Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/3560 E. 2026/4454 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3560
Karar No
2026/4454
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2019/1 E., 2024/12 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.05.2026 Salı gününde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Duruşma için tayin edilen günde ... ve arkadaşları vekili, karşı taraftan Hazine vekili ve ... vekili geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 18.06.2026 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, dava ve temyize konu Bingöl ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 461 parsel sayılı 3.213.800 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 27.05.1983 tarihli tutanakla mera olarak sınırlandırılmıştır. 2. Davacı ... ve arkadaşları vekili, 14.06.2010 tarihli dava dilekçesinde; davacıların ... köyü ... mevkindeki yaklaşık 450.000 m²lik taşınmazın malik sıfatıyla zilyedi olduklarını, 2009 yılında ... köyünde yapılan kadastro sırasında dava konusu taşınmazın tespiti yapılmayınca yapılan araştırma sonucu davacılara ait taşınmazın ... köyü 461 parsel sayılı taşınmaza eklenerek Hazine adına tespit edildiğini öğrendiklerini, dava konusu taşınmazın müvekkillerine ait olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescil talep etmiştir. 3. Yargılama sırasında ... dava konusu taşınmazın mera olduğu iddiası ile davaya katılmıştır. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın mera vasıflı yer olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece (Asliye Hukuk) Mahkemesinin 21.01.2015 tarihli ve 2014/41 Esas, 2015/7 Karar sayılı kararı ile davaya ve temyize konu 461 parselin kadastro tutanağının heniz kesinleşmediği, bu nedenle davaya bakma görevinin Kadastro Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin usulden reddine ve Mahkemenin görevsizliğine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Karlıova Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili ve davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 06.11.2017 tarihli ve 2015/8560 Esas, 2017/7521 Karar sayılı ilamı ile "... sair temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, ne var ki; dava tarihinde, kadastro tespitinin kesinleşmediği" gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Kadastro Mahkemesinde derdest dava bulunduğu ayrıca kadastro davalarında davacıların davayı takip zorunluluğu bulunmadığı göz önüne alındığında görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın resen Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerektiği halde karara talep halinde gönderileceğinin yazılması isabetsiz ise de bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün (2) numaralı bendinin birinci satırında yer alan "talep halinde" sözlerinin çıkartılmasına, hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Akabinde dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiş ve Kadastro Mahkemesinin 2019/1 Esas numarasına kaydedilerek İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişisi ve davacılar tanığı beyanlarında her ne kadar dava konusu yerin davacıların zilyetliğinde olduğunu beyan etmiş ve alınan ziraat bilirkişisi raporu ile jeodezi raporunda dava konusu yerin çayırlık olarak nitelendirilmiş ise de; dava konusu edilen eski 461 numaralı mera parselinin, dosya arasında yer alan bilgi ve belgelerden çok eski tarihten itibaren sınırlarının belirli şekilde mera olarak kullanıldığı ve sınırlandırmasının yapıldığı, sınırlandırmaya esas olarak alındığı dosya arasında yer alan dava konusu eski 461 numaralı parsel tutanağından anlaşılan 07.09.1937 tarihli arazi tahrir kaydından da dava konusu mera parselinin sınırları Doğusu; Herdo Deresi ve Geylan Yolu, Batısı; Kamış Deresi ve Tosbağa Sırtı, Güneyi; Kümbetten Geylene giden Yol, Kuzeyi; Menteş Yolu ve Şehit Mezarı olarak belirlendiği, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin alınan beyanlarından da, bu kayıttaki sınırların mera parselinin tamamını kapsar şekilde olduğunun doğrulandığı ve neticesinde fen bilirkişisi raporunda 07.09.1937 tarihli