Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2003 E. 2026/1271 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2003
- Karar No
- 2026/1271
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2003
KARAR NO:2026/1271
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:05.07.2022
NUMARASI:2020/292 Esas - 2022/356 Karar
DAVA:Menfi Tespit
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili aleyhine başlattığı takibin dayanağının 07.04.2014 tarihli muavin defter dökümü olduğunu, davalı tarafından düzenlenen ancak müvekkilinin iade ettiği 28.02.2014 tarihli ve 49.409.90 TL bedelli vade farkı faturası alacağına dayanıldığını, müvekkilinin, davalı şirkete 3.397,33 TL borçlu olduğunu, davalının iade edilen faturaya istinaden takip başlattığını ileri sürerek, müvekkilinin davalıya 49.409,90 TL borçlu olmadığının tespitine, dosyaya yatırılan paranın bu miktar üzerinden ferileri ile birlikte hesaplanarak istirdadına ve %20 kötü niyet tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddiasının haksız ve kötüniyetli olduğunu, icra takibinin kesinleştiğini ve borcun ödendiğini, davanın bundan sonra açıldığını, Yargıtay kararlarına göre borcun ödenmesinden sonra borçsuzluğun belirlenmesi konusunda dava açılamayacağını, davacının müvekkilinden mal aldığını ve bedelini ödenmediğini, davacının cari hesaptan kalan 3.497,33 TL ile kur farkından kaynaklanan 49.409.90 TL borcu bulunduğunu ve bu bedellerin tahsili için icra takibi yapıldığını, müvekkilince satılan emtianın USD kuru üzerinden satıldığını, faturaların USD kuru belirtilmek suretiyle düzenlendiğini, düzenlenen fatura bedellerinin ödenmesinde, ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kurunun dikkate alınacağını sözleşmede belirtildiğini, davacıya çelik saç mamülleri satışı yapıldığını, davacının ödemelerini ileri tarihli çeklerle yaptığını, ödeme tarihlerine göre kur farkı tahakkuk edildiğini, davacının borçlu olduğunu ve davanın haksız açıldığını ileri sürerek, davanın reddi ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 16.05.2017 tarih ve 2014/652 Esas, 2017/356 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 2017/4633 Esas, 2020/1085 Karar sayılı ve 12.06.2020 tarihli kararı ile kabul edilmiştir. Anılan kararda taraflar arasındaki sözleşmede kur farkına ilişkin hüküm bulunmasına karşın, ödemelerin Türk Lirası üzerinden düzenlenen çeklerle yapılması nedeniyle davalının kur farkı alacağı bulunmadığı belirlenerek, cari hesap alacağının kur farkı alacağından ayrılarak karar verilmesi için karar kaldırılmıştır. Mahkemece kaldırma kararı üzerine yapılan inceleme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Davacının cari hesaptan kaynaklı 3.397,33 TL bakımından bir itirazının olmadığı, kur farkından kaynaklı alacak nedeniyle fazla yaptığı ödemenin tespiti ile istirdadını istemiş fakat icra müdürlüğüne yatırmış olduğu toplam 62.250 TL üzerinden dava değerini gösterip bu miktar harcı yatırmıştır. İstanbul BAM 16. HD 2017/4633 Esas, 2020/1085 Karar sayılı kararı ile mahkememizin 16/05/2017 tarihli, 2014/652 Esas, 2017/356 Kararının kaldırılması üzerine alınan bilirkişi raporlarında itiraz edilmeyen alacak ve ferileri bakımından hesaplama yapılamamış olmakla birlikte mahkememizce bu hesap resen yapılmıştır.Takip tarihi ile ödeme tarihi arasında (17.04.2014 - 06.05.2014) 18 günlük faiz (3397,33X%11.75:360x 18= 19,96 TL İcra Müdürlüğünce yapılan kapak hesabındaki takip masrafları davacının itiraz etmediği borç bakımından da yapılacağından tamamı dikkate