Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/920 E. 2026/1156 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/920
Karar No
2026/1156
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/920 - 2026/1156 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/920 KARAR NO : 2026/1156

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25.03.2026 NUMARASI : 2026/27 Esas 2026/188 Karar

DAVACI : VEKİLİ :

DAVALI : VEKİLİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 19.06.2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 07.07.2026

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 03.11.2014 tarihinde, davacının sürücüsü olduğu araç ile davalı tarafından Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalanan aracın çarpışması sonucu davacının ağır şekilde yaralandığını ve maluliyetinin meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde davalı tarafından sigortalanan araç sürücüsünün kusurlu olduğunu ve davalının zararlarından sorumlu olduğunu, davacının, davalıya müracaatı üzerine 13.01.2016 tarihinde 28.058,79 TL ödemede yapılmış ise de, ödemenin yetersiz olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 2.000,00 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalından tahsilini istemiş, talep artırım dilekçesiyle de dava değerini 174.205,62 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; kazaya karışan aracın, davalı tarafından ZMMS ile sigortalı olduğunu, sorumluluklarının sigorta limiti kusur ve zarar ile sınırlı olduğunu, davacının kusuru, zararı ve maluliyetini kanıtlaması gerektiğini, davalı tarafından 13.01.2016 tarihinde davacıya %32 maluliyet oranına göre 28.058,79 TL ödemede bulunulduğunu ve sorumluluğunun sona erdiğini, bu nedenle öncelikle ödeme tarihi itibariyle hesaplama yapılarak, ödemenin yetersiz olması halinde yapılan ödeme güncellenerek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, davalı tarafından davacının müracaatı üzerine ödeme yapıldığından, davadan önce temerrüt gerçekleşmediğini, bu nedenle dava tarihinden itibaren faize hükmedilebileceği savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi tarafından verilen, 19.12.2018 tarih, 2016/154 E. 2018/1063 K. sayılı kararın, davalının istinaf başvurusu üzerine, Dairemiz 08.04.2021 tarih, 2019/718 E 2021/745 K. Sayılı dosyasında verilen karar ile kaldırılması sonrasında, mahkemece yeninden verilen 06.12.2023 tarihli 2021/358 Esas 2023/874 Karar sayılı kararın da, tarafların istinaf başvurusu üzerine, ilk kaldırma kararındaki eksikliğin gereği gibi ikmal edilmemiş olması nedeniyle yeniden Dairemiz, 28.11.2025 tarihli, 2024/151 E. 2025/1516 K. Sayılı kararı ile kaldırılması üzerine yeniden yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; Davanın; trafik kazası nedeniyle sürekli ve geçici iş göremezlik bakiye tazminat istemine ilişkin olduğu, kaza tespit tutanağı ve alınan kusur raporu ve Kırıkkale Asliye Ceza Mahkemesi 24.03.2016 Tarih, 2015/158 Esas, 2016/99 Karar Sayılı dava dosyasında davacının ve davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün eş değer kusuru ile trafik kazasının meydana geldiğinin anlaşıldığı, daha önce mahkemece, davacının kaza nedeniyle tespit edilen %54 maluliyet oranı, sigorta şirketi tarafından 13.01.2016 tarihinde davacıya yapılan 28.058,79 TL ödeme nazara alınarak ve davacının ıslah talebi doğrultusunda "davanın kabulü ile, 174.205,62 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 13.