arazi tahrir kaydının 3 hudut itibarıyla dava konusu (eski 461 parsel) 1 05... parsel sayılı taşınmazı bir bütün olarak kapsadığının raporlandığı, keşifte yapılan Mahkeme gözleminde davacıların dava konusu ettiği (A) ve (B) harfleriyle gösterilen toplamda 280.270 m²lik olan alanın, mera parselinden ayıran herhangi bir sınır görülemediği, yapılan yargılama neticesinde de Mahkememiz gözlemi ve fen bilirkişisi raporunda değerlendirilen 07.09.1937 tarihli arazi tahrir kaydı dikkate alınarak; mera vasfında olan dava konusu taşınmazın zilyetlik ile kazanılmasının mümkün olmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, ... köyü 1 05... parsel (eski 461 parsel) sayılı taşınmazın tespit gibi mera olarak sınırlandırılıp özel siciline kaydına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, dosya kapsamında yapılan keşiflerde alınan beyanlar ve bilirkişi raporları ile davalarının sübut bulduğunu, esasen dava konusu taşınmazın mera vasfında olmadığını, gerek tahrir gerekse de eski kadastro çalışmalarında mera olarak vasıflandırmasının hatalı olduğunun dosya kapsamındaki teknik bilirkişi ve mahalli bilirkişi beyanları ile sabit olmakla birlikte soyut gerekçelerle dava konusu taşınmazın

mera bütünlüğü içinde kabul edilerek sınırlarının belli olmaması gerekçesiyle davanın reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, mera vasfıyla tespit edilen taşınmaz üzerinde davacı taraf yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kadastro davalarında tutanak aslı dosya arasında bulunması gerekirken dosya arasına getirtilmemiştir. Öte yandan dosya arasında bulunan dava konusu taşınmaza ait tutanak örneğinin incelenmesinde tespitinin 1983 yılında 766 sayılı Tapulama Kanun'u uyarınca yapıldığı anlaşılmaktadır 766 sayılı Kanun'a göre düzenlenen tutanaklar, aynı Kanun'un 26. maddesi gereğince askıya çıkarılmakta, askı ilanı süresi içinde yapılan itirazlar 28. madde gereğince kurulan komisyonlarca incelenip karara bağlanarak, bu karar Tapulama Müdürlüğü tarafından itiraz eden ve lehine tapulama tespiti yapılan kişilere Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ edilmekte ve komisyon kararına karşı 30 günlük dava açma süresi de tebliğ tarihinden başlamakta idi. Ancak, tebligatların ilgililere haklı olarak farklı zamanlarda yapılması uygulamada karışıklıklara neden olmuş; tutanak, bazı kişiler yönünden kesinleştiği halde, bazı kişiler yönünden kesinleşmediği gibi sonuçlar ortaya çıkmış; bu da, açılacak davalara bakacak Mahkemenin belirlenmesinde uyuşmazlıklara neden olmuştur. Ayrıca tebligat için ödenek bulunamaması da komisyon kararlarının senelerce ilgililere ulaştırılamamasına ve uyuşmazlıkların sürüncemede kalmasına yol açmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) hazırlanması sırasında bu sakıncaları nazara alan kanun koyucu; tanzim edilen tutanakların ve bu tutanaklarla ilgili komisyon kararlarının 30 gün süre ile ilana çıkarılacağını, bu ilanın, ilgili gerçek kişilere, kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine şahsen yapılmış tebliğ vasfında bulunduğunu, itirazı olanların askı ilan süresi içerisinde dava açabilecekleri genel kuralını benimsemiş; Kanun'un geçici maddesinde de "bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 7 66... sayılı Kanun hükümlerine göre kurulmuş komisyonlara intikal etmiş veya edecek itirazlar, bu komisyonlarda bu kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır. Tebligatlar ve ilanlar 7 66... sayılı Kanun hükümlerine göre yapılır." hükmünü getirerek; komisyonlara intikal etmiş veya edecek itirazlar yönünden eski uygulamanın devam edeceğini belirtmiştir. Ne var ki, aradan geçen zaman içerisinde (bir kısım itirazlar için bile olsa) eski uygulamanın devamına imkan vermenin, eski sakıncaların artarak devamına imkan vermek anlamına geldiği anlaşılmış, bunun üzerine kanun koyucu 22.02.2005 tarihli 5304 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesini "bu Kanun yürürlüğe girmesinden önce 7 66... sayılı Kanun hükümlerine göre kurulmuş komisyonlara intikal etmiş veya edecek itirazlar bu komisyonlarda bu kanun hükümlerine göre incelenip askı ilanına alınarak sonuçlandırılır." şekline dönüştürülerek, Tebligat Kanunu'na göre tebliğden vazgeçip, aynı Kanun'un temel ilkesi olan ilanen duyuru yolunu seçmiştir. Eldeki davada ise; ... köyü ... tarafı mevkiinde bulunan ve işbu davaya konu 461 parsel sayılı taşınmazın mera vasfıyla yapılan bu tespitine karşı komisyon nezdinde 31.05.1983 tarihli dilekçe ile ... ve arkadaşlarının; 25.07.1983 tarihli dilekçe ile ...'nın, 25.07.1983 tarihli dilekçe ile ... 