Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1861 E. 2026/711 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1861
- Karar No
- 2026/711
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1861
KARAR NO:2026/711
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:25/05/2022
NUMARASI:2019/941 Esas - 2022/451 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, ... Organize Sanayi Bölgesinde bulunan fabrikasında sanayi vinç imalat ve pazarlama işi ile faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin, dava dışı müşterisi olan.... A.Ş.'nin kum kepçesi işinin projelendirme, imalat, ekipman temini, montaj ve devreye alma işinin yapılmasını üstlendiğini, kum kepçesinin müvekkili şirket tarafından imal edildiğini, kepçenin açma kapama sistemi içinde kullanılması gereken hidrolik aksamın ise davalı şirketten satın alındığını, ancak kum kepçesi tamamlanıp dava dışı şirkete teslim edildikten sonra kullanılmaya başlandığında hidrolik aksamdan kaynaklanan arıza meydana geldiğini, ürünün ayıplı olduğunu, davalı şirkete müracaatlarının ise sonuçsuz kaldığını, satım konusu ürünün bedelinin tahsili için davalı tarafından Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı icra takip dosyası ile davacı aleyhine icra takibi başlatarak bedeli tahsil ettiğini ileri sürerek, davalı tarafından ayıplı satışı yapılan ürünün iade edilerek ve ürün bedelinin ve bu nedenle uğradıkları zararlarının tespiti ile HMK'nin 109. maddesine göre şimdilik 10.000,00 TL maddi zararları ile saygınlık kaybı nedeniyle uğranılan manevi zararları için de 5.000,00 TL olmak üzere toplam 15.000,00TL'nin 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 15.12.2017 tarihli dilekçesi ile davasını 36.619,00 TL'ye yükselterek harcını ikmal etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; öncelikle davanın görevsiz mahkemede ikame edildiğini, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde ikame edilmesinin gerektiğini, bundan öte davanın yetkisiz Mahkemede ikame edildiğini, müvekkili şirket ile davacı şirketin genel merkezinin Bakırköy Mahkemeleri yargı çevresi sınırları içerisinde olduğunu, kaldı ki dava konusu ürünün teslim yerinin de Bakırköy Mahkemeleri yargı çevresi sınırları içerisinde olduğunu, ayrıca dava dilekçesinin yasal unsurlarını taşımadığını, esasa ilişkin olarak davacı tarafın beyanlarını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını ileri sürerek, öncelikle görevsizlik kararı verilmesini, aksi halde yetkisizlik kararı verilmesini, bunun da mümkün olmaması halinde usul ve yasaya aykırı olan davanın usul yönünden , aksi halde esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Bilirkişi heyet raporunda satış teklif formunun, iç yazışmaların, davacı tarafından davalı tarafa gönderilen e posta yazışmasının incelendiği, önceki raporların irdelendiği, bilirkişi heyeti tarafından davaya konu hidrolik sistemin üzerinde inceleme yapıldığı, vincin hidrolik pistonlarının açılma ve kapanma sürelerinin hesaplandığı, bu sürelerin olması gereken sürelere uymadığı, uzun sürdüğü, vincin gürültü desibelinin ölçüldüğü, sistemin sesli ve sarsıntılı çalıştığı, silindir pistonlarının birbiriyle uyumlu çalışmadığı, hidrolik blokun kullanıcıya makul beklenen faydayı sağlamadığı, fonksiyonlarını yerine getirmediğinin tespit edildiği, bu durumunun nedeninin hidrolik blok içinde bulunan yağ kanal kesiti çapının olması gerekenden daha düşük olmasından kaynaklı olduğunun belirtildiği, arızaya neden olan hidrolik yağ kanallarının ölçü ve ebatlarının önceden belirlenmediği, çek-valflerin marka, model ve özellikleri ile ilgili bir mutabakat yazısının sözleşmede olmadığı, her hal ve şartta hidrolik blokun ana bileşenlerinin fonksiyonlarını tam ve eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini, tespit edilen arızaların hidrolik blokun bu görevini tam olarak yerine getirmemesinden kaynaklandığından ayıplı olarak üretim olduğunu, davacı tarafından davalı tarafa verilen hidrolik sistem teknik değerinde mevcut arızaya neden olabilecek herhangi bir hatalı bilgi verilmediğini, arızanın hidrolik