Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/5783 E. 2026/4136 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5783
- Karar No
- 2026/4136
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1950 E., 2025/1186 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bartın Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/61 E., 2023/3 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sırasında, Bartın ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 13 22... parsel sayılı 7.170,91 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine, ''6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, 3303 sayılı Taş Kömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanun'un (3303 sayılı Kanun) 3. maddesi gereğince ... Hudutları içinde kaldığı, taşınmazın 1994 yılından beri 3 hisse itibarıyla 1/3 hisse olarak davalılar ... evlatları ..., ... ve ...’ün fiili kullanımında olduğu'' şerhi yazılarak, tarla vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir. 2. Davacılar ..., ..., ... ve ... ortak dava dilekçelerinde; Bartın ili ... ilçesi ... Mahallesi 13 22... parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmasında yalnızca davalıların kullanımında olduğuna dair tespitin yapıldığını, dava konusu taşınmazın müşterek olduğunu, dava konusu taşınmazın kendilerine atalarından ırsen intikal ettiğini, davalıların kötü niyetli şekilde kadastro çalışmalarında kendi kız kardeşlerinin dahi isimlerini yazdırmadıklarını, davalılardan ... ve ...'ün köy ile alakalarının bulunmadığını, mahalli bilirkişilerin asılsız yönlendirmeleriyle bu şekilde tespitin yapıldığını, dava konusu taşınmazın ortak kullanımlarının 1994 yılından daha da eskiye dayandığını beyan ederek eşit kullanım söz konusu olduğunu ileri sürerek, taşınmazın davacılar ile davalıların kullanımında olduğuna dair düzeltmenin yapılmasını talep etmişlerdir. II. CEVAP 1. Davalılar ... ve ... ortak cevap dilekçelerinde; dava konusu taşınmazın kullanım kadastrosu tespitlerinin doğru olduğunu, davacıların taşınmazla hiçbir ilgilerinin bulunmadığını, taşınmazı uzun süredir birlikte kullandıklarını, davacıların hiçbirinin taşınmazın bulunduğu köyde dahi oturmadıklarını, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) amacının orman köylülerinin desteklenmesi olduğunu, taşınmazların miras hukuku ile hiçbir ilgisinin olmadığını, hak sahipliği için kanunun aradığı şartın ilgili araziyi işlemek ve kullanmak olduğunu, bu şartı da davalılar olarak kendilerinin sağladığını, 3402 sayılı Kanun kapsamında yapılan kullanım kadastrosunda da fiili kullanım esas alınarak hak sahipliğinin belirleneceğinin vurgulandığını, kullanıcı olarak belirlenmelerinin yasal mevzuata uygun olduğunu, davacıların dava konusu taşınmazla ilgili kullanma ve zilyet olma iddialarının olmadığını, iddialarını sadece miras hakkına dayandırdıklarını ileri sürerek, davanın reddini savunmuşlardır. 2. Davalı ... cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın kullanım kadastrosu tespitlerinin doğru olduğunu, davacıların taşınmazla hiçbir ilgilerinin bulunmadığını, taşınmazı uzun süredir davalılar ile birlikte kullandıklarını, davacıların hiçbirinin taşınmazın bulunduğu köyde dahi oturmadıklarını, 6292 sayılı Kanun'un amacının orman köylülerinin desteklenmesi olduğunu, taşınmazların miras hukuku ile hiçbir ilgisinin olmadığını, hak sahipliği için kanunun aradığı şartın ilgili araziyi işlemek ve kullanmak olduğunu, bu şartı da davalılar olarak kendilerinin sağladığını, 3402 sayılı Kanun kapsamında yapılan kullanım kadastrosunda da fiili kullanım esas alınarak hak sahipliğinin belirleneceğinin vurgulandığını, kullanıcı olarak belirlenmelerinin yasal mevzuata uygun olduğunu, davacıların dava konusu taşınmazla ilgili kullanma ve zilyet olma iddialarının olmadığını, iddialarını sadece miras hakkına dayandırdıklarını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; zilyetlik tespitlerinin yasal dayanaklara uygun şekilde yapıldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ''keşif sırasında, mahalli bilirkişiler taşınmazın ilk kullanıcısının davalıların dedesi ... olduğunu, davalı tanıkları ...'