Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/125 E. 2026/441 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/125
Karar No
2026/441
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 49-21

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-d, 102/5, 35/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.02.2015 tarihli ve 49-21 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 27.03.2024 tarih ve 5993-2776 sayı ile; ''Sanık hakkında kurulan hükümde, olay günü sanığın katılanın aşılabilir mukavemeti dışında organ veya sair cisim sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı eyleminin tamamlamasına engel harici herhangi bir neden bulunmaksızın eylemini sonlandırdığı anlaşılmakla, cinsel eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.06.2024 tarih ve 172802 sayı ile; ''...'katılanın aşılabilir mukavemet' kavramının subjektif ve görece bir kavram olduğu, bu kavramın her bir olay, sanık ve mağdur için değişiklik gösterebileceği, dosyaya yansıdığı kadarıyla zihinsel ve bedensel bir engeli bulunmayan katılanın ciddi şekilde yaralanmasına karşın sanığa uzun süre direnerek eylemini tamamlamasına fırsat vermediği ve sanığın bu direnç nedeniyle, aynı zamanda dışarıdan bir ses duyması üzerine panikleyerek istemsiz olarak son verdiği, böyle bir durumda aşılabilir mukavemetten bahsedilemeyeceği ve bu şekilde eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, dolayısıyla eylemin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs etmek suçunu oluşturduğu hâlde, eylemin basit cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi sonucunda bozma hükmü verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır.'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.12.2024 tarih ve 5798-11013 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdurenin ikametinin sanığın iş yeriyle yan yana olduğu, olay günü aralarında tavukların kovalanmasıyla ilgili bir konuşma geçtiği, daha sonra sanığın elinde bulunan maket bıçağı ile katılan mağdureyi yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaraladığı, sanığın katılan mağdureyi bırakarak olay yerinden uzaklaştığı sırada katılan mağdurenin kolluk kuvvetlerini arayıp cinsel saldırıya uğradığını ihbar etmesi üzerine sanık hakkında soruşturma başlatıldığı, 27.02.2013 tarihli olay araştırma ve inceleme tutanağında; olay yerinde kan izleri, falçata parçası, katılan mağdureye ait gri renkli tayt olduğunun tespit edildiği, Çumra Devlet Hastanesi tarafından katılan mağdure hakkında düzenlenen 27.02.2013 tarihli raporda; her iki dizde sıyrık ve çizikler, sol dudak kenarı ile sol kulak memesi arasında çizik, sol ön kolda 13 cm, sol baş parmakta 0,5 cm, sol göz altı bölgesinde 8 cm , burun ucu sol tarafta 2 cm, dudak sol tarafta 2,5 cm uzunluklarında çizikler tespit edildiği, Çumra Devlet Hastanesi tarafından sanık hakkında düzenlenen 27.02.2013 tarihli raporda; sağ el orta parmakta 0,3 cm uzunluğunda hafif yüzülme olduğu, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 14.06.2013 tarihli raporda; sanığın olay sırasında üzerinde bulunan kaban üzerinde, sanık ve katılan mağdureye ait DNA profillerinin bulunduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 29.07.2013 tarihli raporda; sanığın iddia edilen suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği ortadan kaldıracak boyutta akli bir arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye de rastlanmadığı, bu duruma göre sanığın işlediği ileri sürülen suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Konya Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 08.10.2013 tarihli raporda; katılan mağduredeki yaralanmanın, yüzde sabit iz niteliğinde olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 25.07.2014 tarihli raporda; katılan mağdurenin, mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede "travma sonrası stres bozukluğu" denilen psikiyatrik bozukluğun tespit edildiğinin, bu nedenle katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdure; olay tarihinde evinin bahçesinde odun parçaladığını, bu sırada evinin yanındaki iş yerinde çalışan sanığın köpeğinin tavukları nedeniyle huylandığını, zincirini kırmak üzere olduğunu söylediğini, kendisinin de sanığa tavukları kovalamasını söyleyerek odun parçalama işine devam ettiğini, arkasının dönük olduğunu, bir anda sanığın arkasından gelerek ağzını ve