alınmış olup (25 TL Başvurma harcı+8-TL masraf+Haciz masraf ve yolluk olarak 400-TL+150-TL+59-TL ) 642,20 TL'dir, vekalet ücreti 3397,33 TLx%12=407,68 TL'dir, tahsil harcı 3397,33 TLX4,55= 154,58 TL olmak üzere toplam masraf 1224,22 TL olup Özetle davacının itiraz etmediği 3397,33 TL bakımından ferileri ile birlikte toplam borcu 4.621,55 TL'dir.Taraflar arasında kur farkı alacağına ilişkin sözleşme olmakla birlikte davacının ödemelerinin tamamını TL olarak düzenlenen çeklerle yaptığı, çeklerin döviz üzerinden de düzenlenmesinin mümkün olduğu, kambiyo senedi olan çek ödeme aracı olup ödemeyi TL üzerinden kabul eden davalının artık kur farkı talep edemeyeceği anlaşılmakla davacının itiraz etmediği 3397,33 TL' bakımından borcunun takip masrafları ile birlikte toplam 4.621,55 TL olduğu, davacıdan tahsil edilen tutarın 62.250 TL olduğu ve fazladan 57.628,45 TL'nin tahsil edildiği bu miktar bakımından davacının davalıya borçlu olmadığı ve istirdadının gerektiği, davalının sözleşme ilişkisine dayandığı kötü niyetli olarak takip başlatıldığının davacı tarafından ispat edilemediği bu nedenle davacının kötüniyet tazminatının yerinde olmadığı..." gerekçesiyle, davacının İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından takibe konu 49.409,90 TL’lik fatura nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile fazla ödenen 57.628,45 TL’nin davalıdan istirdatı ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilince davacı aleyhine İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında başlatılan takibe itiraz edilmediğini ve takibin kesinleştiğini, cebri haciz işlemleri uygulandığını ve davacının dosya borcunu ödeyerek dosyanın infaz edildiğini, açılan istirdat davasının daha önce reddedildiğini, ancak bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2017/4633 E., 2020/1085 K. sayılı ilamı ile kaldırılması üzerine bu kez davanın kabulüne karar verildiğini, mahkemenin gerekçesinde taraflar arasında kur farkına ilişkin bir sözleşme bulunmasına rağmen, ödemenin TL cinsinden düzenlenen çeklerle ödenmesi ve USD cinsinden çek düzenlenmesinin mümkün olması nedeniyle kur farkı alacağının bulunmadığının kabul edildiğini, Mahkemenin sadece bilirkişi raporuna göre ve eksik inceleme ile karar verdiğini, raporda kur farkı alacağının tespitine rağmen kur farkı faturasının düzenlendiği tarihteki kurun esas alındığını, oysa Yargıtay kararlarına göre efektif satış kurunun esas alınması gerektiğini, kur farkı faturası tarihi olan 28.02.2014 tarihindeki kurların TCMB tarafından saat 15:30 da açıklandığını, bu nedenle önceki günkü efektif satış kurunun esas alınması gerektiğini, ancak raporda kur farkı alacağının hesaplanmasında kur farkı faturasının bir sonraki günkü USD döviz satış kuru baz alındığını ve hesaplamanın sunulan Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile bilirkişi ek raporunda faturalara ilişkin ödeme tarihlerinin ve ödemelerde baz alınması gereken kur değerinin hatalı tespit edilmesi nedeniyle kur farkı alacağının hatalı hesaplandığını, uygulamada ileri tarihli olarak çek keşide edildiğini, bu olayda da ileri tarihli çek verildiğini, bu nedenle bilirkişice belirlenen tarihte ödemenin tahsilinin mümkün olmadığını, Yasa koyucunun ekonomik nedenlerle ileri vadeli çek düzenlenmesini mümkün kılan düzenlemeler yaptığını, bu çeklerin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihinden önce bankaya ibrazının yasa ile engellendiğini, bu nedenle çekin son ödeme tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini, düzenlenen