Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1616 E. 2026/907 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1616
- Karar No
- 2026/907
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1616
KARAR NO: 2026/907
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/02/2022
NUMARASI: 2018/533 Esas - 2022/133 Karar
DAVA: Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 01/11/2011 tarihinde...'da ... bayisi olarak faaliyete geçerek "... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi" imzaladığını, müvekkilinin başarılı çalışmaları nedeniyle davalı şirketin müvekkiline ... Caddesi'nde de bayilik verdiğini, 01/11/2013 tarihinde başka bir "... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi"nin imzalandığını, sonrasında ... birleşmesi nedeniyle tüm davalılar ile müvekkili arasında 08/12/2015 tarihinde yeni bir bayilik sözleşmesi imzalandığını, bayiliklerin bu sözleşme üzerinden devam ettirildiğini, karşı tarafın haksız uygulamaları devam etmekte iken müvekkiline sözleşmenin sona erdirileceğinin önce sözlü olarak ifade edildiğini aksi halde teminat mektuplarının paraya çevrileceği söylenerek 22/08/2018 tarihli sonlandırma protokolü ile ibraname başlıklı belgenin imzalatıldığını, müvekkili tarafından 08/12/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin 23. maddesi uyarınca davalı tarafa ...'na ait 16/10/2015 tarihli, 200.000 TL bedelli, 04/11/2016 tarihli, 40.000 TL bedelli, 16/02/2015 tarihli ve 330.000 TL bedelli üç adet teminat mektubu verildiğini ve ibranamenin bu teminat mektuplarının paraya dönüştürüleceği tehdidi altında imzalandığını, söz konusu ibraname ile sonlandırma protokolünün geçersiz olduğunu, davalı tarafın aynı anda birçok bayisi ile arasındaki sözleşmeleri feshettiğini, müvekkilinin davalı tarafla 10 yıllık bir iş ilişkisinin olduğunu ve yaptığı masraflar dikkate alındığında bu sözleşmeyi kendi isteğiyle sonlandırmak istemesinin mümkün olmayacağını, sözleşme sona erdirilmesine rağmen teminat mektuplarının müvekkiline iade edilmediğini, ibranamenin tek taraflı olduğunu, müvekkiline yapılan haksız uygulamalar nedeniyle tazminat taleplerinin olduğunu, müvekkilinin performans hedefleri nedeniyle zararının oluştuğunu, yıllarca ... tabelası ile bayilik yapmasına rağmen tabelasının ... olarak değiştirildiğini ve bu durumun müşteri ve satış kaybı yaşamasına neden olduğunu, 2016 yılında... tren istasyonu çalışmaları nedeniyle yaya yollarının kapatılması nedeniyle yine müvekkilinin zarara uğradığını, müvekkiline başka bayilerine oranla daha yüksek satış hedefleri belirlendiğini, bu nedenle müvekkilinin satış primine hak kazanamadığını, davalı şirketlerin ... döneminde müvekkiline %100 kira desteği yaparken 2015 döneminde kira desteği yapılmadığını, başka bayilere ise koşulsuz olarak kira desteği yapıldığını, davalı şirketlerin müşteri memnuniyetini artırmak adına bayilere gizli müşteriler gönderdiklerini, gizli müşteriler tarafından puanlamalar yapıldığını, gizli müşteri puanlamasının bayilerin hakediş primini etkilemesinini hakkaniyete uygun olmayan durumlar yarattığını, bu nedenle de müvekkilinin zarara uğradığını, davalı şirketler tarafından her bayide müşteriye gönderilmek üzere belli bir sayıda canlı cihaz bulundurma yükümlülüğü getirildiğini, müvekkilinin kusurundan kaynaklanmayan durumlarda canlı cihaz bulundurmaması nedeniyle haksız olarak ceza kesildiğini, hakediş primi ödemesinin yapılmadığını, yine davalıların kusurlu davranışları nedeniyle de müvekkilinin zarara uğradığını, bu zararların tazminini talep ettiklerini, ayrıca müvekkili şirkete haksız olarak kesilen ceza faturalarının bedellerinin tespiti suretiyle ceza bedellerinin iadesine, haksız olarak kesilen ceza faturalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ettiklerini, sözleşme ilişkisinin sona erdirilmesinden sonra davalı tarafça müvekkiline haksız yere faturalar kesildiğini, bunların bir kısmının tebliğ dahi edilmeden hakedişlerinden kesildiğini, eksik evrak ya da fraud adı altında kesilen ceza faturalarının hiçbir yasal dayanağının olmadığını, bu nedenle uğranılan zararın da tazminini talep ettiklerini, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'a aykırılık nedeniyle uğranılan zararın 3 katı oranında tazminat talep ettiklerini, davalıların eşit konumdaki bayilere farklı uygulamalar yapmak suretiyle aynı zamanda 4054 sayılı Kanun'un 58. maddesine de aykırı davrandıklarını, bunların yanında TTK'nın 122/5. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep ettiklerini beyanla 22/02/2018 tarihli sonlandırma ve ibraname protokolünün geçersiz olduğunun tespitine, bayilik sözleşmesinin davalılarca haksız olarak feshedildiğinin tespitine, 4058 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca her bir davalıdan 2.000 TL olmak üzere 6.000 TL tazminatın 3 katı oranında tazminatın fesih tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan tahsiline, bunun mümkün görülmemesi halinde müvekkilinin uğradığı zararın dava sonunda kesin olarak belirlenmesi halinde artırılmak üzere şimdilik her bir davalıdan 2.000 TL olmak üzere 6.000 TL tazminatın fesih tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan tahsiline, şimdilik her bir davalıdan 1.000 TL olmak üzere 3.000 TL denkleştirme tazminatının fesih tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile davalılardan tahsiline, teminat mektuplarının müvekkiline iadesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davasının şartları oluşmadığından davanın hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, davacı ile müvekkili şirketler arasında akdedilen sözleşme usulüne uygun olarak, taraflar arasında imzalanan 22/02/2018 tarihli “sonlandırma protokolü ve ibraname” doğrultusunda sona erdirilmiş olup, bu durumun haksız fesih olduğunun iddia edilerek ikame edilen huzurdaki mesnetsiz davanını reddinin gerektiğini, davacı yanın "zor durumda kalmış" olduğu iddiasının iradesinin fesada uğratıldığının ispatı için yeterli olmadığını, huzurdaki davada, özgür iradesi ile sözleşmeyi sona erdiren davacı tarafın zor durumda kaldığından bahsedilemeyeceğini, yerleşik Yargıtay kararları uyarınca basiretli bir tacir olan davacının iradesinin fesada uğratıldığını iddia etmesinin mümkün olmadığını, aksi halde iddialarının her birini yazılı delille ispatlaması gerektiğini, bayiliği devreden davacının devralacak bayiden mağaza ve inşaat vb. giderlerini tahsil ettiğini, davacı şirketin başka bayileri emsal göstererek haklılığını ispat etme çabasının hukuki olmadığını, zira dava konusu haricindeki olayların dosyayı aydınlatma kabiliyeti olmayacağı gibi müvekkili şirketler açısından her bayi ile olan ilişkinin birbirinden bağımsız olduğunu, bayilere tanınan haklar belirlenen kriterlere göre farklılık göstereceği için birebir karşılaştırma yapılmasının tabiki doğru sonuç da doğurmayacağını, kaldı ki emsal gösterilen durumların gerçekliği olmayan ve duyuma dayalı haksız ve mesnetsiz olduklarını, bayiye kira desteğinin sağlanan performans ile doğru orantılı olarak ödenmesinin bir şirket politikası olduğunu, bu uygulamaların tüm bayilere önceden bildirildiğini, gizli müşteriye ilişkin olarak sözleşmenin 16.2. maddesinde düzenleme olduğunu, davacı bayinin düşük puanlar aldığı dönemde dahi kesintiye maruz bırakılmadığını, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'a dayalı olarak tazminat talep edilebilmesi için öncelikle Rekabet Kurulu'na başvurulması ve rekabete aykırılık durumunun tespit edilmesi gerektiğini, portföy tazminatının şartlarının oluşmadığını, davacının sözleşme ile münhasır yetkili bayi kılınmadığını, davacıya tekel hakkı verilmediğini, davacının yeni bir müşteri portföyü oluşturmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davacı ile davalı ... ...A.Ş. arasında 26/09/2011 tarihinde ... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşme ile davacının "... Caddesi, No:.., .../İstanbul" adresinde davalı ...'nın bayisi olarak faaliyette bulunmaya başladığı, 11/11/2013 tarihinde yine davacı ile davalı ... ...A.Ş. arasında 01/11/2013 tarihinden itibaren sonuç doğurmak üzere, ikinci ... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi'nin imzalandığı, bu sözleşme ile davacının davalı ...'nın, "... Caddesi, No:.../İstanbul" adresinde de bayiliğini yapmaya başladığı, 08/12/2015 tarihinde ise davacı ile tüm davalılar arasında bayilik sözleşmesi akdedildiği, 22/02/2018 tarihli "sonlandırma protokolü" başlıklı belge ile bayilik sözleşmesinin karşılıklı mutabakat ile 28/02/2018 tarihi itibariyle sonlandırıldığı, davacı bayinin adı geçen protokolün 3.2. maddesi ile cari hesap alacakları saklı kalmak üzere, sözleşmelerin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olursa olsun davalılardan herhangi bir ad altında maddi, manevi ve benzeri hiçbir tazminat talebinde bulunmayacağını beyanla davalıları ibra ettiği, iş bu davada ise davacı tarafından, sonladırma protokolünün, davalılar tarafından sözleşme nedeniyle verdiği teminat mektuplarının paraya çevrileceği tehdidi ve baskısı ile imzalatıldığı, tek taraflı olarak düzenlendiğinden bahisle geçersiz olduğu, bu şekilde sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin iddia edildiği, buna dayalı olarak da çeşitli kalemlerde tazminat, rekabete aykırılık nedeniyle RKHK'nın 58. maddesi uyarınca tazminat ve teminat mektuplarının iadesinin talep edildiği anlaşılmakla, öncelikle sonlandırma protokolünün geçersizliği yönünden yapılan değerlendirmede; Türk Borçlar Kanunu'nun 38. maddesinde yapılan bir sözleşmenin korkutma nedeniyle geçersiz olabilmesi için gereken koşulların düzenlendiği, buna göre korkutulanın içinde bulunduğu durum bakımından kendisi veya yakınlarının kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olması gerektiği, tacir olan davacının ticari ilişkinin gereği olarak verilen ve hangi hallerde paraya çevrileceği sözleşme ile düzenlenen teminat mektuplarının paraya çevrilmesi tehdidi nedeniyle bayilik ilişkisini mutabakat ile sonlandırdığı iddiası kapsamında, malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin varlığının kabul edilemeyeceği, davacının tehdit edildiği hususunda adli makamlar nezdinde herhangi bir şikayetinin de olmadığı, yine gerek tanık anlatımlarının, gerekse de davacı tarafça dava dilekçesinde dayanılan vakıaların değerlendirilmesi ile özellikle ... Caddesi'nde yürüttüğü bayilik nedeniyle performans düşüklüğü yaşadığının ve bu nedenle de her iki tarafın da bayilik ilişkisini sona erdirme iradesi taşıdığının anlaşıldığı, davacı sonlandırma protokolünün tehdit ile imzalatıldığı ve geçersiz olduğu iddiasını ispat edemediği ve bayilik sözleşmesi karşılıklı mutabakat ile sonlandırıldığından sözleşmenin haksız feshinden de bahsedilemeyeceği, yine davacının sonlandırma protokolü ile sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olursa olsun davalılardan herhangi bir ad altında maddi, manevi ve benzeri hiçbir tazminat talebinde bulunmayacağını kabul ederek davalıları ibra ettiği nazara alınarak, performans hedefleri nedeniyle uğranılan zarar, kira ve personel desteği sağlanmaması nedeniyle uğranılan zarar, gizli müşteri tarafından verilen puanlamalar nedeniyle oluşan zarar, canlı cihaz bulunmaması nedeniyle davalıların müvekkilinin hakedişinden yaptığı kesinti nedeniyle uğranılan zarar, davalı tarafın kusurlu davranışları nedeniyle uğranılan zarar, haksız olarak kesilen ceza faturaları için uğradığı zararın tazminini talep edemeyeceği, söz konusu zarar kalemlerinin cari hesap alacağı olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'a aykırılık nedeniyle mezkur kanunun 58. maddesi uyarınca uğranılan zararın tazmini yönünden yapılan değerlendirmede; davacı tarafça, davalıların bayileri arasında farklı uygulamalar yaparak rekabeti bozdukları hususunda somut bir delil sunulmadığı gibi, Yargıtay içtihatları ile kabul edildiği üzere, davacı tarafça ileri sürülen iddia yönünden, Rekabet Kurumu tarafından idari soruşturma yapılması ve eylemin sabit görülerek idari yaptırım kararının verilmesi ve uygulanması gerektiği, davacı tarafından Rekabet Kurulu'na yapılmış herhangi bir başvuru ve Rekabet Kurulu tarafından davalılar hakkında verilmiş idari yaptırım kararının