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine," karar verilmiş iken verilen ilk kararın davalı tarafından istinaf edilmesi sonrasında; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 2019/718 Esas ve 2021/745 Karar sayılı ilamı ile; hükme esas alınan maluliyet raporunun karar vermeye elverişli olmadığından kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı doğrultusunda İstanbul Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu'ndan alınan 06.04.2023 tarihli raporda; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin tıbbi belgelerinde kayıtlı depresyon ile dava konusu olay arasında tıbben illiyet bağı kurulamadığı, davacının 03.11.2014 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı gelişen yaralanması ile illiyetli maluliyet ve özürlülüğüne neden olacak mahiyet ve derecede aktif psikopatoloji saptanmadığı, tıbbi belgeleriyle birlikte yapılan değerlendirmede sorulduğu üzere “davacının, kazaya bağlı "depresyon" geçirmediğinin anlaşıldığı, 20.02.2019 tarih ve 30692 sayılı resmi gazetede yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi hakkında yönetmelik hükümlerine göre değerlendirildiğinde; Görme Sistemi, İşlevsel görme puanı 68, görme sistemi yetersizlik puanı 32(yüzde otuziki) olup, Kişinin Tüm Vücut Engellilik Oranının %32 (yüzdeotuziki) olduğu, 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve mesleği bildirilmemekle Grup1 kabul olunarak: Gr1 II(1……….35)A %39 E cetveline göre %34(yüzdeotuzdört) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, özürlülük kavramıyla meslekte kazanma gücü kaybı, çalışma gücü kaybı kavramlarının farklı kavramlar oldukları, farklı tüzük ve yönetmeliklerin, farklı bölümlerinde değerlendirildikleri, aralarında bağlantı bulunmadığı, aralarında çelişkiden bahsedilemeyeceği, iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 3(üç) aya kadar uzayabileceği, başka birisinin geçici veya sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur. " denilerek, rapor tanzim edildiği, rapor karar vermeye elverişli görülerek yapılan yargılama sonrasında 2021/353 Esas sayılı dosyasında "davanın kabulüne, 174.205,62 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 13.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine," dair karar verildiği, verilen bu kararın da davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 2024/151 Esas ve 2025/1516 Karar sayılı ilamı ile " Somut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ilk kararda, %54 maluliyeti çerçevesinde 174.205,62 TL maddi tazminata hükmedilmiş, davacı maluliyetin yüksek belirlendiğini, bu nedenle kabul edilen tazminatın fahiş olduğunu ileri sürerek, kararı istinaf etmiştir. Kaldırma kararından sonra maluliyet oranı %34 olarak belirlendiği halde, aktüer bilirkişi tarafından ödeme tarihine göre yapılan hesaplamaya göre hesaplamanın yeterli olmadığını tespit ettikten sonra, 31.12.2023 tarihindeki veriler nazara alınarak hesaplama yapmış, yapılan hesaplamaya göre bakiye zarar 908.551,57 TL olarak tespit edilmiş, mahkemece de, ilk kararda verilen tazminatı geçmemek üzere davanın esası hakkında karar verilmiştir. Davacının, kanun yoluna başvurmaktaki muradı sadece maluliyet oranın doğru tespit edilmesi değil, bunun yanı sıra doğru belirlenecek maluliyet oranı çerçevesinde tazminat talebinin yapılan ödemenin yeterli olduğundan bahisle reddi yahut doğru tespit edilecek maluliyet oranına göre düşürülmesine yöneliktir. Dolayısı ile kaldırma kararından sonra yaşanan gelir artışları nazara alınarak hesaplama yapılması, davacının kararı istinaf ermekteki muradını, karşılamayacağı açıktır. Bu durumda, Dairemizce daha önce kaldırılan ilk derece mahkemesinin 19.12.2018 tarih, 2016/154 E. 2018/1063 K. Sayılı kararına esas alınan rapor tarihindeki verilere göre, ancak Adli Tıp Kurumu tarafından belirlenen maluliyet oranı nazara alınarak (davadan önceki ödeme de söz konusu rapor tarihine göre güncelenerek) bilirkişiden ek rapor yahut yeni bir bilirkişiden rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı tarafından istinaf edilen ve davalı lehine kaldırılan kararda, davalının kanun yoluna başvurmaktaki amacını ortadan kaldıracak şekilde 31.12.2023 tarihindeki verilere göre hesaplama yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesi ile mahkemenin kararının kaldırılmasına karar verildiği, Kaldırma ilamı doğrultusunda bilirkişiden yeniden alınan 23.02.2026 tarihli bilirkişi heyet raporunda: dava konusu olayın meydana gelmesinde davacı sürücü...’un olayda %50 oranında kusurlu, davalı şirkete sigortalı ...plakalı araç sürücüsü ...’