Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/1453 E. 2026/3233 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1453
Karar No
2026/3233
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/36 E., 2024/306 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi 281 43... parsel, 1827,27 m² (eski 1175 parsel) yüzölçümüyle limon bahçesi vasfıyla “bahçenin kullanımı ...’e aittir” şerhiyle Hazine tespit ve tescil edilmiştir. 2. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidi sonucunda kesinleşen orman sınırları içerisinde kaldığını, 1976 yılında ise 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi kapsamında çalışma yapıldığını ve taşınmazın orman sınırı dışına çıkarıldığını, buna karşın tapu kaydında 2/B parseli olduğuna dair şerh bulunmadığından müvekkilinin taşınmazı satın alamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydına Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunun tespiti ile bu hususun tapuya şerh verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; bir yerin orman olup olmadığı ya da orman sınırları dışına çıkarılıp çıkarılmadığının buna ilişkin tutanak ve haritalara göre belirleneceğini, 29.12.2008 tarihli komisyon raporunda dava konusu taşınmazın maki hattı sahası içinde kaldığının belirtildiğini, buna göre taşınmazın orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olmadığı gibi tapu kaydının beyanlar hanesinde de böyle bir şerhin bulunmadığını, 6292 sayılı Kanun kapsamında satışa ilişkin şartları taşıyıp taşımadığı iddiasını davacının ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31.05.2018 tarihli ve 2018/146 Esas, 2018/156 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın Antalya Kadastro Mahkemesinin kesinleşen ilâmına göre 1976 yılında 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi hükmü gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne eski 1175 parsel iken 281 43... parsel olan taşınmazın ''6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yer'' olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 31.05.2018 tarihli kararına karşı davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli ve 2018/556 Esas, 2018/775 Karar sayılı kararıyla " ...tüm dosya kapsamından davacı vekili tarafından vekil edeni adına bahçenin kullanımı ... oğlu ...'e ait olduğu belirtmesi bulunan ve Hazine adına tapuda tescilli dava konusu taşınmazın, Antalya Kadastro Mahkemesinin 2000/174 Esas- 2003/56 Karar sayılı ilamı ile nitelik yitirdiği gerekçesiyle orman sınırları dışına Hazine adına çıkarıldığı belirlendiğinden, bu niteliğinin tapuya şerh verilmesi istemiyle dava açıldığı, dava konusu taşınmaz ile aynı 2/B bloğu içerisinde bulunan ancak sınır komşusu olmayan 281 25... , 71... parsel sayılı taşınmazlara da 2/B ile orman sınırı dışına çıkarıldıklarının şerh verilmesi istemiyle dava açıldığı, bunlardan 281 25... parsel sayılı taşınmaz yönünden kurulan hükmün temyiz kanun yolu denetiminden (Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 2016/2588 Esas- 2016/9955 Karar) geçmek suretiyle 2/B şerhi yönünden kesinleştiği, yine 281 25... parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın kabulüne ilişkin verilen kararında kesinleştiği, dava konusu taşınmaz ve tüm komşu taşınmazların P.II numaralı 2/B bloğunda bulunduğu ve Antalya Kadastro Mahkemesinin 2000/174 Esas- 2003/56 Karar sayılı kararına göre dava konusu taşınmazların eski kaydı olan 1175 parsel sayılı taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdit sınırları içerisinde iken 1952 yılında Maki Tefrik Komisyonunca makilik alan olarak tefrik edildiği, 1976 yılında orman tahdit sınırları dışına çıkarıldıkları gerekçesiyle zilyetlikle iktisapları mümkün bulunmadığından davanın kabulüne karar verilerek tesbitinin iptali ile Hazine adına tesciline karar verildiği, hükmün temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, dava konusu taşınmazın beyanlar hanesinde bu niteliğinin şerh verilmesi gerektiğinden yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Malvarlığına ilişkin davalar para ile ölçülebilen davalar olması nedeniyle belirlenen dava değerinin harçlandırılmış olması şartıyla istinaf ve temyiz sınırının belirlenmesi gerektiğinden, bu neviden davalarda nispi harç alınması ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli kararının davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 03.02.2022 tarihli ve 2021/6386 Esas, 2022/735 Karar sayılı ilamı ile "...Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından; dava konusu taşınmazın 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin ... Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının sadece Vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü; taşınmazın 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarına konu edildiği, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına” şeklinde de işaret edildiği; 1976 yılında orman kadastro komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 numaralı hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiği kabul edildiğinden önce dava konusu taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II numaralı parsel sahası olarak 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmesi üzerine itirazları inceleme komisyonunca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 numaralı parselin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 numaralı parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilan tarihlerinde yürürlükte bulunan kanunlardaki hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. Açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II numaralı parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, dava konusu taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılık, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Hal böyle olunca; dava, tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın 2. madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki talebin de reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2022 tarihli ve 2022/266 Esas, 2022/379 Karar sayılı kararı ile Antalya Kadastro Mahkemesi kararının eldeki dava yönünden kesin hüküm niteliğinde olmadığı, ancak teknik anlamda kesin hüküm etkisi göstermeyen bir hükmün ikinci bir davada kesin delil niteliği taşıdığı, dava konusu taşınmazın 