sistemin içinde bulunan yap kanallarının dar olması ve çek valflerin hatalı seçilmiş olmasından kaynaklı olduğundan teslim anında gözle görülemeyecek nitelikte olması nedeniyle gizli ayıplı olduğunun belirtildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)’nun 470. maddesine göre eser sözleşmesinin, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme türü olduğu, buna göre yüklenicinin, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorunda olduğu, TBK’nın 475. maddesine göre, yapılan şeyin, iş sahibinin kullanamayacağı ve hakkaniyet kurallarına göre kabule zorlanamayacağı oranda kusurlu veya sözleşme şartlarına aykırı olması halinde eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hallerde iş sahibinin, o şeyi kabulden kaçınabileceği veya yükleniciden zarar ve ziyanının tazmin edilmesini isteyebileceği, eserdeki ayıbın, önemli olmaması halinde iş sahibinin, işin kıymetinin noksanı oranında fiyatı tenzil edebileceği veya aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını da isteyebileceği, TBK’nın 474. maddesi ayıp nedeniyle yüklenicinin sorumluluğunun düzenlendiği, buna göre açık ayıplar yönünden iş sahibi imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek, ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, gizli ayıplar yönünden ise, 477/son maddesi uyarınca, ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunluluğu bulunduğu, ayıbın bildirilmemesi halinde eser kabul edilmiş sayılacağı, bu halde iş sahibinin ancak eserin ayıplı olduğunu ispat ile ödeme yükümlülüğünden kurtulabileceği, bunun içinde ayıp ihbar koşulunu yerine getirmiş olması gerektiği, eser sözleşmelerinde ayıp ihbarının varlığının her türlü delille ispat edilebileceği, burada ayıp ihbar süresinin ayıbın açık ayıp, gizli ayıp niteliğine göre değişmekte olduğu, açık ayıbın, eserde dikkatli bir inceleme sonunda görülebilen ve anlaşılabilen bozuklukları, gizli ayıbın ise dikkatli bir inceleme ile ortaya çıkmayan ve sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıpları ifade ettiği, yüklenicinin açık ayıplar nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için teslimden itibaren makul sürede (işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir zaman süreci içinde) eserin muayenesini yaptırıp varsa ayıplarını ihbar etmesi gerektiği, aksi halde yüklenicinin ihtirazî kayıtsız eseri kabul etmiş sayılacağından ayıba bağlı hakların yitirileceği, sonradan ortaya çıkan gizli ayıpların da ayıba vakıf olunur olunmaz derhal bildirilmesi gerektiği, aksi halde iş sahibi eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı ve ayıba bağlı hakların düşeceği,
Davaya konu eserin 18.11.2015 ve 08.02.2016 tarihlerinde davalı tarafa tamir için gönderildiği, 01.03.2016 tarihinde tamir edildiği, tamirin fatura edilmeyeceğinin irsaliye üzerinde yazılı olduğu, ayıba ilişkin taraflar arasında 27.10.2015 tarihli yazışma bulunduğu, bilirkişi heyetince 19.04.2022 tarihinde yapılan incelemede ayıpların varlığının devam ettiği, süresinde ayıp ihbarının yapıldığı, eserin mevcut haliyle kabulünün mümkün olmadığı, davalının ağır kusurlu olduğu, arızanın kullanımdan değil üretimden kaynaklandığı davacının talep edebileceği miktarın 34.619 TL olarak hesaplandığı, davacının kaldırma kararından önce ıslah dilekçesi sunduğu, kaldırma kararında belirtilen eksiklikler giderildiği, davalı tarafın kişilik haklarına ilişkin davalı tarafça gerçekleştirilen haksız bir fiil olmadığı bu nedenle manevi tazminat şartları oluşmadığı, değerlendirilerek ..." gerekçesiyle, açılan maddi tazminat davasının kabulü ile 34.619 TL maddi tazminatın, 10.000,00 TL’sinin dava tarihi olan 06.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, ıslah ile artırılan 24.619 TL’sinin ise ıslah tarihi olan 16.