Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/543 E. 2026/286 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/543
- Karar No
- 2026/286
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3370-2131
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3, 31/3, 62, 52/2-4, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 11.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2020 tarihli ve 263-196 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesince 08.09.2021 tarih ve 3370-2131 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; söz konusu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 25.03.2025 tarih ve 14255-3581 sayı ile "Dosya kapsamına göre; sanığın savunmalarının aksine, hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı işlem yapılan tanık ...'te ele geçirilen uyuşturucu maddeyi sattığına ilişkin mahkûmiyetine yetecek, kuşku sınırlarını aşan, kesin ve yeterli delil bulunmadığı, yine sanığın üzerinde ele geçen kullanım sınırlarındaki uyuşturucu maddeyi de kullanma dışında satmak veya başkasına vermek amacıyla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşan kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesinde belirtilen 'kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma' suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek, sanık hakkında 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.09.2025 tarih ve 124329 sayı ile "...Olay günü tanık ...'nın 34... plaka sayılı Wolksvagen marka araca bindiğinin, takip edilen aracın bir süre sonra durduğunun ve tanığın araçtan indiği, kolluk güçlerince yakalanan tanığın üzerinde şeffaf, ağzı kilitli poşette 1,30 gram gelen uyuşturucu madde bulunduğunun görüldüğü, tanığın samimi beyanda bulunarak bahse konu uyuşturucu maddeyi 34... plaka sayılı araç sürücüsünden aldığını beyan ettiği, kolluk güçlerince aracın durdurulmaya çalışıldığı ancak araç sürücüsünün kaçtığı, yapılan kovalamaca neticesinde başka araca çarparak durdurulan araç içerisinde sanığın yakalandığı, üzerindeki 4 adet satışa hazır halde şeffaf kilitli poşet içerisinde 5,36 gram uyuşturucu madde, uyuşturucu madde ticaretinde kullanıldığı anlaşılan cep telefonu ile uyuşturucu madde satışından elde ettiği 1390 TL paranın ele geçirildiği, alınan ekspertiz raporuna göre ele geçen uyuşturucu maddelerin esrar olduğunun tespit edildiği olayda, tanık ile sanığın olay öncesi görüştüğüne ilişkin HTS raporu, tanığın sanığa ait araçtan indikten sonra ele geçen madde ile sanıktan ele geçen uyuşturucu maddenin aynı mahiyette olması, tanığın olay sonrası alınan ele geçen uyuşturucuyu sanıktan aldığına ilişkin beyanı, sanığın araçla kaçmaya çalıştığı sırada 34... plaka sayılı araca çarparak durdurulabilmesi, sanıkta herhangi bir darp cebir bulunmadığına ilişkin adli muayene raporu, yakalanma şekli ve oluşa uymayan ve her aşamada değişen çelişkili savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarının onanması gerekirken, yukarıda izah edilen gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 02.10.2025 tarih ve 5645-9283 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu yoksa uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; görevlilerce, tanık ...'ten ele geçirilen suç konusu esrarın sanıktan alındığının öğrenilmesi üzerine CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısına haber verilip alınan emirler doğrultusunda hareket edilmeksizin, sanığın üzerinde arama yapılarak ele geçirilen ve mahkûmiyete esas alınan uyuşturucu maddelerin hukuka uygun olarak elde edilip edilmediğinin, hukuka uygun olmadığının kabulü hâlinde tanıktan hukuka uygun olarak ele geçirilen esrar dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 22.03.2019 tarihli olay tutanağına göre; Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 22.03.2019 tarihinde, saat 17.00 sıralarında Talat Paşa Mahallesi, Fatih Sultan Mehmet Caddesinde