bulunmadığı, dolayısıyla davacının bu tazminat talebinin de gerek ibraname gerekse açıklanan sebeplerle reddinin gerektiği anlaşılmıştır. Denkleştirme tazminatı yönünden yapılan değerlendirmede; her ne kadar bu tazminattan önceden feragat edilmesi mümkün değil ve davacının ibrası bu tazminatı kapsamıyor ise de; davacı bayinin kıyasen TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için kendisine bayilik sözleşmesinde açık bir şekilde tekel hakkının tanınması gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.1.maddesi ile davacıya münhasır olmayan yetki verildiğinin kabul edildiği, bu nedenle başkaca koşullarının gerçekleşmesine gerek olmaksızın talebin reddinin gerektiği anlaşılmış, son olarak teminat mektuplarının iadesi talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; sözleşmenin 23.2. maddesinde yer alan "iş bu sözleşmenin hangi nedenle olursa olsun sona ermesi halinde bayi tarafından verilmiş olan teminat mektupları, tarafların karşılıklı olarak hesap mutabakatına vardıkları veya şirketlerin bayiden herhangi bir alacağının kalmadığının şirketler tarafından tespit edildiği tarihten itibaren 6 ay içinde mektubu veren bankaya iletilmek üzere bayiye iade edilecektir." düzenlemesi uyarınca, taraflar arasında dava tarihi itibariyle yapılmış bir hesap mutabakatı olmadığı gibi sözleşmenin sona erdirildiği tarihten itibaren 6 aylık sürenin de geçmediği, bu nedenle davacının dava tarihi itibariyle teminat mektuplarının iadesi talebinin erken ileri sürülmüş bir talep olduğu ve reddi gerektiği anlaşılmakla davanın açıklanan gerekçelerle tümden reddine ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sonlandırma protokolünün geçersizliği dosya kapsamı ile ispatlanmış olup, mahkeme kararının bu yönden hukuka aykırı olduğunu, 22.08.2018 tarihli sonlandırma protokolü ve ibranamenin tamamı genel işlem koşullarına aykırılıktan dolayı yazılmamış sayılma ötesinde hukuken geçersiz olduğunu, müvekkili şirket yönünden bağlayıcılığı olmadığını, Yargıtay içtihatlarında ifade edildiği üzere, ileri sürülen tüm hukuki sebeplerin davada var olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin bayi değil acente olduğunu, teminat mektubunun iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı davada cari hesap mutabakatının yapılması ile belli olacağını, alacak-borç ilişkisinin tespitinin zorunlu olduğunu, dava tümden reddedildiğinden maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesine getirilen değişikliğe göre, maddi tazminat istemli davaların tamamen reddi durumunda davalı lehine hükmedilecek avukatlık ücreti maktu vekâlet ücreti olacağını, dava tamamen reddedildiği için davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/533 E. 2022/133 K Sayılı kararının istinaf incelemesi sonucu ortadan kaldırılarak esasen incelenmek üzere dosyanın iadesine karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, tehir-i icra talebimizin kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, taraflar arasında akdedilen sonlandırma ve ibraname protokolünün geçersiz olduğunun ve bayilik sözleşmesinin davalılarca haksız olarak feshedildiğinin tespiti, haksız fesih nedeniyle uğranılan maddi zarar ve denkleştirme tazminatının tahsili, bayilik sözleşmesi gereği verilen teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekiline istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sonlandırma ve ibraname protokolünün geçerli olup olmadığı noktasındadır.
Davacı ile davalı ... ...A.Ş. arasında 26.09.2011 tarihinde "... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi", 11.11.2013 tarihinde 01.11.2013 tarihinden itibaren sonuç doğurmak üzere "... Stratejik Lokasyonlar İşletmeci Bayi Sözleşmesi"nin imzalandığı, davacı ile davalılar arasında 08.12.2015 tarihinde iki yıl süreli bayilik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 08.12.2017 tarihinde bir yıl süreli olarak yenilendiği anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan 22.02.2018 tarihli sonlandırma ve ibraname protokolü ile 28.02.2018 tarihinde bayilik ilişkisi sona erdirilmiştir.