ın %50 oranında kusurlu olduğunun 23.01.2017 tarihli raporla tespit edildiğini, davacı...’un E cetveline göre %34 (yüzde otuz dört) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 3 (üç) aya kadar uzayabileceği, başka birisinin geçici veya sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığının 29.03.2023 tarihli raporla tespit edildiğini, davacı...’un yaralanması nedeniyle uğradığı (davalı ... AŞ tarafından yapılan güncellenmiş ödemenin mahsubu sonrası) net ve gerçek bakiye maddi zararının; 121.615,86 TL olarak hesaplandığının bildirildiği; raporun karar vermeye elverişli olduğu; mahkemece verilen 2016/154 E. 2018/1063 K. Sayılı ilk kararını davalının istinaf etmiş olması ve davalı lehine kararın kaldırılmış olması nedeniyle, ilk verilen karara esas alınan rapor tarihteki verilere göre bilirkişiden alınan raporda, davacının 2.735,18 TL geçici iş göremezlik, 301.124,60 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 303.859,78 TL zararının bulunduğu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün %50 kusurlu olması nedeniyle 151.929,89 TL zarar ile davalının sorumlu olduğu, davalı tarafça yapılan ödemenin güncellenmiş değerinin düşülmesi ile birlikte davacının davalıdan talep edebileceği bakiye tazminatın 121.615,86 TL olduğu, davalı sigorta şirketinin ZMMS poliçesi gereği bakiye zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle; “Davanın kısmen kabulüne, 121.615,86 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 13.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,” karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; HÜTF Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan raporda davacının %54 maluliyeti tespit edilmişken, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı sonrasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan raporda maluliyet oranın %34 maluliyet 3 ay iyileşme süresi tespit edildiğini ve bu rapora istinaden mahkemece yeniden verilen kararın Ankara Bam 26 HD 2024/151 E. 2025/1516 K kararı ile kaldırıldığını, kaldırma kararının yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve tazminat hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu, hesaplamanın karar tarihine en yakın asgari ücret üzerinden yapılması gerektiğini, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmemesinin davacı aleyhine olumsuzluk yaratmaması gerektiğini, asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğunu, bu nedenle karar tarihine en yakın tarihteki asgari ücrete göre hesaplamanın yapılması gerektiğini, davanın haklarının bu şekilde yapılan hesaplama ile zarara uğratıldığını kararın hak ve nesafete aykırı olduğunu, yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, hüküm gününe kadar tüm asgari ücret artışlarının nazara alınması gerektiğini, istinaf edilmeyen karardan sonra maluliyet oranın ve koşulların değiştiğini, koşulların değişmesi üzerine verilen ikinci kararında davacı tarafından istinaf ediliği, bu haliyle kararın kabul edilebilir olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılık görülmediğinden, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın daha önce iki kez kaldırılmış olması çerçevesinde her bir kaldırma kararı çerçevesinde usulû kazanılmış haklar korunarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle, maddi tazminat istemidir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından, daha önce verilen karar taraflarınca istinaf edilmiş olsa dahi asgari ücretin kamu düzeninden olması nedeniyle, cismani zarar nedeniyle hesaplamamanın her halükarda karar tarihine en yakın asgari ücrete göre hesaplanması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. Uyuşmazlık, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmemiş olması durumunda, söz konusu kararın davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı, usuli kazanılmış hak oluşturacak ise, usuli kazanılmış hakkın daha önce hüküm altına alınan tazminat miktarı ile mi sınırlı olduğu, özellikle aktüer hesaplamaya ile zararın belirlenmesi yoluna gidilen davalarda, aktüer hesaplamaya esas veriler açısından da usuli kazanılmış hakkın söz konusu olup olmayacağına ilişkindir. Bu kapsamda, uyuşmazlığın, "usuli kazanılmış hak" ve "kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkı" ilkelerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Usuli kazanılmış (müktesep) hak kavramı, Türk hukukuna Yargıtay içtihatları ile girmiş, hakkın kapsamı ve genel hatları da yine içtihatlar ile belirlenmiştir. 