Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/545 E. 2026/1291 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/545
- Karar No
- 2026/1291
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/545
KARAR NO : 2026/1291
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/344
KARAR NO: 2021/997
DAVA TARİHİ: 23/03/2017
KARAR TARİHİ: 22/12/2021
DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 14/10/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı firma arasında 01.09.2013 tarihinde imzalanmış Danışmanlık Sözleşmesi ile ticari anlamda bir ilişkinin kurulduğunu, davacı ile davalı arasında bu sözleşme öncesinde de 2008-2010 yıllarında ve Mart-Ağustos/2013 ayları arasında yazılı bir akde bağlı olmadan da faturalandırılmış biçimde ticari ilişkiler olduğunu , davalı firmanın lojistik, nakliye, tahmil-tahliye, depoculuk vs. yükleme boşaltma işlerinde ulusal ve uluslararası alanda faaliyetlerde bulunduğunu, faaliyet konularının neredeyse tamamında yüzlerce firma ile alt işveren ilişkisi kurarak çalıştığını, davacı ve davalı firma arasındaki iş ilişkisinin de bu alt işverenlerin takip ve denetim eksikliklerinden kaynaklanan büyük ölçekli bir zararın ortaya çıkması ile Mart 2013 itibariyle tekrar başladığını; 01.09.2013 tarihinden itibaren sözleşmeye bağlı olarak çalışmaya geçildiğini, Davacı firmanın Mart-Ağustos aylarında fatura karşılığı verdiği hizmetlerde özetle davalının geçmişte iş yaptığı tüm firmalara ait geniş katılımlı bir analiz çıkartıldığını, bu analizin sonucunda da yapılan raporlamaya bağlı olarak davalı firmanın üst yönetimine proje sunulduğunu, incelemesi tamamlanan alt işveren sözleşmelerinin işveren: alt işveren ilişkilerindeki mevcut| durum ve yapılması gerekenlerin tek tek izah edildiğini, tanımlamaların yapılarak incelenen toplam 866 sözleşmeden carisi faal olan 794 sözleşme üzerinden 575 tanesinin işveren-alt işveren ilişkisi içeren bir sözleşme olmadığı ve kalan 219 sözleşmenin ise işveren: alt işveren ilişkisi içerisinde değerlendirildiğzi konusunda mutabık kalındığını, bu mutabakat üzerine de başta tespiti yapılan 219 firma ve sonrasında İda sisteme giriş-çıkış yapılacaklarla birlikte Alt İşveren Yönetim Birimi oluşturulmasına karar verildiğini ,bu süreçte taraflar arasında akdedilecek sözleşmenin de hazırlıklarına başlanıldığını, tüm bu işlemler içerisinde müvekkili ile davalı arasında sözleşme şartlarının oluşturulduğunu ve 01.09.2013 tarihinde danışmanlık sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin konusunun Madde-1 de 2 ana başlıkta toplandığını, sözleşme konusu hizmetlerin doğrudan ilgilisi, muhatabı ve faydalananının| davalı firma olarak tanımlandığı, Sözleşme konusu işlerin yürütme şeklinin sözleşmenin Madde-2 de tanımlandığını, işleyişte muhalif bir durum ya da ihlalin olmadığını, Davalı firmanın sözleşme ile birlikte Asıl İşveren- Alt İşveren ilişkisine konu olmayacak tedarikçi alımlarını satıl alma marifetiyle yapılacak sözleşmelerle ( DENETİMSİZ ) ŞEKİLDE MÜNFERİDEN tek başına, TAYİN EDİLEN 219 ALT İŞVEREN DE DAHİL OLMAK ÜZERE İşveren -Alt İşveren ilişkisindeki tedarikçi alımların 1 Satın Alma Marifetiyle kontrollü yapılacak sözleşmeler ( DENETİMLİ ) olarak davadı firma ile yapacağını sözleşme ile kabul ettiğini, Taraflar arasında akdedilen bu sözleşmeye bağlı olarak davalı firmanın davacı firmaya DENETİMLİ SİSTEM de yer alacak firmaları devrederken hiçbir zaman sözleşmeye bağlı kalmadığını, sözleşme öncesi birlikte tayin edilen 219 adet DENETİMLİ SİSTEM firmasını 01.09.2013 ile birlikte davacıya devretmediğini, Davalı firmanın izleyen süreçte yeni sözleşme aşamasında olduğu firmaları ve sözleşme yenilediği firmaları ya da sözleşmenin (3-B maddesi uyarınca tanımı yapılmış sözleşme tiplerine uygun firmaları hiçbir şekilde davacıya iletmediğini, Evraklı sistem