Dosyaya sunulu sonlandırma ve ibraname protokolünde, davacının, sözleşme kapsamında cari hesap alacakları saklı kalmak kaydı ile sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olursa olsun davalıdan herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı ve benzeri hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunmayacağı, herhangi bir dava açmayacağı yönünde davalıyı ibra ettiği yazılıdır.
Davacı tarafça, teminat mektubunun nakde çevrileceği baskısı ile sonlandırma ve ibraname protokolünün tehdit, aldatma, gabin unsuru altında alındığı, bu nedenle protokol hükümlerinin geçersiz olduğu ileri sürülmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 28/1 maddesinde bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar görenin, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceği, Kanunun 37/1. maddesinde taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapması halinde sözleşmeyle bağlı olmadığı, Kanunun 38/2. Maddesinde , bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde korkutmanın varlığının kabul edileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda davacı tarafça, sonlandırma ve ibraname protokolünün dayatıldığı ve aşırı oransızlık bulunduğu ileri sürülmüş ise de bayilik sözleşmesine konu ticari işin niteliği ve hacmi dikkate alındığında basiretli davranmakla yükümlü olan tarafların, irade fesadı iddiası ancak ciddi ve somut delillerin bulunması halinde dinlenilebilir. Tacir olan ve basiretli davranması beklenen davacı tarafından ileri sürülen olgular, protokolün, iradesi fesada uğratılarak veya müzayaka halinde imzalandığı hususunda yeterli olmadığından tek başına tanık beyanına itibar edilmesi mümkün değildir. Ayrıca davacının tacir olmanın yükümlülükleri altında olduğu gözetildiğinde protokolün davacının deneyimsizliğinden yahut düşüncesizliğinden yararlanılarak imzalatıldığından bahsedilemez. Davalıların, davacının zor durumda olduğunu bildiği ve ondan faydalanarak sonlandırma ve ibraname protokolünün yapılmasına sebebiyet verdiği hususların kanıtlanması gerekmekte olup, dosya kapsamında davalıların bu şekilde bir kasıtla davrandıklarını gösterir somut delillere rastlanmamıştır. Bu nedenle davacının 22.02.2018 tarihli protokolün baskı altına imzalandığına ve geçersiz olduğuna yönelik istinaf nedenleri haklı bulunmamıştır.
Davacı tarafça, 22.02.2018 tarihli sonlandırma ve ibraname protokolünün Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 20.maddesinde düzenlenen genel işlem koşullarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür. TBK 20.maddesinde genel işlem koşulları, bir sözleşmeye yapılırken düzenleyenin ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olduğuna yer verilmiştir. Kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşmelerin düzenlenmesi, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Ancak, Kanunun 25. maddesine göre genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. Genel işlem koşulu içeren sözleşmeler, dürüstlük kuralına aykırı ve karşı tarafın aleyhine olacak hükümler varsa bu hükümler hiç yazılmamış (hükümsüz) sayılacaktır. Somut olayda 22.02.2018 tarihli protokol hükümleri imzalayanlar tarafından kolayca anlaşılabilecek içerikte olup, davacı tarafın protokole karşı herhangi bir çekincesine rastlanmamıştır. Davacı tacir olup, özenli ve tedbirli davranmakla yükümlü olduğundan imzalanan protokole ilişkin olarak genel işlem koşullarının uygulanması mümkün değildir. Yargıtay 19. HD'nin 14.01.2019 tarihli ,2017/987 Esas,2019/67 Karar sayılı emsal ilamında da tacirlerin tüketicilerle aynı haklara sahip olmadığı ve basiretli tacir ilkesi gereğince genel işlem koşullarının uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenlerle davacı vekilinin bu konudaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Davacı tarafça, taraflar arasındaki sözleşme, bayilik sözleşmesi şeklinde adlandırılmış ise de sözleşmenin acentelik sözleşmesi olduğu ileri sürülmüştür. Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 102.maddesi ve devamında acentelik hükümleri düzenlenmiştir. TTK'nın 102 maddesinde, genel olarak tanımlanan acentelik, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denildiği ifade edilmiştir.
