Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/122 E. 2026/317 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/122
Karar No
2026/317
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 02.11.2021 SAYISI : 2023/1551 E., 2024/30 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.07.2023 tarihli ve 2022/964 Esas, 2023/4512 Karar sayılı Kararı

Taraflar arasındaki anonim şirket genel kurulunca seçilmiş bağımsız denetçinin haklı sebep iddiasına dayalı olarak görevden alınması ve yeni bir bağımsız denetçi atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 346. maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilinin temyiz başvurusu Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ek kararı ile reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ek kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda ek karar kaldırılarak Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; davalı şirkette %49,4 oranında pay sahibi olan müvekkilinin 2017 yılına ait 26.04.2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında gündemin 7.maddesi uyarınca yapılan bağımsız denetçi seçimine olumsuz oy kullanarak muhalefet şerhi verdiğini ancak müvekkilinin olumsuz oyuna rağmen dava dışı ... Bağımsız Denetim ve SMMM A.Ş'nin bağımsız denetçi olarak atanmasına karar verildiğini, denetçi şirketin davalının yaklaşık beş yıldır bağımsız denetim ve tam tasdik raporlarını hazırladığını ancak denetçinin gerçek anlamda davalı şirketi denetlemekten çok şirket çalışanı gibi hareket ederek davalıyı yöneten diğer pay sahiplerinin talimatları doğrultusunda işlem yaptığını ileri sürerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 399/4. maddesi gereğince bağımsız denetçi olarak atanan şirketin görevden alınıp mahkemece uluslararası standartlara uygun yeni bir bağımsız denetçi atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının hukuki dayanaktan yoksun ve gerçek dışı iddialar ileri sürerek eldeki davayı açtığını, genel kurulda yapılan oylama neticesinde kabul oyları uyarınca bağımsız denetim şirketinin seçildiğini, genel kurul kararının usul ve yasanın aradığı tüm şartları taşıdığını, seçilen bağımsız denetim şirketinin işinin ehli, usul ve yasa çerçevesinde görevini yerine getiren bir şirket olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.09.2020 tarihli ve 2018/655 Esas, 2020/370 Karar sayılı kararı ile; davacının öne sürdüğü nedenlerin ve bağımsız denetim kuruluşunun bağımsızlığını yitirdiği iddiasının ispatlanamadığı, bağımsız denetçinin azli ve yerine yenisinin atanması için gerekli koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç 1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 09.04.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin 6102 sayılı TTK’nın 440/2. maddesi uyarınca verdiği kararın kesin nitelikte olduğu, kesin nitelikteki karar hakkında İlk Derece Mahkemesince kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin sonuca etkili olmadığı, bu nedenle kesin olan kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6102 sayılı TTK'nın 440/2 ve HMK'nın 346. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen 02.11.2021 tarihli ve 2021/1111 Esas, 2021/814 Karar sayılı ek karar ile; İlk Derece Mahkemesince istinaf yasa yolu açık olmak üzere davanın reddine karar verilmiş ise de bağımsız denetçinin azli ve yerine yenisi atanması istemine ilişkin davalarda İlk Derece Mahkemesince verilen kararların 6102 sayılı TTK'nın 399/6. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, ortada istinaf incelemesi yapılmasına elverişli bir karar bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan incelenmesi talebinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve 02.11.2021 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine kararın temyiz edilemeyecek nitelikte, kesin bir karar olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin bu karara ilişkin olarak yaptığı istinaf başvurusunun esastan inceleme talebinin ise 02.11.2021 tarihli ek karar ile reddine karar verilmiş ise de 6102 sayılı Kanun'un 399 uncu maddesinin beşinci fıkrasında "Görevden alma ve yeni denetçi atama davası, denetçinin seçiminin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren üç hafta içinde açılacağı, azlığın bu davayı açabilmesi için denetçinin seçimine genel kurulda karşı oy vermiş, karşı oyunu tutanağa geçirtmiş ve seçimin yapıldığı genel kurul toplantısı tarihinden itibaren geriye doğru en az üç aydan beri, şirketin pay sahibi sıfatını taşıyor olması şarttır." düzenlemesi mevcut olup mahkeme