uyuşturucu madde satan şahısların tespitine ve yakalanmasına yönelik gerçekleştirilen çalışmalar esnasında, cadde üzerinde yürümekte olan tanık ...'nın durumundan şüphelenildiği, bunun üzerine görevlilerce adı geçenin takip edilmeye başlandığı, bir süre sonra duran tanığın telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ve cadde üzerinde beklediği, yaklaşık beş dakika sonra sürücülüğünü sanığın yaptığı 34 ** **** plaka sayılı aracın, söz konusu caddeye giriş yapıp tanığın yanında durduğu, tanığın araca binmesi üzerine aracın görevlilerce takip edilmeye başlandığı, 1024. Sokağa doğru ilerleyen aracın anılan sokağa girdikten sonra beklemesi üzerine tanığın araçtan indiği, bunu gören görevlilerden birkaçının ekip aracından inip yürümekte olan tanığı durdurdukları, polis tanıtma kartları gösterildikten sonra tanığın yapılan üst yoklamasında; pantolonun cebindeki kilitli şeffaf poşette bulunan ve daralı ağırlığı 1,30 gram gelen suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilere açıklamada bulunmak istediğini belirten tanığın; uyuşturucu maddeyi 34 ** **** plaka sayılı araçtan aldığını söylediği, bunun üzerine görevlilerce bilgilendirilen ekip aracının, sokak üzerinde durmakta olan 34 ** **** plaka sayılı aracın önünü kestiği, araçtan inen görevlilerin; "Polis!" şeklindeki uyarısıyla sanığın aracı çalıştırıp uzaklaşmaya çalıştığı, ancak park hâlindeki bir araca çarpması nedeniyle ilerleyemediği, ardından araçtan inip kaçmaya çalışan sanığın görevlilerce yakalandığı, sanığın yapılan üst yoklamasında; pantolonunun sağ cebinde bulunan üç tanesi kilitli şeffaf poşete, bir tanesi ise kâğıda sarılı olan ve toplam daralı ağırlığı 5,36 gram gelen dört parça hâlindeki uyuşturucu madde ile sol cebindeki toplam 1390 TL'nin ele geçirildiği, söz konusu maddeler muhafaza altına alındıktan sonra araçta yapılan kontrolde ise vites kolunun üzerinde bulunan iki adet cep telefonunun ele geçirildiği, konu ve gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına istinaden sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma, tanık hakkında ise kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından işlem yapıldığı, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 16.04.2019 tarihli raporlarına göre; tanıktan ele geçirilen net 1 gram ve sanıktan ele geçirilen toplam net 2,7 gram ağırlığındaki yeşil renkli bitki parçalarının kenevir bitkileri olduğu, tanıktan ele geçirilen kenevirden net 0,5 gram, sanıktan ele geçirilen kenevirden ise net 0,52 gram esrar elde edilebileceği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından gönderilen HTS kayıtlarına göre; suç tarihi olan 22.03.2019'da tanık ...'in kullandığı 0*** *** ** 4* hattan, sanığın kullandığı 0*5* *** ** ** numaralı hatta, saat 12. 48... .47'de olmak üzere iki kez, sanığın kullandığı hattan da tanığın hattına saat 13.46'da mesaj gönderildiği; aynı tarihte tanığın kullandığı söz konusu hattan, sanığın kullandığı 0*3* *** ** ** numaralı diğer bir hattın saat 16.20, 16. 31... .36'da olmak üzere üç kez, sanığın kullandığı bu hattan da tanığın kullandığı hattın saat 16.28, 16. 40... .42'de olmak üzere üç kez arandığı, Anlaşılmaktadır. Tanık ... bilgi veren sıfatıyla kollukta; olay günü saat 16.00 sıralarında sanığın kullandığı hattı arayıp kullanmak amacıyla uyuşturucu madde istediğini, olumlu cevap veren sanık ile yaklaşık yarım saat sonra, adres bilgilerini bilmediği bir sokakta buluştuklarını, sanığın kullandığı araçla Fatih Mahallesine gittiklerini, burada araçtan inen ve bir süre sonra geri gelen sanıktan suç konusu uyuşturucu maddeyi aldığı sırada polislere yakalandıklarını, Savcılıkta; uyuşturucu madde kullandığını, sanığın arkadaşı olduğunu, olay günü üzerinde ele geçirilen suç konusu esrarı açık kimlik bilgilerini bilmediği bir şahıstan satın aldığını, söz konusu maddeyi satın alıp cadde üzerinde yürüdüğü sırada, sanığın