Acentelik sözleşmesinin sona ermesi başlığı altında düzenlenen TTK'nın 122.maddesinde ise "Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.(2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.(3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse,acente denkleştirme isteminde bulunamaz.(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır" hükmü mevcuttur.
Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinde davacı bayinin tanımı, konu ve amaç kısmında açıklanmış olup, anılan sözleşmenin 3.maddesinde, şirketin unvanı ile markaları altında müşterilere ve abonelere sunulması ve pazarlanmasının yapılması vb. hususlara yer verilmiştir. Sözleşmenin 5.1.Maddesinde de " İşbu sözleşme konusu faaliyetler kapsamında yer, bölge, zaman ve/veya satış faaliyetleri vb. hususlarda bayi, tek yetkili değildir, kendisine tekel hakkı tanınmamıştır. Şirketler, sözleşme ile bayiye tanıdığı tüm bak ve yetkileri her zaman, kısmen veya tamamen dilediği yer veya bölgede bayiden başka kişilere ve kuruluşlara da tanıyabilecektir" düzenlemesi mevcut olup, taraflar arasında akdedilen sözleşmeye göre davacı, TTK'nın 102.maddede yer verilen acente kavramına dahil olmadığı gibi taraflar arasındaki sözleşme, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sözleşmelerden de değildir. Bu nedenle davacının TTK'nın 122. maddesine dayalı denkleştirme tazminatı istemi yerinde olmadığı gibi (emsal Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/57 E. 2015/16049 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/2991 E. 2021/4968 K. Sayılı ilamları) aksinin kabulü halinde dahi sözleşmeyi sona erdirme aşamasında akdedilen Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin 3.2. maddesinde, davacının, herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı vb. hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunmayacağının belirtilmiş olduğu gözetildiğinde davacının TTK'nın 122. maddesine dayalı denkleştirme tazminatını talep hakkı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle mahkemece davacının denkleştirme tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Davacı tarafça teminat mektubunun iadesi koşullarının oluşup oluşmadığının cari hesap mutabakatının yapılması ile belli olacağı , bu nedenle alacak-borç ilişkisinin tespitinin zorunlu olduğu ileri sürülmüştür. Taraflar arasında imzalanan 2015 tarihli bayilik sözleşmesinin 23.1.1 maddesinde, sözleşme konusu tüm edim, borç ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinin teminatı olarak banka teminat mektubu alınacağı, 23.2 maddesinde ise sözleşmenin sona ermesi halinde bayi tarafından verilen teminat mektuplarının, tarafların karşılıklı hesap mutabakatına vardıkları veya şirketlerin bayiden bir alacağının kalmadığının şirketler tarafından tespit edildiği tarihten itibaren 6 ay içinde mektubu veren bankaya iletilmek üzere bayiye iade edileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında imzalanan sonlandırma ve ibraname protokolü ile bayilik sözleşmesi 22.02.2018 tarihinde sona ermiş olup, dava tarihi itibariyle taraflar arasında bir hesap mutabakatı olmadığı gibi sözleşmenin sona erdirildiği tarihten itibaren dava tarihine kadar 6 aylık sürenin geçmediği gözetildiğinde mahkemece teminat mektuplarının iadesi istemi yönünden eldeki davanın, erken açılan dava olduğunun kabulünde isabetsizlik yoktur.
Davacı tarafça maddi tazminat istemli eldeki davanın tümden reddine karar verilmiş olması sebebiyle davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT)nin 13/3.maddesinde maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği, 4.maddesinde maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunacağı düzenlenmiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre maktu vekalet ücreti 5.100 TL olup, davacı tarafça davaya konu edilen denkleştirme tazminatı ve zarar kalemlerinin maddi tazminat kabilinden olması nedeniyle reddedilen bu kısma yönelik davalılar lehine maktu vekalet ücretine, teminat mektuplarının iadesi istemiyle açılan davanın erken açılan dava olması nedeniyle usulden ret kararı niteliğinde olan bu kısma yönelik davalılar lehine ayrıca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde değil ise de Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre davalılar yararına hükmedilecek vekalet ücreti, ilk derece mahkemesince hükmedilen tutardan fazla olacağından davacı vekilinin ileri sürdüğü bu husus kaldırma sebebi yapılmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/04/2026