kararının kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmazken aynı Kanun'un 6 ncı ve 7 nci fıkraları uyarınca verilen kararların kesin nitelikte olduğu düzenlenmiştir. O halde, somut olayda 6102 sayılı Kanun'un 339 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereğince denetçinin görevden alınarak yenisinin talep edildiği dikkate alındığında mahkemece verilen kararın kesin nitelikte olduğuna dair bir hüküm bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ek kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir. 2. Asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelindiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi 09.04.2021 tarihli yerel mahkemece verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere ilk derece mahkemesince verilen karar kesin nitelikte olmayıp Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesi gerekirken, kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile başvurunun usulden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir " gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına ve 09.04.2021 tarihli kararın bozulmasına, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle; İlk Derece Mahkemesince verilen kararların TTK'nın 399/6. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, bu nedenle istinaf başvurusunun usulden reddine ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da istinaf kararlarına karşı karar düzeltme yasa yolu bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, verilen bu kararların usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeleri üzerine Bölge Adliye Mahkemesince hatalı kanun maddesi değerlendirilerek kararın kesin olduğuna dair karar verildiğini, bunun üzerine yeniden karar verilmesi istemli dilekçelerine istinaden Özel Dairece bozma kararı verildiğini, bozma üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yine hatalı olarak 6102 sayılı TTK’nın 399/4 ve 399/5. maddeleri yerine 399/6. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmeyle İlk Derece Mahkemesi kararının kesin olduğu sonucuna varıldığını, halbuki somut olayda 6102 sayılı TTK’nın 339/6. maddesinde düzenlenen faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar denetçi seçilememesi gibi durum olmadığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kesin nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. 1. İlgili Hukuk 1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 399. maddesinin 4,5 ve 6. fıkraları. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Bir karara karşı kanun yolunun açık olup olmadığı yine kanun tarafından tayin edilen bir husustur. Bu doğrultuda HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı 341. maddesi; "(1) (Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir: a) Nihai kararlar. b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar. (2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz. (5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir" şeklinde olup İlk Derece Mahkemelerince verilen nihai kararlar hakkında istinaf kanun yolu kural olarak açıktır. Öte yandan, malvarlığına ilişkin olmakla birlikte miktar ve değeri Kanun'da öngörülen sınırın altında kalan davalarda verilen kararlar, ara kararlar ve delil tespiti gibi kararlarla birlikte özel kanun hükümleri gereğince kesin olduğu belirtilen kararlar aleyhine de istinaf kanun yoluna başvurulamaz (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. II, İkinci Baskı, 2021, s. 1342). 3. Hâl böyle olmakla birlikte somut olay yönünden önemine binaen değinilmesi gereken bir diğer husus da anonim şirketlerde denetim müessesesidir. Anonim şirketlerde denetim 01.07.2012 tarihinde yürülüğe giren 6102 sayılı TTK'da mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan (6762 sayılı TTK) farklı ve daha fazla önem atfedilmek suretiyle düzenlenmiştir. Şöyle ki, 6762 sayılı TTK'da şirketin üç kanunî organından biri olan ve uzman bilgisine sahip olması zorunlu bulunmayan "murakıp(lar)" eli ile yapılan denetleme, 6102 sayılı TTK'da yerini bağımsız denetleme kuruluşlarına bırakmıştır. Böylelikle TTK'nın "Denetleme" başlıklı 3. bölümünün gerekçesinde belirtildiği üzere kurumsal yönetim ve dürüst resim ilkeleri bağlamında tam bir denetimin sonuçlarının, açık, anlaşılabilir ve kamuyu aydınlatma ilkeleri uyarınca düzenlenmiş bir raporla pay sahipleri başta olmak üzere ilgililere sunulması amaçlanmıştır. Kabul edilen bu yeni sistemde denetim işlevi, bütünüyle denetçilere ait olup hiçbir kısmı veya yönü ile başka bir organa devredilemez veya doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılamaz. 