kullandığı aracın yanında durduğunu, bir süre sohbet ettikten sonra sanığın aracıyla söz konusu yerden ayrıldığını, bunun üzerine yürümeye devam ettiği sırada görevlilerce durdurulduğunu ve üzerindeki uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini, Mahkemede; olay tarihinde cadde yürüdüğü esnada, sanığın kullandığı aracın yanında durduğunu, bir süre sohbet ettikten sonra sanığın; "Gideceğin yere götürebilirim." dediğini, teklifi kabul edip araca bindiğini, hareket ettikten bir süre sonra görevlilerce durdurulduklarını, yapılan arama neticesinde, olay günü tanımadığı bir kişiden satın aldığı uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini, aslında üzerindeki suç konusu esrarı polislere kendisinin verdiğini, soruşturma evresindeki uyuşturucu maddeyi sanıktan satın aldığına ilişkin beyanını içeren tutanakları okumadan imzaladığını, uyuşturucu maddeyi sanıktan satın almadığını, Tutanak düzenleyici tanıklar ... ile ... mahkemede; altında imzaları bulunan olay tutanağının doğru olduğunu, olay tarihinde şüphelenmeleri nedeniyle takip ettikleri tanığın, bir süre sonra cadde üzerinde durup telefon görüşmesi yaptığını, ardından sanığın kullandığı aracın caddeye giriş yapıp tanığın yanında durduğunu, tanığın binmesi üzerine hareket eden aracın kısa bir süre sonra durduğu ve tanığın araçtan indiği, durdurulan tanığın yapılan üst yoklamasında suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini, tanığın söz konusu maddeyi sanıktan aldığını söylediğini, bunun üzerine cadde üzerinde duran, şoför koltuğunda sanığın oturduğu araca yaklaştıklarını, kendilerini fark eden sanığın araçla kaçmaya çalıştığını, ancak buna engel olup sanığı yakaladıklarını, sanığın yapılan üst yoklamasında dört paket hâlindeki uyuşturucu maddenin; araçta yapılan kontrolde ise sanığa ait iki adet cep telefonunun ele geçirildiğini, İfade etmişlerdir. Sanık savcılıkta; bilgisayar üzerine faaliyet gösteren bir şirkette çalıştığını, uyuşturucu madde kullandığını, tanık ... ...'ın arkadaşı olduğunu, adı geçenin de uyuşturucu madde kullandığını, olay günü kullandığı aracın iş yerine ait olduğunu, işletme sahibi tarafından iş yerine ait alacakların tahsil edilmesi hususunda görevlendirilmesi nedeniyle, söz konusu aracın kendisinde bulunduğunu, olay günü yönetimindeki araçla açık adres bilgilerini bilmediği bir yerden geçerken, cadde üzerinde yürümekte olan tanığı fark ettiğini, bunun üzerine tanığın yanına yaklaşıp durduğunu, sohbet ettikleri sırada tanığın; "Beni gideceğim yere bırakır mısın?" dediğini, olumlu cevap vermesi üzerine tanığın araca bindiğini, hareket ettikten bir süre sonra tanığın, sokak üzerinde gördüğü birkaç kişiyi de araca almak istediğini, olumsuz yanıt verip aracı durdurduğunu ve tanığa araçtan inmesi gerektiğini söylediğini, tanığın araçtan inmesinden sonra hareket ettiğini, ancak kısa bir süre görevlilerce durdurulduğunu, kesinlikle üzerinde uyuşturucu madde ele geçirilmediğini, olay tutanağını kabul etmediğini, tanığa uyuşturucu madde satmadığını, Sorguda; tanığı, uyuşturucu madde kullanmak amacıyla bulunduğu ortamlardan tanıdığını, olay tarihinde tanık ile telefonda görüşmediğini, üzerinde uyuşturucu madde ele geçirilmediğini, suçlamayı kabul etmediğini, Mahkemede; çalıştığı iş yerine ait alacakları tahsil etmek için patronunun arabasıyla cadde üzerinde ilerlediği sırada, aracın kornasının bozulduğunu, bunun üzerine kornayı tamir ettirmek için sanayiye gitmeye karar verdiğini, oto sanayisine doğru ilerlediği esnada cadde üzerinde yürümekte olan tanığı gördüğünü, tanığın bulunduğu yere yaklaşıp aracı durdurduğunu ve kendisini fark eden tanık ile sohbet etmeye başladıklarını, sohbet esnasında sanayi yönüne doğru gittiğini öğrendiği tanığı aracına davet ettiğini, tanığın araca binmesinden sonra sanayi yönüne doğru ilerlediğini, bir süre sonra tanığın cadde üzerinde bekleyen birkaç kişiyi araca almasını