diye tabir edilen firmaların da Denetimli Sisteme geçişinin yapılmadığını, defalarca yazılı olarak mevcut durumun hatırlatılmasına rağmen hiç birine geri dönüş yapılmadığını ve umursamaz bir tavır sergilemeye devam ettiğini, davalı şirketin olumsuz yaklaşımları karşısında müvekkili şirket tarafından sözleşmenin 7. Maddesine uygun olarak tek taraflı olarak sözleşmeyi fesh ettiğini, tespit isteyen davacının sözleşmeye uyulmaması sebebiyle mahrum kaldığı kar ve alacaklarının mevcut olduğunu, Davalı ile davacı arasındaki sözleşmeye bağlı bu ticari ilişkinin 01.09.2013-30.05.2015 arasında toplam 21 ay sürdüğünü, Bu süre zarfında davacının üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini, Hizmetlerin ücretlendirilmesinin de sözleşmenin 5. Maddesine bağlı kalınarak faturalandırıldığını, Ücretlendirmelerdeki kriterin alt işverenlerin SGK bordrolarındaki işçi sayısının dikkate alınarak yapıldığını, Bu hususlar doğrultusunda yoksun kalınan kar alacağının tespiti amacıyla İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/576 Esas sayılı dosyasında tespit davası ikame etmiş olmakla birlikte, Sayın Mahkemenin talebin EDA Davası açılması gerekçesi ile reddettiğini, bu sebeplerle davâlı şirkete tedarikçi/alt işverenleri tarafından kesilmiş ve taraflar arasındaki sözleşmenin maddelerinde belirtilen davalının sözleşmeli ya da sözleşmesiz tedarikçi alt| işveren faturalarının ( Madde -3 ( B ) maddesinde izah edildiği gibi ( C tip — D tip — E-Tip - F tip -G tip) dökümlü ve ayrıntılı listesinin belirtilen örnekli şeklinin davalıdan celbini, davalı firmanın bu lerin ibraz edilmemesi durumunda davalı firmanın kayıtlı olduğu ... ya) Dairesinden EylüV/2013-Mayıs/2015 dönemine ait kendisine kesilen tüm fatura bilgilerinin celp edilerek istenmesini, Vergi dairesinden gelecek olan fatura listesine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan yönetmeliğe uygun olarak teftiş marifeti ile tespitin istenmebini, Celp edilecek bu faturaların muhatabı tedarikçi tüm alt işverenlerin hizmetlerinin ücretlendirmelerinin yapılabilmesi için bu alt işverenlerin genel olarak aylık SGK bordrolarındaki işçi sayılarının SGK dan celbini, belirtilen celp ve tespitler sonrasında dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edilerek sözleşmedeki ücretlendirme kriterleri dikkate alınarak, hangi ayda, hangi ücret bareminde kaç alt işveren bulunduğundan yola çıkarak belirtilen 21 aylık süre zarfında tespit isteyen müvekkili şirketin hak edeceği ve şimdilik fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması üzere 10.000,00 TL ( Yoksun Kalınan Kar ) alacağının 03.06.2015 tarihinden itibaren davalıdan tahsiline, yargılama Masraf ve giderleri ile ücreti vekaletin de davalı şirkete tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin gerek kendi bünyesindeki İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku kapsamındaki eksiklikleri ile ilgili kontrol ve bilgi gereksinimini gidermek, gerekse bazı tedarikçilerinin Alt İşverenlik yönetmeliği kapsamında kendisine riskler doğurduğunu düşünerek bu tedarikçilerinin kamu kurumlarına ve işçilerine karşı yükümlülüklerinin denetim altında tutulabilmesi için davacı firma ile 01.09.2013 yılında bahsi geçen Danışmanlık Sözleşmesinin imzalandığını, bu hususun ihtilafsız olduğunu, buna karşılık sözleşmede de açıkça görüleceği gibi müvekkilinin ne 219 adet, ne de başka bir sayıda firmanın denetimini davacı firmaya devretme komdusunda herhangi bir taahhüdünün olmadığını, Sözleşmenin Hizmetlerin Ücretlendirilmesi başlıklı 5. Maddesinin ilgili hükmünde “ söz konusu hizmet faturaları doğrudan firmalara kesilecektir. Ödemelerin gerçekleşmemesinde ...'