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin müşterisi ... Fabrikasına satmak için imal ettiği kum kepçesinde kullanılmak üzere davalı şirketten hidrolik sistem satın aldığını, davalı şirketin birleştirme ve ana kepçeye montajını özel bilgi ve eğitim gerektiren hidrolik sistemi müvekkili şirkete parçalar halinde satarak teslim ettiğini, hidrolik sisteminin parçalarının montajının özel bir uzmanlık gerektirdiği için montajın davalı şirket elemanları vasıtasıyla yapıldığını, teslim için ... iline gönderildiğini, çimento fabrikası tarafından sahada yapılan testler neticesinde kum vincinin istenilen şekilde çalışmadığı gerekçesiyle müvekkiline iade edildiğini, iade neticesinde yapılan tetkik ve tespitler sonucunda üründeki hatanın davalı şirket tarafından satılan hidrolik sistemden kaynaklandığının anlaşıldığını, davalının satılan hidrolik sistemde ayıp olduğunun anlaşılması üzerine davalıya 27.10.2015 tarihinde ihbarda bulunulduğunu, ayıbın giderilmesi için tamir amacıyla gönderildiğini, ayıp giderilmeden yapıldığı belirtilerek tekrar gönderildiğini, ürünün ayıbının giderilmesi için birçok kez yazışmalarda bulunulduğunu ancak ayıbın giderilmediğini, telefonlara cevap verilmemeye başlandığını, davalının malına sahip çıkmadığını, ürünün geri alınması ve zararın karşılanmasına tekliflere olumsuz cevap verildiğini, müvekkili şirket tarafından maddi ve manevi tazminat talepli dava açıldığını, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkisizlik kararı üzerine dosyanın yerel mahkemeye geldiğini ve mahkeme tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini, kararın İst. BAM 14. Hukuk Dairesinin 2018/1252 Esas sayılı kararı ile kaldırıldığını, mahkeme tarafından alınan rapor ile haklılıklarının kanıtlandığını, maddi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmesine rağmen manevi tazminat taleplerinin reddedildiğini, ret kararının hukuka aykırı olduğunu, TBK 58. ve 114.maddeleri kapsamında manevi tazminat talebinde bulunabileceğini, müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığını, emsal ilamlarda belirtilen olguların tartışılmadığını, müvekkili firmanın vinç sektöründe ticari itibari olan hatırı sayılır güvenilir ve köklü bir firma olduğunu, kurulduğu 2000 yılından bu yana piyasada tanınan bilinen bir kurum olduğunu, davalı ile yaptığı sözleşmenin konusunun müvekkilinin ...'ya sattığı vinçlerde kullanılmak üzere satın aldığı hidrolik sistem olduğunu, müvekkilinin müşterisi olan firmaya sorunsuz satış yaparak pazarını genişletme beklentisi içinde iken davalının sattığı ayıplı hidrolik sistem nedeniyle itibar kaybına uğradığını, söz konusu satışın müvekkilinin itibarını ve pazar payını artırmayı umar iken itibar kaybettiğini, müvekkiline atfedilecek hiçbir kusurun bulunmadığını, dava dilekçesindeki 5.000,00 TL manevi tazminat talebinin zenginleşmeyi değil davalı tarafın caydırıcı olmasını amaçladığından manevi tazminatın kabulüne karar verilmesi için kararın kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; taraflar arasında eser sözleşmesi olmayıp satış sözleşmesinin mevcut olduğunu, satış sözleşmesinin davacı tarafça kabul edildiğini, taraflar arasında eser sözleşmesi olmadığını, müvekkilinin yüklenici iş sahibinin istemi üzerine bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlendiğini, ayırt edici unsurun imal etme meydana getirme olduğunu, müvekkilinin kendisine sipariş edilen unsurları teslim etmekten ibaret ediminde herhangi bir proje ya da tasarım taahhüdü olmadığını, sipariş formundaki unsurları imal değil teslimden ibaret olduğunu, taraflar arasında satış ilişkisinin söz konusu olduğunu, müvekkilinin teslim ettiği ürünlerde herhangi bir ayıbın söz konusu olmadığını, davacının hatalı ürün tercihinden kaynaklandığını, ürünün diğer muadil ürünlere nazaran çok daha yavaş ve sessiz çalıştığını buna bağlı olarak iş ve zaman kaybının olduğunu, aynı konstrüksiyona sahip farklı hidrolik ünite ve bağlantılarla testlerde bu durumun olmadığını, dolayısıyla konstrüksiyona bir hatanın olmadığını, hatanın davacı tarafından tasarlanan hidrolik düzenekten kaynaklandığının düşünüldüğünün belirtildiğini veya yanlış tercih edilen valf gruplarından olması olduğunu, tasarım ve projenin sahibi olan davacının uygun niteliklerini de müvekkiline bildirmiş olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere ayıbın varlığından bahsedilse dahi ihbar koşulunun yerine getirilmediğini, TTK 