Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/99 E. 2026/346 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/99
- Karar No
- 2026/346
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 182-124
I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Körfez 1. Asliye Ceza Mahkemesince 29.05.2015 tarih ve 282-271 sayı ile suça sürüklenen çocuğun eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 25.02.2016 tarih ve 369-67 sayı ile çocuğun nitelikli istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/2, 31/3, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; bu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.04.2024 tarih ve 14035-3109 sayı ile; "1. SSÇ'nin savunması, mağdurenin beyanları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra hükme varılması gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın eksik gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması, 2. Dosya içeriğinden eylemin oral ilişki şeklinde gerçekleşmediğinin anlaşılmasına ve suç tarihi itibarıyla on dört yaşı içerisinde bulunan mağdurenin aşamalardaki anlatımları, savunma, mağdureye ait raporlar ve diğer suça sürüklenen çocukların beyanlarına göre, suça sürüklenen çocuğun cinsel organını mağdurenin anüsüne sürtme şeklinde sübuta eren eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu nazara alınıp, 5237 sayılı Kanun'un 103/1-1c maddesi ile hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi 13.05.2025 tarih ve 182-142 sayı ile bozmaya "...SSÇ ile mağdurenin oral ilişki yaşadıkları yönünde her iki tarafın da kabulünün bulunduğu, ayrıca SSÇ'nin söz konusu eylemleri mağdureye zorla yaptığı dosya kapsamından anlaşılmakla Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 'eylemin oral ilişki şeklinde gerçekleşmediği' şeklindeki değerlendirmesinin dosya kapsamı ile uyuşmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca 15 yaşından küçük çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel eylemlerin rızaya dayalı olsun ya da olmasın TCK 103. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde bir ihtilaf bulunmadığı, mevcut hukuk düzeninde cinsel eylemler yönünden 15 yaşından küçük mağdurların rızalarının geçersiz sayıldığı, yine 15-18 yaş arasındaki mağdurlar yönünden ise cebir, tehdit, hile ve mağdurun rızasını etkileyen hâller altında zorla gerçekleştirilen eylemlerin 103/1-b maddesi yollamasıyla TCK 103. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda sanığın eylemini zorla gerçekleştirdiğinin dosya kapsamında sabit olduğu, bu hâliyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin TCK 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin değerlendirilmesi yönündeki bozma gerekçesinin somut olayın zorla gerçekleştiği dikkate alındığında sonuca etkili olmayacağı gibi SSÇ'nin de mağdurenin yaşına yönelik herhangi bir savunmasının bulunmadığı, bu hâliyle yüksek daire tarafından hata hükümlerinin değerlendirilmemesi şeklindeki bozma gerekçesinin dosya kapsamı ile uyuşmadığı..." gerekçesiyle direnerek önceki hüküm gibi çocuğun nitelikli nitelikli cinsel istismarı suçundan suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine karar vermiş, direnme kararına konu bu hükmün de suça sürüklenen çocuk ile mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2025 tarihli ve 82071 sayılı red-bozma istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.01.2026 tarih, 6921-325 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; suça sürüklenen çocuğun eyleminin; çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa basit cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi ile suça sürüklenen çocuk hakkında mağdurun suç tarihindeki yaşı bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hâlinin uygulama imkânı bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de müzakere sırasında Ceza Genel Kurulu Başkanı ve bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince hata hükümlerinin tartışılmasına ilişkin gerekçenin yeterli olup olmadığının ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca ikinci uyuşmazlık konusu yönünden öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından: Doğum raporuna göre resmi sağlık kuruluşunda ... mağdur ...’