Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/82 E. 2025/213 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/82
Karar No
2025/213
Karar Tarihi

T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ T.C. BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/82 KARAR NO : 2025/213

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BURSA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/11/2021 NUMARASI : 2020/964 Esas, 2021/903 Karar

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Sözleşmenin Uyarlanması KARAR TARİHİ : 13/02/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 13/02/2025

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekilinin 07/12/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket, davalı ... Arıtma Tesisi İşletme Kooepratifi'nin 1999 yılından bu yana üyesi olup bir tekstil işletmesi olduğunu, davalı kooperatifin kurup işlettiği arıtma tesisinden hizmet satın almakta olduğunu, bedelini de belirlenen debi birim fiyatı üzerinden ödediğini, müvekkili şirket 07.04.2005 tarihli davalı kooperatif yönetim kurulu kararıyla evsel atık kategorisinde iken endüstriyel atık kategorisinde bir üye olmuş olduğu ve birim m3 debi için 375 USD ödenmesine karar verildiğini, müvekkil şirket piyasadaki konjonktüre paralel olarak ödeme güçlüğüne düşünce davalı kooperatif, müvekkil şirkete göndermiş olduğu Bursa 10.Noterliği'nin 16.03.2009 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarında özetle 44.446,51 USD anapara ve 9.000,46 USD gecikme zammı olarak toplam 53.446,97 USD alacağın üç gün içerisinde ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiğini, gerek cebri icra tehdidi gerekse üyelikten çıkarılma baskısı sonucu müvekkil şirket, davalı kooperatifin şart koştuğu taahhütnameyi imzalamak zorunda kaldığını, davalı kooperatif bu çekişmeli süreçte müvekkil şirketten 25.08.2010 tarihinde 2.300,00 USD, 31.05.2011 tarihinde 7.060,00 USD, 30.12.2011 tarihinde 5.000,00 USD, 03.04.2012 tarihinde 5.000,00 USD olmak üzere toplam 19.360,00 USD tahsil ettiğini, kalan 36.864,84 USD katılım payı için de müvekkile Bursa 10.Noterliği'nin 21.02.2013 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarı ile talepte bulunulmuş olduğunu, müvekkili şirket bunun üzerine kendisinden alınan bu miktarın fahiş olduğu ve eşitlik ilkesine aykırı olduğundan bahisle Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/381 Esas sayılı dosyasıyla kalan borç için menfi tespit, ödenen para için istirdat davası açtığını, mahkeme aynı anda kalan bedel için tedbir kararı verdiğini, mahkeme 2014/344 karar sayılı kararında davayı kabul etmiş olup söz konusu karar davalı vekilince temyiz edildiğini, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/11196 Esas ve 2015/7041 Karar sayılı kararıyla müvekkili 24.05.2010 tarihinde imzaladığı taahhütname sebebiyle yerel mahkeme kararını bozmuş ve dosyayı yerel mahkemeye geri göndermiş olduğunu, Yargıtay'ın bozma ilamı üzerine Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/985 Eesas ve 2018/1722 Karar numaralı kararıyla Yargıtay ilamına uymuş ve müvekkili aleyhine karar verdiğini, ancak davanın açıldığı 2013 yılında dolar kuru 1,80 TL iken davanın kesinleştiği günümüze kadar dolar kuru 7,50 TL'yi aştığını, bu miktar davalı tarafından verilen hizmetin karşılığı olmayıp, edimler arasında aşırı dengesizlik oluşturduğunu, hakkaniyet ilkesi gereğince bu dolar kurunun makul bir miktara uyarlanması gerektiğini, bununla birlikte davalı kooperatifin şu anda verdiği hizmetin bedeli, müvekkil ile sözleşme yaptığı dolar kuru üzerinden de olmadığını, anılan bu sebeplerle aşırı ödeme güçlüğü sebebiyle taraflar arasındaki sözleşme ve taahhütnamede belirtilen ve kalan 36.864,84 USD borcu için dolar kurunun 3,00 TL'ye uyarlanmasını, dava masrafları ve vekalet ücretlerinin de davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin 05/02/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...Tesisi İşletme Kooperatifi; ...ili doğu bölgesinde bulunan üç organize sanayi bölgesine, ...ve ...