ın sorumluluğu yoktur “ denildiğini, sözleşmenin devam eden tarihlerinde müvekkili şirketin bazı tedarikçilerinin iş hacminin çok düşük olduğu, bazı tedarikçilerinin de karlılıklarının çok döğik” önün tespit edildiği, bu firmaların bazılarının Danışmanlık-Sözleşmesinin 3. Maddesine dahil olmak istemediklerini, Ancak buna rağmen müvekkili şirketin bazılarının risk doğurabileceğini düşünerek bazı tedarikçilerin belgelerinin incelenmesi ya da firmaların daha yakından takip ve denetimi için davacıya ücret ödendiğini, ancak tarafların sözleşmenin akdedilmesinden sonraki hiçbir dönemde Danışmanlık Sözleşmesinin koşullarını tadil etmediklerini ya|da müvekkili şirketin davacıya belli koşulları içeren tedarikçilerin münhasıran davacı firma tarafından denetleneceğine dair bir taahhüt vermediğini, nitekim davacının da bu yönde bir iddiasının bulunmadığını, gerek davacının sözleşmenin akdedilmesinden önce göndermiş olduğu teklifteki ifadelerde gerekse Danışmanlık Sözleşmesi hükümleri davacının kar kaybı takip edebilecek hiçbir hakkının olmayacağını tartışmaya yer vermeyecek bir biçimde teyit ettiğini, davacının sözleşmeyi davaya konu ettiği koşulları bilerek imzaladığını ve işe başladığını, davacının ANAYASA ile dahi bağdaşmayacak talepte bulunduğunu, mahkeme eliyle müvekkili şirketin kapsamlı bir kamu denetiminden geçirilerek baskı altına girmesini amaçladığını, Davacının müvekkilinin aleyhine kanıt olabilecek bir biçimde Yüce Mahkeme'den müvekkil şirketin İkendisine tedarikçileri tarafından 21 ay boyunca kesilmiş olan tüm faturaların celbini talep ettiğini, İş bu davanın bir EDA Davası olduğunu, davacının davasının içinde delil tespiti talebinde bulunduğunun gözden kaçırılmaması gerektiğini, Denetim yetkisine sahip kamu kurumlarının hangi durumda ve ne şekilde denetim yapacaklarının tabi oldukları yasal düzenlemelerle belirlenmiş olduğunu, kamu kurumlarından| tabi oldukları yasal düzenlemelere aykırı olarak teftiş yapılmasının talep edilemeyeceğini, Denetim yetkisine sahip kamu kurumlarının bu yetkilerini uyuşmazlıkların çözümünde bir baskı aracı olarak kullanılamayacağını, davacı firmanın müvekkili şirket ile arasındaki danışmanlık sözleşmesini usulüne uygun bir biçimde fesih ettiğini, dolayısıyla dava için ön koşul gerçekleşmediğinden davacının taleplerinin kabul edilemez olduğunu, Davacının hesaplanmasını talep ettiği husus ile oluştuğu iddia edilen zarar arasında hukuken hiçbir bağın bulunmadığını, arz ve izah edilen nedenlerle; öncelikle davanın usulden reddine, davanın esasına girilmesi halinde haksız ve mesnetsiz taleplerinin reddine, mahkeme masraflarının ve avukatlık ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece ''Dava hukuki niteliği itibariyle icra müdürlüğünce yapılan icra takibine İİK 67. maddesi uyarınca itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkindir.
Usulünce duruşma açılarak; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip ihtilaflı ve ihtilafsız konular ön inceleme duruşmasında resen belirlenerek uyuşmazlığın çözümü doğrultusunda tarafların tüm delilleri tahkikat duruşmalarında toplanıp bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi sonucunda; Davaya konu uyuşmazlığın 01/09/2013 tarihli danışmanlık sözleşmesinden kaynaklı fazlaya dair saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL. Yoksun kalınan karın 03/06/2015 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlilkte davalıdan alınap davacıya verilmesi istemli olduğu anlaşılmıştır.
Tarafların delilleri toplanarak, tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamı ile mahkememizce yapılan ön inceleme duruşmasında zapta geçen beyanlar ve uyuşmazlık tespiti dikkate alınarak davacı alacağının bulunup bulunmadığının tespiti için dosya üzerinde inceleme yapmak suretiyle dosyada mübrez bilirkişi raporu tanzim ettirilmiştir.
05/11/2019 tarihli duruşmada verilen ara kararınca; Dosyanın Sözleşme uzmanı bilirkişisine ve mali müşavire tevdine karar verilmiştir.