23.maddesi gereğince bildirim olmadığının tartışmasız bulunduğunu, davacının gizli ayıp olduğunu iddia ettiği hususun temelde kendi hesap hatası nedeniyle hatalı sipariş ettiği ürünün niteliğinden kaynaklanan durumu çok daha önce bildiğini gösterdiğini, gizli ayıp olduğunu iddia etmekte ise de müvekkilinin devreye alma işlemini gerçekleştirdiği esnada makinenin çalıştırıldığını, davacı üründe herhangi bir ayıp bulunmadığını öğrendiğini iddia ederek, maddi tazminatın kabulüne yönelik kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satım konusu hidrolik aksamın ayıplı olması nedeniyle, TBK'nın 112 ve 227 f.2 hükümleri uyarınca maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, hidrolik aksam satışı konusunda ticari ilişkinin olduğu hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, ticari satım konusu ürünün ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, mahkemece esas alınan bilirkişi raporunun ve kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı ile davacının manevi tazminat isteminin reddi kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı şirket tarafından davacı şirkete 03.07.2015 vd tarihli satış teklif formunu gönderdiği, taraflar arasında çok sayıda mail yazışmalarının gerçekleştirildiği, satış teklifine konu ürünün kum kepçesi, hidrolik sistemi olduğu, özelliklerinin bildirildiği, bedelinin belirtildiği, her iki tarafın kaşe ve imzası ile siparişin onaylanmış olduğu, davacı şirket tarafından dava dışı... AŞ için kum kepçesi işinin projelendirme, imalat, ekipman temini, montaj ve devreye alma işinin yapılmasını üstlendiği, 07.07.2015 tarihinde fiyat teklifinin onaylandığı, 09.07.2015 tarihinde %30 oranında peşinatın ödendiği,31.07.2015'te bakiye bedelin ödendiği, 30.07.2015 tarihinde irsaliyeli fatura ile sözleşmeye konu ürünlerin davacıya teslim edildiği, davacı tarafça ürünün davacının ...'ta bulunan alıcısına gönderilmesi aşamasından sonra davalı şirket tarafından davalı şirket adına davacı tarafından '' ürün uygunsuzluğu '' başlığı altında davalı firmaya gönderilmiş bulunan uyuşmazlığa konu kum kepçesinin davacının dava dışı müşterisi tarafından iade edilmiş olduğuna ilişkin 27.10.2015 tarihli mail çıktısı bulunduğu, söz konusu belge de '' müşteri iade uygunsuzlukları'' ve ''sistem uygunsuzlukları'' şeklinde tespitlerin yapılmış olduğu, yine ''satış teklif formu '' adlı belgede davaya konu ürüne ilişkin olarak kum kepçesi hidrolik sistemine ilişkin davalı firma tarafından davacı firmaya yapılan satış teklifinin bulunduğu, bu teklifin incelenmesinde; açıklama kısmında hidrolik sistemin hangi koşullarda imal edileceğine ilişkin bir takım bilgelerin yer aldığı, belgenin altında her iki şirketin de imzasının ve kaşesinin yer aldığı, yine davalı tarafından davacıya gönderildiği anlaşılan '' polip kepçe fiyatı için komple hidrolik sistem teklifi '' başlıklı 17.09.2016 tarihli mail çıktısında imal edilecek hidrolik sisteme ilişkin bir takım teknik bilgilerin yer aldığı, yine dosya kapsamında ''... '' ve ''... '' başlıklı yabancı dilde yazılmış ve Türkçe'ye tercüme edilmemiş uyuşmazlığa konu davalı tarafından davacıya satılan hidrolik sisteme ilişkin bir takım belge ve bilgilerin yer aldığı, davalı firma tarafından davacı firmaya gönderildiği anlaşılan 16.06.2015 tarihli mail çıktısında davaya konu hidrolik sistemin teknik özelliklerine ilişkin bilgilerin yer aldığı, 01.08.2015 tarihli ''tedarik malzeme onay raporu'' isimli belgede davacının kaşe ve imzasının yer aldığı ve dava konusu hidrolik sisteme ilişkin olduğunun görüldüğü, 25.07.2016 tarihinde davalı şirket tarafından davacı şirkete ihtarname keşide edildiği, söz konusu ihtarnamede 15.07.2016 tarihli 7.957,45 TL bedelli irsaliyeli faturaya ve içeriğine ilişkin itirazların bildirildiği, gerekçede; gönderilen faturanın haksız ve mesnetsiz olduğu, faturanın borçtan kurtulmak adına gönderilmiş olduğu ayrıca hatalı olduğu, iddia edilen ürünün taraflarına teslim edildiği, 15.07.2016 tarihli irsaliyeli faturanın kabul edilmeyerek iade edildiği, söz konusu faturanın hatalı ürün ... iadesi faturası