İlçe Yerleşim alanlarına arıtma hizmeti veren bu nedenle ...Valiliği, ...Büyükşehir Belediyesi, ...ve ...sanayi kuruluşunu ortak olarak bünyesinde barındıran, Yönetim Kurulu Başkanlığını ...Valisinin yaptığı, kar amacı gütmeyen, ortak dışı işlem yapmayan, maliyet esaslı çalışan, kurumlar vergisine tabi olmayan kooperatif statüsünde kurulmuş olup; kooperatifler kanununda tanımlı Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne tabi olan bir kurum olduğunu, müvekkili Kooperatif bölge sınırları içindeki firmaların atık sularının arıtılması amacıyla faaliyette bulunmakta olduğunu, Kooperatif ortaklık statüsü Çevre Kanuna dayalı olarak çıkarılan Su kirliliği Kontrol yönetmelikleri çerçevesinde Evsel atıksu üreten işletmeler için evsel üyelik (...ve ...İlçesi yerleşim alanından kaynaklanan sanayi atıksuyu dışında atıksu üreten işletmeler dokuma fabrikaları vb), Endüstriyel atıksu üreten (Boyahane vb kuruluşlar için) endüstriyel üyelik şeklinde olduğunu, Kooperatifin arıtma havuzlarının inşası aşamasında ihale bedeli belirlenmiş ve buna uygun olarak üyelerden katılım bedeli toplanmış olduğunu, bir kısım üyeler üye olurken endüstriyel üye olduklarını beyan etmiş ve daha yüksek katılım bedeli ödeyerek üye olduklarını, bir kısım üyeler ise evsel üye kategorisinde üye olup daha sonrasında endüstriyel debi talep ettiğini, müvekkili kooperatif, yeni ortak alıp almama yönünde karar verirken mevcut üyelerinin kayıtlı debilerini ve sisteme deşarj edilen atık su miktarını göz önüne alarak yeni üye alımı halinde sistemin istenilen düzeyde arıtmayı yapabilip yapamayacağı ve kolektör hatlarının bu atıkları taşımaya yeterli olup olmadığı hususlarını değerlendirmekte olduğunu, bu nedenle Üyelerin sisteme vermiş oldukları atık su miktarı kooperatif ve bu anlamda tüm üyeler için hayati öneme sahip olduğunu, bu miktarın aşılması halinde sistemin uygun kirlilik düzeyinde arıtma yapması imkanı azalmakta veya bu düzeye ulaşılabilmesi için daha çok arıtma malzemesi tüketilmekte olduğunu, bu nedenle Kooperatif, kirlilik düzeyi yüksek olan endüstriyel üyelerinden kayıtlı debiyi aşmayacakları aşmaları halinde Genel kurulda kabul edilen ortaklar sözleşmesi ve genel kurulca yönetim kuruluna tanınan yetkiye istinaden yönetim kurulunca uygulanacak parasal cezaların uygulanmasını kabul ettiklerine dair taahhütname verdiklerini, davacı taraf Kooperatife ilk olarak evsel kategoride ortak olduğunu, ancak daha sonra müvekkili tarafından yapılan tespitlerde ve Kooperatifin tüm üyelerine yapmış olduğu üyelik statüsünün doğru olarak bildirilmesi ve buna uygun katılım bedeli ödenmesi aksi halde yapılacak tespitlerde buna aykırı davranan üyelere katılım bedellerinin %50 cezalı olarak ödettirileceği yönündeki çağrıya uymak suretiyle 07.04.2005 tarihli yönetim kurulu kararı ile 400 M3 gün debi ile ve Debi M3 birim fiyatı 375 USD den davacı taraf ortaklığa kabul olunduğunu, görüldüğü üzere davacıya 07.04.2005 tarihli yönetim kurulu kararı ile tahsis edilen debi 375 USD/M3 fiyat üzerinden tahsis edilmiş olup bu debi karşılığında 150.000 USD ödeme talep edildiğini, davacı taraf müvekkili Kooperatife üyeliğinden kaynaklanan bir kısım katılım bedelini ödemediğini ve müvekkili Kooperatif tarafından keşide edilen Bursa 10. Noterliği ...tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarname ile 44.446,51 USD anapara borcu 28.02.2009 