'nın; 22.07.1983 tarihli dilekçe ile ... ve arkadaşlarının, yine aynı tarihli dilekçe ile müstakilen ... 'nın; 21.07.1983 tarihli dilekçe ile ...'ın; 22.07.1983 tarihli dilekçe ile ...'ın; 06.07.1983 tarihli dilekçe ile ... ve ....'ın; aynı tarihli dilekçe ile ...'ın; 22.07.1983 tarihli dilekçe ile ...'ın itiraz etmiş olduğu anlaşılmakta olup dosya arasında bulunan 23.02.2012 tarihli Kadastro Müdürlüğü yazı cevabına göre de bu itirazların o tarih itibarıyla henüz değerlendirilmediği anlaşılmakla birlikte bu tarihten sonra bahse konu itirazların komisyonca değerlendirilip değerlendirilmediği hususu ise dosya kapsamından tespit edilememektedir. 3402 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesi gereğince kadastro komisyonunca bir inceleme yapılarak itirazların bir karar bağlanması; bundan komisyon kararının 3402 sayılı Kanun'un geçici 5. ve 11. maddesi gereğince askı ilanına alınması iken İlk Derece Mahkemesince bu kanuni düzenlemeler dikkate alınmadan ve tutanak aslı dahi dosya arasına getirtilmeden davanın esası hakkında karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi öte yandan İlk Derece Mahkemesince esas hakkında yapılan araştırma ve inceleme de; taşınmaza güneyden komşu 19, 20, 21, 27, 28... parsel sayılı taşınmazların tutanak örnekleri ile varsa dayanağı olan kayıt ve belgeler getirtilip dava konusu taşınmaz yönünü ne okuduğu üzerinde durulmadan ve taşınmazın tespitine esas olan ve İlk Derece Mahkemesince de davaya konu taşınmaza uyduğu kabul edilen 1937 tarihli ve 1 tarihli vergi kaydında yer alan hudutlar da teknik bilirkişi raporu üzerinde gösterilmeksizin keşfi takip imkanı tanınmamış olması nedeniyle yetersizdir. Hal böyle olunca; öncelikle 3402 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesi gereğince kadastro komisyonu nezdinde yapılan itirazlar incelenerek bir karar bağlanması için dosya Kadastro Müdürlüğüne tevdi edilmeli ve verilecek komisyon kararının 3402 sayılı Kanun'un geçici 5. ve 11. maddesi gereğince askı ilanına alınmalı; bundan sonra askı ilanı içerisinde başkaca bir dava açılır ise eldeki dava ile birleştirilmesi gerekeceği düşünülmeli; yine dava konusu taşınmazı dıştan çevreleyen komşu parselleri (dava konusu parselin hudutlarında dere, yol vs. bulunması halinde bunlardan sonra gelen parseller de dahil olmak üzere) bir arada gösterir geniş çaplı kadastral kroki ve bu taşınmazların kadastro tespit tutanaklarının onaylı suretleri ile varsa dayanaklarını oluşturan kayıt ve belgeler tesislerinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu yer ve yöreye ilişkin mera tahsis kaydı ve kararı olup olmadığı hususu araştırılmalı, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre tespit tarihi olan 1982 yılından 15, 20... yıl öncesine (bulunmadığı taktirde bulunan tüm hava fotoğrafları getirtilerek) ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalar, uydu fotoğrafları ile memleket haritaları ilgili kurumlardan celp edilerek dosya keşfe hazır hale getirildikten sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan, taşınmazların bulunduğu köye komşu köylerde ve taşınmazın bulunduğu yerde yaşayan şahıslar arasından ayrı ayrı seçilecek üçer kişilik mahalli bilirkişi kurulu, tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları ile fen bilirkişisi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisi, üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 290. maddesi kapsamında bir fotoğrafçı bilirkişi eşliğinde taşınmaz gezilip Mahkeme hakiminin taşınmaza ilişkin gözlemi tutanağa geçirilmek suretiyle yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak keşifte, dinlenilecek