olarak düzenlendiği, ürünün hatalı olduğunun gerçeğe aykırı bulunduğu, yasal süre içerisinde herhangi bir itirazda bulunulmadığı, önceden gönderilen 05.10.2015 tarihli fatura alacağı ile 16.12.2015 tarihli irsaliyeli fatura alacağının yedi gün içerisinde ödenmesinin talep edildiği, davacı tarafça 06.09.2016 tarihinde iş bu davanın açılmış olduğu, dava dilekçesinde; ürünün kurulu bulunduğu ... ilinden sökülerek davalı şirkete garanti süresi içerisinde gönderildiği, tamir edildiği iddiası ile geri gönderildiği, iki sefer daha şirkete iade edilmiş olmasına rağmen tamir edilmediğinin belirlendiği, şirket tarafından uzman şahıslardan yardım alınarak teknik inceleme yapıldığı, eksiklik ve donanımın olmadığının tespit edildiği ve dava konusu üründe gizli ayıpların tespit edildiğinin iddia edilerek ayıplı ürünün iade edilmesi suretiyle ürün bedeli ile birlikte zararlarının tespiti ve ayrıca maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş olduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamında alınmış bulunan 19.01.2017 tarihli ekspertiz raporunda; davacının dava dışı müşterisine satılan kum kepçesi ve eldeki davaya konu bu kepçeye bağlı hidrolik sistemin görülerek inceleme yapılmış olduğu, inceleme yapılırken davacının ayrı bir müşterisi için üretilmiş bulunan kum kepçesi görülerek kıyaslama yapılmak suretiyle ekspertiz raporunun hazırlanmış olduğu görülmektedir. 21.07.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise, dava konusu hidrolik aksam yerinde incelenmeden dosya üzerinde değerlendirme yapılmıştır. 19.02.2018 tarihli ek raporda ise, yine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesi hidrolik sistemde tespit edilen ayıbın açık ayıp olduğu sonucuna varılması neticesinde mahkemece 09.03.2018 tarihli karar ile davacıya teslim edilen ürünlerde belirtilen ayıpların gizli ayıp olmadığı, açık ayıp olduğu, dava konusu ürünün eser sözleşmesi kapsamında davacı tarafından monte edilerek teslim edildiği, faaliyet alanı kum kepçesi imalatı olan davacı firmanın teslim alınan ürünün montajını yapmış olması ve denemesine rağmen ayıp ihbarında bulunmadığı, ayıp ihbarının üçüncü kişi olan ürünü satın alan şirket tarafından bildirilmesi ile bulunulduğu ve açık ayıpla ilgili ayıbın süresinde yapılması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafça istinaf edilmiştir. Dairemizin yukarıda yer verilen ilamı kapsamında ilk derece mahkeme kararı eksik inceleme nedeniyle kaldırılmıştır. Mahkemece, Dairemizin kaldırma kararı sonrasında 22.04.2022 tarihli bilirkişi heyeti raporu alınmıştır. 22.04.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda; 27.10.2015 tarihinde davacı firma tarafından davalı firmaya gönderilen e-postada hidrolik pompa girişinde bulunan çek valflerin ebat olarak küçük ve ... ürünü olduğu için çalışmadığı, pompa sızıntı hattının kapalı olduğu bu nedenle hidrolik blok kısmının hatalı üretildiğini, hidrolik yağ ısıtma sisteminin doğru seçilmediğini, 9 kw gücünde ısıtıcıya ihtiyaç bulunduğu bu nedenle motor, pompa ve hidrolik bloğun değiştirilmesi gerektiğinin belirtildiği, ekspertiz raporunda hidrolik yan geçtiği kanal çatlarının doğru seçilmediğini ve valflerin geçirgenliğinin yeterli olmadığını bu nedenle vincin 8 saniyede açılması gerekirken 22 sn'de açıldığı, 10 sn kapanması gerekirken 35 sn kapandığı, dolayısıyla yavaş çalıştığının anlaşıldığı, mevcut sistemin benzer sistemle kıyas yapıldığında ayıplı olduğunun belirtildiği, 19.04.2022 tarihinde yerinde incelemede; hidrolik bloğun kullanıcıya makul olarak beklenen faydayı sağlamadığı ve fonksiyonlarını yerine getirilmediğinin tespit edildiği, sistemin hem sesli ve sarsıntılı çalıştığı, hem fiston açma kapama sürelerinin uzun sürdüğü, hem de silindir pistonlarının birbiriyle uyumlu çalışmadığı bu durumun nedeninin hidrolik blok içinde bulunan yağ kanal kesit çapının olması gerekenden daha küçük seçildiğinin düşünüldüğü, hidrolik bloğun tarafların imzaladığı ve tek sayfadan oluşan satış teklif formu incelendiğinde mevcut arızaya neden olan hidrolik yağ kanallarının ölçü ve ebatlarının önceden