09.06.1960 Tarih 21/9 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ile “Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, “usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir; meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir.” denilmek suretiyle tanımlanan usuli kazanılmış, sonrasında çıkan içtihatlarla sınırları belirlenerek, temyiz incelemesi sonrasında verilen kararlarda karşı tarafın temyize başvurmaması halinde temyiz eden kişi aleyhine hüküm bozulmaması (aleyhe bozma yasağı) yanı sıra bozma kararı sonrasında verilecek kararlarında temyiz eden aleyhine olamayacağı (aleyhe hüküm verme yasağı) kabul edilmiştir. İstinaf Kanun yolu açısından "usuli kazanılmış hakka" bakıldığında ise; bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 6100 sayılı Kanun ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. Bir davanın talepler ve ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak bir üst derece yargı yerince yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna istinaf denir. İstinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup ülkemizde dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır (Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026 tarihli ve 2025/12-171 Esas, 2026/28 Karar) Dar anlamada istinaf yolunun kabul edilmiş olması nedeniyle (istinaf yoluna gidilmesi ilk derece yargılamasının devamı niteliğinde olmaması, kamu düzeni hariç sadece istinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılacak olması) denetim mahkemesi olan istinaf mahkemelerinin inceleme kapsamı nazara alındığında Yargıtay kararları açısından usul hukukunda yer bulan usuli kazanılmış hak, aleyhe bozma (kaldırma) yasağı ve aleyhe hüküm verme yasağının "istinaf kanun yolu" açısından da, istinaf incelemesi sırasında ve istinaf incelemesi sonrasında yeniden kurulacak hüküm açısından nazara alınacağı Dairemiz ve Yargı ekseriyeti tarafından kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/10-153 E 2026/325 K. "İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın tebliğ edildiği ancak davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunda bulunmadığı, davacılar vekilinin ise bu karara yönelik sadece vekâlet ücretine ilişkin istinaf sebebi ileri sürdüğü, Bölge Adliye Mahkemesince de davanın esasına ilişkin değil de sadece vekâlet ücreti yönünden hüküm kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verildiği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan davalı Kurumun Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz etmesi üzerine Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması mümkün değildir." denilerek, dar anlamda istinaf incelemesinin bir sonucu olarak, istinaf kanun yoluna başvurulmasında usuli kazanılmış hakların korunacağını ve istinaf yargılamasının, ilk derece yargılamasının devamı olmadığını ortaya koymuştur. (Yargıtay HGK 2025/10-758 E. 2026/297 K "...usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerek HMK'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. ") Kanun yollarında usuli kazanılmış hak hakkın korunmasının nedenleri arasında kabul edilebilecek diğer durumlar ise "hukuki belirlilik" ve "meşru beklentinin zedelenmemesidir. Mahkemece verilen kararın, karar tarihindeki hukuk normlarına göre hatalı olduğunu düşünen tarafın, meşru beklentisi hukuk normlarının doğru şekilde uygulanması ile davalı açısından; sorumluluğun azaltılması ya da kaldırılması, davacı açısından ise sorumluluğun belirlenmesi ya da artırılması olup, Kanun yoluna müracaat neticesinde verilecek kararın sadece hukuki hatanın tespiti sonucu doğurması halinde "meşru beklentinin" karşılanması sonucunu da doğurmayacaktır ki bu durumda usuli kazanılmış hakların korunduğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, Kanun yolları açısından, mahkemeye etkili erişim hakkının sağlandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır. Tazminat davasında, davalının hakkında verilen kararda, hata yapılmamış olsaydı daha az tazminat ile sorumlu olacağı durumda, bu karara karşı kanun yoluna gitmesinde muradı (meşru beklentisi) sadece hatanın tespiti değil, tespit edilen hatanın düzeltilmesi ile sorumlu olacağı miktarın buna göre belirlenmesidir. Kanun yoluna başvurmadan sonra istinaf eden aleyhine gelişen durumlar esas alınarak, yeniden tazminat belirlenerek, tazminat miktarının bu nedenle artması sonucu, ilk kararda verilen miktarla sınırlı sorumluluğa karar verilmesi, özellikle vekalet ücretinin hüküm tarihine göre arttığı ve yeni yargılama giderlerinin ilave edildiği durumda, usuli kazanılmış hakların korunduğu sonucunu doğuramayacağı gibi, kanun yoluna gitmeyi anlamsız ve gereksiz kılan bir yaklaşım oluşturabileceğinden kanun yolları açısından mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu da doğurabilecektir. (zira ilk karardaki hata, kanun yolu ile tespit edilse dahi ilk karardan sonra artan asgari ücret nedeniyle aynı miktarla sorumlu olunacak bir durum da, artan yargılama gideri ve vekalet ücreti tarafın kanun yoluna gitmesini gereksiz kılacağı gibi, bu şekilde bir değerlendirme yapılması halinde HMK'nın 30. maddesi gereğince, tazminatın hataya rağmen ilk karardan sonra gelişen durum nedeniyle ilk kararı aşacağının belirlendiği durumlarda kararın bozulmasına ya da kaldırılmasına karar verilmesi de sonuca etkili olmayacaktır.) Somut olayda, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 19.12.2018 tarihli 2016/154 E. 2018/1063 K. sayılı kararında, davacının %54 maluliyeti çerçevesinde 174.205,62 TL'ye iş görmezlik tazminatına hükmetmiş iken, iş bu karar davalının istinaf başvurusu üzerine davalı lehine, maluliyet raporunun yeterli olmadığından bahisle kaldırılmıştır. Davalının karara yönelik istinafında "meşru beklentisi" mahkemece kabul edilen maluliyet oranın belirlenenden daha düşük olması ve buna göre de, daha az tazminattan sorumluluğuna karar verilmesidir. Nitekim maluliyet oranının kaldırma kararından sonra ilk karar esas alınan kadar olmadığı tespit edilmiş, taraflarca bu yönde itiraz edilmemiştir. İlk derece mahkemesi tarafından da, ilk hükme esas alınan karar tarihi itibariyle yapılan hesaplamaya göre davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar, davacı vekili asgari ücretin kamu düzeninden olduğu re'sen nazara alınması gerektiğini ve usulü kazanılmış hakkın kaldırılan ilk kararda hüküm alına alınan miktar olduğunu ileri sürmüş ise de, davanın ücret alacağı değil tazminat davası olmasına ve gelirin bu kapsamda belirli bir anda tazminat hesabına yönelik veri niteliğinde olmasına ve mahkemece davalı lehine kaldırılan karara esas alınan rapor tarihindeki veriler, nazara alınarak hesaplama yapılmış olmasına ve o tarih itibariyle kabul edilen verilerde bir hatanın bulunmamasına, sadece tazminat miktarının usuli kazanılmış hak oluşturacağının kabulünün, hatanın tespitinde öteye geçmeyeceği bir durum oluşturacağında, yukarıda da açıklandığı üzere kanun yoluna başvurmada mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğuracak olmasına göre, ilk derece mahkemesince, davalı lehine kaldırılan ilk karara esas alınan rapor tarihine göre hesaplama yapılarak tazminat miktarının belirlenmesinde isabetsizlik bulunmadığından davalının hesap raporuna ve ilk derece mahkemesi tarafından rapor doğrultusunda verilen karara yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Buna göre; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, göre; davacı vekilinin tüm istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacından alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğine, 5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 19.06.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/920, K. 2026/1156, T. 19.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-920-e-2026-1156-k-094ed636c125