Dosyada mübrez sözleşme uzmanı ve mali müşavir bilirkişi raporunda özetle; Davacı ... ... .... Ltd. Şti. ile davalı ... Lojistik A.Ş. 'nin birbirleri arasında sözleşmeye dayalı bir ticari ilişkinin bulunduğu, Davacı ... Firmasının geçerli bir fesih beyanının olmadığı, Davalı ... Firmasının borcunu gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle davacının uğradığı zararı ... Firması'nın ...'dan talep edebileceğine ar verilmesi halinde zararın hesaplanması için gerekli bilgi ve belgelerin tespiti neticesinde ... Firması'na verilmesinin Yüce Mahkeme'nin takdirinde olduğu, Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerden davakının talebinin yerine getirilemeyeceği, tespitin yapılabilmesi için gerekli bilgi ve belgelerin temini için davacının da talebi olan, davalı tarafından, olmaması| durumunda, davalının bağlı bulunduğu vergi dairesinden ve akabinde Sosyal Güvenlik Kurumu İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan gerekli tespitlerin yaptırılması vs. hususunun yüce mahkemenin takdirinde olduğu görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
02/06/2021 tarihli duruşmada verilen ara karar uyarınca; tarafların itiraz ve bayanlarıda irdelenmek suretiyle önceki heyetten ek rapor alınmasına, heyete hesap bilirkişi ...'ün dahil edilmesine karar verilmiştir.
Dosyada mübrez hesap bilirkişisi ve mali müşavir ek raporda özetle; Yukarıda değerlendirme başlığı altında (1) sayılı bentte tanıtılan uyuşmazlık konusuna göre, fesih bildiriminin (2) sayılı bentte yapılan irdelemesinde açıklanan nedenlerle ; TTK.m.18/3'deki kuralın geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı olduğu yönündeki tanıtılan yüksek yargı uygulaması dikkate alınarak, davalının da fesih bildiriminin kendisine ulaşmadığı yönünde savunması olmamasına göre, karşı tarafa ulaşmış yöntemince düzenlenen fesih bildirimi olduğu; Fesih bildiriminde, aykırılıklara atıf yapılmış olmakla beraber, sözleşmede öngörülen 60 günlük süreye gönderme yapılmak suretiyle, süre sonunda sözleşmenin feshedilmiş olduğunun bildirilmesinin, çelişkili davranış olduğu; zira davalının aykırılıklarına atıf yapılmak istenmiş ise, bu durumun olağanüstü fesih olup ayrıca süre vermeye gerek olmadığı; buna göre: Sözleşmede kararlaştırılan süre sonundaki feshin, olağan fesih sonucunu doğuracağından, davacının gerek yasal olarak, gerekte sözleşmedeki açık düzenleme gereği herhangi bir talep hakkı bulunmadığı; Çelişkili anlatım sebebiyle feshin olağanüstü fesih olduğunun benimsenmesiz halinde, yukarıda (4) sayılı bentte yapılan irdelemede açıklanan nedenlerle, davalının, kendi alt işverenlerine davacıyla sözleşme yapmaya zorlama hakkı bulunmadığı; alt işverenlerin farklı tüzel kişilikler olduğu; bu nedenle anılan gerekçeye dayalı feshin haklı olmadığı; haklı olmadığından da kâr kaybı tazmin talep koşulunun gerçekleşmediği; Sayın Mahkemece bilirkişi heyeti görüşünün uygun görülmemesi halinde, davacının fesihte haklı olma ihtimalinde dahi, fesheden davacının yukarıda (5/A) sayılı bentte tanıtılan yüksek yargı uygulamasına göre, müspet zarar kavramına dahil olan kâr yoksunluğunu istemeyeceği; ancak menfi zararını isteyebileceğinden, bu yöndeki kâr kaybı tazmin talebine iştirak edilmediği; Sayın Mahkeme'nin yukarıda sonuç (c) sayılı bentte açıklanan bilirkişi heyeti görüşünü de uygun görmemesi halinde, görevlendirme kararında işaret edilen yukarıda (5/B) sayılı bentte işaret edilen duruma nazaran, Vergi Dairesi ve SGK kayıtlarının yerinde incelenmesi suretiyle anılan hususun tespitinin mümkün bulunmadığı; ilgili bölümde açıklanan gerekçelerle, sözleşmenin 21 aylık sürecine göre tespit edilecek sözleşmedeki faaliyetine bağlı elde ettiği gelir ve bu faaliyetinin giderlerinin indirilmesi sonrasında tespit edilecek ortalama aylık kârlılığa nazaran, geriye kalan dönem için kesinti yöntemiyle davacı kayıtları üzerinde inceleme yapılması suretiyle kâr kaybının belirlenebileceği; Tüm delillerin takdiri ve hukuki değerlendirmenin tamamı Sayın Mahkeme’ye ait olmak üzere, heyetimizin kanaatlerini bildirmişlerdir. (Not: Heyetimiz üyelerinden Sayın Doktor ... münferiden ayrık rapor vereceğini bildirdiğinden, ismi açılmamıştır.