belirlenmediğinin görüldüğü, yine çek - valfların marka ve model özellikleriyle ilgili herhangi bir mutabakat yazısının sözleşmede bulunmadığı, her hal ve şartta hidrolik bloğun ana bileşenleri olan yağ kanallarının elektrik motorunun ve buna bağlı pompanın hidrolik silindirlerin hortum, rakor, çek - valfların fonksiyonlarının tam ve eksiksiz olarak yerine getirmesi gerektiği, yapılan inceleme neticesinde hidrolik bloğun silindir açma kapama sürelerinin uzun olduğu, sesli çalıştığı ve pistonların birbiriyle uyumsuz olduğunun tespit edildiği, belirtilen fonksiyonları kumanda eden hidrolik bloğun bu görevi tam yerine getirmemesi nedeniyle ayıplı olarak üretildiğinin anlaşıldığı, yine teknik literatürde ayıplı mal, kullanım amacını karşılamayan, makul olarak beklenen faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi ve ekonomik eksiklikler içeren hidrolik ürün olarak tarif edildiği, hidrolik bloğun bu tanıma uyduğu, vinçte mevcut arızaya neden olabilecek herhangi bir hatalı bilgi verilmediğinin görüldüğü, açık ayıpların ilk başta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşabilen ayıplar olduğu, buna karşılık gizli ayıpların ilk başta gözle görülemeyen veya basit bir muayene ile anlaşılamayan sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıp türü olduğu, hidrolik sistemin içinde bulunan yağ kanallarının dar olması ve çek valflerin hatalı seçilmiş olmasından kaynaklanan arızanın ilk teslim anında gözle görülemeyecek nitelikte olması nedeniyle gizli ayıp sınıfında olduğu, her ne kadar önceki raporlarda ürünün davacının ...'teki fabrikasında kendi imalatı ile birleştirildikten ve çalıştırıldıktan sonra alıcı dava dışı ...'taki şirkete gönderildiği ve bu nedenle açık ayıp nitelendirilmesi yapılmış ise de ürünün teknik özellikleri ve kum yükleme aparatı dikkate alındığında ürünün ayıplı olup olmadığının değerlendirilmesi için boş olarak çalıştırılması değil yükleme ortamında hafriyat ortamında bir diğer ifade ile yüke vurularak çalıştırılması gerektiği, soyut olarak aracın çalıştırılması, gürültülü çalışma ve geç açma ve kapanma sonuçlarının ortaya çıkması için yeterli olmadığı, bu nedenle ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, tarafların ticari defterlerinin kesin delil vasfı taşıdığı, bildirim formlarının birbirini desteklediği, tarafların alacak borç bakiyesinin olmadığını, satış teklif formlarının 03.07.2015 tarihli 6.850,00 EURO, 11.07.2015 tarihli 15.000,00 EURO 09.12.2015 tarihli 7.600,00 EURO üç adet satış teklif formunun tespit edildiği, BAM kararında ele alınmasının zorunluluğunun belirtildiği üzere hidrolik sistemin davalı tarafından taahhüt edilen kriterlere uyup uymadığı yönünde yapılan değerlendirmede davacı firmanın davalı firmanın teknik olarak talep ettiği silindir açma ve kapama sürelerinin 8 ve 10 sn olduğu, 19.04.2022 tarihinde yerinde yapılan inceleme ve deneylerde silindirin aşağı yönde 20 sn ve yukarı yönde 36 sn'ye açılıp kapandığı, ses düzeyinin yukarı yöne hareket ettiğinde 19,7 desibel, aşağı doğru hareket ettiğinde 19,7 desibel ölçüldüğü, bu değerin sınır değer olan 80 desibeli açtığı, yine sağ ve sol piston yüksekliklerinin 18 cm ve 19 cm olarak ölçüldüğü, bu durumunda vincin dengesiz çalışmasına neden olduğu, vincin bu haliyle iş güvenliği açısından da risk teşkil ettiği, hidrolik bloğun kullanıcıya makul olarak beklenen faydayı sağlamadığı ve fonksiyonlarını yerine getirmediği, sistemin sesli ve sarsıntılı çalıştığı, açma ve kapama sürelerinin uzun sürdüğü, silindir pistonlarının birbiriyle uyumlu çalışmadığının tespit edildiği, yaşanan bu arazının nedeninin hidrolik blok içinde bulunan akışkan yağ kanal kesit çapının olması gerekenden daha küçük seçilmiş olduğu, davalının ağır kusurlu olduğu, netice olarak taahhüt edilen hidrolik sistemin teslim edilen bir sisteme uygun olmadığı, aynı ve birebir olan muadil bir ürünü temin etmenin oldukça güç olduğu, sözleşme ve dava konusu ürünün 30.07.2015 tarihinde davacı alıcıya teslim edildiği, davacının iş makinesini alıcı müşterisi dava dışı ... Şirketine gönderdiği 27.10.2015 tarihinde