Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/1119 E. 2026/2069 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1119
Karar No
2026/2069
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2393 E., 2025/2533 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Şile 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/700 E., 2024/371 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sonucunda, ... ili ........ ilçesi ....... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 04... parsel sayılı 10.368,02 m² yüzölçümlü taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve taşınmazın tarla olarak 1995 yılından beri ... ............. ve ............. kullanımında olduğu" şerhi yazılarak Hazine adına tepit edilmiş, bilahare 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) uyarınca yapılan satış istemiyle ... ve arkadaşları adına payları oranında tescil edilmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; dava konusu 1 04... parsel sayılı 10.368,02 m² yüzölçümlü taşınmazın 03.04.2014 tarihinde Hazine adına tescil edildiğini sonrasında da 6292 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın 1/7 hissesinin 03.04.2014 tarihinde davalı ...'e, 5/7 hissesinin 16.04.2014 tarihinde diğer davalı ...'nın murisi ... ..........., kalan 1/7 hissesinin ise, 22.01.2015 tarihinde satış sözleşmesiyle davacıya satıldığını ancak fiili durum bakımından zilyetlere ilişkin payların belirlenmesinin hatalı olduğunu, dava konusu taşınmazda davacının zilyetliğinde bulunan toplam alanın 5.717,93 m² iken davacıya satışı yapılan 1/7 hissenin 1.481,14 m² olduğunu, davacının zilyetliğinde bulunan 4.236,79 metrekarenin hisseleri oranında diğer davalılar adına tespit edilerek 6292 sayılı Kanun ile satışların yapıldığını, bu nedenle tapu kayıtlarının açıkladıkları şekilde iptali ve yeniden tescili gerektiğini, bu talebin kabul edilmemesi halinde davacı adına tescil edilmesi gereken 4.236,79 m²nin güncel bedelinin tespitiyle terditli bir şekilde alacak davası olarak davalılardan hisseleri oranında alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu 1 04... parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, kadastro tespitinde davalının murisi ... .........., davacı ..., diğer davalı ... ile dava dışı ... ..........., ........... eşit nispette kullanımında olduğunun beyanlar hanesinde belirtildiğini, dava açılmadığından kadastro tutanağının 28.07.2010 tarihinde kesinleştiğini, davacı tarafından açılan davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12. maddesi kapsamında 10 yıllık hak düşürücü süre dolmuş olduğundan reddi gerektiğini, kullanım kadastrosunda hak sahibi olduğu tespit edilen davalının murisi ... .......... dava dışı hak sahipleri olan ... ...................... hisselerini noter tarafından düzenlenen muvafakatnameler kapsamında devraldığını ve sonrasında da taşınmazın toplam 5/7 hissesinin kendisine satışı için Milli Emlak Müdürlüğüne müracaat ettiğini, davalının, murisinin vefatından sonra, kullanım kadastrosu kesinleşen dava konusu taşınmazın 5/7 hissesi için tespit edilen bedeli ödemek suretiyle, 6292 sayılı Kanun kapsamında Milli Emlak Müdürlüğünden taşınmazın 5/7 hissesini satın aldığını, 6292 sayılı Kanun kapsamında yapılan satış işleminden sonra açılan işbu davanın reddi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... mirasçıları ... ve arkadaşları vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamında, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, kadastro tespitinde Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazda davalıların murisi ..., ... ......... ile dava dışı ... ............... eşit nispette kullanımında olduğunun beyanlar hanesinde belirtildiğini, kadastro tespitinin dava açılmadığından kesinlemiş olduğunu, davacı tarafından açılan davanın 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamına 10 yıllık hak düşürücü süre dolmuş olduğundan reddi gerektiğini, kullanım kadastrosunda hak sahibi olduğu tespit edilen davalının murisi ...'in 1/7 hissesinin kendisine satışı için Milli Emlak Müdürlüğüne müracaat ettiğini ve taşınmazı hissesi oranında satın aldığını, 6292 sayılı Kanun kapsamında yapılan satış işleminden sonra açılan işbu davanın reddi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "1 04... parsel sayılı taşınmazın 2010 yılında yapılan kadastrosunun 28.07.2010 tarihinde kesinleştiği, 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin 28.07.2010 tarihinde dolduğu, huzurdaki davanın 28.12.2023 tarihinde açıldığı ve davaya konu taşınmazın paylarının idarece satıldığı" gerekçesiyle davanın hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesiyle, tespitin kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süre düzenlemesinin mevcut olduğu, inceleme konusu taşınmazın kullanım kadastrosu tespitinin 28.07.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış olmakla, davanın açıldığı tarih itibariyle 3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğundan yazılı gerekçeyle verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı, öte yandan, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın Hazine'nin mülkiyetinden çıkıp üçüncü şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra tapu iptaline yönelik davanın dinlenme olanağının da bulunmadığı, davacı tarafın inceleme konusu davayı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan satış işleminden sonra açtığı, davalı tarafa ait tapu kayıtlarının idarece yapılan satış işlemi neticesinde oluştuğu, dayanak satış işlemi iptal edilmedikçe tapu kaydının iptali ve tescil istemli davanın ve taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline yönelik davanın dinlenme olanağının bulunmadığı" gerekçesiyle davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında davacı ve davalılara satıldığını ancak fiili durum bakımından zilyetlere ilişkin payların belirlenmesinde hata olduğunu, davacının dava konusu taşınmazın zilyetlerinden olup, üzerinde tarımsal faaliyetlerini sürdürdüğünü, davacının zilyetliğinde bulunan toplam 4.236,79 m²lik alandan sadece 1/7 paya tekabül eden 1.481,14 m²lik kısmı için satış yapıldığını geri kalan ve aslında davalının zilyetliğinde olan 4.236,79 m²lik kısım ise, hatalı bir şekilde diğer davalılara satıldığını, davacının açtığı davanın kadastro tespitinden önceki hukuki sebeplere değil, 6292 sayılı Kanun gereği yapılan satış işlemleri neticesinde oluşan tapu kaydının yolsuzluğuna dayandığını, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve ilgili hukuki mevzuata aykırı olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın, 6292 sayılı Kanun kapsamında yapılan satış işlemleri sonucunda tapu sicilinin yolsuz hale gelmesi iddiasına dayandığını, bu tür davalarda 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağının Yargıtay tarafından kabul edildiğini, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin işin esasına girmeden, delillerini toplamadan, tanıklarını dinlemeden, davalının zilyetliğini göz ardı ederek şekli bir hak düşürücü süre değerlendirmesiyle karar verdiğini, bu durumun Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 6292 sayılı Kanun uyarınca davalılar adına yapılan satış sonucu oluşan tapu kayıtlarının iptalinin istenip istenilmeyeceğine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,

Davacının yatırmış olduğu 732,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2026/1119, K. 2026/2069, T. 30.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2026-1119-e-2026-2069-k-f452d5131e1c