)Sözleşme uzmanı bilirkişi ... 24/11/2021 tarihli raporunda özetle; Davacı ... Firması, sözleşmedeki bildirim süresine uyarak sözleşmeyi fesih iradesini karşı tarafa bildirmiştir. Ancak her iki tarafın da tacir olduğu göz önüne alınırsa TTK. m.18 f. 3 gereği ''Tacirler arasında, diğer tarafi temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır” hükmüne uygun şekilde sözleşmenin feshedilmiş olması gerekir. Doktrinde bu hükmün geçerlilik şekli olarak kabul edilip edilmemesi hususunda görüş birliği mevcut olmayıp, ilk raporda da Yargıtay uygulaması da göz önünde bulundurulduğunda takdir Sayın Mahkemeye bırakılmıştır. Feshin geçerli bir fesih olduğunun kabulü halinde; Davacı 60 günlük fesih bildirimine uyarak sözleşmeyi feshetmiştir. Fesih gerekçelerine bakıldığında davalının borca aykırı davranışları gerekçe olarak gösterilmiştir. 7. maddede yer alan “Taraflardan birinin yukarıdaki feshi ihbar sürelerine uyarak sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmesi durumunda diğer taraf fesih tarihine kadar hak etmiş olduğu alacakları dışında sözleşmeyi fesheden taraftan başta sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi de dahil olmak üzere herhangi bir hak talep edemez.” Hükmü somut olaya uygulandığında sözleşmeyi fesheden davacı olduğuna göre, davalının erken fesih nedeni ile bir zarar talebi olamayacağı anlaşılmaktadır. Eğer davacının fesih tarihine kadar hak etmiş olduğu bir alacak var ise bunu kanaatimizce talep etmesi mümkündür. Sözleşmenin 2. maddesinde, danışmanın 1.A ve 1.B de belirtilen hizmetleri bir bütün halinde sunacağı, ...'ın danışmana işyeri merkezinde bir ofis tayin edeceği, danışmanın bu ofiste ayda 6 işgününden az olmamak kaydıyla 1.B'ki hizmetleri sunacağı ayrıca düzenlenmiştir. Sözleşmenin 3. Maddesine göre; danışmanın gelecekte hizmet vereceği alt işverenler karşılıklı olarak belirlenecektir. Halihazırda sözleşmesi devam eden alt işverenler açısından ise görüşmeler yapılarak sözleşmelerine yeni hüküm konacak, eğer yeni madde konamıyorsa ... adına denetleme yetkisi kullanacaktır. ...'ın davacıya denetleme yetkisi verdiği görülmektedir. “Davalının alt işverenleri sözleşme yapmaya zorlaması” elbette ki mümkün değildir. Burada kök raporda da belirtmek istediğimiz davalının dosya kapsamından anlaşıldığı üzere “sözleşme çerçevesinde üstlendiği sözleşme yapılmasını kolaylaştırma, aracı olma bu hususta bir eylemde bulunma” gibi yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Davacının fesih tarihine kadar hak etmiş olduğu bir alacak var ise bunu talep edebileceği düşünülmekle birlikte, sözleşmede 1-B maddesi çerçevesinde ...'ın faturalardan sorumluluğunun olmadığının düzenlenmesi, zararın belirlenmesi ve somutlaştırılmasına engel olmaktadır. Sonuç ve kanaatlerini bildirmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava hukuki niteliği itibariyle icra müdürlüğünce yapılan icra takibine İİK 67. maddesi uyarınca itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin olup, tarafların delilleri toplanarak, tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamı ile mahkememizce yapılan ön inceleme duruşmasında zapta geçen beyanlar ve uyuşmazlık tespiti dikkate alınarak davacı alacağının bulunup bulunmadığının tespiti için dosya üzerinde inceleme yapmak suretiyle dosyada mübrez bilirkişi raporu tanzim ettirildiği, Davacının, tazminat talep edebilmesi için sözleşmenin haklı sebeple fesih olunması gerektiği, fesih noter kanalıyla yapılmamakla beraber, bu