Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/804 E. 2026/1168 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/804
Karar No
2026/1168
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

45. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/804

KARAR NO : 2026/1168

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/681

KARAR NO : 2021/706

DAVA TARİHİ: 29/11/2019

KARAR TARİHİ: 18/11/2021

DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 30/09/2026

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki ticari ilişki nedeni ile davalı şirket adına düzenlenmiş olan çeşitli fatura alacaklarının tahsili amacı ile davalı aleyhine İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yolu ile takip yapıldığını ve borçluya örnek 7 ödeme emrinin gönderildiğini, ödeme emrinin borçluya 09/08/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlunun yasal süresi içerisinde 15/08/2019 tarihinde ödeme emrine haksız olarak itiraz ettiğini, itiraz neticesinde takibin durduğunu, müvekkili tarafından yapılan araştırma neticesinde alacaklı ve borçlu arasında bir çok işlem yapıldığından alacak miktarının tam tespit edilemediğini ancak borçlunun faturalardan dolayı davacıya 1.630.939,85 TL borcu bulunduğunu bildirdiğinden asıl alacak ve takip tarihine kadar işlemiş faiz bakımından fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla borçlunun itirazının 1.630.939,85 TL'lik kısmının iptali ile icra takibinin 1.630.939,85 TL olarak takip tarihinden itibaren işlemiş / işleyecek faizi ile birlikte devamına ve davalının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı şirket ile müvekkili arasında "... ......, .../İstanbul" adresinde bulunan taşınmazın kullanımına dair 31/12/2013 tarihinde Kullandırma Sözleşmesi akdedildiğini, davacı tarafından anılan sözleşmenin icra dosyasına ve ... bu dosyaya sunulmadığını, davacı tarafından sunulan faturaların incelenmesinde 2018 yılında aylık 180.000,00 TL ödeme yapılan taşınmaz için 2019 yılının ilk 5 ayında toplam 619.000,00 TL toplu fatura kesilmesinin aylık 180.000,00 TL faturanın ne denli fahiş olduğunun ispatı niteliğinde olduğunu, davacının taleplerinin fahiş ve haksız olduğunu, dava dışı ... ... A.Ş ile davacı şirket arasında 01/08/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kira bedelinin 92.000,00 TL olarak belirlendiğini, davacının 92.000,00 TL kira ödediği yer için müvekkili şirketten 180.000,00 TL bedel tahsili talebinde bulunduğunu, davacı şirketin personel sayısının 3 yahut 4 olduğunu, dava konusu fatura tarihlerinde müvekkili şirketin genel merkezinde yaklaşık 30, sair adreslerde ise yaklaşık 200 adet çalışanı bulunduğunu, davacı şirketin davalı şirkete faydalandırabileceği hiçbir personel bulunmadığını, personel kullandırılması halinde dahi yansıtılan bedellerde miktarın söz konusu olamayacağını, sözleşmenin 5. maddesinde belirtilen diğer giderler için davacının hiçbir hizmet almadığını belirterek davanın reddi ile davacı tarafın %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; "...Somut olayda davacı, icra takibine konu etmiş olduğu 17 adet faturadan dolayı davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı dava konusu faturaların gerçeği yansıtmadığını, fiktif, haksız ve fahiş olduğunu öne sürerek davanın reddini savunmuştur. Tarafların dava konusu döneme ilişkin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, mahkememizce benimsenen ve hükme dayanak yapılan yukarıda yazılı bilirkişi raporunda yer alan tespitlerden takibe konu 17 adet faturanın VUK 230 md. kapsamında usulünce düzenlendiği, faturaların tamamının davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı yanın kendi ticari defter kayıtlarına göre davalı yandan 07/08/2019 takip tarihi itibari ile 6.565.017,15-₺, 29/11/2019 dava tarihi itibari ile 2.227.331,85-₺ alacaklı olduğu, takibe konu 17 adet faturanın 16 tanesinin davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, 2018 tarih ... nolu KDV dahil 4.720,00-₺ bedelli faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davalı yanın kendi ticari defter kayıtlarına göre 07/08/2019 takip tarihi itibari ile davacı yana 6.568.383,83-₺ borçlu olduğu, görüldüğü üzere 07/08/2019 takip tarihi itibari ile tarafların ticari defter kayıtları arasında 3.366,68-₺ fark olduğu, muhasebe kayıtlarının davalı yanın tek cari hesap, davacı yanın ise 3 ayrı cari hesap olarak tutulduğu ve kayıtlı işlem sayısının çok fazla olması nedeni ile farkın hangi hesaptan kaynaklandığının bilirkişilerce tespit edilemediği anlaşılmıştır. Yüksek Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına ve yukarıda yazılı emsal Yargıtay ilâmına göre faturaların davalının ticari defterlerine işlenmiş olması fatura konusu hizmetin davacı tarafından davalıya verildiği anlamına gelmekte olup, bu durumda davalının defterlerinde kayıtlı olan 16 adet faturanın konusunu oluşturan hizmetlerin davalıya verilmiş olduğu ve davalının da fatura bedellerini davacıya ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davalı vekili davalı şirketin eski yetkilileri hakkında İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/463 esas sırasında sorumluluk davası açıldığını ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/113522 soruşturma sayılı dosyasına konu şikayetin yapıldığını belirterek anılan tazminat dosyasının ve soruşturma dosyasının mahkememizin ... bu davası yönünden bekletici mesele olarak kabulünü talep etmiş ise de yukarıda belirtildiği üzere yerleşik yargıtay uygulamasına göre dosyadaki mevcut delil durumu nazara alınmak sureti ile talep kabul edilmemiştir. Öte yandan bilirkişi raporunda ayrıntılı şekilde yer alan tespitlerden takip tarihinden sonra davalı lehine atılan 4.133.000,00-₺ tutarındaki kayıt ve cari hesap işleyiş mantığı ile sondan başa doğru yapılan alacak hesaplamaları çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde ..., ... fatura numaralı faturaların bedellerinin toplamı olan 1.106.517,60-₺'nin tahsilini talep edebileceği kabul edilmiştir. Davacı, takip tarihine kadar işlemiş faiz alacağının da tahsilini talep etmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 117 maddesi hükmünce bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için bu alacağın muaccel olması yeterli olmayıp borcun kararlaştırılan kesin vadede ödenmemiş ya da alacaklının yöntemine uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş bulunması zorunlu olup, somut olayda davalı takip tarihinden önce temerrüde düşürülmediğinden, davacının işlemiş faiz alacağı talebi kabul edilmemiştir. İİK 67/2 maddesi uyarınca icra takibine konu alacağın likit ve hesaplanabilir olması, davalı/borçlunun itirazında haksız olduğunun anlaşılması karşısında hüküm altına alınan alacak miktarının %20'si oranında icra inkar tazminatına, reddedilen kısım yönünden davacı/alacaklının takibe geçmede kötü niyetli olduğu kabul edilerek davacı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına..." karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğunu, müvekkilinin talep edilenin çok üzerinde alacaklı olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiğini, davalının ödeme savunması olmadığı gibi davalının defterlerinde dahi müvekkilinin talep edilenin çok üzerinde alacaklı olduğunu, buna rağmen bilirkişi raporunda alacaklarının eksik hesaplandığını, çoğun içinde az da vardır kuralının gözardı edildiğini, bilirkişi kök ve ek raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, rapordaki çelişki hususların giderilmediğini beyan ederek, alacak tutarının ve icra inkar tazminatının eksik hesaplanması, kötüniyet tazminatı koşulları oluşmamasına rağmen kötüniyet tazminatına hükmedilmesi nedenleriyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