ın şikâyet tarihinde 15... aylık olduğu, lise birinci sınıfa giderken yaklaşık iki ay kadar önce okulu bıraktığı, mahkemece belirlenen suç tarihi olan 2012 yılı Ağustos-Eylül aylarında, sanık lehine değerlendirme ile suç tarihinin 31.09.2012 kabul edilmesi hâlinde 14... ay 27 günlük olduğu, anne, baba ve kardeşinden oluşan ailesi ile birlikte yaşadığı, Mağdur ile aynı mahallede oturan suça sürüklenen çocuk ...’ın suç tarihinde 15... aylık, bekâr ve öğrenci olduğu, Mağdurun bir kısım rahatsızlıkları nedeniyle başvurduğu Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 18.12.2014 tarihinde yapılan muayenesinde, hymende eski yırtık ve yaklaşık on altı haftalık gebelik tespit edilmesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı, mağdurun ilk ifadesinde kendisine cinsel yönden temaslarda bulunan kişileri beyan ettiği, suça sürüklenen çocuk ...’ın da bu kapsamda mağdura yönelik cinsel temaslarda bulunan kişilerden olduğu, inceleme dışı suça sürüklenen çocuklardan ...'in mağdur ile suça sürüklenen çocuk ... arasındaki cinsel temasların bir kısmını cep telefonu ile çekerek video kaydına alan, diğer suça sürüklenen çocuklar ... ve ...'in ise hem video kaydını hem suça sürüklenen çocuk ... ile mağdur arasındaki cinsel temasları izleyen kişilerden oldukları, 20.02.2014 tarihli Kocaeli ATK Şube raporuna göre mağdurun; bakire olmadığı, anal yolla vücuduna organ veya sair cisim sokulmadığı, 05.03.2014 tarihli ve 28.3.2014 tarihli kolluk raporlarına göre; suça sürüklenen çocukların cep telefonlarında suç unsuruna rastlanmadığı, ATK Biyoloji İhtisas Dairesince düzenlenen 24.03.2014 tarihli rapora göre; mağdurun sonlandırılan gebeliğinden alınan örneklere göre suça sürüklenen çocuk ...'in biyolojik babalığının reddedildiği, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 13.04.2016 tarihli ve 235-182 sayılı dosyanın sanığı ...'in biyolojik baba olduğunun belirlendiği, Anlaşılmıştır. Mağdur ... 18.02.2014 tarihinde kollukta ve 20.02.2014 tarihinde Cumhuriyet savcılığında; okul ortamının kötü olması, kendisinin de madde kullandığı şüphesiyle disipline verilmesi nedenleriyle okulu iki ay kadar önce bıraktığını, caddede yürürken mahalleden tanıdığı ancak bir arkadaşlığının olmadığı, defalarca kendisini sevdiğini ve arkadaşlık etmek istediğini söyleyen ve tekliflerini reddettiği suça sürüklenen çocuk ...'in yanına gelerek konuşmak istediğini, kabul etmeyince de kolundan tutup kucağına alarak meslek lisesinin arka kısmındaki parkın içerisindeki barakaya götürdüğünü, burada "Benim olacaksın!" dediğini, kaçmaya çalışsa da kendisini tutup pantolonlarını aşağı indirerek anal yoldan sürtündüğünü, göğüslerine dokunduğunu, ardından olay yerinden kaçtığını, kendilerini mahalleden tanıdığı çocukluk arkadaşı olan ...'in bu durumu gördüğünü, bu olaydan birkaç gün sonra suça sürüklenen çocuk ile yanında arkadaşları bulunduğu hâlde mahallede karşılaştığını, ...'in ve arkadaşlarının kendisine baraka içinde yaşananların görüntüleri olduğunu bunu yayacaklarını söylediklerini, ...'in kendisine yönelik ilgisini annesinin de bildiğini, yaşananları hamileliğinin anlaşıldığı güne kadar kimseye anlatmasa da muayenesinden sonra annesine her şeyi anlattığını, kendisiyle ilişkiye girmek isteyen kişilere direndiğini, Cumhuriyet savcılığında 28.02.2014 tarihinde; ...'