ispat şartı olup; davalı fesih ihbarını aldığına göre, bu hususu kabul ettiğine göre usulünce fesih ihbarı tebliğ edilmiş sayılır. Ancak taraflar arasındaki sözleşmede, sözleşme süresi sonunda iki tarafada tazminatsız fesih etme hakkı verilmiştir. Davacı, sözleşme süresi içinde (sonunda değil) akdi fesih etmişse de fesih ihbarında sözleşmeye ve sözleşme sonundaki süreye atıfta bulunduğundan davalıda ''karışıklık'' yaratmıştır.TTK.m.18/3'deki kuralın geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı olduğu yönündeki tanıtılan yüksek yargı uygulaması dikkate alınarak, davalının da fesih bildiriminin kendisine ulaşmadığı yönünde savunması olmamasına göre, karşı tarafa ulaşmış yöntemince düzenlenen fesih bildirimi olduğu; Fesih bildiriminde, aykırılıklara atıf yapılmış olmakla beraber, sözleşmede öngörülen 60 günlük süreye gönderme yapılmak suretiyle, süre sonunda sözleşmenin feshedilmiş olduğunun bildirilmesinin, çelişkili davranış olduğu; zira davalının aykırılıklarına atıf yapılmak istenmiş ise, bu durumun olağanüstü fesih olup ayrıca süre vermeye gerek olmadığı; buna göre: Sözleşmede kararlaştırılan süre sonundaki feshin, olağan fesih sonucunu doğuracağından, davacının gerek yasal olarak, gerekte sözleşmedeki açık düzenleme gereği herhangi bir talep hakkı bulunmadığı; Çelişkili anlatım sebebiyle feshin olağanüstü fesih olduğunun benimsenmesiz halinde, davalının, kendi alt işverenlerine davacıyla sözleşme yapmaya zorlama hakkı bulunmadığı; alt işverenlerin farklı tüzel kişilikler olduğu; bu nedenle anılan gerekçeye dayalı feshin haklı olmadığı; haklı olmadığından da kâr kaybı tazmin talep koşulunun gerçekleşmediği; davacının fesihte haklı olma ihtimalinde dahi, fesheden davacının yukarıda (5/A) sayılı bentte tanıtılan yüksek yargı uygulamasına göre, müspet zarar kavramına dahil olan kâr yoksunluğunu istemeyeceği; ancak menfi zararını isteyebileceğinden, bu yöndeki kâr kaybı tazminatı isteyemeyeceğinden davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davanın itirazın iptali davası olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, bu durumun dosyanın gereği gibi incelenmediğini gösterdiğini, e-posta ile yapılan feshin TTK'nın 18/3. maddesindeki şekle uygun olmadığını, ek raporda dayanılan Yargıtay kararlarının ayıp ihbarına ilişkin olduğunu, feshin davalının sözleşmeye aykırılıkları nedeniyle yapılmış haklı fesih olduğunu ve TBK'nın 126. maddesi uyarınca müspet zararın istenebileceğini, davalının alt işverenlerine karşı asıl işveren sıfatını taşıdığını, müvekkilinin alt işverenleri zorlamayı değil davalının 3-B maddesindeki iletme yükümlülüğünü ileri sürdüğünü, uygulamada 1-B ücretlerinin davalı tarafından ödendiğini, mahkemenin kendi ara kararlarından dönerek eksik inceleme ile karar verdiğini, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, bir bilirkişinin birbirine zıt iki raporu imzaladığını ve ayrık raporun değerlendirilmediğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, taraflar arasındaki 01/09/2013 tarihli Danışmanlık Sözleşmesinin davalı tarafından ifa edilmemesi nedeniyle davacının sözleşmenin yürürlükte kaldığı 01/09/2013-30/05/2015 döneminde elde edemediği 1-B hizmet bedellerinin tazmini istemine ilişkindir. Davada icra takibi bulunmadığından, ilk derece mahkemesi gerekçesinde davanın İİK'nın 67. maddesi kapsamında itirazın iptali davası olarak nitelendirilmesi isabetli olmayıp dairemizce uyuşmazlık yukarıdaki şekilde nitelendirilerek inceleme yapılmıştır.
