Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2266 E. 2026/1461 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2266
Karar No
2026/1461
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/2266 KARAR NO: 2026/1461 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/06/2022 NUMARASI: 2020/208 Esas, 2022/399 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı ...vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili Banka ile davalı borçlu şirket ...AŞ ve müteselsil kefil davalılar ... ile ...arasında muhtelif tarihlerde imzalanan genel kredi sözleşmesiyle ticari kredi kullandırıldığını, borçluların, kredi borçlarını ödemede temerrüte düşmeleri üzerine .... Noterliği 08/10/2019 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile muhataplara kat ihtarı gönderildiğini, borçluların çekilen ihtarnameye rağmen herhangi bir ödemede bulunmaması üzerine İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile 16.10.2019 tarihinde icra takibine geçildiğini, davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... Yakın vekili, savunmasında özetle; müvekkiline hukuken sorumluluğun yüklenmesine neden olan genel kredi sözleşmesinin davacı banka tarafından dosyalara ibraz edilemediğini, müvekkilinin hangi tarihte imzaladığı genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi borcundan sorumlu olduğunun adeta davacı banka tarafından saklı tutulduğunu, müvekkilinin 04/12/2015 tarihinde davalı şirketteki hissesini diğer davalı ... Işıklar'a devrettiğini, devrin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlandığını, davacı tarafından davalı şirkete kullandırılan kredinin ödenmemesi sonucu oluşan borcun müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasından sonraki bir dönemde imzalanan genel kredi sözleşmesi ile ortaya çıktığını, müvekkilinin ortaklıktan çıktıktan ve bu durumun Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmasından sonra davacı banka ve davalı/ borçlu şirket tarafından yeniden imzalanan genel kredi sözleşmesinde davalı/ borçlu şirket tarafından kullanılan ticari kredi ile müvekkili aleyhine borç yaratılmasının hukuka aykırı olduğunu, kredinin müvekkili ile ilişkilendirme çabası sonucu müvekkili adına borç yaratılmaya çalışılmasının hakkaniyete ve hukuka açıkça aykırı olduğunu, borcun kaynağı olan müvekkilinin imzasının bulunmasının dahi hukuken mümkün olamayacağı yeni tarihli genel kredi sözleşmesi ile müvekkilinin ortağı bile olmadığı ve dolayısıyla kefil olmasının da imkansız olduğu davalı şirketin kullandığı ticari kredinin borcundan müvekkilinin sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini ve %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı ... ile davalı şirket tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, kredi sözleşmesinden doğan alacağın konu edildiği icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası celp edilmiştir.Usulüne uygun tebligata karşın Davalı ... ile davalı şirketçe cevap dilekçesi sunulmadığından, HMK. m.128/1 uyarınca davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları adı geçen davalılarca inkar ettiği varsayılmıştır. Arabuluculuk son tutanak aslı dosya içerisinde mübrezdir.Mahkememizin 12/04/2021 tarihli celsesinde dosyanın bankacılık alanında uzman bir bilirkişiye tevdiine karar verilmiş, bilirkişi ...tarafından tanzim edilen 20/05/2021 tarihli raporunda özetle;''...1-) 16.10.2019 takip tarihi itibariyle tahsil tekerrür olmamak kaydı ile; KGF Teminatlı ve Nakit Destek Kredisinden; davacı bankanın davalılardan (1-Modern Tıp Sağlık A.