davacının ayıp ihbarında bulunduğu, 18.11.2015 ve 08.02.2016 tarihlerinde tamir için davalıya gönderildiği, son olarak 01.03.2016 tarihinde tamir edildiği, tamirin fatura edilemeyeceğinin irsaliye üzerinde yazılı olduğu, davacı tarafından gizli ayıp için katlanılan gider faturalarının toplam 25.585,79 TL olduğu, 07.10.2015 tarihli 3.724,08 TL'lik fatura görselinin okunamadığı, cihaz yapıldığının tespiti gerektiği, toplamda talebin 34.619,00 TL olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; raporda ayıbın gizli olduğunun ölçümleme yapılarak tespit edildiğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili rapora itiraz ederek, ek rapor alınmasını , aksi halde davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, bilirkişi raporundaki tespitlere göre maddi tazminat davasının kabulüne, manevi tazminat talebinin ise reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Taraflar arasında, davacının ... ilinde bulunan dava dışı şirkete kum kepçesi yapım işinde kullanmak amacıyla gerekli olan hidrolik aksamı davalı şirketten satın almış olduğu hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Tacir olan taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunmakta olup uyuşmazlığın TTK'nın 23. maddesi ile TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TBK'nın 219. maddesine göre, "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur." Buna göre maldaki ayıp, satıcının beyan ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumludur. Ayıp, maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir. Bunlardan yola çıkılarak, satıcı ve dolayısıyla teselsül ilişkisi nedeniyle üretici, ithalatçıyı maldaki ayıptan sorumlu tutmanın maddi koşulları; ortada ayıp sayılan bir eksikliğin olması, ardından maldaki eksikliğin önemli olması ve ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda varolması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması, olarak sayılabilir.TBK’nın 227. maddesinde, satılanın ayıbı hâlinde alıcının seçimlik hakları düzenlenmiştir. Satıcının ayıba karşı tekeffül hükümleri TBK'nın satıma dair hükümleri uyarınca satım sözleşmesinin tarafları arasında sonuç doğurur. Ancak sorumluluğun kaynağı sadece satım sözleşmesi değildir. TTK'da ithalatçının/üreticinin sorumluluğuna dair bir düzenleme mevcut değilse de davalı şirket ithalatçı/imalatçı şirket olup, garanti veren konumunda ise garanti sözleşmesi kapsamında sorumluluğunun iddia edilmesi ve bu sıfatla kendisine husumet yöneltilmesi mümkün olduğu gibi garanti sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda ise haksız fiile dayalı sorumluluğu ileri sürülebilir. Somut davada, Dairemizin kaldırma kararı sonrasında dava konusu hidrolik aksam üzerinde yapılan 19.04.2022 tarihli incelemede; hidrolik bloğun kullanıcıya makul olarak beklenen faydayı sağlamadığı ve fonksiyonlarını yerine getirmediği tespit edilmiştir. Sistemin hem sesli ve sarsıntılı çalıştığı, hem piston açma, kapama sürelerinin uzun sürdüğü, hem de silindir pistonlarının birbiriyle uyumlu çalışmadığı tespit edilmiştir. Hidrolik bloğun ana bileşenleri olan hidrolik yağ kanallarının elektronik motorunun ve buna bağlı pompanın hidrolik silindirlerin hortum, rakor, çek - valflerin fonksiyonlarını tam ve eksiksiz olarak yerine getirmesi gerektiği ifade edilmiştir. Arızanın gizli ayıptan kaynaklandığı, her ne kadar davacının ... ilindeki fabrikasında kendi imalatı ile ürün birleştirildikten ve çalıştırıldıktan sonra alıcı dava dışı ...'taki şirkete gönderildiği anlaşılmakta ise de ürünün teknik özellikleri ve kum yükleme aparatı olduğu dikkate alındığında ürünün ayıplı olup olmadığının belirlenmesi için boş olarak çalıştırılması değil yükleme ortamında bir diğer ifade ile yüke vurularak çalıştırılmasının gerektiği, aracın çalıştırılmasının gürültülü çalışma ve geç açma ve kapanma sonuçlarının ortaya çıkması için yeterli olmadığı, bu nedenle ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Dava konusu ürün, davalı şirkete yapılan teklifler neticesinde satın alınmıştır. Ürün davacı şirkete 30.07.2015 tarihinde teslim edilmiştir. Davacı , dava konusu ürünün kullanıldığı kepçeyi ...'taki iş sahasına teslim etmiştir. 