1979 yılında orman sınırları dışında ziraat arazisi gösterilmesinden sonra 1989 yılında yapılan arazi kadastrosunda tarla niteliği ile davacı adına tespit görmesi üzerine Hazine tarafından tespite itiraz edildiği, diğer yandan aynı mahallede bulunan ve aynı konumdaki başka taşınmazların 2/B niteliğinin tespiti için açılan ve kabul ile sonuçlanan davalarda verilen hükümlerin onanmasına ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 20. ve 16. Hukuk Daireleri ile 8. Hukuk Dairesinin daha önceden vermiş olduğu çok sayıdaki onama kararının da bulunduğu dikkate alındığında davanın reddine karar verilmesinin hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2023 tarihli ve 2023/8-514 Esas, 2023/963 Karar sayılı kararıyla "...somut olay incelendiğinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede ilk orman kadastrosunun 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1942 yılında yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Vakıflar İdaresi tarafından ... Vakfına ait tapu kaydına dayanılarak 1942 yılında yapılan tahdide itiraz edilmiş ise de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararında sadece vakfın tapulu taşınmazları kapsamında kalan yerlere ilişkin olarak 8 numaralı Orman Tahdit Komisyonu kararının iptal edilerek, bu yerlerin eskisi gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında ise makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu husus bakımından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararında açık şekilde “...3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına...” karar verildiği görülmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı nedeniyle verilen karar üzerine 1976 yılında orman kadastro komisyonunca "Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 numaralı hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere" nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanılmış ve bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidi sanki tamamen iptal edilmiş gibi kabul edilerek önce her iki dava konusu taşınmazın da orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II numaralı parsel sahası olarak 1744 sayılı 6831 sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un (1744 sayılı Kanun) 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, bu çalışmaya süresi içinde itiraz edilmesi üzerine komisyonca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 numaralı parselin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 numaralı parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu itiraz komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına ise dava konusu taşınmazın konu edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu kapsamda; yapılan orman tahdidinin sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla Vakıflar İdaresinin dayandığı ... Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan orman tahdidinin hâlen geçerliliğini sürdürdüğü, orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II numaralı parselin itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği açıktır. Dava konusu taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde ise hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen ve taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının teknik olarak mümkün olmadığı, somut olayda her ne kadar 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu taşınmazları Hazine adına orman sınırı dışına çıkarmışsa da işleme itiraz edilmesi üzerine aynı komisyonun bu işlemi iptal ettiği sonra da taşınmazları orman sınırı dışında bıraktığı, dolayısı ile dava konusu taşınmazlar bakımından ayakta olan 2. madde çalışmasından söz edilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise ... bir dayanağının olmadığı, dolayısı ile 7 numaralı komisyon tarafından yapılan hiçbir işleme değer verilemeyeceği ve dava konusu taşınmazların hâlen 1942 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıltılan yerlerden olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava konusu taşınmaz ile komşu taşınmazlarda 1942 yılında orman tahdidi yapıldığı, taşınmazların kesinleşen orman tahdidi sınırları içerisinde kaldığı, tüm bu davaların açılmasına neden olan sorunun 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesine göre orman sınırları dışına çıkarılmış olmasına karşın İdarenin, vakıflar ile ilgili orman tahdidinin iptali kararını yanlış değerlendirip, 2/B uygulamasını iptal ederek mükerrer orman tahdit uygulaması yapmasından kaynaklandığı, ayrıca taşınmazın davacı veya murisi adına tespit edilmesi üzerine Hazine tarafından geçmişinin orman ve zilyetlikle kazanılamayacağı iddiası ile dava açıldığı, mahkemece taşınmazın geçmişi orman ve 2/B niteliğinde görülerek Hazine adına tarla niteliği ile tescil edildiği, bu kararın kesinleştiği ve Hazine yönünden bağlayıcı olduğu, tüm bunlar dışında bölgede benzer ve komşu taşınmazlar için mahkemelerce verilen kabul kararlarının tamamına yakınının Yargıtay (Kapatılan) 16, 20. Hukuk Daireleri ile 8. Hukuk Dairesi tarafından onandığı, az sayıda kalan dosyada taşınmaz yönünden görüş değiştirilerek bozma kararı verilmesinin hukuki güvenlik, hukuki istikrar ve aynı durumdaki kişiler arasında bulunması gereken eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağı, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir..." gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma kararının hatalı verildiğini, kesin hükümlerin gözden kaçtığını, aynı olayla ilgili emsal teşkil eden yargı kararlarının olduğunu, herhangi bir yasa değişikliği olmadığı halde Yargıtay dairesinin uygulama değiştirdiğini, verilen kararın hukuk güvenliği, hukukta öngörülebilirlik, hukuki istikrar, kanun önünde eşitlik, yargının kişiler arasında eşit davranma yükümlülüğü, sosyal devlet ilkeleri ile bağdaşmadığını, hükmen tescil kararının gerekçesi ve hüküm fıkrasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, emsal Yargıtay kararlarına güvenilerek açılan davada davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın tapu kaydına 2/B şerhi yazılmasına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararın ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2026/1453, K. 2026/3233, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2026-1453-e-2026-3233-k-1dd3890575be