Ş., 2-...) ayrıntısı raporda tablolaştırıldığı şekilde 109,415.60TL Asıl Alacak, 476,58-TL işlemiş faiz, 23,83-TL BSMV ve 696,01-TL masraf olmak üzere 110.612,01-TL talep edilebileceği, davalı...'dan talepte bulunulmasının söz konusu olamayacağı...'' belirtilmiştir. Tanzim edilen bilirkişi raporu taraflara/ taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı ve davalı ...vekilince rapora karşı beyan ve itiraz dilekçesi sunulmuştur. Mahkememizin 16/11/2021 tarihli celsesinde dosyanın ek rapor tanzim edilmek üzere bilirkişiye tevdiine karar verilmiş, tanzim edilen 10/12/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; ''... Davacı Bankanın, fahiş faiz talebinde bulunduğu, kök raporda yapılan akdi-temerrüt faiz oranı ve bu oranlar üzerinden yapılan hesaplamaların itiraza yer bırakmayacak şekilde doğru olduğu, davacı banka vekili tarafından verilen cevap dilekçesinin son sayfasında diğer davalı...'ın da 500.000.00-TL'lık kefalet imzası bulunan 01.04.2015 tarihli GKS.'nin fotokopisi sunulduğu, 19.05,2021 tarihli kök raporda 16.10.2019 takip tarihi itibariyle hesaplanan 110.612.01TL'lık borçtan diğer davalı...'ın da sorumlu olacağı,...'' belirtilmiştir. Tanzim edilen bilirkişi ek raporu taraflara/ taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davalı... vekilince ek rapora karşı itiraz dilekçesi sunulmuştur. İcra dosyası incelendiğinde; Davacı bankanın davalılar aleyhide 109,574,72-TL Asıl Alacak, 1.282,02-TL işlemiş faiz, 64,10-TL BSMV ve 696,01-TL masraf olmak üzere toplam 111.616,85-TL üzerinden takip başlatıldığı, davalılar tarafından borca itirazları sonrasında takibin durduğu, huzurdaki davanın süresi içinde 111.616,85-TL üzerinden harçlandırılmak suretiyle açıldığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan deliller, bilirkişi kök ve ek raporu dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde; Davacı banka ile davalı Modern Tıp Sağlık A.Ş. arasında 31/03/2011 tarihli ve 500.000-TL tutarlı Genel Kredi Sözleşmesi bulunduğu, GKS'nin diğer davalılar tarafından 01/04//2015 tarihinde ve aynı bedel üzerinden müteselsil kefil olarak imzalandığı, kefalet sözleşmesinin yasal koşulları taşımakla geçerli olduğunun anlaşıldığı, davalı ...vekilince adı geçen davalının 2015 yılında şirket hisselerini devir ettiği ve borcun davalının ortaklıktan ayrılmasından sonraki bir dönemde imzalanan GKS ile ortaya çıktığını ileri sürmüş ise de davacı tarafından dosyaya sunulan sözleşme üzerindeki imzaya davalı tarafından açık bir itirazda bulunulmadığı gibi alınan bilirkişi raporuyla takip konusu borcun davalının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu GKS kapsamında kullandırılan 07.07.2017 tarihli KGF Teminatlı ve Nakit Destek Kredisinden kaynaklandığının belirtildiği, şirket ortaklığından ayrılma durumunun müteselsil kefalet sebebiyle doğan hukuki sorumluluğu sona erdirmeyeceği, borcun ödenmemesi nedeniyle davacı banka tarafından davalı şirkete kultandırılan kredi hesaplarının 07/10/2019 tarihinde kat edildiği, kat ihtarnamesinde ödeme süresinin 24 saat olarak belirlendiği, kat ihtarnamesinin davalı şirkete tebliğ edilemediği, davalı ...'a tebligatın 10/10/2019 ve davalı ...'e ise 11/10/2019 tarihinde yapılmakla, ödeme süresi dikkate alındığında davalı ... bakımından temerrüdün 12/10/2019 ve ... bakımından ise 13/10/2019 tarihinde oluşacağı, icra takibinin 16/10/2019 tarihinde başlatıldığı, mahkememizce re'sen alınan bilirkişi ek raporunda davacı bankanın davalılardan 109,415.60-TL Asıl Alacak, 476,58-TL işlemiş faiz, 23,83-TL BSMV ve 696,01-TL masraf olmak üzere 110.612,01-TL talep edilebileceği yönünde tespitte bulunulduğu, her ne kadar davalı ... ve ...'e kat ihtarnamesinin tebliği ve dolaysıyla temerrüd başlangıç tarihlerinde 1(bir) günlük fark bulunmakta ise de davacı bankanın bilirkişi raporunda temerrüde esas başlangıç tarihi bakımından 13/10/2019 tarihinin esas alınmasına yönelik açık itiraz ileri sürülmediğinden taleple bağlılık ve bu hususta davalılar yararına oluşan müktesep hakkın dikkate alınması gerektiğinden bu hususta Mahkememizce yeniden hesaplama yoluna gidilmediği, re'sen alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada nazara alınan akdi ve temerrüd faiz oranı yönünden yapılan değerlendirmenin sözleşme ve yasal düzenleme karşısında mahkememizce yerinde olarak