Dosya kapsamından; taraflar arasında 01/09/2013 tarihli Danışmanlık Sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin 1-A maddesinde davalının davacıdan doğrudan alacağı hizmetlerin, 1-B maddesinde ise davalının alt işverenleri için alacağı hizmetlerin düzenlendiği, 5. maddede 1-A hizmetleri için davalının davacıya sabit aylık ücret ödeyeceğinin, 1-B hizmetleri için ise her bir alt işverene, SGK bordrosundaki işçi sayısına göre belirlenen baremdeki ücretin aylık olarak fatura edileceğinin, "Söz konusu hizmet faturaları doğrudan firmalara kesilecektir. Ödemelerin gerçekleşmemesinde ...'ın mali sorumluluğu yoktur." hükmünün kararlaştırıldığı, 3. maddede 1-B hizmeti verilecek alt işverenlerin taraflarca karşılıklı olarak belirleneceğinin, sözleşmesi devam eden alt işverenler bakımından mutabakata bağlı olmak üzere yürürlükteki sözleşmelere ek maddeler konulacağının, ek düzenleme yapılamayanlara 1-B hizmetinin verilmeyeceğinin, 3-B maddesinde tanımlanan yeni sözleşmelerde 1-B hizmetlerinin nasıl verileceğinin belirtileceğinin ve davalının denetimli sisteme dahil sözleşmeyi yenilemek ya da ilk defa yapmak istediğinde durumu davacıya ileteceğinin, davacının kendi kendine firma seçme, bulma ya da tavsiye etme yetkisinin bulunmadığının ve davalı tarafından uygun görülen firmanın davacı ile sözleşme imzalaması durumunda denetimli sistemde 1-B hizmetlerini almaya başlayacağının düzenlendiği, davacının 06/03/2015 tarihli e-posta ile sözleşmenin 7. maddesine atıfla 60 günlük bildirim süresine uyarak sözleşmeyi feshettiği, davalının 06/03/2018 tarihli ara karar ve 12/06/2019 tarihli kesin süreye rağmen dava dilekçesinde belirtilen belgeleri ibraz etmediği, vergi dairesinden gelen kayıtlara göre davacının davalı adına 15/09/2013-15/05/2015 tarihleri arasında düzenlediği faturaların bir kısmının alt işveren hizmet ve eğitim bedellerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Bilirkişi Raporları:
Sözleşme uzmanı ve mali müşavir bilirkişilerden alınan 28/09/2020 tarihli kök raporda; davacının geçerli bir fesih beyanının bulunmadığı, davalının alt işverenleri bildirdiğine dair delil bulunmadığından borcunu gereği gibi ifa etmediği, ancak zararın hesaplanabilmesi için gerekli belgelerin davalıdan veya resmi kurumlardan temini gerektiği ve mevcut belgelerle hesaplama yapılamadığı; 31/08/2021 tarihli ek raporda, feshin olağan fesih niteliğinde olduğu, olağanüstü fesih sayılsa dahi haklı olmadığı, haklı olsa dahi fesheden tarafın kâr yoksunluğunu isteyemeyeceği ve vergi dairesi ile SGK kayıtlarının yerinde incelenmesiyle tespit yapılmasının mümkün bulunmadığı; bilirkişi Dr. ...'in 12/11/2021 tarihli ayrık raporunda ise, davacının fesih tarihine kadar hak ettiği bir alacak varsa bunu talep edebileceği, ancak 1-B hizmetleri yönünden davalının faturalardan sorumlu olmamasının zararın belirlenmesine ve somutlaştırılmasına engel olduğu görüşleri bildirilmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesinde "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." hükmü yer almakta olup, aynı Kanun'un 114/2. maddesi uyarınca haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâlinde de uygulanır. TBK'nın 50/1. maddesi uyarınca zarar gören zararını ispat yükü altındadır; 50/2. maddesinde ise "Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önüne alarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." denilmektedir. Bu hüküm, zararın varlığı ispat edilmiş olup yalnızca miktarının tam olarak ispat edilemediği hâllere ilişkin olup zararın varlığının ispatı yükünü ortadan kaldırmaz.
İstinaf sebeplerinin incelenmesi:
Somut olayda davacı, sözleşmenin yürürlükte bulunduğu dönem için, davalının 3. maddedeki yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle denetimli sisteme dahil olmayan alt işverenler yönünden 1-B hizmet bedellerini elde edemediğini ileri sürmektedir. Talep fesihten sonraki döneme ilişkin olmayıp sözleşme süresi içindeki ifa eksikliğine dayandığından, feshin olağan ya da olağanüstü fesih niteliğinde olup olmadığı ve fesheden tarafın müspet zararını isteyip isteyemeyeceği uyuşmazlığın çözümünde belirleyici değildir.
Ne var ki sözleşmenin 5. maddesi uyarınca 1-B hizmet bedellerinin borçlusu davalı değil, hizmeti alan alt işverenlerdir; davalı bu ödemelerden sorumlu tutulmamıştır. Davalının 3. maddedeki yükümlülükleri de, sözleşmesi devam eden alt işverenler bakımından açıkça tarafların ve alt işverenlerin mutabakatına bağlanmış, yeni sözleşmeler bakımından ise iletme ve sözleşmede 1-B hizmetlerine yer verme borcu ile sınırlı tutulmuş; davacının 1-B ücretine hak kazanması, davalı tarafından uygun görülen firmanın davacı ile sözleşme imzalaması koşuluna bağlanmıştır. Sözleşmede davalının belirli sayıda alt işvereni denetimli sisteme dahil edeceğine veya alt işverenlerin davacıdan hizmet alacağına dair bir garanti ya da sonuç taahhüdü bulunmamaktadır.