ün babası ... olduğunu beyan ettikleri, davacı tanıklarının taşınmazın ilk kullanıcısının kim olduğunu ve halihazırda taşınmazın kim tarafından kullanıldığını bilmediklerinin görüldüğü, davalı tanıkları tarafından ilk kullanıcı olarak bildirilen ...'ün 1954 tarihinde vefat ettiği cihetle beyanı alınan mahalli bilirkişiler ve taraf tanıklarının en yaşlısının dahi o tarihte çocuk yaşta olduğu, ...'ün kullanımına ilişkin mahal çevreden edinilen duyumlar dışında görgüye dayalı bilgileri bulunmasının kendilerinden beklenemeyeceği, bu noktaya inhisar eden duyuma dayalı bilgilere, yüzleştirme sonucunda alınan beyanlar da nazara alındığında itibar olunabileceği sonucuna varıldığı, mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının murislerin vefatı ile terekenin taksim edilip edilmediğine ilişkin bilgileri bulunmamakta ise de davalıların dedesi ...'ün 1968 yılındaki ölümünden sonra taşınmazın oğlu ... tarafından kullanılmaya başladığı, ...'nin de 1990 yılındaki ölümünden sonra taşınmazın davalılar tarafından kullanıma devam edildiğinin bildirildiği, davacıların taşınmazı doğrudan doğruya kullandıklarına ilişkin hiçbir tanık beyanı bulunulmadığı, keşif sırasında davalı tanıkları, dava konusu taşınmazın kullanımı karşılığında davalıların üst soyunun (... - ...), davacıların dedesinin ...'ün eşi olan ...'e mahalli ağızla öşür adı altında ödeme yaptığı belirtildiği, keşif sırasında mahalli bilirkişiler, davacı ve davalı tanıklarının yüzleştirildiği, yüzleştirme sonucunda bu yolda beyanda bulunan davacı tanıkları, öşürün hangi taşınmazın kullanımının karşılığında ödendiğini bilemediklerini ifade ettikleri, duruşmada dinlenen davacı tanığı ...'nin, hassaten davalı taşınmazın kullanımı dolayısıyla ödeme yapıldığını bildirmiş olması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 31. maddesi uyarınca doğru hükme ulaşmadaki güçlüklerin izalesi adına, öşürü ödeyen olarak ismi bildirilen davalıların annesi (... eşi) ...'ü tanık olarak bildirip bildirmeyecekleri sorulduğu, müspet cevapta bulunulması üzerine ...'ün celsede beyanlarına başvurulduğu, beyanında özetle ödenen öşürün bu taşınmazın kullanımı karşılığı değil, taraflar arasında müşterek olan tapulu birtakım taşınmazların kullanımı karşılığı olduğu söylendiği, davalıların ve davalıların üst soyunun, dava konusu taşınmazın kullanımı karşılığında öşür adı altında ödeme yaptığı olgusu da ispatlanamadığı, taşınmazın ilk kullanıcısının tarafların dedelerinin babası olan ... olduğu, kök murisin 1954 yılındaki ölümü ile taşınmaz üzerindeki kullanımın müstakilen oğlu ... (davalıların dedesi) tarafından sürdürüldüğü, ...'ün 1968 yılındaki ölümünden sonra oğlu ...'ün fiili kullanıma devam ettiği, ...'ün de 1990 yılındaki vefatıyla taşınmazın davalılar tarafından ziraat bilirkişinin de raporuna yansıdığı üzere müstakilen tespit tarihine kadar zirai faaliyet yürütülmek suretiyle kullanıldığı, kök murisin ve oğlu ... ile torunu ...'ün terekelerinin taksim edilmediği, dava konusu taşınmaz üzerinde ...'ün oğlu (davacıların dedesi) ...'ün ve alt soyunun, davacıların da fiili kullanımlarının bulunmadığı hususlarının kabul edildiği, ...'ün, oğlu ... dışındaki çocuklarının ve onların çocuklarının 1954 yılından kadastro tespit tarihi arasındaki 66 yıl boyunca, ...'