ın meslek lisesinin arka kısmında bulunan parkın içerisindeki ... Derneğine ait eski barakada kendisine istismarda bulunduğunu, bundan önce de 2012 yılının Ağustos veya Eylül ayları gibi ... ile meslek lisesinin arka tarafındaki çardakta otururken karşı taraflarında mahalleden tanıdığı inceleme dışı suça sürüklenen çocuklar ... ..., ... ... ve ... ...'ın oturduğunu, bu şahısların hepsinin kendisine dokunmak istediklerini, hatta zorla bacaklarına dokunup, okşadıklarını, istemediğini söylemesi üzerine de bıraktıklarını, suça sürüklenen çocuk ...'in "... benim!" diyerek kendisini meslek lisesinin arka tarafındaki atölyelerin bulunduğu araya götürüp burada zorla kıyafetlerini çıkarttıktan sonra mp3 cihazını aldığını, eğer onunla sevişmez ise mp3 cihazını vermeyeceğini söylediğini, suça sürüklenen çocuğun ise sadece alt kıyafetlerini çıkarttığını, kendisini önce zorla duvara dayayarak ardından yüz üstü yere yatırarak anal yoldan sürtündüğünü, ardından suça sürüklenen çocuğun cinsel organını ağzına almasını istediğini, zorladığını, mecburen oral ilişkide bulunduğunu, ...'in ağzına boşaldığını, ...'in tüm bu eylemleri zorla yaptığını, bu eylemleri ... ..., ... ... ve ... ...'ın kameraya çektiklerini ancak buna dair bir görüntü izlemediğini, Kovuşturma evresinde ise; ...'in ilk olarak Meslek Lisesinin oradaki parkta sonra da ... Derneğine ait eski barakada cinsel eylemlerde bulunduğunu, şikâyetçi olmadığını, ...; suça sürüklenen çocuk ile aynı mahallede oturduklarını, kızı olan mağdurun anlattığı kadarıyla bilgi sahibi olduğunu, şikâyetçi olmadığını, ...; kızı olan mağdurun yaşı konusunda bir tereddüt bulunmadığını, yaşananları soruşturma sürecinde öğrendiğini, ... ve diğerlerinin mağduru zorlayarak eylemlerde bulunduğunu, Tanık ...; mağdurun arkadaşı olduğunu ve iddia ettiği olayı görmediğini, ...'i eski okulundan tanıdığını, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ...; mağdurun ilköğretim okulundan sınıf arkadaşı olduğunu, ... ile de aynı mahallede oturduklarını, 2012 yılının Ağustos veya Eylül ayları gibi arkadaşları inceleme dışı suça sürüklenen çocuklar ... ... ve ... ... ile birlikte meslek lisesinin orada bulundukları sırada okulun arkasındaki çardakta ... ve mağduru öpüşürken gördüğünü, ...'in kendilerini görmesi üzerine mağdurla birlikte atölyelerin arka tarafına geçtiklerini, mağdurun kendi rızasıyla ...'in yanına gittiğini, kendilerinin de ... ve ... ile birlikte onları izlemek amacıyla arkalarından takip ettiklerini, ... ve ...'in öpüşmeye devam ettiklerini, sonra ...'in zorla ...'in üst kıyafetlerini çıkarttığını, ... bunları yaparken mağdurun "Mp3'ümü ver!" diye bağırdığını, ...'in ise mağdura biraz beklemesini mp3'ünü sonra vereceğini söylediğini, mağdurun mp3'ünü almak için ... ile öpüşmüş olabileceğini, ... mağdurun şortunu da zorla çıkartıp duvara dayayarak sürtündüğünü, hangi bölgesine temas ettiğini mesafenin uzak olması nedeniyle göremediklerini, tüm bunları yaparken mağdurun ...'i ittirdiğini ancak gücünün yetmediğini, ardından ...'in mağduru yere yatırarak cinsel temaslarına devam ettiğini, yine mesafenin uzak olması nedeniyle temasların mahiyetini göremediğini, mağdurun yine direndiğini ancak ...'in mağdurla zorla ilişkiye girdiğini, tüm bunlar yaşanırken yanında bulunan telefonu ile mağdur ile ...'i çektiğini, bu çekimden yanında bulunan ... ve ...'in de haberdar olduğunu, ardından ayrılarak çardağa gidip oturduklarını, ... ve ... ile çektiği görüntüleri izlediklerini, ...'in yaptığının yanlış olduğunu görüntüleri silmesi gerektiğini söyleyince sildiğini, daha sonra bu telefonu bozulunca attığını, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuklar ... ... ve ... ...; 2012 yılının Ağustos veya Eylül ayları gibi arkadaşları olan inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ... ile birlikte meslek lisesinin orada bulunmaktayken okulun arka tarafındaki çardakta ... ile mağduru gördüklerini, ... kendilerini görünce mağdurla birlikte okulun arkasındaki atölyelerin oraya