4. Yeni denetim sisteminde denetimin kimler tarafından gerçekleştirileceği de yine 6102 sayılı TTK'nın 400. maddesinde "Denetçi, bağımsız denetim yapmak üzere, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen kişiler ve/veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketi olabilir" şeklinde belirtilmiş; aynı maddenin devamında ise "Aşağıdaki hâllerden birinin varlığında, yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir ve/veya sermaye şirketi ve bunların ortaklarından biri ve bunların ortaklarının yanında çalışan veya bu cümlede anılan kişilerin mesleği birlikte yaptıkları kişi veya kişiler, ilgili şirkette denetçi olamaz. Şöyle ki, önceki cümlede sayılanlardan biri;

a) Denetlenecek şirkette pay sahibiyse, b) Denetlenecek şirketin yöneticisi veya çalışanıysa veya denetçi olarak atanmasından önceki üç yıl içinde bu sıfatı taşımışsa, c) Denetlenecek şirketle bağlantısı bulunan bir tüzel kişinin, bir ticaret şirketinin veya bir ticari işletmenin kanuni temsilcisi veya temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya sahibiyse ya da bunlarda yüzde yirmiden fazla paya sahipse yahut denetlenecek şirketin yönetim kurulu üyesinin veya bir yöneticisinin alt veya üst soyundan biri, eşi veya üçüncü derece dâhil, üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısmıysa, d) Denetlenecek şirketle bağlantı hâlinde bulunan veya böyle bir şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip olan bir işletmede çalışıyorsa veya denetçisi olacağı şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip bir gerçek kişinin yanında herhangi bir şekilde hizmet veriyorsa, e) Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunmuşsa, f) Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının çıkarılmasında denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunduğu için (e) bendine göre denetçi olamayacak gerçek veya tüzel kişinin veya onun ortaklarından birinin kanuni temsilcisi, temsilcisi, çalışanı, yönetim kurulu üyesi, ortağı, sahibi ya da gerçek kişi olarak bizzat kendisi ise, g) (a) ilâ (f) bentlerinde yer alan şartları taşıdığı için denetçi olamayan bir denetçinin nezdinde çalışıyorsa, h) Son beş yıl içinde denetçiliğe ilişkin meslekî faaliyetinden kaynaklanan gelirinin tamamının yüzde otuzundan fazlasını denetlenecek şirkete veya ona yüzde yirmiden fazla pay ile iştirak etmiş bulunan şirketlere verilen denetleme ve danışmanlık faaliyetinden elde etmişse ve bunu cari yılda da elde etmesi bekleniyorsa, denetçi olamaz" şeklinde belirtilmek suretiyle denetçi olamayacak kimseler düzenlenmiştir. Buna göre bağımsız denetim yapmakla mükellef olan denetçinin bağımsız ve tarafsızlığının bir gereği olarak denetlenecek anonim şirketin yapısı içinde bulunmaması, bir organ konumunda olmaması veya bu nitelik taşımasa bile şirketin bir mensubu sıfatıyla bünyede yer almaması, şirketin pay sahipleri, çalışanları, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile hiçbir ilişki yahut bağlantı içinde bulunmaması gerekir. 5. Bununla birlikte, bir denetçinin 6102 sayılı TTK'nın 400/1. maddesinde sayılan denetçi olmasına engel bir hâli bulunmasa dahi denetim görevi sırasındaki tutum ve davranışlarıyla tarafsızlığını muhafaza etmesi de bir zorunluluktur. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesi gereğince açılacak olan bir dava ile denetçinin denetçilik görevinden alınması mümkündür (Ünal Tekinalp vd., Ortaklıklar Hukuku, C.1, İstanbul, Ondördüncü Baskı, 2019, s. 510). 6. Anonim şirketlerde denetçinin seçimi, görevden alınması ve denetim sözleşmesinin feshi hususları 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesinde düzenlenmiş olup kural olarak denetçinin seçilmesine ilişkin yetki 399/1. maddede açıkça belirtildiği üzere şirket genel kuruluna ve topluluk denetçisi yönünden ise ana şirketin genel kuruluna aittir. Maddenin 2. fıkrasında belirtildiği üzere denetçiden denetleme görevi sadece 4. fıkrada öngörüldüğü şekilde ve başka bir denetçinin eş zamanlı olarak atanması hâlinde geri alınabilir. Anılan fıkraya ilişkin madde gerekçesinde belirtildiği üzere, denetçi ile yapılan sözleşmenin kural olarak feshedilmemesi ilkesinin bir sonucu olan bu hükümle, yönetim kurulunun istemediği denetçiyi görevden uzaklaştırma olanağı ile denetçi üzerinde oluşması muhtemel fesih baskısının peşinen kaldırılması amaçlanmış, sadece 4. fıkrada öngörülen şekilde ve haklı sebeplerin varlığında mahkemece denetçinin görevden alınabilmesine olanak tanınmıştır.