ün oğlu ... dışındaki çocuklarının 1968 yılından kadastro tespit tarihi arasındaki 52 yıl boyunca ve ...'ün davalılar dışındaki çocuklarının ise 1990 yılından kadastro tespit tarihi arasındaki 30 yıl boyunca boyunca süregelen fiili kullanım şekline itiraz etmediği, eylemli durum ile zilyetliğe karşı çıkmadıkları, davalıların fiili kullanım durumuna rıza gösterdikleri, dava konusu taşınmazlara ilişkin zilyetlik iradelerinin bulunmadığı, davacıların 31.12.2011 tarihinden önce fiili kullanımları bulunmadığı'' gerekçesiyle davanın reddine, 13 22... parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağındaki vasıf ve nitelikleri ile birlikte tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar ... ve arkadaşları vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ''davacıların dava konusu taşınmazın kök murisinden geldiğini ve taksim edilmediğini iddia ettiği, öncelikli olarak çekişmeli taşınmazların kök muristen geldiğini ispatlamak zorunda oldukları, taşınmazın tarafların kök murisinden geldiğinin net ve kesin olarak belirlenmesi halinde, ispat yükünün yer değiştireceğini, davalı tarafın dava konusu taşınmazın hangi hukuksal sebebe dayalı olarak kendisine ait olduğunu ispatlamak durumunda olduğu, mahallinde yapılan keşif, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında, dava konusu taşınmazda uzun süredir davalıların kullanımında olduğu, uzun süreli kullanımın taksime karine oluşturduğu, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı '' gerekçesiyle davacılar ... ve arkadaşları vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; keşif sırasında dinlenen tanık beyanları ve mahalli bilirkişi beyanlarından davaya konu taşınmazı ...'e ait olduğunu, ...'ın ölümünden sonra çocukları ... ve ... tarafından kullanılmaya devam edildiğini, ...'ün vefatından sonra taşınmazın kendisine düşen kısmının ... oğlu ... tarafından ve ...'ün vefatından sonra taşınmazın kendisine düşen kısmının ... eşi ... tarafından kullanıldığını, ...'ün ölümünden sonra ...'e düşen kısmın da zaman zaman ... tarafından kullanıldığını ve ...'ün eşi ...'e bu kullanım karşılığında öşür verildiğini, ... eşi ...'ün vefatından sonra da öşürün ... ile ...'ün çocuklarından ...'ye getirildiğini ve bu öşürün hissesine düşen nispet uyarınca davacıların annesi ...'e verildiğini, tanık beyanlarında davaya konu taşınmazda kendilerine düşen kısmı davacılar lehine bıraktıklarını da ayrıca beyan edildiğini, hakkı doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmeyecek ve ortak akraba olan tek kişinin ... olup beyanlarına itibar edilmesi zaruret teşkil eden kişinin kendisi olduğunu, tanık beyanları ve mahalli bilirkişi beyanları arasındaki çelişkiyi gidermek adına ... isimli ve aynı zamanda davalıların annesi olan kişinin dinlenmek istendiğini, bu kişinin doğrudan dinlenmesinin hatalı olduğunu, hakkı dolaylı veya doğrudan etkilenebilecek kişilerden olup beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, taşınmazın eşi ...'ün babası ...'ten geldiği ve daha geçmişini bilmediğini beyan edilse de; bu hususun doğru beyan olmadığını, kayınpederi ...'nin kardeşinin olup olmadığını ve bu taşınmazın nereden ve ne şekilde geldiğini bilmemesinin mümkün olmadığı, davalı tanıklarının bilmediklerini iddia ettikleri, ... eşi ...'ü bilmemelerinin de mümkün olmadığını, ... eşi ...'ün adres kayıtları celp edilmeden karar verilmesinin eksik inceleme neticesi verilen bir hüküm oluşturduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacıların kullanım hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenlerden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.