değerlendirildiği, davalı asıl borçlu şirket tarafından borcun tümünden ve diğer davalı müşterek kefillerin ise kendi temerrütlerine ilişkin sonuçlarından sorumlu oldukları, tespit edilen alacağın likid ve belirlenebilir olması karşısında kabul edilen alacağın %20’si üzerinden hesaplanan icra inkar tazminatına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davalıların İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine yönelik itirazının kısmen iptali ile, takibin tahsilde tekerrür etmemek koşulu ile 109.415,60 TL asıl alacak, 476,58 TL işlemiş faiz, 23,82 TL faizin %5 BSMV’si + 696,01 TL masraf alacağı olmak üzere toplam 110.612,01 TL üzerinden itirazlarının iptali ile takibin asıl alacağa takipten sonra %20,59 oranında temerrüd faizi ve takip sonrası işleyecek faize %5 gider vergisi uygulanması ve takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacak likid ve belirlenebilir olmakla kabul edilen asıl alacağın %20’si üzerinden hesaplanan 21.883,00 TL icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ...tarafından talep edilen kötü niyet tazminatı talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ve davalı ...vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; faiz oranı konusunda hatalı tespitlerde bulunulduğunu, temerrüt faizi belirlenirken kredi sözleşmesinin 11. maddesi (b) fıkrasında "...Bunları Banka'ya bu sözleşme koşullarında tamamen geri ödeneceği tarihlere kadar geçecek günler için, kullanmış olduğu tüm kredilere Bankaca uygulanan kredi faiz oranlarından muacceliyet tarihi itibariyle en yüksek olan kredi faiz oranına, bu oranın %30'nun ilavesi ile bulunacak oranda temerrüt faizi tatbik edileceğini ve temerrüt faizi ile fon ve gider vergisini ayrıca bir ihtar ve merasime hacet kalmaksızın ödeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder..." denildiğini, tüm bu mevzuat birlikte değerlendirildiğinde müvekkili bankanın akdi ve temerrüt faiz oranlarını serbestçe belirleyebileceği ve bunu uygulayabileceği açıktır." denilmek suretiyle, 2019 yılı kredilere uygulanan azami faiz oranlarına genel kredi sözleşmesi hükümleri ve yerleşik Yargıtay kararları çerçevesinde faiz oranının %30'u ilave edilerek bulunacak temerrüt faizi işletilebileceğini, bilirkişinin i bankadan talep etmiş olduğu TCMB ye bildirilen 2019 yılı azami faiz oranları çizelgesini dikkate aldığını, ancak bu listeyi değerlendirirken davaya konu icra takibindeki alacağa uygulanacak azami faiz oranını hatalı belirlediğini, dosyaya sunulan 2019 yılı azami faiz oranları çizelgesinde görüleceği üzere ticari kredilere uygulanan azami faiz oranı %36 olarak TCMB ye bildirildiğini, davada, 2019 yılı kredilere uygulanan azami faiz oranının %36 olması dolayısıyla bunun %30 ilavesi ile bulunan %46,80 temerrüt faizinin icra takibinde talep edilmesi ve uygulanmasının mevzuata ve hukuka uygun olacağını, ancak talep edilebilecek temerrüt faiz oranının hatalı tespit edildiğini, buna bağlı olarak işlemiş faiz ve faizin %5 gider vergisi alacaklarının da eksik hesaplandığını, bu sebeple kararın hatalı olduğunu, u sebeple alacağın takip talebinde yer alan 109.574,72 TL ticari kredi asıl alacak, 1.282,02 TL Muacceliyetten takip tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi, 64,10 TL faizin %5 gider vergisi, 696,01 TL masraf toplamı olarak hüküm altına alınmasını ve bu alacak kalemleri üzerinden ferilere yönelik karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ...vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu borcun 01/04/2015 tarihli eski genel kredi sözleşmesinden değil 07/07/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığını, başlangıçta davacı banka tarafından ne icra dosyasına ne de mahkemeye müvekkiline hukuken sorumluluğun yüklenmesine neden olan genel kredi sözleşmesinin ibraz edilemediğini, müvekkilin hangi tarihte imzaladığı genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi borcundan sorumlu olduğunun adeta davacı