7. Önemi nedeniyle hemen belirtmek gerekir ki, bu hâlde dahi denetçinin görevden alınmasının, yerine yenisinin atanması şartına bağlanmış olması, bir başka söyleyişle eş zamanlı atamanın mecbur kılınması, şirketin denetimden mahrum kalmasına kesinlikle cevaz verilmediğine açıkça işaret etmektedir. Aynı doğrultuda olmak üzere, 6102 sayılı TTK'nın 399/1. maddesinde denetçinin, her faaliyet dönemi ve her hâlde görevini yerine getireceği faaliyet dönemi bitmeden seçilmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde ise seçimin zamanına ilişkin hükmün emredici bir norm olduğu ve seçim süresine uyulmaması hâlinde 6. fıkra hükümlerinin uygulanacağı da ayrıca belirtilerek şirketin denetimsiz kalmamasına verilen önem pekiştirilmiştir. 8. Öte yandan, denetçinin şirket genel kurulunca seçilmesi kuralının istisnası olarak 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesinin 4 ve 6. fıkralarında düzenlenen hâller gösterilebilir. Gerçekten de anılan hükümlerde düzenlenen durumlarda denetçi atama veya genel kurul tarafından seçilmiş denetçinin görevden alınıp yeni bir denetçi atanmasına ilişkin yetki şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine verilmiştir. 9. Bu aşamada öncelikle, 6102 sayılı TTK'nın 399/6. ve akabinde 399/4. maddelerinin ve anılan hükümlerin amaçlarının irdelenmesinde yarar vardır. Şöyle ki, 6102 sayılı TTK'nın 399/6. maddesi"(6) Faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar denetçi seçilememişse, denetçi, yönetim kurulunun, her yönetim kurulu üyesinin veya herhangi bir pay sahibinin istemi üzerine, dördüncü fıkrada gösterilen mahkemece atanır. Aynı hüküm, seçilen denetçinin görevi red veya sözleşmeyi feshetmesi, görevlendirme kararının iptal olunması, butlanı veya denetçinin kanuni sebeplerle veya diğer herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi veya görevini yapmaktan engellenmesi hâllerinde de uygulanır. Mahkemenin kararı kesindir. (Ek iki cümle: 5/6/2017-KHK-691/8 md.; Aynen kabul: 31/1/2018-7069/8 md.) Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketlerde faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar denetçi seçilememiş olması halinde denetçi, şirket yönetim kurulunun teklifi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından atanır. Bakan bu yetkisini Fon Kuruluna devredebilir" hükmünü haizdir. Hükümde sayılan faaliyet döneminin 4. ayına kadar denetçinin şirket genel kurulunca seçilmemiş olması, denetçinin görevi reddetmesi veya sözleşmeyi feshetmesi, görevlendirmeye ilişkin genel kurul kararının iptal olması, butlanı, denetçinin kanuni ya da diğer nedenlerle görevini yerine getirememesi yahut görevini yapmaktan engellenmesi hâllerinde denetçinin, yönetim kurulunun, her yönetim kurulu üyesinin veya herhangi bir pay sahibinin talebiyle, mahkemece atanması imkânı getirilerek şirketin denetimsiz kalmasının derhal önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 10. Nitekim bu amaca uygun olarak, anılan fıkrada denetçi atanması davasında verilen hükmün kesin olduğuna açıkça ve gerekçede ise davayı uzatmamak amacıyla kararın kesin olduğu belirtilerek tekraren yer verilmiştir. Yine denetçinin mahkeme tarafından atanması hâlinde, denetçinin ücret ve giderleri için mahkemenin belirleyeceği ön ödemenin belirlenmesi ve bu bedellere itirazı düzenleyen 6102 sayılı TTK'nın 399/7. maddesinde de mahkeme kararın kesin olduğuna ayrıca yer verilmiştir. Bu yönde verilen kararın kesin olmasındaki amaç ise "atamanın kısa sürede kesinleşmesi ve denetçinin göreve başlayabilmesi" şeklinde 399/7. maddenin gerekçesinde ifade edilmiştir. Nihayetinde, defaten pekiştirildiği üzere, 6102 sayılı TTK'nın 399/6. maddesi şirketin bir an önce denetçiye kavuşmasını amaçlayan ve böylelikle şirketi, pay sahiplerini, alacaklıları ve kamuyu koruyan bir hüküm olarak karşımıza çıkmaktadır. (Tekinalp vd., s. 516) 11. Bununla birlikte, denetçinin hâkim tarafından atanmasına ilişkin bir diğer durum ise TKK'nın 399/4. maddesinde düzenlenmektedir. Şöyle ki anılan fıkra; "(4) Şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi; a) Yönetim kurulunun, b) Sermayenin yüzde onunu, halka açık şirketlerde esas veya çıkarılmış sermayenin yüzde beşini oluşturan pay sahiplerinin, istemi üzerine, ilgilileri ve seçilmiş denetçiyi dinleyerek, seçilmiş denetçinin şahsına ilişkin haklı bir sebebin gerektirmesi, özellikle de onun taraflı davrandığı yönünde bir kuşkunun varlığı hâlinde, başka bir denetçi atayabilir" hükmünü haiz olup 6102 sayılı TTK'nın 339/6. maddesinde düzenlenen durumdan farklı ve özel olarak mahkemeye, yönetim kurulu ve/veya azınlık pay sahiplerinin istemiyle, denetçinin şahsına ilişkin bir sebebin gerektirmesi ve özellikle de onun taraflı davrandığı yönünde bir kuşkunun var olması hâlinde genel kurul tarafından seçilen denetçiyi görevden alarak yerine yeni bir denetçi atanması olanağı tanınmıştır. 