rapordaki kur farkına ilişkin değerlendirmenin patalı olduğunu, müvekkilinin fazladan kur farkı faturası düzenlenmediğini, takibe konu alacağın cari hesap ekstresinden doğmasına rağmen bilirkişilerce düzenlenen ek raporda bu hususta bir açıklama yapılmadığını, sadece 3.397,33 TL cari hesap alacağının belirlendiğini ve değerlendirme içermeyen bu raporun sunulan Yargıtay kararlarına göre eksik olduğunu, itiraza uğrayan bu rapor ile karar verilemeyeceğini, Davacının cebri icra altında ödediği bir miktar bulunmadığını, istirdat kararı verilebilmesi için parayı ödemek mecburiyetinde kalmak ve borçlu tarafından borçlu olunmamasına ya da borçlu olmadığını ileri sürmesine rağmen ödeme yapılmasının gerektiğini ve İİK'nın 72/7. maddesinde açıklanan bu şartın gerçekleşmediğini, dosyadaki borcun dava dışı ....Şti'nin ödeme yaptığını, bu nedenle davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, ödemenin icra tehdidi altında olmadığı gibi paranın da dava dışı kişi tarafından yapılması nedeniyle davacının istirdat davası açamayacağını, aynı nedenlerle davacının menfi tespit davası açmasında hukuki yararı da bulunmadığını, Çekin Türk Lirası olarak düzenlenmesinin güncel Yargıtay kararlarına göre, kur farkı alacağının tahsiline ilişkin sözleşme hükmünden vazgeçilmesi anlamına gelmediğini, kur farkının talep edilebilmesi için bu hususta bir sözleşme bulunması veya taraflar arasındaki ilişkinin dövize endeksli olduğunun anlaşılması gerektiğini ve somut olayda her iki şartın da bulunduğunu, davacının kötü niyetle taraflar arasındaki ticaretin dövize endeksli olmadığı ve kur farkı alacağının doğmadığına yönelik asılsız iddialarda bulunduğunu, sözleme olmasa bile faturaların döviz karşılığı düzenlenmesi halinde kur farkı alacağının istenebileceğini ve bu hususta bir çok Yargıtay kararı bulunduğunu, demir çelik ticaretinin Türkiye'de olduğu gibi dünyada da dövize endeksli olarak yapıldığını ve bu emtianın yurt dışından dövize endeksli olarak ithal edildiğini, taraflar arasındaki teamüle göre de kur farkı istenebileceğini, satılan çelik emtiası sektöründe döviz ile ödemenin ticari örf ve adetten olduğunu, faturaların vergisel nedenlerle TL olarak düzenlendiğini, çek kural olarak görüldüğünde ödenecek türden ödeme vasıtaları olsalar da uygulamada sıklıkla rastlanıldığı üzere çeklerin ileri tarihli olarak keşide edilmeleri ticari hayatın olağan akışına uygun olması nedeniyle çekin vadeli olarak verildiği dikkate alınarak kur farkından vazgeçilmediğinin kabulü gerektiğini, mahkemece maddi olgular nitelendirilmeden taraf iddialarının hangi nedenlerle haklı veya haksız olduğunun değerlendirilmeden, mahkemenin bu kanaate ulaşmasını gerektirir bir neden olmaksızın ve bu hususta gerekçe oluşturmaksızın adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, kararın HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca takip nedeniyle yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında satım sözlemesi ilişkisi bulunduğu ve bu sözleşme kapsamında davalının davacı emtia satarak teslim ettiği ve davalının da Türk lirası cinsinden düzenlenen çekleri davalıya verdiği sabittir. Uyuşmazlık, ödemenin ileri tarihli Türk lirası çeklerle yapılmasına ve sözleşmede ticari ilişkinin döviz cinsinden kurulduğunun belirtilmesi karşısında, kur farkı alacağı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün .... sayılı dosyasının incelenmesinde, davacının cari hesap ekstresine dayalı olarak 18.04.2014 tarihinde 52.807.23 TL'nin takip tarihinden itibaren