27.10.2015 tarihli e-posta ile davacı şirket tarafından davalı şirkete ayıp ihbarında bulunulmuştur. 18.11.2015 ve 08.02.2016 tarihlerinde tamir için gönderilmiştir. Son olarak 01.03.2016 tarihinde tamir edilmiş ve irsaliyeli fatura üzerine fatura edilmeyeceği yazılmıştır. Davacı şirket, davalı adına 15.07.2016 tarihli irsaliyeli fatura düzenlemiştir. İhtarname faturaya davalı itiraz etmiştir. TBK'nın 223.maddesinde; gözden geçirme ve satıcıya bildirme düzenlenmiştir. 223/2.fıkrada; alıcının gözden geçirmeyi ve bildirim bulunmayı ihmal ederse satılanı kabul etmiş sayılacağı ancak satılandaki olağan bir gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğunun sonradan anlaşılması durumunda hemen satıcıya bildirilmesi, bildirilmediğinde satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı ifade edilmiştir. Somut olayda, gizli ayıplı olduğu tespit edilen üründeki ayıp gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak bir ayıp olup, kullanım aşamasında ortaya çıkan ayıp ise satıcıya bildirilmiştir. Bu sebeple de yasal süre içerisinde bildirimde bulunulmadığına dair davalı tarafın aksine iddia ve istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. TBK'nın 225.maddesinde ise; satıcının ağır kusurunun sonuçları başlığı ile ağır kusurlu olan satıcının satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmende olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeler kapsamında, dava konusu gizli ayıp olan üründen dolayı davacının TBK 227.maddesi gereğince yapmış olduğu masraflardan dolayı davalının sorumluluğuna dair verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yerinde inceleme yapılarak düzenlenen ve hükme esas alının bilirkişi raporu, dosya kapsamına uygun yeterli ve gerekçelidir. Raporda da belirtildiği üzere; üç defa tamir için götürülen hidrolik aksamın üçüncü defa götürüldüğünde tamirinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu süre içerisinde davacı alıcı tarafça, dava konusu hidrolik aksamın tamirinin mümkün olacağı inancı ile masraf yapmak zorunda kalınmıştır.Davacı vekili istinaf nedeni olarak, müvekkilinin müşterileri nezdinde değer ve itibar kaybettiğini ve bu nedenle manevi tazminata karar verilmesi gerekir iken manevi tazminat isteminin reddedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu iddia emiştir. Davacı, ayıplı ürün satılmasından dolayı ayıplı ürünün iki kez bulunduğu yerden sökülerek tamir edildiği ve taraflarına iade edilmesinden dolayı müşterileri karşısında düşürüldükleri kötü durum ve yaşadıkları sıkıntılara nedeniyle itibar kaybettiklerini iddia ederek, manevi tazminat talebinde bulunmuştur. TBK'nın 58. maddesinde kişilik hakkının zedelenmesi başlığı ile "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir." düzenlemesi mevcuttur. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ise “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” hükmüne yer verilmiştir. TBK'nın 114/2 hükmü uyarınca, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, niteliğine uygun düştüğü ölçüde sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanır. Tüzel kişinin de itibarının ve diğer kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat talep hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Sözleşmeye aykırılık hâlinde davacının manevi tazminat talep edebilmesi için, davalının akde aykırı davranışları nedeniyle davacının kişilik haklarının da zarar görmüş olması ve bu zararın davacı tarafından kanıtlanmış olması gerekir. Somut olayda davacının tespit edilen maddi zararının tazminine karar verilmiştir. Davacı, hüküm altına alınan maddi zararının dışında ayrıca ticari itibarının ve diğer kişilik haklarının zedelendiğini kanıtlayamamıştır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılı görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 2.106,82 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 16.04.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. hakma uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.