itibarıyla 9.000,46 USD gecikme zammı borcu olmak üzere toplamda 53.446,97 USD nin ödenmesi ihtar edildiğini, ancak davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, 24.05.2010 tarihli müvekkil Kooperatif Genel Kurulunda kooperatif ortağının 31.12.2009 tarihi ve öncesine ait kooperatife olan katılım payı bedeli borç tutarı ve/veya işletme bedeli borç tutarı ile anılan borçlara 24.05.2010 tarihi itibarıyla hesaplanan gecikme bedelinin yapılandırılabileceği yönünde karar alındığını, davacı ...San. Tic. Ltd Şti. 29.06.2010 tarihli yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvurarak katılım payı borcunun yapılandırılması talebinde bulunduğunu, davacı ... San. Tic. Ltd Şti’nin bu talebi üzerine 56.224,84 USD borcu yapılandırılarak taahhütname imzalandığını, daha sonraki süreçte bir kısım ödemeler yapılmış olmasına karşın borcun tamamı ödenmediğini ve müvekkil kooperatif tarafından 36.864,84-USD katılım payı borcunun ödenmesi Bursa 10. Noterliği ...tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarname ile talep edildiğini, ancak davacı tarafça bu meblağın ödenmediğini, müvekkili kooperatif, ortaklarından katılım bedeli olarak ortaklık statüleri ve endüstriyel üyeler için toplam debi miktarları uyarınca katılım bedeli altında bir kerelik ödenmek üzere bir bedel ile her bir endüstriyel kooperatif üyesinin fabrikalarına takılan ölçüm cihazı ( debimetre ) uyarınca sisteme aylık olarak vermiş oldukları atık su karşılığında her ay olmak üzere işletme bedeli tahsil etmekte olduğunu, katılım bedeli, arıtma sistemine ait tesise katılım ve tesisten yararlanma bedeli olarak alınmakta olduğunu, davacı tarafın müvekkil kooperatife ödemekten imtina ettiği ve huzurdaki dava ile uyarlanmasını talep ettiği katılım bedelinin, uzun ve sürekli borç ilişkisine konu olmaması sebebiyle uyarlanmasının mümkün olmadığını, Keza T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2012/22344 K. 2012/26304 numaralı kararı "...Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur..." şeklinde olup, anlatılanları destekler nitelikte olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile, uyarlama talebinin mümkün olduğu düşünülse dahi, uyarlama şartlarının TBK m. 138 hükmüne göre, oluşmadığını, davacı tarafın uyarlanmasını talep ettiği müvekkil alacağı yukarıdaki anlatımlar doğrultusunda 2005 yılında doğduğunu, müvekkilin borcun kolaylıkla ödenmesine yönelik yapılandırma gibi iyi niyetli yaklaşım ve uygulamalarına karşın davacı taraf 2005 yılından bu yana dava konusu borcu ödemediğini, davacı tarafça, işbu dava konusu borç yönünden menfi tespit davası açmış ve Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/985 ve 2018/1722K numaralı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bu kararı Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2019/1338E. 2020/3384K. Sayılı onama kararı kesinleşmiş olduğunu, davacı tarafından ikame edilen menfi tespit davasının aleyhine sonuçlanması akabinde bu sefer huzurdaki uyarlama davası ikame edildiğini, davacı taraf hem menfi tespit davasını hemde huzurdaki davayı borçtan kurtulma saiki ile ikame ettiğini, keza uyarlamaya sebep olayın uyarlama talep eden tarafın kusurundan kaynaklanmaması gerektiğini, davacı taraf işbu dava ile kusurlu davranışından yararlanma amacı gütmekte olduğunu, bu sebeplerle ifa güçlüğü yaratan olgunun borçludan kaynaklanmamasına yönelik şartın mevcut olmadığını, anılan bu sebeplerle; haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "Davacı tarafın davalı kooperatife ilk olarak evsel kategoride ortak olduğu, 07.04.2005 tarihli yönetim kurulu kararı ile 400 M3 gün debi ile ve Debi M3 birim fiyatı 375 USD den ortaklığa kabul olunarak bu debi