2-Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece eksik incelemeye dayalı hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporunda sadece davacı tarafından düzenlenen faturaların varlığının dikkate alındığını, davacı tarafından akdi ilişkinin dayandığı sözleşmenin dosyaya ibraz edilmediğini, davacı tarafından takip bedelinin altında dava açılmasının gerçeğe aykırı fahiş bir alacağın varlığına dalalet olduğunu, taraflara ait ticari defterlerin delil niteliği olmadığından davanın reddi gerektiğini ayrıca her iki taraf şirketin de yetkilileri olan işbu yargılamada ihbar olunan şahıslar hakkında açılan dava ve soruşturmaların işbu davada etkili olacağı aşikarken tazminat ve ceza yargılamalarının sonucu beklenmeden hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile davacı tarafından takip talebinde borcun sebebi kısmında ayrı ayrı fatura numaraları ve tarihleri belirtilen ayrıca takip talebine eklenen 17 adet faturaya dayalı olarak 2.208.114,78 TL fatura asıl alacağı ve 263.097,98 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.471.212,76 TL alacağın tahsili istemiyle takip başlatılmıştır.

Davacının talep ettiği alacağı faturaya dayanmaktadır.

6102 sayılı TTK'nın 21/2.maddesinde; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2024 tarihli 2023/1909 E. 2024/5226 K. sayılı kararı; "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." şeklindedir.

Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda özetle;

-Davacının 2018-2019 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalının 2018 yılı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ancak 2019 yılı ticari defterlerinin açılış/kapanış beratları süresinde yapılmadığından usulüne uygun tutulmadığı,

-Davacının davalı ile olan ticari ilişkisini 3 ayrı hesaptan takip ettiği, 120.01.003 numaralı cari hesap ekstresinde davaya konu edilen faturaların bu hesap altında kayıtlı oldukları 2018 yılından 1.025.161,53 TL borç bakiyesi devrettiği 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla bakiyesine göre davacının davalıdan 1.719.515,95 TL alacaklı olduğu, 136.01.003 numaralı cari hesap ekstresinde 2018 yılından 4.927.155,25 TL borç bakiye devri geldiği 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla bakiyesine göre davacının davalıdan 4.863.181.70 TL, 29/11/2019 dava tarihi itibariyle 525.496,40 TL alacaklı olduğu, 336.002.001 numaralı cari hesap ekstresinde 2018 yılından 17.680,50 TL alacak bakiyesi devrettiği 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla bakiyesine göre davacının davalıya 17.680,50 T borçlu olduğu, 3 ayrı hesap ekstresi bakiyesine göre davacının davalıdan 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla 6.565.017,15 TL ve 29/11/2019 dava tarihi itibarıyla 2.227.331,85 TL alacaklı olduğu,

-Davalının ise davacı ile aralarındaki ticari ilişkiyi 320 numaralı satıcılar hesabından takip ettiği, davacı tarafından takibe konu edilen 17 faturadan 16 tanesinin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, 1 adet 26/12/2018 tarih ... no.lu 4.720,00 TL bedelli faturanın ise davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla bakiyesine göre davalının davacıya 6.568.383,83 TL borçlu olduğu,

-Muhasebe kayıtlarını davalı yanın tek cari hesap, davacı yanın ise 3 ayrı cari hesap olarak tutması, kayıtlı işlem sayısının çok fazla olması gibi nedenlerle farkın hangi hesaptan kaynaklandığının tespit edilemediği, yine davacı takip talebini belirli faturalardan kaynaklı alacak tutarlarına dayandırmış olmakla cari hesap açıklamalarında yapılan tahsilatlar için hangi alacağa istinaden gerçekleştirildiği yönünde detaylı açıklama yer almadığından, bu faturalardan sonra davalı tarafından yapılmış ödemelerin varlığı da dikkate alındığında, davacı yanın spesifik olarak söz konusu faturalardan dolayı alacaklı olduğunun tespitinin mümkün olmadığı, ayrıca davacı yanın takipteki talebi 2.208.114,78 TL tutarındaki fatura alacağı olarak belirtmişken dava dilekçesindeki kendi ifadelerine göre davayı salt şirket yöneticilerinin beyanı ile 1.630.939,85 TL üzerinden ikame etmiş olmalarına karşın, tahsilini kabul ettikleri ya da kalan alacaklarının hangi faturalardan kaynaklı olduğu hususunu somutlaştırmadıkları, bu nedenle 1.630.939,85 TL alacağın cari hesap işleyiş mantığı ile sondan başa doğru yapılan alacak hesaplamaları çerçevesinde hangi faturalardan kaynaklandığının tablo halinde çıkartıldığı ve bu tabloya göre takibe konu edilen faturalardan 7 tanesinin takibe konu edilen faturalar olduğunun ve 7 adet fatura karşılığı toplam alacak tutarının 1.106.517,60 TL olduğunun hesap edildiği, davalı takip tarihinden önce temerrüde düşürülmediği için, davacının bu fatura tutarlarına işlemiş faiz alacağını talep etmeye hak kazanamadığı hususlarında kanaat bildirilmiştir.

İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ve ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece tarafların iddia, savunma ve delilleri yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmektedir.

Yargıtay Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/12/2011 tarih, 2011/19-617 E. 2011/749 K., 03/05/2006 tarih 2006/19-260 E., 2006/251 K. sayılı kararlarında bu husus; "İtirazın iptali davası, itiraz üzerine duran ilamsız icra takibinin devamını amaçlayan ve dayanağı olan icra takibine sıkı sıkıya bağlı olan bir dava türüdür. İİK.nun 58.maddesine göre takip talebinde borcun sebebinin gösterilmesi ve borç bir belgeye dayanıyorsa bu belgenin takip talebine eklenmesi gerekir. İİK.nun 60.maddesine göre de ödeme emrinin takip talebine uygun olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Ödeme emrini alan borçlu borcun sebebine ve takibin dayandığı belgeye göre aleyhindeki ilamsız icra takibine itiraz edebilir. Bu durumda alacaklı süresi içerisinde ancak takip talebinde gösterilen belgeye dayanarak itirazın iptali davası açabilir. Başka bir anlatımla alacaklı, takibinde dayanmadığı bir belgeye itirazın iptali davasında ispat vasıtası olarak dayanamaz." şeklinde ifade edilmiştir.

Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/01/026 tarih ve 2025/6-30 E., 2026/41 K. sayılı ilamı; "...itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli ve 2020/(13)3-341 Esas, 2022/845 Karar sayılı kararı)..." şeklindedir.

Davacı tarafın istinaf sebepler incelendiğinde;

Dava itirazın iptali istemine ilişkin olup icra takibine sıkı sıkıya bağlıdır ve davacının alacaklı olup olmadığının takip talebindeki ve takip tarihindeki koşullar nazara alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı takip talebinde 17 adet fatura nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürerek takip başlatıp, eldeki davayı açtığına göre takibe konu edilen faturalar nedeniyle davacının alacaklı olup olmadığı incelenmelidir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda takibe konu edilen faturalardan 4.720,00 TL bedelli 1 adet fatura dışında kalan faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının defterlerine göre davalıdan 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla 6.565.017,15 TL ve 29/11/2019 dava tarihi itibarıyla 2.227.331,85 TL alacaklı olduğu, davalının defterlerine göre 07/08/2019 takip tarihi itibarıyla davacıya 6.568.383,83 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda her ne kadar davanın 1.630.939,85 TL üzerinden ikame edilmiş olması nedeniyle sondan başa doğru 1.630.939,85 TL alacağın dayanağı faturalar tablo halinde gösterilmiş ve bu tabloda yer alan takibe konu faturaların toplamı davacının alacağı olarak değerlendirilmiş ise de davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak eldeki davayı açması, davacının defterlerine göre 29/11/2019 dava tarihi itibarıyla 2.227.331,85 TL alacaklı olduğunun tespit edilmesi karşısında, oluşturulacak tabloda esas alınması gereken tutar 2.227.331,85 TL'dir. Yani bilirkişi raporunda açıklandığı gibi cari hesap işleyiş mantığı ile sondan başa doğru yapılan hesaplamada 2.227.331,85 TL alacak tutarı dikkate alınarak tablo oluşturulması ve takibe konu edilen faturaların bu tabloda yer alıp almadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bilirkişi raporunda davanın 1.630.939,85 TL üzerinden ikame edildiği gerekçesiyle bu tutarın esas alınması hatalı olduğundan, davacı tarafın istinaf talebinin bu yönden kabulü gerekmiştir.

İİK'nın 67/2 maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır. Kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız olması tek başına yeterli değildir ayrıca alacaklının takibi başlatmakta kötü niyetli olması gerekmektedir. Alacaklının kötü niyetli sayılabilmesi için takibin haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir. Dosya kapsamında mevcut belgeler ve mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporuna göre davacının takip tarihi itibariyle 6.565.017,15 TL ve dava tarihi itibarıyla 2.227.331,85 TL alacaklı olduğu, davalının defterlerine göre takip tarihi itibarıyla 6.568.383,83 TL borçlu olduğu tespit edilip davanın 1.630.939,85 TL üzerinden açılmış olması karşısında davacının kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından, reddedilen kısım yönünden kötüniyet tazminatına hükmedilmesi de hatalıdır.

Davalı tarafın istinaf sebepler incelendiğinde;

Davalı tarafından istinaf dilekçesinin sunulması akabinde mahkemece eksik kalan istinaf nispi harcı ve istinaf avansının tamamlanması için muhtıra çıkartılmasına karar verilmiş ancak süresi içerisinde harç ve masraf tamamlanmadığı gerekçesiyle 13/04/2022 tarihinde istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de davalı şirket vekiline çıkartılan tebligatın usulsüz olması sebebiyle ek kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Dava, taraflar arasındaki ticari ilişkiden, her iki taraf defterinde kayıtlı olan faturalardan (davalı defterlerinde kayıtlı olmayan 1 adet fatura hariç) kaynaklanmakta olup, şirket yetkilileri hakkında açılan tazminat ve ceza davaları ile eldeki dava arasında bekletici mesele yapılmasını gerektirir bir bağlantı olmadığından, anılan davaların bekletici mesele yapılması gerektiğinde dair davalı tarafın itirazı yerinde görülmemiştir. Sair istinaf sebeplerinin ise yukarıda açıklanan kaldırma gerekçeleri nazara alınarak bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, mahkemece eksik inceleme ve yetersiz gerekçeye dayanılarak yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davalı tarafın istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun bu aşamada incelemesine YER OLMADIĞINA,

2-Davacı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/681 E. 2021/706 K. Sayılı 18/11/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,

4-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,

5-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru ve karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalı tarafa iadesine,

6-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

7-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/804, K. 2026/1168, T. 18.11.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-804-e-2026-1168-k-f2bb219bc1f4