanı/yokluğu halinde vekili tarafından yapılmadığı, genel müdür tarafından yapıldığı, toplantı tutanağında bu hususta şerh bulunmuyor ise de davacı vekili tarafından sunulan 03/11/2022 tarihli dilekçe ve 10/01/2023 tarihli istinafa cevap dilekçesinde davacı yönetim kurulu üyesinin toplantıya katıldığı ve toplantının yarısında çıktığı ve toplantı tutanağını imzalamadığı anlaşılmıştır. Mahkemece de yukarıya alınan içtihatta ortaya konulan ilkeler gözetilerek isabetli bir şekilde belirtildiği üzere dava konusu yönetim kurulu toplantısına çağrının yetkisiz kişi tarafından yapıldığı ve bu haliyle toplantının usulüne uygun olarak toplanmadığı ve alınan kararın yok hükmünde olduğu, TTK'nın 390/4 maddesine uygun olarak alınan bir karar da bulunmadığı, kararın yok hükmünde olması karşısında davacının yönetim kurulu toplantısına katılmasının veya kar elde etmesi ve alınan karara karşı uzun süre sessiz kalınmasının yok hükmünde olan kararı geçerli hale getirmediği, böyle bir toplantıda alınan kararların bu şekilde yoklukla malul olduğunun tespiti her zaman ileri sürülebileceğinden bu hususun ileri sürülmesinin TMK 2 dürüstlük kuralına aykırı olmadığı, bu sebeple Mahkemece davacının elde ettiği kâra ilişkin tekrar rapor alınmamasının yerinde olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.