Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/3188 E. 2026/140 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3188
Karar No
2026/140
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/162 E., 2024/399 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili, davalılar ... vekili ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Gaziantep ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, tapuda davacı adına kayıtlı bulunan eski 195 parsel sayılı 2.500 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 1 01... parsel numarasıyla ve 1.782,67 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı gerçek kişiler adına kayıtlı bulunan eski 185 parsel sayılı 8.750 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 1 01... parsel numarasıyla ve 9.627,26 metrekare yüzölçümlü olarak, eski 194 parsel sayılı 5.750 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise 1 01... parsel numarasıyla ve 5.555,06 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiştir. 2. Davacı vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu ile müvekkili olan davacıya ait ... ilçesi ... köyü eski 1 95... ada 204 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini, davalılara ait komşu taşınmazların yüzölçümünün ise arttırıldığını ileri sürerek, taşınmazın eski yüzölçümüyle tapuya tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.06.2022 tarihli ve 2021/1 06... /166 Karar sayılı kararı ile "...25.04.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın sınırlarında herhangi bir değişiklik olmadığının, azalmanın planimetre hesap yöntemi ile hesap şeklinden kaynaklandığının, davalıların taşınmazlarındaki artışın davacıya ait taşınmazdan kaynaklanmadığının, davacının taşınmazının sınırlarının aynı olduğunun ve davacının taşınmazından davalılara ait taşınmazlara herhangi bir kayma olmadığının anlaşıldığı..." gerekçesiyle davacının ispatlanamayan davasının esastan reddine, davalı Hazine aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 22.06.2022 tarihli kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 13.07.2023 tarihli kararı ile " ...tüm dosya kapsamı, yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları ve beyanlara göre, davacı taraf, yörede yapılan uygulama kadastro çalışmasında, davacının tapuda malik olduğu eski 1 95... ada 204 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 2.500 metrekareden 1.782,62 metrekareye düşürüldüğü, eksilen alanın davalılara ait 1 01... ve 205 parsel sayılı taşınmazlara kaydırıldığı iddiası ile yapılan tespitin iptalini talep ettiği, davalı Hazine vekili ile ... vekilinin davanın reddini savundukları, taşınmazların bulunduğu yerdeki, tesis kadastro çalışmasının 1968 tarihinde, mevzi koordinat sisteminde, takeometri ölçü yöntemi ile 1/2000 ölçekli, yatay açı ve mesafe ölçüleri kullanımı ile astralon pafta üzerine çizilerek yapıldığının tespit edildiği, uygulamaya göre, davacı adına kayıtlı 1 01... parselin davalılara ait 205 parsel ile arasındaki sınır bakımından tesis kadastro paftası ile uygulama kadastro paftasının çakıştığı, 200 parsel ile olan sınır bakımından ise çakışmadığı, tesis kadastro tarihine en yakın 1975 tarih ve diğer hava fotoğrafları ile incelenen memleket haritasına göre davacı adına kayıtlı taşınmazın sınırının uygulama kadastrosu gibi olduğu, tesis paftasına göre 200 parsel içerisinde kalan alanın zaten 200 parsele dahil olduğu, yapılan uygulama kadastrosuna göre davacı adına kayıtlı taşınmazda miktar azalması meydana gelmiş ise de uygulama kadastro çalışmasında taşınmazın kullanım durumu ve belgelerine göre tespit yapıldığı, 155.74 metrekare miktar azalışının hesap hatasından kaynaklandığının, geriye kalan miktar azalışının ise ölçü hatasından ileri geldiğinin belirlendiği, sonuç olarak dava konusu taşınmaz bakımından yapılan uygulama kadastrosunun kanun ve yönetmeliğe uygun yapıldığı, bu nedenle yerel mahkeme ret kararının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğunun, istinaf itirazlarının yerinde olmadığının anlaşıldığı..." gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 13.07.2023 tarihli kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce 05.03.2024 tarihli ve 2023/4698 Esas, 2024/1391 Karar sayılı ilamı ile "..İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, teknik bilirkişi raporuna göre, uygulama kadastrosunun usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç, davalılara ait eski 185 parsel (yeni 1 01... parsel) sayılı taşınmaz yönünden dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; Hükme esas alınan raporda, "Şekil-1'de görüleceği üzere tesis ile güncelleme kadastrosunun kadastro paftalarındaki sınırlar çakıştırılmıştır. Davalıya ait olan 1 01... (eski 195) parselin doğusunda bulunan 1 01... (eski 185) ve kuzeyinde bulunan 1 01... (eski 193) numaralı taşınmazlar ile olan sınırının değiştiği görülmektedir. Diğer taraftan taşınmazın batı ve güney sınırının tesis kadastrosu sırasında ölçülen şekli ile aynı olduğu görülmektedir. Şekil-2' de 1975 tarihli hava fotoğrafında görüleceği üzere değişen sınırın, tesis kadastrosu sınırına uymadığı, güncelleme kadastrosu sınırına uyduğu, şekil-3'deki sınırlandırma krokisinde görüleceği üzere sabit sınır niteliğinde alındığı belirlenmiştir. Hava fotoğrafındaki bu sınırın kuru dere niteliğinde olduğundan değişmeyeceği, bilirkişi raporundaki fotoğraflarda da görüldüğü gibi kuru derenin halen mevcut olduğu ve değişmediği değerlendirilmektedir." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince, mahallinde yapılan 29.11.2020 tarihli keşifte tutanağa geçirilen mahkeme gözlemine göre, davacıya ait 1 01... (eski 195) parsel sayılı taşınmazın doğu sınırında 1 01... (eski 185) parselin bulunduğunun belirtildiği anlaşılmakta olup, bu sınırda herhangi bir kuru derenin mevcudiyetinden söz edilmemiştir. Ayrıca aynı tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler de, davacıya ait 1 01... (eski 195) parsel sayılı taşınmaz ile doğusunda bulunan davalılara ait 1 01... (eski 185) parsel arasında zeminde bir kuru derenin bulunduğundan bahsetmemişler, davacıya ait 1 01... (eski 195) parsel sayılı taşınmazın doğu sınırında kayısı ağaçlarının bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu durum karşısında, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, " Hava fotoğrafındaki (rapor içeriğinden 1975 yılına ait hava fotoğrafı olduğu anlaşılmaktadır) bu sınırın kuru dere niteliğinde olduğundan değişmeyeceği, bilirkişi raporundaki fotoğraflarda da görüldüğü gibi kuru derenin halen mevcut olduğu ve değişmediği değerlendirilmektedir. " denilerek, varsayımsal bir değerlendirmeyle bu sınırın sabit sınır olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, Kadastro Sırasında veya Sonrasında Yapılan İşlemlerle Geometrik Durumları Kesinleşmiş Olan Taşınmazlarda Ölçü, Sınırlandırma, Tersimat ve Hesaplamalardan ... Hataların Düzeltilmesine İlişkin Yönetmeliğin, " Sınırlandırma Hataları " başlıklı kısımda yer alan 8. maddesinin 1. fıkrasının 2 numaralı bendinde, "Sınırlandırmadan kaynaklanan bir hata bulunup bulunmadığı; tescilli belgeleri, varsa tespit tarihinden önce üretilmiş hava fotoğrafı, fotogrametrik harita gibi haritalar, ile yararlanılabilecek diğer bilgi ve belgeler üzerinde zeminde ve büroda gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmak suretiyle belirlenir." hükmüne; 3 numaralı bendine ise, " Gerektiğinde kadastrodan sonra sınır değişikliği olup olmadığı hususu geçerli bir belge, muhtar ve mahalli bilirkişi beyanları ile tespit edilir " hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, sınırlandırma hatasının söz konusu olup olmadığının belirlenmesi için, tesis kadastrosu tespit tarihinden önceki tarihli hava fotoğraflarının esas alınması gerekmekte olup, eldeki davada tesis kadastrosu 1969 yılında yapıldığı halde, tesis kadastrosundan (6 yıl) sonraki döneme ilişkin 1975 tarihli hava fotoğrafı esas alınarak inceleme yapılması ve buna istinaden davacıya ait 1 01... parsel sayılı taşınmazla davalı taraf ait 1 01... parsel sayılı taşınmaz arasındaki (doğu) sınırda kuru dere bulunduğu ve bu derenin halen mevcut olup değişmediği gerekçesiyle, bu iki taşınmaz arasındaki sınırın "sabit sınır" olarak kabul edilmesi de isabetli olmamıştır. Ayrıca; dosya kapsamı incelendiğinde, taşınmazların tesis kadastrosunun 1969 yılında yapıldığı, tesis kadastrosu tarihinden öncesine ait hava fotoğrafı bulunmadığı ve tesis paftasında ve tesis kadastrosu paftasının oluşturulmasında tescilli teknik belge niteliğindeki altlık orjinal ölçü krokisinde, davacıya ait 1 01... (eski 195) parsel sayılı taşınmaz ile davalılara ait 1 01... (eski 185) parsel sayılı taşınmaz arasında ortak sınır olduğu ileri sürülen derenin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek her hangi bir sınırın bulunmadığı, tesis kadastrosu tarihinden sonraki (1975) tarihli hava fotoğrafının uygulama kadastrosunun değerlendirilmesinde esas alınamayacağı, buna göre, eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği gözetilerek, 25.04.2022 tarihli raporda tespit edilen ve tesis kadastrosundan farklı olarak uygulama kadastrosu ile davalılara ait 1 01... parsel sayılı taşınmaz içinde gösterilen (A) harfli bölüm yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirmesi sonucunda davanın tümden reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna uygun bulunmadığı... " gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...bozma ilamına