hesaplanacak avans faiz ile birlikte tahsilini talep ettiği, ekteki cari hesap ekstresinde 49.409,90 TL kur farkı alacağı ile 3.397,33 TL cari hesap alacağı bulunduğu görülmüştür. Takibin itirazsız kesinleşmesi üzerine davalı şirketin iş yerinde 05.05.2014 tarihinde haciz yapıldığı ve dava dışı ... ŞTİ tarafından davacının borcuna mahsuben 06.05.2014 tarihinde 62.250 TL bedelle yapıldığı anlaşılmıştır. Bu ödeme ile dosya borcu kapanmıştır. Mahkemece verilen ilk kararın istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, taraflar arasındaki sözleşmede kur farkına ilişkin hüküm bulunmasına rağmen davalının Türk Lirası cinsinden çek ile ödeme kabul etmesi nedeniyle kur farkı alacağı bulunmadığı belirlenmiştir. İİK'nın 72/7. maddesine göre takibe itiraz etmemiş veya itirazın kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişi ödediği tarihten itibaren bir sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir. Görüldüğü gibi bu davayı, borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan borçlu açabilecektir. Borçlu adına bir üçüncü kişinin ödeme yapması halinde de borçlunun diğer kişiyle olan cari hesabında bu alacağın değerlendirileceği anlaşıldığından, borçlunun aktif dava ehliyeti bulunmaktadır. Borçlu olmayan bir kişinin yaptığı ödeme karşılığı istirdat davası açmasında hukuki yararı bulunmaktadır. Davanın bir yıllık süre içinde açıldığı da anlaşılmıştır. Mahkemece HMK'nın 266. maddesine göre çözümü teknik ve mali bilgiyi gerektiren hususlarda bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Hukuki konularda bilirkişi görüşüne başvurulamayacaktır. Sözleşmedeki kur farkına ilişkin hüküm ve sözleşme bedelinin tahsili sırasında alınan Türk Lirası cinsinden çeklerin dikkate alınarak kur farkı alacağının belirlenmesi hakimlik mesleğinin bilgisi ile çözülmesi gereken hususlardır. Bu nedenle bu alacağın istenip istenemeyeceği hakim tarafından belirlenmelidir. Bu belirlemeden sonra miktarı, hangi tarihteki, hangi döviz kurunun esas alınacağının belirlenerek, varsa kur farkı hesabının yapılması hususunda bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak eldeki davada Türk Lirası cinsinden çek alınarak, sözleşmenin kur farkına ilişkin hükmü tadil edilmiştir. Davacının, kur farkı uygulanacağına dair sözleşme olmadığına ilişkin iddiası yerinde olmamakla birlikte dosyadaki bilirkişi raporlarından, davacının ödemelerinin tamamını Türk Lirası çeklerle yapılmıştır. Çek bir ödeme vasıtası olup döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak doldurulabilir. Buna göre ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davalı bu aşamadan sonra kur farkı isteyemez (Yargıtay 19.HD 2018/1227 Esas, 2019/1611 Karar sayılı ilamı). Bu nedenle davacının esasında bulunmayan kur farkı borcunun, icra takibi altında ödenmesi nedeniyle bu miktarın istirdadına karar verilmesi yerindedir. Mahkemece kur farkı alacağının ve ferilerinin usulüne uygun şekilde belirlendiği, davacının borçlu olduğu cari hesap borcunun ayrıştırıldığı görülmüştür. Mahkemece taraflara hukuki dinlenilme hakkı tanınmış, taraf delilleri toplanmış, kaldırma kararı da dikkate alınarak HMK'nın 297.maddesinde belirtilen şekilde gerekçeli karar yazılmıştır. Mahkemece yapılan inceleme ve alınan bilirkişi raporları yeterli olup kararın dosyadaki tüm maddi delillere uygun olduğu ve yeterli gerekçeyi içerdiği anlaşılmakla, davacının tüm istinaf nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 2.940,00 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.