karşılığında davacıdan 150.000 USD ödeme talep edildiği, davacı tarafın Kooperatife üyeliğinden kaynaklanan bir kısım katılım bedelini ödemediği ve Kooperatif tarafından keşide edilen Bursa 10. Noterliği ...tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarname ile 44.446,51 USD anapara borcu 28.02.2009 itibarıyla 9.000,46 USD gecikme zammı borcu olmak üzere toplamda 53.446,97 USD nin ödenmesi ihtar edildiği, ancak davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığı, 24.05.2010 tarihli Kooperatif Genel Kurulunda kooperatif ortağının 31.12.2009 tarihi ve öncesine ait kooperatife olan katılım payı bedeli borç tutarı ve/veya işletme bedeli borç tutarı ile anılan borçlara 24.05.2010 tarihi itibarıyla hesaplanan gecikme bedelinin yapılandırılabileceği yönünde karar alındığı, davacı ... San. Tic. Ltd Şti. 29.06.2010 tarihli yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvurarak katılım payı borcunun yapılandırılması talebinde bulunduğu, davacı ... San. Tic. Ltd Şti’nin bu talebi üzerine 56.224,84 USD borcu yapılandırılarak davaya konu taahhütname imzalanığı, daha sonraki süreçte davacı tarafından bir kısım ödemeler yapılmış olmasına karşın borcun tamamı ödenmemesi üzerine davalı kooperatif tarafından 36.864,84-USD katılım payı borcunun ödenmesi Bursa 10. Noterliği ...tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarname ile talep edildiği, ancak davacı tarafça bu meblağın ödenmediği, davacı tarafça, işbu dava konusu borç yönünden 08/03/2013 tarihinde Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne menfi tespit davası açıldığı ve 2018/985 ve 2018/1722K numaralı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 03.11.2020 tarih ve 2019/1338 E., 2020/3384 sayılı onama kararı kesinleştiği, davacı tarafın uyarlanmasını talep ettiği alacağın 2005 yılında doğduğu, borcun ödenmesine yönelik kooperatif tarafından yapılandırmaya karşın davacı tarafça dava konusu borcun ödenmeyerek bu borca yönelik menfi tespit davası açtığı, davacı tacir olup, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünün bulunduğu, davacı taahhütname şartlarını kabul ederek imzaladığı, menfi tespit yargılamasının uzun sürdüğü iddiasının MK.2.maddedeki dürüstlük ilkesine aykırı olduğu, ayrıca BK.138.md.' ye göre uyarlama için aranan şartlardan hiçbiri davacı açısından gerçekleşmediği anlaşılmakla açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre davanın reddine" karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; TBK madde 138'de düzenlenen aşırı ifa güçlüğünün temelinin TMK madde 2 dürüstlük kuralına dayandığını, bu maddenin yanında TBK madde 138'in uygulanabilmesi için 4 ana unsur bulunduğunu, sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olması gerektiğini, müvekkilin her ne kadar basiretli bir tacir gibi davranarak kurdaki dalgalanmaları öngörebilmesi beklenecek olsa da Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2014 tarihli 2013/11750 Esas, 2014/1317 sayılı kararında da belirtildiği üzere, aşırı enflasyon ve devalüasyonu öngörmesinin beklenemeyeceğini, dava sırasında covid salgını nedeniyle, enflasyonun ve doların sürekli artışına devam ettiğini, ekonomideki aşırı enflasyon ve devalüasyonun borçludan kaynaklanmadığının açık olduğunu, TBK'daki tüm şartların gerçekleşmiş olduğunu, Müvekkilin ifa güçlüğüne düşüp düşmediğinin tespiti yapılmadığını, bunun için teknik bilirkişi raporu alınması gerektiğini, müvekkilin tekstil sanayi sektöründe olup yasalar gereği arıtma sistemine dahil olmak zorunda olduğunu, eğer taahhütnameyi imzalamasaydı üretimine devam edemeyerek büyük bir zarara uğrayacağını, bu nedenle zorunluluk altında sözleşmeyi kabul ettiğini, daha sonra edimlerin ifasının