istediğini, tanığa aracın kendisine değil, çalıştığı iş yerine ait olduğunu ve bu nedenle söz konusu kişileri araca alamayacağını söylediğini, bunun üzerine tanığın araçtan inmek istediğini belirttiğini, uygun bir yerde yavaşlayıp durduğunu, ardından tanığın araçtan inip cadde üzerinde yürümeye başladığını, söz konusu yerden ayrılacağı esnada araca yaklaşan ve ilerlemesine engel olan kolluk görevlilerini fark ettiğini, polislerin uyarısı üzerine araçtan indiğini, yapılan üst yoklamasında üzerinde herhangi bir suç unsuru bulunmamasına rağmen emniyete götürüldüğünü, burada şiddete maruz kaldığını, olay tutanağının doğru olmadığını, görevlilerce yapılan arama neticesinde, sadece kendisine ve şirkete ait olan cep telefonlarının ele geçirildiğini, kimseye uyuşturucu madde satmadığını, Savunmuştur. V. GEREKÇE A- Görevlilerce, tanık ...'ten ele geçirilen suç konusu esrarın sanıktan alındığının öğrenilmesi üzerine CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısına haber verilip alınan emirler doğrultusunda hareket edilmeksizin, sanığın üzerinde arama yapılarak ele geçirilen ve mahkûmiyete esas alınan uyuşturucu maddelerin hukuka uygun olarak elde edilip edilmediği; 1. Ön Soruna İlişkin Mevzuat ve Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 03.12.2025 tarihli ve 579-550, 02.07.2025 tarihli ve 147-312, 14.05.2025 tarihli ve 324-203, 12.06.2024 tarihli ve 455-191 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK'nın 90/4. maddesi gereğince kolluğun, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri alma yetkisi bulunmaktadır. Anılan norm, bu tedbirlerin nelerden ibaret olduğu hususunda bir açıklık getirmemekte ise de PVSK'nın "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A maddesinin (ç) bendinde belirtilen "kaba üst araması", Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Durdurma, durdurma sonrası kontrol ve arama işlemleri" başlıklı 27. maddesinin 6/a bendinde zikredilen "yoklama biçiminde kontrol"ün iş bu tedbirler kapsamında kaldığında şüphe yoktur. Maamafih, adli aramanın CMK'nın 116 ve devamı maddelerinde, önleme aramasının da PVSK'nın 9. maddesinde ayrıca ve özel olarak düzenlenmiş olması karşısında, "kaba üst araması" ya da "yoklama biçiminde kontrol"ün, bir koruma tedbiri olarak arama olmadığı da çok açıktır. Kaba üst araması veya yoklama biçiminde kontrolün amacı, henüz bilinmeyen bir suçun delillerini elde etmek değil ve fakat doğrudan ve münhasıran yakalanan kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini veya bir suçun delillerinin kaybolması ya da bozulmasını engellemektir (PVSK madde 6/3). Bu nedenledir ki bu işlemin bir kontrol tedbiri olan aramaya evrilemeyeceğinde kuşku yoktur. Anılan düzenlemelerde bu husus "Bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez." (PVSK madde 4/A-6/son cümle), "...durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır." (Yönetmelik madde 27/6-a) denilmek suretiyle sarahate kavuşturulmuştur. Bu işlemler ile aynı Kanun'un Ek 4. maddesinde yer alan; "bir suçla karşılaşan polisin, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza…" etmesi niteliği itibarıyla arama olmadığından bir arama karar ya da emrine de ihtiyaç bulunmamaktadır. Soruşturma, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesi ile başlayacağından (CMK madde 2-e), bir suç işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhâl şüphelinin kaçmasını ya da delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi (CMK 90/4, PVSK madde Ek 6/3.) kapsamında, yakaladığı kişinin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir (CMK madde 160/2, PVSK madde 6/4). Cumhuriyet savcısı da ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar (CMK madde 160/1). Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür (CMK madde 160/2). Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı, acele hâllerde ise sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir (CMK madde 160/3). Cumhuriyet Başsavcılıklarınca arama ile ilgili kararları vermek üzere yirmi dört saat süreyle nöbetçi Cumhuriyet savcısı görevlendirilir (Yön. md. 7/son). Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir (CMK madde 162/1). Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir (CMK madde 116/1). Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilir (CMK madde 119/1). Şu hâle göre; (adli) kolluk görevlileri, bir önleme araması kararına dayansın ya da dayanmasın şüphelinin veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin/(müsaderesi gerekecek eşya ya da kazancın) elde edilebileceği hususunda makul şüphe duyduğunda, gerekiyorsa genel ve delil güvenliği için gerekli tedbirleri aldıktan sonra bir koruma tedbiri olarak arama işlemini icra için CMK 116 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uymakla mükelleftir. Yani kolluk görevlileri mümkün ise hemen Cumhuriyet savcısına ulaşacak ve onun delaletiyle sulh ceza hâkiminden arama kararı alınacaktır. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl varsa Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise (konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç) kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapabilecektir. CMK'nın 161/3. maddesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." şeklindeki düzenlemenin, acilliği de beraberinde taşıyan zorunluluk hâlinde arama işlemi için de uygulanabileceği kabul edilebilir. Doktrinde Kiziroğlu da aynı görüştedir. (Serap Keskin-Kiziroğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Basit Arama (Adli Arama) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, C.58, S. 1, s. 153). Arama; "Arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Diğer bir ifade ile bu durumda yapılmış bir arama olmadığından bu koruma tedbiri için öngörülen yasal şartların yerine getirilmesi de gerekmez. Ne var ki bu gibi durumlarda, yani suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış ise bunların elde edilmesi CMK'nın 123. maddesi uyarınca gerçekleştirilecektir. Burada iki ihtimal vardır ve farklı usullere tabi tutulmuştur: Birinci ihtimalde; ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, ilgilinin/şüphelinin (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde muhafaza altına alınır (CMK madde 123/1). Rızaen teslim olgusunun; "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." şeklindeki Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın 148. maddesinde ve Adli ve Önleme Araması Yönetmeliği'nin 8/f bendindeki "Rızaen arama" hükmünün iptaline ilişkin Danıştayın 13.03.2007 tarihli ve 6392-948 sayılı kararında belirlenen parametreler ışığında değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak şüphelinin ve sanığın beyanı/rızası özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılmamalı, kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemelidir. Yasak usüllerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. İlgilinin/şüphelinin, tadat olunan şeyleri, (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde el koyma değil ve fakat muhafaza altına alma hâli olduğundan bir el koyma kararı da gerekmez. Ancak suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise yanında bulunduran kişinin (sözde) rızasıyla teslim etmesi, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü her şeyden önce bu durumda çoğunlukla arama kararı olmadan yapılan arama ile bu eşyaya ulaşılmakta bunun üzerine zilyed eşyayı sözde rızaen teslim etmektedir. Oysa Anayasa'nın 20... . maddelerinde yer verilen özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakları dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, kişiliğe bağlı temel haklardandır. Anayasa'da bu hakların hangi hâllerde ve nasıl sınırlanabileceği belirtilirken, anılan hakların vazgeçilmez niteliği nedeniyle sınırlama usulleri