mahalli bilirkişi ve tanıklardan, mera parseli olarak sınırlandırılan taşınmaz içerisinde davacıların davaya konu ettikleri kısımların ayrı ayrı geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden kime ve nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, taşınmazın sınırlarında geçmişten bugüne kadar herhangi bir değişiklik olup olmadığını, taşınmazın kullanımına ara verilip verilmediğini, önceki vasıflarının ne olduğunu, evveliyatı itibarıyla kadim mera vasfında olup olmadığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmaları halinde imar-ihyaya konu edilip edilmediklerini, edilmişlerse imar-ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman tamamlandığı, dava konusu taşınmazın sınırlarında mera bulunması halinde zaman içinde taşınmazın sınırlarında mera yönünde genişleme olup olmadığı ve mera ile taşınmaz arasında doğal ya da yapay ayırıcı bir unsur bulunup bulunmadığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; beyanlar arasında çelişki oluşması halinde, gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı; yerel bilirkişi ve tanıkların kayıtların uygulanması ve taşınmazların tasarrufu hususundaki beyanları komşu parsel tutanak ve dayanak kayıtlarıyla denetlenmeli; fen bilirkişisinden, komşu taşınmazların varsa oluşumundaki dayanak kayıt ve belgeler uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazın bulunduğu sınırları ne olarak okuduklarının belirlemesi ve kroki üzerinde işaretlemesi; yine taşınmazın tespitine esas mera tahrir kaydının hudutlarında gösterilen "Herdo Deresi", "Geylan Yolu", "Kamiş Deresi", "Tosbağa Sırtı", "Kümbetten Geylan'a giden yol", "Menteş Yolu" ve "Şehit Mezarı" hudutlarının tespit edilebilmesi halinde memleket haritası üzerinde de işaretlenmesi sağlanarak somut bulgulara ve bilimsel esaslara dayanan, keşfi izlemeye elverişli ayrıntılı rapor ve harita/kroki hazırlaması istenilmeli; ziraatçi bilirkişi kurulundan, dava konusu taşınmazın tamamının veya bir kısmının zilyetlikle iktisap edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin ne olduğunu, kamu orta malı mera vasfı taşıyıp taşımadığını, meradan açılıp açılmadığını, meranın devamı vasfında olup olmadığını, mera ile tarafların zilyetliği altında bulunan bölümler arasında doğal ya da yapay ayırıcı bir unsur bulunup bulunmadığını açıklayan, zilyetliğin sürdürülüş şeklini ve süresini somut verilerle ortaya koyan, komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde taşınmazın toprak yapısını, eğimini ve bitki desenini açıklayan, kültür arazisi olarak kullanılan dava konu edilen taşınmaz bölümlerinin mera bütünlüğünü bozup bozmadığı, önceki keşiflerde alınan ziraatçi bilirkişi raporlarının da irdelendiği, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fotoğrafçı bilirkişiden, dava konusu taşınmazın komşu parsellerle arasındaki sınırları gösterir şekilde, mümkün olduğunca farklı yön, açı ve yükseklikten fotoğraflarının çekilmesi ve fotoğrafların hangi taşınmaza ait olduğu açıklanmak suretiyle, fen bilirkişisinin yardımı ile dava konusu taşınmazla komşu parsellerin sınırlarının fotoğraflar üzerinde gösterilmesi istenmeli; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye, hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelenmesi suretiyle, taşınmazın sınırlarını ve vasfını, öncesinin ne olduğunu, imar-ihyaya konu edilip edilmediğini, imar-ihyası tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir şekilde rapor düzenlenlettirilmeli ve bundan sonra, taşınmazın öncesinin mera olduğunun anlaşılması halinde, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hukukça değer taşımayacağı hususu da göz önünde bulundurularak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmaksızın ve usuli işlemler dahi tamamlanmaksızın hüküm kurulmuş olması isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacılara iadesine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 40.000,00 TL avukatlık ücretinin davalı Hazineden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/3560, K. 2026/4454, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-3560-e-2026-4454-k-10c3e9676c2d