banka tarafından saklı tutulduğunu, davacı yanca dava dilekçesinde deliller kısmında "Genel Kredi Sözleşmesi İle Müvekkil Banka'nın Tüm Kayıt Ve Belgeleri (müvekkil bankadan celp edilmek üzere)" şeklinde delil bildirimi yapıldığını, bunun üzerine mahkeme belgelerin gönderilmesinin istendiğini, davacı bankanın 27/02/2020 tarihli cevabında davaya konu genel kredi sözleşmesi olarak 07/07/2017 tarihli sözleşmenin sunulduğunu, bu cevap ile borcun 07/07/2017 tarihli sözleşmeden kaynaklandığının davacı yanca ikrar edildiğini, bu hususun 19/05/2021 tarihli kök raporla da sabit olduğunu, kök raporda "1-)Kredi Sözleşmesi" bölümünde uyuşmazlığa konu borcun davacı ... A.Ş ... şubesi ile davalı .... Şti arasında bağıtlanan 07.07.2017 tarihli 500.000TL'lık Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan kredi borçlarından kaynaklandığı ve müvekkil ...yönünden de , bu sözleşmede gerek müteselsil kefil, gerekse şirket temsilcisi olarak imzasının bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle sözleşmeye dayanarak kullandırılan kredi borçlarından...'ın sorumlu tutulamayacağı izahtan varestedir," şeklindeki tespit yer almakta iken davacının itiraz dilekçesi ekinde süresi içerisinde sunmadığı 01/04/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin dosyaya sunulduğunu, bunun üzerine alınan ek raporda "Davacı banka vekili tarafından verilen cevap dilekçesinin son sayfasında diğer davalı...'ın da 500.000,00TL'lık kefalet imzası bulunan 01.04.2015 tarihli GKS.nin fotokopisi sunulduğu ... Bu durumda borçtan...'ın da sorumlu olacağı izahtan varestedir. " şeklinde açıkça hatalı, kendiyle çelişir ve neredeyse doğrudan davacının itirazını kopyala yapıştır şeklinde bilirkişi tespiti yapıldığını, kök raporda 2017 yılında kullandırılan krediye ilişkin hesaplama yapıldığını, 2015 tarihinde kullandırılan krediye yer verilmediğini, ek raporda 01/04/2015 tarihli eski sözleşmede yer alan müvekkilinin imzası sebebiyle de 2017 tarihindeki krediden müvekkilinin de c sorumlu olacağı şeklinde bilimsel dayanaktan yoksun ve gerekçesiz bir tespitte bulunulduğunu, iki sözleşmenin tamamen birbirleriyle bağımsız olduğunu, bankanın müvekkili şirketin ortağı dahi olmadığını, 2017 yılına ait sözleşmeden kaynaklı borcun müvekkilinin üzerine yıkılmaya çalışıldığını, cevap dilekçelerindeki kötü niyete ilişkin tazminat talebinin de haklı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/3956 E., 2021/5129 K. ile 2020/4464 E. , 2021/5661 K.sayılı kararlarının emsal olduğunu, müvekkili aleyhine hukuka aykırı ve haksız bir şekilde borç yaratıldığını, mahkeme tarafından da raporlar arasındaki çelişki giderilmeden , hukuka aykırı bir şekilde karar verildiğini, kararda "..davacı tarafından dosyaya sunulan sözleşme üzerindeki imzaya davalı tarafından açık bir itirazda bulunulmadığı gibi alınan bilirkişi raporuyla takip konusu borcun davalının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu.." şeklinde gerekçeye yer verilmişse de anılan gerekçenin maddi gerçeğe uygun olmadığını, itirazın iptali davasına dayanak icra takibinde davacı yanca ne borcun hangi GKS'ye dayandığı belirtilmediğini, takip dayanağı herhangi bir sözleşme konulmadığını, hal böyle iken müvekkilinin imzaya itiraz etme gibi bir durumunun olamayacağının aşikar olduğunu, gerekçeli kararda takip konusu borçta davalının müteselsil kefil olarak imzasının olduğu şeklinde gerekçeye yer verildiğini, davada iki tane davalı bulunmakla hangi davalının kefil olarak hangi tarihli sözleşmede imzasının bulunduğu, borcun kaynağının hangi tarihli sözleşme olduğu gibi temel noktaların mahkemece aydınlatılmadığını, bilirkişi raporları arasında müvekkil açısından yer alan çelişki dahi giderilmeden usule ve hukuka aykırı hüküm tesis edildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 67. maddesi uyarınca, ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan banka alacağının davalı asıl borçlu ile davalı müteselsil kefillerden tahsili için başlatılmış olan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı... ve davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı banka tarafından, genel kredi sözleşmeleri kapsamında banka alacağı bulunduğu iddiasıyla İstanbul ....