Bu durumda davacının ileri sürdüğü zararın doğabilmesi; davalının ilgili dönemde 3-B kapsamında hangi sözleşmeleri yaptığı veya yenilediği, bu firmaların 1-B hizmetlerine ilişkin hükmü kabul edip etmeyecekleri, davacı ile sözleşme imzalayıp imzalamayacakları ve sözleşme hâlinde hizmet bedelini ödeyip ödemeyecekleri gibi büyük ölçüde üçüncü kişilerin iradesine bağlı ve varsayıma dayanan bir dizi koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Bu nitelikteki bir kazanç beklentisi, gerçekleşmesi olayların olağan akışı içinde kesin veya kuvvetle muhtemel bir kazanç kaybı değil, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz bir ihtimalin kaybıdır; davalının sözleşmeye aykırı davranışı ile ileri sürülen zarar arasında uygun illiyet bağı da kurulamadığından ve zararın varlığı ispatlanamadığından TBK'nın 50/2. maddesinin uygulanma imkânı da bulunmamaktadır.
HMK'nın 220/3. maddesi uyarınca belgeyi ibraz etmeyen taraf, verilen süre içinde geçerli bir mazeret de bildirmemişse hâkim, duruma göre, diğer tarafın o belgenin içeriği konusundaki beyanını kabul edebilir. Davalının ibraz etmediği belgeler en fazla davalının ilgili dönemde hangi tedarikçilerle sözleşme yaptığını gösterebilecek nitelikte olup, bu firmaların davacıdan 1-B hizmeti alacaklarını ve bedelini ödeyeceklerini ispata elverişli değildir. Aynı nedenle vergi dairesi ve SGK kayıtları ile işçi sayılarının toplanması ve bunlara dayalı hesaplama yapılması da zararın varlığını ispat etmeye yeterli olmayacağından, ilk derece mahkemesince bu yönde ek inceleme yapılmamış olması sonuca etkili görülmemiştir.
Davanın itirazın iptali davası olarak nitelendirilmesi hatalı ise de, bunun maddi hata olduğu ve her zaman düzeltilebileceği anlaşılmakla bu yöndeki istinaf nedeni sonuca etkili değildir.
Talep fesihten sonraki döneme değil sözleşmenin yürürlükte olduğu döneme ilişkin olup, feshin şekli ve niteliği uyuşmazlığın çözümünde belirleyici olmadığından, feshin TTK'nın 18/3. maddesindeki şekle uygun olmadığına ve feshin haklı nedene dayanan olağanüstü fesih olduğuna, müspet zararın istenebileceğine ilişkin istinaf sebepleri sonuca etkili değildir.
Davalının asıl işveren sıfatı, 3-B maddesindeki iletme yükümlülüğü ve uygulamada 1-B ücretlerinin davalı tarafından ödendiğine ilişkin istinaf sebebi yönünden; davalının 3. maddedeki yükümlülüklerini yerine getirmediği kabul edilse dahi, ileri sürülen zararın üçüncü kişilerin varsayımsal iradesine bağlı olması nedeniyle varlığı ve uygun illiyet bağı ispatlanamamaktadır. Davalının bazı alt işveren hizmet bedellerini üstlenmiş olması, sisteme fiilen dahil olmuş firmalara ilişkin olup, sisteme hiç dahil olmamış firmalar yönünden davacının bedel elde edeceğini göstermemektedir. Bu istinaf sebebi yerinde değildir.
Raporlar arasındaki farklılık esas itibarıyla sözleşmenin ve feshin hukuki nitelendirilmesine ilişkin olup, HMK'nın 33. ve 266. maddeleri uyarınca hukuki değerlendirme hâkime aittir. Kök raporda ve ayrık raporda da zararın mevcut belgelerle hesaplanamadığı ve somutlaştırılmasının sözleşmenin 5. maddesi karşısında güç olduğu belirtilmiş olmakla bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde değildir.
Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.1 bendi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi Dairemiz gerekçesi ile düzeltilmek suretiyle ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvurma harcının Hazineye irat kaydına,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın ilk derece mahkemesince davacıdan tahsiline,
4-İstinaf yargılama davacı yanın kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/10/2026