dengesizliği sebebiyle de bu davayı açtığını, menfi tespit davasının uzun sürmesinin, bu süreçte ise pandemi salgını nedeniyle dolar kurunun sürekli olarak artış göstermesinin sorumlusu olarak müvekkilin gösterilemeyeceğini, davacının dürüstlük kuralına uygun davrandığını, kararın kaldırılmasını dilemiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesi ile; uyarlama şartlarının oluşmadığını, davalı alacağının 2005 yılında doğduğunu, davalının katılım payı borcunu ödemediğini, davacının kendi kusurundan faydalanarak uyarlama talep edemeyeceğini, dava sırasında davacının uyarlamaya konu borcu ödediğini, TBK 138'e göre uyarlamanın uygulanabilmesi için edimin ifa edilmemesi gerektiğini, halbuki davacının edimini kayıtsız şartsız ifa ettiğini, ayrıca 2005 yılında doğan borca ilişkin uyarlama talebinin geçmişe yönelik olarak istenmesinin uyarlamanın ruhuna da aykırı olduğunu, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddini dilemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasında imzalanan taahhütname konusu borç için belirlenen dolar kurunun aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlanması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Eldeki davada, davacının 07.04.2005 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalı kooperatife üye olduğu, davalı kooperatifin davacıdan debi katılım bedeli olarak 150.000 dolar ödeme talep ettiği, davacı tarafın bir kısım katılım bedelini ödemediği, 53.446,97 dolar borcun ödenmesinin davacıya ihtar edildiği ancak davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığı, davacının 29.06.2010 tarihli yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvurarak katılım payı borcunun yapılandırılması talebinde bulunduğu, bu talebi üzerine 56.224,84 dolar borcun yapılandırılarak davacı tarafından davaya konu taahhütnamenin imzalandığı, davacının bir kısım ödeme yaptığı, kalan 36.864,84 dolar katılım payı borcunun ödenmesi için davalı tarafından,davacıya Bursa 10. Noterliği ...tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiği, davacının buna karşın 08/03/2013 tarihinde Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesine menfi tespit davası açtığı ve 2018/985 Esas ve 2018/1722 Karar numaralı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 03.11.2020 tarih ve 2019/1338 Esas ve 2020/3384 Karar sayılı ilamı ile onandığı ve kesinleştiği, davacının taahhütnameye konu bu borca ilişkin dolar kurunun uyarlanmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle sözleşmenin uyarlanması kavramının açıklanmasında fayda vardır. Kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bazı olgular nedeniyle değişiklik yapılabilmesi, bugün çağdaş tüm hukuk sistemlerinde kabul edilen, beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramının koşullarının gerçekleşmiş olması hâlinde mümkün görülmektedir. Bu kuramın, borçlunun şartları ne olursa olsun mutlaka akde sadık kalmasını zorunlu gören, bir bakıma artık eskimiş olarak nitelendirilebilecek ahde vefa veya pacta sunt servanda kuramını sınırlamak için konulduğu benimsenmektedir. Beklenmeyen hâl kuramı, şöyle açıklanmaktadır: “Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmişse taraflar akitle bağlı olmamalıdır. Buna “clausula rebus sic stantibus” (beklenmeyen hâl şartı) denmektedir. Bu görüş öğretide “emprevizyon teorisi” adıyla anılmaktadır. Öğretide, sözleşmenin, yapıldığı andaki durumun değişmeyeceği şeklindeki bir zımni kabul ile yapıldığı, aynen uygulanmasının taraflarca bu zımni şarta bağlı tutulduğu varsayılmaktadır (Tekinay, Selahattin Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla : Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7.Bası, İstanbul 1993, s.1005). İşlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için, sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir (Gürsoy, Kemal Tahir: Hususi Hukukta Clausula Rebus Sic Stantibus, Emprevizyon Nazariyesi, 1950, s.59-60). 