İcra Müdürlüğünün ... Esas (...Yeni Esas) sayılı icra dosyası ile asıl borçlu ...AŞ ve müteselsil kefil davalılar ... ile ...aleyhine toplam 111.616,85 TL alacağın %46,80 oranında işleyecek temerrüt faizi ile tahsili için 18.10.2019 tarihinde icra takibi başlatıldığı, tüm borçluların takibe ve borca itiraz ettiği, itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Her ne kadar mahkemece, davanın istinaf eden davalı ...yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş ise de eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Davacı banka tarafından dava dilekçesinde borcun sebebinin, asıl borçlu ve müteselsil kefillerle imzalanan genel kredi sözleşmeleri olduğunun belirtildiği, takip talebinde de borcun sebebi olarak kredi sözleşmelerinin ve ihtarnamenin gösterildiği, UYAP sisteminde icra dosyası kapsamında eklenen evraklar içerisinde 01.04.2015 tarihli sözleşmenin bir kısmının bulunduğu, davacı vekilinin delil listesinde somut bir sözleşmeye yer verilmediği, genel kredi sözleşmelerinin bankadan istenmesinin talep edildiği, davacı banka tarafından sunulan 27.02.2020 tarihli müzekkere cevabı ekinde 07.07.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin mahkemeye gönderildiği, bilirkişi kök raporuna davacı vekilince sunulan itiraz dilekçesi ekinde ise 01.04.2015 tarihli genel kredi sözleşmesine yer verildiği, davalı...'ın 2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzasının bulunduğu, ancak 2017 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi kök raporunda, davalı şirkete 36 ay taksitli ticari taksitli kredi kullandırıldığı belirtilerek ekinde bu kredinin ödeme planına yer verilmiştir. Ödeme planının incelenmesinde, davalı şirkete kullandırılan kredinin 07.07.2017 tarihli, 250.000 TL'lik ticari taksitli kredi olduğu, nitekim 07.10.2019 kat ihtarnamesinde de bu ticari taksitli kredinin 2019 yılı 7-8-9 ve10.aylarına ait taksitlerinin ödenmediği belirtilerek kat ihtarnamesine konu edildiği görülmektedir. Kök raporda davalı...'ın 07.07.2017 genel kredi sözleşmesinde imzası yer almadığından sorumluluğu bulunmadığı belirtilmiş, ek raporda ise 01.04.2015 tarihli sözleşmede imzası bulunduğunundan müteselsil kefil olarak takip konusu borçtan sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ancak, ne mahkeme gerekçeli kararında ne de bilirkişi kök ve ek raporlarında davalı şirkete 07.07.2017 tarihinde kullandırılan ve takip konusu yapıldığı anlaşılan 250.000 TL'lik ticari taksitli kredinin, davalı...'ın müteselsil kefil olarak imzasının yer aldığı 01.04.2015 tarihli sözleşme kapsamında mı yoksa müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı 07.07.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında mı kullandırıldığı hususunda bir tespite rastlanılmamıştır. Bu haliyle, mahkemece verilen karar eksik inceleme ve değerlendirme ile verilmiş olup istinafa konu ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Bu durumda mahkemece, davalı şirkete 07.07.2017 tarihinde kullandırılan ve takip konusu yapıldığı anlaşılan 250.000 TL'lik ticari taksitli kredinin, davalı...'ın müteselsil kefil olarak imzasının yer aldığı 01.04.2015 tarihli sözleşme kapsamında mı yoksa müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı 07.07.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında mı kullandırıldığı hususu açıkça tespit edilerek, bu hususta gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi kanaatindeyim. Heyetin kadirine sunulur. KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 10.09.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2266, K. 2026/1461, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2266-e-2026-1461-k-0ac551c4e7d9