içinde ilgilinin rızasına yer verilmemiştir. Keza gerek Anayasanın zikredilen maddelerinde gerekse CMK'da, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir denge kurulmaya çalışılırken, birey ile kolluk arasındaki güç dengesizliğinin, ilgilinin rızasını sakatlayabileceği endişesiyle, bu hakların, mümkün olduğunca yargı yerlerince verilen kararlarla sınırlanması esası benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesi'nin 13.03.2007 tarihli, E:2005/6392, K:2007/948 sayılı kararını onayan Danıştay İDDK., E. 2007/2257 K. 20). Zira, öncelikle bu şeylere/nesnelere bir arama kararı olmadan, aranarak ulaşılmış olmaktadır (14.9.2012 tarihli ve 12/1117 sayılı) Bu nedenlerle suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise zilyedin görünüşte rızaen tesliminin, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Aksi hâlde özel hayatın gizliliği (Anayasa madde 20) konut dokunulmazlığının ihlali (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkı (Anayasa madde 35) ile adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 38) özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan bir sonuca ulaşılır. Diğer taraftan kanun koyucu arama işleminde karar koşulu açısından kişinin konutu ile iş yerini bir tutmuş, konuta göre daha açık bir alan olması nedeniyle iş yerini, konut dokunulmazlığının ihlali suçundaki rızayla karıştırmamış; ceza muhakemesi hukukunda arama koruma tedbiri açısından özgürlük yararına bir düzenleme yapmıştır. İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçunun düzenlendiği TCK'nın 116/2. maddesine göre, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan iş yerleri ve eklentilerine girilmesinde iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz. Fakat bu husus, bu yerlerde arama işlemi yapabilmek için karar veya yazılı emir koşulunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz veya zayıflatmaz (Keskin-Kiziroğlu, s.152). Keza, kamuya açık kapalı alanların, kamuya açık olmayan kısımlarında yapılacak aramanın da hâkim kararı ya da şartları oluştuğunda Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile mümkün olacağının kabulü gerekir. İkinci ihtimalde; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği hâllerde bu tür eşyaya elkonulabilir (CMK madde 123/2). Ancak el koyma işlemi arama kararına paralel bir usule tabi tutulmuştur. Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar (CMK madde 127/1-3). Anayasal ve yasal dayanakları bu şekilde ortaya konulan adli arama, öngörülen şartlara uyulmadan icra edildiğinde; bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması (CMK madde 288) hâli ortaya çıkacağından, hukuka aykırı olacaktır. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez (Anayasa madde 38). Yüklenen suç, (ancak) hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğinden (CMK madde 217/2) delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse mahkemece reddolur (CMK madde 206/2-a). Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirtilir; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir (CMK madde 230/1-b). 2. Hukuki Değerlendirme Kolluk görevlilerince, 22.03.2019 tarihinde saat 17.00 sıralarında Esenyurt ilçesi, Talat Paşa Mahallesi, Fatih Sultan Mehmet Caddesinde uyuşturucu madde satan şahısların tespitine ve yakalanmasına yönelik gerçekleştirilen çalışmalar esnasında, cadde üzerinde yürümekte olan tanık ... ...'