12. Anılan fıkraya ilişkin madde gerekçesinde ise hükmün "denetçi güvencesi ilkesi" bağlamında düzenlendiği, bu kapsamda denetçinin ancak mahkemenin tarafsızlığı bozan herhangi bir olgu veya davranışın varlığı başta olmak üzere haklı bir sebebin varlığı durumunda vereceği kararla görevden alınabileceğine yer verilmiştir. 13. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı azınlık pay sahibi tarafından şirket genel kurulunca seçilen ve önceki yıllarda görev almış olan bağımsız denetim şirketinin 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesi uyarınca şirket yönetiminden yana taraflı davranışlar gösterdiği ve bu nedenle anılan maddede düzenlenen haklı sebebin oluştuğu iddiasıyla görevden alınarak yeni bir bağımsız denetçi atanması talep edilmiş, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda yazılı şekilde denetçinin bağımsızlığını yitirdiğine dair hususlara rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin kararı istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6102 sayılı TTK'nın 399/6. maddesi uyarınca kesin olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusu usulden reddedilmiştir. 14. Hâl böyle olmakla birlikte, 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesinin 4 ve 6. fıkralarında düzenlenen davalar arasında yukarıda açıklanan hususlar dışında bir fark da, 399/6. madde hükmünden farklı olarak, 399/4. madde uyarınca açılacak görevden alma davalarında verilen kararın kesin olduğuna dair madde metninde açık bir ifade olmayışıdır. 6102 sayılı TTK denetçi atanması davasında verilen kararın kesin olduğunu açıkça düzenlemişken denetçinin görevden alınması davasında verilen kararın kesin olduğunu düzenlemeyişi bir kanun boşluğu olarak değerlendirilemez. 15. Şöyle ki, 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesinde düzenlenen görevden alma davası ile 399/6. maddesinde düzenlenen denetçi atanması davası arasındaki bu farkın temel nedeni; görevden alma davasının haklı sebep bağlamında suçlama içermesi ve açılacak davada bu suçlamanın gerçekliği noktasında bir çekişme olmasına rağmen, denetçi atanması davasında şirketin denetimsiz kalmasının önüne biran evvel geçilmesi amacının bulunmasıdır (Hayri Bozgeyik vd., "Anonim Şirketlerde Denetçinin Değiştirilmesi Davası", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 32, 2024, Sayı 3, s.1861-1888). Ayrıca, görevden alma davası sırasında şirketin mevcut hâlde denetim altında olduğu ancak denetçi atanması davası sırasında şirketin bir denetçisinin bulunmadığı da unutulmamalıdır (Tekinalp vd., s. 519). 16. Bu itibarla, gerek usul hükümleri uyarınca özel kanun hükümleriyle kesin olduğu belirtilen nihai kararlar dışında istinaf kanun yolunun açık olduğu ana kuralı ve gerekse de 6102 sayılı TTK'nın 399. maddesinin 4 ve 6. fıkra hükümlerinin farklı hukuki durumları düzenleyen ve farklı amaçlara hizmet eden davalara ilişkin düzenlemeler içermesi karşısında, 6102 sayılı TTK'nın 399/4. maddesinde düzenlenen denetçinin görevden alınması davalarında verilen kararın, TTK'nın 399/6. maddesinde düzenlenen denetçi atanması davası yönünden verilen kararın kesin olduğuna ilişkin ifadenin teşmili suretiyle kesin olduğu kabul edilemez.

17. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; 6102 sayılı TTK'nın yeni denetim sistemine atfettiği önem ve 399. maddesinin bütününde hedeflenen amaç gözetildiğinde, bu amaca uygun olarak fıkraların birbirini tamamladığı, denetçi atamasının dönemlik iş olduğu ve uyuşmazlığın kısa sürede çözümünün hedeflendiği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kesin nitelikte olduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 19. Bu nedenlerle direnme kararının bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/122, K. 2026/317, T. 02.11.2021, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-122-e-2026-317-k-25d57d8765c9