6098 sayılı Kanun'un aşırı ifa güçlüğü başlıklı 138 inci maddesi; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. İlgi maddenin gerekçesinde ise, “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. a.Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır. b.Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır. c.Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır. d.Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek, uygulamada kabul edilen uyarlama davasının yasa maddesi haline getirildiği belirtilmiştir. İşlem temelinin çökmesi ilkesinin somut olaya ne şekilde uygulanacağı hususu da irdelenmelidir. Yukarıda anıldığı gibi, uyarlama kurallarının uygulanması için öngörülmez bir dış olayın meydana gelmesi gerekir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/(13)3-2308 Esas ve 2021/994 Karar) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.05.2003 tarihli 2003/332 E. 2003/340 K. sayılı emsal kararında "TTK 20/II maddesine göre, her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması kabul edilebilecek bir durum değildir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum tacir olan davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır." şeklinde karar vermiştir. Somut olayda, davacı davalı yönetim kurulunun 07.04.2005 tarihli kararı gereği 150.000 dolar debi katılım bedelinden büyük bir kısmını ödemiş, kalan 56.224,84 dolar bedele ilişkin ise taahhütname imzalayarak bu bedeli ödeyeceğini gayrikabili rücu ve kesin olmak üzere taahhüt etmiş, buna dair bir kısım ödemeleri de yapmıştır. Davacının menfi tespit davasına konu ettiği ödenmeyen borç tutarı 36.864,64 dolar, istirdadını istediği tutar ise 25.360 dolardır. Taahhütnamede ilk taksit ödeme tarihi 05/09/2010'dur. Menfi tespit davası ise 08/03/2013 tarihinde açılmıştır. Davacı yaklaşık üç yıl boyunca sözleşmeyi benimseyerek taksitlerini ödemiş, eldeki davayı ise 07/12/2020 tarihinde açmıştır. Aksi halde dahi davacı tacir olup, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Sözleşmenin imzalanmasından sonra değişen koşulların ödeme güçlüğü doğurması yukarıda izah edildiği üzere tek başına sözleşmenin uyarlanması için yeterli olmadığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ayrıca, davacı vekili yargılama sırasında sunduğu dekont ile dava konusu taahhütname bedelini davalıya ödediğini bildirmiştir. TBK 138. Maddesine göre, borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Sunulan dekonta göre, bedelin tümünün ödendiği ve ihtirazi kayıt konulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda da TBK 138. Maddesindeki koşulların da yine gerçekleşmediği görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddî olay ve hukukî değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353/1-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL istinaf karar ve ilâm harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10‬ TL harcın davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 3-) İstinaf eden davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4 maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın m. 362/1-a hükmü uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.13/02/2025

... Başkan ... ¸(e-imzalıdır) ... Üye ... ¸(e-imzalıdır) ... Üye ... ¸(e-imzalıdır) ... Katip ... ¸(e-imzalıdır)

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/82, K. 2025/213, T. 13.02.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-82-e-2025-213-k-e7377283fd88