geçtiğini, izlemek için arkalarından gittiklerini, mağdurun kıyafetlerini çıkarttığını, ...'in mağduru öptüğünü, ...'in duvara çevirdiği mağdurun arkasına geçtiğini, bu sırada ...'un yanlarından ayrıldığını, ...'in mağdurun cinsel organına doğru birkaç defa gidip geldiğini, mesafe uzak olduğu için temasın mahiyetini tam olarak göremediğini, ardından ...'in de ayrıldığını ve ...'un yanına gittiğini, iki üç dakika kadar sonra ...'in yanlarına geldiğini, çektiği görüntüleri izlediklerini, ..., ...'ten görüntüleri ve fotoğraflı silmesini isteyince ...'in de sildiğini, Suça sürüklenen çocuk ... Cumhuriyet savcılığında; aynı mahallede oturduğu mağduru tanıdığını, herhangi bir arkadaşlıklarının olmadığını, mağduru rahatsız etmediğini, onu sevdiği iddiasının doğru olmadığını, bundan beş ay önce mağdurla bir ilişki yaşamadığını ancak 2012 yılının son aylarında mağdurun okuduğu okul olan meslek lisesinin önünden geçerken mağdurun kendisini yanına çağırıp hemen öpmeye başladığını, sonra okulun arkasına davet ettiğini, birlikte meslek lisesinin arka tarafında bulunan atölyelerin oraya gittiklerini, yanlarında kimse olmadığını, ancak ağaçların arkasında arkadaşı ... ...'u gördüğünü, kendilerini izlemiş olabileceğini, atölyelerin orda mağdurun isteği üzerine pantolonunu indirdiğini, mağdurun kendisine oral ilişkide bulunduğunu, boşaldığını, mağdurun tüm menileri yuttuğunu, ardından ayrıldıklarını, üç-dört gün sonra gördüğü arkadaşı ... ...'un mağdurla yaşadıklarını telefonu ile videoya çektiğini söylediğini, ancak herhangi bir video bana izletmediğini, mağdur ile rızası dahilinde cinsel ilişki yaşadıklarını, Sulh Ceza Mahkemesinde; savcılıktaki ifadesinin doğru olduğunu, mağdurun yaşça küçük olduğunu bilmediğini, Kovuşturma evresinde; mağdur ile rızasıyla ilişkiye girdiğini, o esnada kendisinin alkollü, mağdurun da uyuşturucunun etkisi altında olduğunu, davranışlarından uyuşturucu aldığının belli olduğunu; Yargıtay bozma ilamından sonra; mağdur ile sevgili oldukları için öpüştüklerini, yaşlarının küçük olduğunu, oral ilişki yaşamadıklarını, bu yöndeki önceki anlatımlarının doğru olmadığını, kendisinin de mağdurun da öğrenci olduğunu, mağduru 2011 yılından beri tanıdığını, kendisi lise birinci sınıfa giderken mağdurun sekizinci sınıfta olduğunu, arkadaşlıkları döneminde mağdurun yaşını bilmediğini, şikâyetten sonra öğrendiğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar A. Suça sürüklenen çocuğun eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa basit cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğu sorunu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 tarihli ve 824-276; 17.12.2013 tarihli ve 294-615; 20.10.2015 tarihli ve 574-338; 22.11.2023 tarihli ve 334-622 sayılı kararları başta olmak üzere müstekar içtihadlarında da açıklandığı üzere; TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit hâli, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli hâlinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, organ veya cisim ile kastın yöneldiği vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre sanığın hukuki durumu tayin edilmelidir. Cinsel istismar suçunun nitelikli halinin gerçekleşmesi için, organ veya sair cismin kısmen de olsa vücuda girmiş olması (penetrasyon) gerekli ve yeterlidir. Fiziksel temasın ötesine geçen harekette tam bir penetrasyon/birleşme/duhul aranmadığı gibi eylemin herhangi bir sonuç meydana getirmesi (boşalma, kızlık zarında deformasyon, fissür gibi) zorunluluğu da bulunmamaktadır. Bir başka ifade ile eylemin mağdur üzerinde kalıcı bir iz bırakması ya da failin cinsel doyuma ulaşması şart değildir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 2012 yılının Ağustos veya Eylül aylarında meslek lisesinin arka tarafında mağdur ile suça sürüklenen çocuk arasında anal yoldan sürtünme ve oral ilişki yaşandığının