ın durumundan şüphelenildiği, bunun üzerine görevlilerce adı geçenin takip edilmeye başlandığı, bir süre sonra tanığın durup telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ve cadde üzerinde beklediği, kısa bir süre sonra sürücülüğünü sanığın yaptığı aracın söz konusu caddeye giriş yapıp tanığın yanında durduğu, tanığın araca binmesi üzerine aracın görevlilerce takip edildiği, bir süre sonra aracın durduğu ve tanığın araçtan indiği, bunun üzerine görevlilerden birkaçının ekip aracından inip yürümekte olan tanığı durdurdukları, görevlilerce tanığın yapılan üst yoklamasında; pantolonun cebindeki kilitli şeffaf poşette bulunan suç konusu esrarın ele geçirildiği, açıklamada bulunmak istediğini ifade eden tanığın; uyuşturucu maddeyi indiği araçtan aldığını söylediği, bunun üzerine görevlilerce bilgilendirilen ekip aracının, sokak üzerinde durmakta olan sanığın yönetimimdeki aracın önünü kestiği, görevlilerin "Polis!" şeklindeki uyarısı üzerine sanığın aracı çalıştırıp uzaklaşmaya çalıştığı, ancak park hâlindeki bir araca çarpması nedeniyle ilerleyemediği, ardından araçtan inip kaçmaya çalışan sanığın görevlilerce yakalandığı, sanığın yapılan üst yoklamasında; pantolonunun sağ cebinde bulunan dört paket hâlindeki uyuşturucu maddenin ele geçirildiği olayda; Sanığın kullandığı araçtan indikten sonra durdurulan ve yapılan üst yoklamasında üzerindeki suç konusu esrar ele geçirilen tanığın, uyuşturucu maddeyi indiği araçtan aldığına ilişkin beyanına göre artık sanık hakkında suç şüphesinin öğrenilmesinden, soruşturma aşamasının başladığından (CMK madde 2/1-e) bahsetmek gerekecektir. Zira kendisinden uyuşturucu madde ele geçirilen tanığın, söz konusu madde ile sanığın ilgi ve irtibatını açıklaması üzerine görevlilerce, cadde üzerinde durmakta olan araçtaki sanığın yakalandığı ve yapılan üst araması neticesinde dört paket hâlindeki uyuşturucu maddenin ele geçirildiği sabittir. Yapılan bu işlemlerin mahiyeti itibarıyla birer soruşturma işlemi olduğunda şüphe yoktur ve hiçbiri de Cumhuriyet savcısının bilgisi ve emri doğrultusunda yapılmış değildir. Şu hâle göre; sanığın yakalanması veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe duyduklarında kuşku bulunmayan kolluk görevlilerinin, münhasıran şahıs ve delil güvenliğine yönelen tehlikeleri bertaraf etmek kapsamında, PVSK’nın 4/A ve CMK’nın 90/4. maddelerinde öngörülen yakalama ve yoklama (kaba üst araması) önlemlerini aldıktan sonra, durumu CMK'nın 2/(1)-e ve 161. maddeleri ile PVSK'nın Ek 6. maddesi uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına haber vermeleri ve bir koruma tedbiri olarak arama işlemini icra için CMK'nın 116 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uymaları gerektiği hâlde belirtilen yasal mecburiyetlerin hiçbirine riayet etmeden soruşturmaya başlayarak, yukarıda zikredilen birtakım soruşturma işlemleri yanında arama ve el koymayı da hukuka aykırı olarak icra ettiklerinin kabulü gerekir. Bu itibarla kolluk görevlilerinin sanıktan ele geçirdikleri dört paket hâlindeki uyuşturucu maddenin hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın üzerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka uygun olarak elde edildiği ve buna bağlı olarak mahkûmiyet hükmüne esas alınabileceği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B- Sanığın üzerinde yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucu maddenin hukuka uygun olarak elde edilmediği sonucuna ulaşılması karşısında, tanıktan hukuka uygun olarak ele geçirilen uyuşturucu madde dikkate alınarak sanığın hukuki durumun değerlendirilmesi; 1. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin, kullanmaya mı yoksa ticarete mi matuf olduğunun tespiti suç vasfını da belirleyecektir. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 107-136, 06.03.2012 tarihli ve 387-75, 13.03.2023 tarihli ve 252-153 sayılı kararlarında açıklandığı ve doktrinde de (Ateş M.Faik/Bakırcı Yurdanur/Karslı K.Serhat Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları Adalet Yayınevi 3. Baskı syf.190, 1058, Akkaya Çetin Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları Adalet Yayınevi syf. 638, 640, Bayraktar Köksal/Kiziroğlu Keskin Serap/Yıldız Ali Kemal/Zafer Hamide ve ark. syf 349) kabul edildiği üzere; Uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun tayini için bulundurmanın amacının tespit edilmesi gerekir. Bulundurmanın, kullanma