burnunu tamamen kapatıp "Dur sakin ol, ben ne dersem onu yap, seninle sevişeceğiz." dediğini, ardından saçını ve kolunu tutup tenhada bulunan odunluğa doğru sürüklediğini, sanığa karşı koymaya çalışsa da engel olamadığını, sanığın cebinden yeşil renkli maket bıçağını çıkarıp rastgele yüzüne ve boynuna doğru savurmaya başladığını, yüzünden yaralandığını, sanıkla boğuşmaya başladıklarını, sanığın iki dizini kullanarak üzerine çıktığını, tek eliyle eteğinin altında bulunan gri renkli taytını çıkardığını, kendisini sürükleyerek duvarın dibine doğru iyice yanaştırdığını, "Şimdi daha rahat olacaksın, benim istediklerimi yapacaksın." dediğini, ardından yumruklarıyla kafasına sert bir şekilde vurmaya başladığını, aynı anda kendi pantolonunu çıkartarak elini cinsel organına doğru götürmeye çalıştığını ancak karşı koyması sebebiyle cinsel organını çıkaramadığını, son bir çare olarak belki korkar ve bırakır düşüncesiyle "Bak şimdi ...gelecek şimdi seni görüp şikâyet edecek, sen de yakalanacaksın." dediğini fakat fayda etmediğini, korkusuz bir şekilde kafasına doğru yumruklar vurmaya devam ettiğini, daha sonra bir ses duyması üzerine aniden kendisini bırakıp olay yerinden koşarak kaçıp gittiğini, ellerinden aldığı kuvvetle vücudunu sürükleyerek evine girdiğini, ilk iş olarak kapıları kilitlediğini, 155 numaralı polis ihbar hattını aradığını beyan etmiştir. Sanık; işçi olarak çalıştığını, kendilerine ait köpeğin havlaması üzerine köpeğe bakmak üzere arka bahçeye geçtiklerini, bu sırada bahçe içerisinde bulunan katılan mağdurenin kendisine doğru baktığını, tavukları kovalamasını istediğini, daha sonra orada bulunan bir kütüğü göstererek götürmesini istediğini, kütüğü de götürdüğünü, kütüğü bıraktığı sırada katılan mağdurenin "Gördün mü?" dediğini, kendisinin de "Yenge neyi gördüm mü?" diye sorduğunu, "Gördün mü bak, kocam duyarsa seni de beni de öldürür." dediğini, kendisinin de "Senin kocan kim ki neden beni de seni de öldürüyor?" dediğini, bu sözü üzerine katılan mağdurenin elleriyle kendisini tırmalamaya çalıştığını, bu sırada yere düştüğünü, katılan mağdurenin üzerine atlayarak saçını başını yolmaya çalıştığını, kurtulmak için katılan mağdureye sağ eliyle sert bir tokat attığını, bunun üzerine o sırada nereden aldığını bilmediği falçata ile boynuna doğru saldırdığını, sağ el orta parmak üstünün kesildiğini, maket bıçağının kırıldığını, katılan mağdurenin kendisine zarar vermesini engellemek için sağ eli ile sert bir yumruk attığını, sersemlemesi üzerine "Nerede gereksiz bir iş var hep beni bulur." diyerek oradan ayrıldığını, üzerini değiştirmek için eve gittiğini, katılan mağdureye tecavüz etmeye çalışmadığını, herhangi bir cinsel saldırıda bulunmadığını savunmuştur. V. GEREKÇE A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.09.20 24... /140, 2024/245, 20.12.2011 tarih ve 230-273, 23.06.2022 tarih ve 226-478, 29.03.2023 tarih ve 340-194, 02.10.2024 tarih ve 228-281 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın "Cinsel Saldırı" başlıklı 102. maddesinin ilk fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli; cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını (sarkıntılık boyutunu aşar biçimde) ihlal etmek şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir. İkinci fıkrada ise suçun, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde "sair bir cisim" ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Sanığın nitelikli cinsel saldırı mı yoksa basit cinsel saldırı kastıyla mı hareket ettiğinin; tarafların yaşları, konumları, olay yerinin özellikleri, sanığın dış dünyaya yansıyan söz ve fiilleri gibi somut olayı nitelendirmeye yarayan tüm hususlar dikkate alınarak hâkim tarafından saptanması gerekmektedir. TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesi şöyledir; "(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." Bu düzenlemeye göre, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına doğrudan doğruya ve elverişli hareketlerle başlanmasına rağmen faillerin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması halinde teşebbüsten dolayı sorumlu tutulmaları gerekecektir. Hazırlık hareketlerinin cezalandırılamayacağında şüphe yoktur. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine' doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/ Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Mahmut Koca/İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı kararı) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu/Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794, İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının da belirlenmesi gerekmektedir. Tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır." şeklinde açıklanmıştır. "Gönüllü Vazgeçme", TCK'nın 36. Maddesinde şöyle düzenlenmiştir; "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır." Madde gerekçesinde; "Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…" açıklamalarına yer verilmiştir. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1-Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2-Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3-Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4-Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5-Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. Maamafih TCK'nın 102. maddesinin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenen, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle cinsel saldırı suçunun kural olarak teşebbüse elverişli bir suç olduğu hususunda tereddüt edilmemelidir. Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki müstakar içtihatlarından ( 24.09.2013 tarihli ve 1239-384 sayılı, 25.02.2014 tarihli ve 496-97 sayılı ve 28.11.2019 tarihli ve 36-675 sayılı ) rücu etmeyi gerektirecek güçlü bir sebep ve gerekçe yoktur. Özel Dairelerin istikrarlı uygulamaları da bu doğrultudadır. Eylemin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun her somut olay özelinde tartışılması gerekir. Genel olarak failin amacı ve davranışları, cinsel ilişki boyutuna ulaşmayıp cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı; hareketler objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse ve netice gerçekleşmişse nitelikli cinsel saldırı, ikinci sonucu gerçekleştirmeye yönelik kastla ve elverişli hakeretlerle icrasına başlanan fiilin, failin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Vasfa yönelik bu ayrımın; failin kastı ile olay öncesi, sonrası ve olay anında dış dünyaya yansıyan davranışlarının, tipik eylem bağlamında değerlendirilmesi suretiyle ortaya konması gerekecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, olay günü iş yerinin yanındaki evde ikamet eden katılan mağdure ile mağdurenin tavukları ile ilgili konuştuğu, daha sonra arkası sanığa dönük şekilde evinin bahçesinde odun kesmeye devam etmekte olan katılan mağdureye arkadan yaklaşıp ağzını kapatarak "Dur sakin ol, ben ne dersem onu yap, seninle sevişeceğiz." dediği, katılan mağdureyi, sürükleyerek odunluğa doğru götürdüğü, katılan mağdurenin karşı koyması üzerine yanında bulunan maket bıçağını çıkarıp rastgele katılanın yüzüne ve boynuna doğru savurduğu, bu sırada sanığın katılan mağdurenin üzerine çıktığını, eteğinin altındaki taytını çıkardığı, elini cinsel organına doğru götürmeye çalıştığı ancak katılan mağdurenin karşı koyması sebebiyle cinsel organını çıkaramadığı, daha sonra aniden bir ses duyması üzerine katılan mağdureyi bırakıp olay yerinden kaçıp gittiği, böylelikle eylemin son bulduğu anlaşılan olayda; Sanığın katılan mağdureye arkasından yaklaşarak "Dur sakin ol, ben ne dersem onu yap, seninle sevişeceğiz." diyerek cinsel birliktelik yaşamak istediğini söylediği, zor kullanarak depoya sürüklemesi, katılan mağdurenin direnmesi üzerine direncini kırmaya çalışarak yanındaki maket bıçağı ile yaralaması, katılan mağdurenin eteğinin içindeki taytı çıkarması, elini cinsel organına doğru götürmeye çalışması şeklindeki dış dünyaya yansıyan davranışlarının, vücuda organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı kastını açıkça ortaya koyması, kast ettiği amaca ulaşmak isteyen sanığın, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başlamış olduğu fiilini kendiliğinden değil, katılan mağdurenin gösterdiği uzun süreli mukavemeti ve bu sırada bir ses duyması sebebiyle elinde olmayan nedenlerle gerçekleştirememesinin dosyaya yansıyan olay yeri inceleme tutanağı ve adli raporlarla da desteklenmesi karşısında; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 27.03.2024 tarih ve 5993-2776 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2026 tarihli yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/125, K. 2026/441, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-125-e-2026-441-k-f221c09990aa