kabul edildiği olayda; Mağdur Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde, suça sürüklenen çocuğun anal yoldan sürtünme eyleminin ardından cinsel davranışlarına oral yoldan devam ettiğini söylemiş ve mahkemede de bu ifadesini te'yid etmiştir. Suça sürüklenen çocuk da Cumhuriyet savcılığında ve bozmadan önce mahkemede yaptığı savunmalarında oral ilişkiyi kabul etmiştir. Bu hale göre mahkemenin, suça sürüklenen çocuğun bilahere değişen ve inkara dayanan savunmalarına, suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu gerekçesiyle itibar etmemesinde bir isabetsizlik yoktur. Bu itibarla mağdurun vücuduna oral yoldan organ sokmak suretiyle cinsel duygularını tatmin eden suça sürüklenen çocuğun eyleminin, bu haliyle TCK'nın 103. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna mümas bulunduğunun kabulünde hukuka aykırılık görülmemiştir. B. Hata hükümlerinin tartışılmasına ilişkin gerekçenin yeterli olup olmadığı sorunu "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı TCK’nın 103. maddesi suç tarihinde şöyledir: "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.". "Reşit olmayanla cinsel ilişki" başlıklı TCK'nın 104. maddesinin 1. fıkrası ise suç tarihinde şöyledir; "Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." TCK'nın 6/1-a maddesinde, "henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanan çocuk kavramının, kanun vazıı tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenlendiği bölümde, "onbeş yaşını bitirmiş", "onbeş yaşını tamamlamamış" şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alındığı görülmektedir. Buna göre bu bölümde "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklar ile "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategoride mütalaa edilmiştir. TCK'nın 103/1-a maddesinde "onbeş yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin (b) bendinde; diğer çocuklar ifadesiyle "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Böylece anılan norm ile, "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı rızalarıyla gerçekleştirilen cinsel davranışlar, cinsel istismar suçu kapsamına alınmamış, bu kategorideki çocukların rızalarına hukuki değer verilmiştir. Buna karşın, "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranış, rızaları olsa bile bu suçu oluşturacaktır. TCK'nın 104. maddesinde ise; cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmak, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. (CGK. 10.06.2014 tarihli ve 551-311, 12.11.2013 tarihli ve 511-4 49... .03.2008 tarihli ve 253-52 sayılı) TCK'nın 104. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun tipik fiili, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla rızasıyla cinsel ilişkide bulunmaktır. Cinsel ilişki kavramının, her türlü cinsel davranışı kapsamadığı izahtan varestedir. Cinsel ilişkiden maksadın; kanunun sarahati, gerekçesi, cinsel suçlara ilişkin sistematiği, hukuki, sosyolojik ve örfi anlamı itibarıyla vajinal veya anal yoldan organ ithal edilmesiyle sınırlı olarak icra olunan cinsel davranışlar olduğu çok açıktır. Bu itibarla, on beş yaşını tamamlamış çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen oral ilişki, bu suç yönünden “cinsel ilişki” kapsamında değerlendirilemeyeceğinden TCK’nın 104. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturmaz. Diğer taraftan ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 05.02.2025 tarih ve 36-51; 20.11.2024 tarih ve 510-368; 19.11.2025 tarih ve 33-490 sayılı içtihatları ile müstekar kararlarında açıklandığı üzere; Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK'nın 21/1. maddesi). Suçun unsurlarına ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığın suç kastı ile hareket ettiğinden bahsedilemez. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, isnat edilen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacaktır. Bununla birlikte, hata kapsamında kalan fiil, bu haliyle de başka bir suçu oluşturabilir. (TCK madde 103/2-104 geçiş ilişkisi gibi) Böyle bir ihtimalin vücut bulmadığı ve/veya suçun taksirle işlenmesi hâlinin de kanunda cezalandırılmadığı hallerde, CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerekecektir. Maamafih, TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında kabul edilen hatanın, üçüncü ve dördüncü fıkralarda olduğu gibi, denetleme yükümlülüğü getiren "kaçınılmaz bir hata" olması gerekmez. Halin şartlarına göre mazur görülebilecek bir hata olması yeterlidir. Bu nedenle maddi unsura ilişkin hata bakımından öncelikle araştırılması gereken husus, failin suçun kanuni tanımındaki ilgili maddi unsuru bilip bilmediği ve ileri sürülen yanılgının somut olayın koşulları itibarıyla gerçekten mevcut olup olmadığıdır.
Sanığın, katılan mağdurun suç tarihindeki yaşı hususunda hataya düşmesi mümkündür. Cinsel ilişkide bulunduğu mağdurun 15 yaşını doldurup doldurmadığı hususunda hataya düşen sanığın, suç işleme kastı ile hareket edip etmediğine ilişkin sorunun TCK'nun 30. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu belirlemenin, sonradan ortaya çıkan bilgiler esas alınarak (ex post) değil ve fakat fiil anında mevcut koşullara göre (ex ante) bir değerlendirme ile; failin eğitim ve sosyokültürel özellikleri, fiili gerçekleştirdiği andaki bilgi, gözlem ve değerlendirme imkânları, mağdurun fiziki görünümü, davranışları, bilişsel gelişim düzeyi, tarafların birbirlerini tanıma şekli ve süresi, aralarındaki iletişimin kapsamı gibi mağdurun yaşının öğrenilebilmesine dair tüm olgular nazara alınarak yapılması icap eder. Mahkeme kararındaki gerekçenin değerlendirilmesi ile ilgili olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61... . maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", Hükümlerine yer verilmiştir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2003/7-223, 2003/2 39... /4-23, 2004/38 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Karar; sorun, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşur. Sorun bölümünde, somut olay ile suçun işlenmesindeki özellikler ve suçun ne şekilde işlendiği açıklanmalı, gerekçe kısmında mevcut deliller irdelenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ, diğer bir söylemle neden bu sonuca varıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirme yer almalıdır. Sonuç, hüküm kısmında ise 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 268. maddesi uyarınca, verilen kararın ne olduğu, uygulanan yasa maddeleri, hükmolunan ceza miktarı, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Gerekçe/esbabı mucibe; tarafların esasa müessir iddia, savunma ve taleplerinin dinlendiğini, hangisinin hangi nedenle makbul addedilip üstün tutulduğunu, hangi beyan ya da delilin niçin kabul edilmediğini (AİHM Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85, Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27), bu cümleden olarak; maddi vakıanın kabulüne hangi delillere dayanılarak ulaşıldığını açıklamalıdır. Karar mahkûmiyete ilişkin ise; eylemin hangi suçu oluşturduğuna dair hukuki değerlendirmeler ile cezanın belirlenmesi ve kişiselleştirilmesine ilişkin kriterlerin, somut olaya özgü hangi olgusal temellere göre belirlendiğini gösterilmelidir. Yargılama faaliyeti sonucunda ortaya çıkan vicdani kanaatin oluşum sürecinin in'ikâsı olan gerekçe; akla, bilime, hukuka ve dosya kapsamına uygun, tarafların ve kamuoyunun ikna ve güveni ile kanun yolu mahkemelerinin denetimine elverişli yeterlilikte (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33) olduğunu açıkça ortaya koymalı, gerek kendi içinde gerekse hüküm fıkrası ile çelişki oluşturacak ifade ve unsurlar barındırmamalıdır. Nihayet bir cihette hükmün meşruiyetini tahkim eden hukuki ve edebi bir metin olması itibarıyla insan onuruna, mahkemenin mehabetine, hukuk biliminin gerekleri ile temel kavramların da özgün anlamları ile kullanıldığı Türkçenin belagat ve selasetine yaraşır bir üslupla kaleme alınmalıdır. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve CMUK'un 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece; somut olayda istismar eyleminin zorla gerçekleştiği ve suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşına yönelik bir savunmasının bulunmadığı gerekçesiyle TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hâline ilişkin değerlendirmenin hükmün sonucuna etkili olmayacağı ileri sürülmüş ise de; bu kabul ve gerekçe, dosya kapsamı bakımından ceza hukukunun temel ilkeleri ve gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Şöyle ki: Suça sürüklenen çocuk sulh ceza hakimliğinde, mağdurun yaşça küçük olduğunu bilmediğini savunmuştur. Bu yönüyle yerel mahkemenin, "suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşına yönelik bir savunmasının bulunmadığı" yönündeki gerekçesi olgusal temelleri itibarıyla dosya kapsamı ile uyumlu değildir. Öte yandan, yerel mahkemenin eylemin cebir kullanılarak/zorla gerçekleştirildiği gerekçesiyle suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğü yönündeki savunmasının sonuca etkili olmayacağı biçimindeki değerlendirmesi de isabetli değildir. Zira TCK'nın 103. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurun fiil tarihinde on beş yaşını tamamlamamış olduğunun fail tarafından bilinmesi hâlinde aynı maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen ceza artırımı uygulanacaktır. Buna karşılık, failin mağdurun yaşı konusunda TCK'nın 30. maddesi kapsamında hukuken sonuç doğurabilecek bir hataya düştüğünün kabulü hâlinde ise uygulanacak kanun hükümleri ile suça ilişkin hukuki değerlendirme değişebilecektir. Bu nedenle suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşını bilip bilmediği ve bu hususta hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, eylemin cebir kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasından bağımsız olarak, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle tartışılması gereklidir. Bu nedenlerle TCK'nın 30. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına dair mahkemece gösterilen gerekçenin, olaya özgü, dosya kapsamına uygun, olgusal temellere dayanan ilgili ve yeterli bir gerekçe olmadığının ve Anayasa'nın 141. maddesi ile CMK'nın 34... . maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gibi hükmün kanun yolu denetimini de olanaksız hâle getirdiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla Yerel Mahkemece kurulan direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün, TCK'nın 30. maddesi bağlamında, mağdurun yaşının küçük olduğunun bilinmediği ve hataya düşüldüğü yönündeki savunmaya ilişkin olarak yasal ve yeterli gerekçe ihtiva etmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurul Üyesi; "Olayın gerçekleşme biçimine yönelik yerel mahkemenin kabulü karşısında hükmün yasal ve yeterli gerekçeyi ihtiva ettiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2025 tarihli ve 182-124 sayılı direnme kararına konu hükmünün; 1- Suça sürüklenen çocuğun eyleminin, kabul edilen haliyle TCK'nın 103. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna mümas bulunduğu yönüyle İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Mağdurun suç tarihindeki yaşı bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin gerekçelerin yasal ve yeterli bulunmaması bakımından İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, hata hükümlerinin gerekçeli karar yükümlülüğü ile kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde tartışılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede suç vasfı yönünden oy birliğiyle, ön sorun yönünden ise oy çokluğuyla karar verildi.