maksadına matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken kriterlerden bazıları şunlardır: a. Sanığın bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediği, b. Uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimi, c. Bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşidi ve miktarı, d. Sanığın uyuşturucu madde kullandığının tıbbi raporla tespit edilip edilmediği e. Sanığın ekonomik ve sosyal durumu Her somut olay, bu ve benzeri kriterler ışığında ve kendi özelinde; savunma ve tüm delillerle irtibatı kurulmak suretiyle bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Böylece bulundurma kastı şüpheye yer bırakmayacak katiyette saptanmalıdır. Eylemin, kullanmaya mı yoksa ticarete mi matuf olduğuna ilişkin şüphenin yenilememesi hâlinde sanık lehine yorumla, bulundurmanın kullanma amacına matuf olduğu kabul edilmelidir. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Olay ve olgular bölümünde belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; sanıktan ele geçirilen uyuşturucu maddenin hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olması nedeniyle hükme esas alınamayacağının kabulü karşısında; tanıktan hukuka uygun olarak ele geçirilen esrar ile dosya kapsamındaki diğer deliller esas alınarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesine gelince; Tanık ... ... savcılıkta, sanığın kullandığı araca binmediğini ve üzerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeyi sanıktan almadığını, mahkemede ise söz konusu araca bindiği, ancak uyuşturucu maddeyi sanıktan almadığını beyan etmiş ise de mahkemede dinlenen tutanak düzenleyici tanıklarca da doğrulanan olay tutanağında; şüpheli hareketleri nedeniyle kolluk görevlilerince takip edilen tanığın, telefon görüşmesi yaptıktan kısa bir süre sonra yanında duran sanığın yönetimindeki araca bindiğine, bir süre sonra söz konusu araçtan indiğine ve yapılan üst yoklamasında suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiğine ilişkin tespitlerin yanı sıra, tanığın uyuşturucu maddeyi indiği araçta bulunan sanıktan aldığına yönelik beyanının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Yine tanık ... ..., kolluktaki beyanında olay tutanağını doğrular şekilde, suç konusu bir paket hâlindeki esrarı olay günü telefon görüştüğü ve daha sonra buluşarak aracına bindiği sanıktan aldığını söylemiştir. Sanık ile tanık arasındaki olay tarihine ilişkin iletişim bilgileri içeren HTS kayıtları da hem tanığın yaptığı telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra sanığın kullandığı araca bindiğine ilişkin tespiti içeren olay tutanağını, hem de tanığın kolluktaki beyanını doğrulamaktadır. Bu hâliyle tanığın savcılıktaki ve mahkemedeki değişen beyanlarının sanığı suç ve cezadan kurtarmaya yönelik olduğu kabul edilmelidir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanığın aşamalarda değişiklik gösteren suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceğinin ve bu bağlamda sanığa isnat edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; A) Kolluk görevlilerince, sanığın üzerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen dört paket hâlindeki uyuşturucu maddenin hukuka uygun olarak elde edilmediğinin ve bu nedenle Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağının TESPİTİNE, B) 1- Hukuka aykırı şekilde elde edilen uyuşturucu madde değerlendirme dışı bırakılıp tanıktan hukuka uygun olarak ele geçirilen suç konusu uyuşturucu madde ile dosya kapsamındaki diğer deliller dikkate alındığında, sanığa isnat edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olduğunun ve bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 25.03.2025 tarihli ve 14255-3581 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun yönünden yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun ve asıl uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla karar verildi.