uyulmuş ve güncel tapu kayıtları dosya arasına alınmıştır. Maliklerde herhangi bir değişiklik olmadığı anlaşıldığından, açılan davanın; Hazine yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden reddine, (A) harfiyle gösterilen kısmın maliki olan davalı ... yönünden davacının tapu iptali ve tescile ilişkin davasının kabulüne; Gaziantep ili ... ilçesi ... Mahallesi 1 01... parsel sayılı taşınmazdan jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan 25.04.2022 tarihli rapora ekli krokide (A) harfiyle gösterilen 333,78 metrekare kısmın ifraz edilerek davalı adına olan tapunun iptali ile davacı adına kayıtlı 1 01... parsel sayılı taşınmaza ilave edilerek tapuya tesciline, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan 25.04.2022 tarihli rapor ve eki krokinin kararın eki sayılmasına karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle açılan davanın; Hazine yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden davacının tapu iptali ve tescile ilişkin davasının kabulüne, Gaziantep ili ... ilçesi ... Mahallesi 1 01... parsel sayılı taşınmazdan jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi tarafından hazırlanan 25.04.2022 tarihli rapora ekli krokide (A) harfiyle gösterilen 333,78 metrekarelik kısmın ifraz edilerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıtlı 1 01... parsel sayılı taşınmaza ilave edilerek tapuya tesciline, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi tarafından hazırlanan 25.04.2022 tarihli rapor ve eki krokinin kararın eki sayılmasına karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince davacı lehine tescile karar verilen (A) harfli kısmın 333,78 metrekareden fazla olduğunu, davalı ... ve Hazine yönünden ilk karar ile vekalet ücretine hükmedilmiş ve karar Yargıtay incelenmesinden geçmiş iken tekerrüre sebebiyet verecek şekilde yeninden vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazların sınırlarında herhangi bir değişiklik bulunmadığını, idarenin yaptığı kadastro işlemlerinde bir kayma var ise davalının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını, eksik ve hatalı bilirkişi raporuna dayanıldığını, kuru dere başta olmak üzere sınırların netleştirilmediğini, yeniden keşif yapılarak sabit sınırların incelenmesi gerektiğini, keşfin resmi tatil günü yapıldığını, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, 22/a çalışmasının usulüne uygun yapıldığını ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, ret kararı verilmiş olmasına rağmen lehine maktu vekalet ücretin altında ücrete hükmedildiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanuna uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkindir. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, davalı Hazine vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekili ve davalı ... vekilinin taşınmazın yüzölçümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; İlk derece Mahkemesince yazılı şekilde davacı lehine davalı aleyhine olacak şekilde 333,78 metrekarelik taşınmaz kısmı yönünden tapu iptali ve tescil kararı verilmiş ise de dosya kapsamındaki bilgi, belge ve hükme esas alınan 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde verilen kararın dosya kapsamına uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan raporda (A) harfli kısmın kaç metrekare olduğuna dair bir hesaplama bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş; teknik bilirkişiden (A) harfli kısmın kaç metrekare olduğunu bildirir, infaza elverişli olacak şekilde koordinatlı kroki içerir ek rapor aldırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. 3. Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Kural olarak, mahkemenin, Yargıtayın bozma ilamına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesinin Yargıtay Dairesince verilen bozma ilamına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma ilamındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir ve davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibarıyla, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde Yargıtayın temyiz eden tarafın yararına olarak verdiği bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi artık, temyiz eden tarafın önceki bozulan karara oranla daha aleyhine bir hüküm veremez. Buna da "aleyhe hüküm verme yasağı" denir. Aksi halde usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve mahkeme kararlarına karşı güven sarsılır. Somut olayda; davalılar ..., Hazine ve ... yönünden verilen ilk karara yönelik sadece davacı tarafça temyiz yoluna başvurulmuş, karar yukarıda belirtilen ilgili Yargıtay ilamı doğrultusunda sadece davalı ... yönünden bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak sadece davalı ... yönünden değerlendirme yapılmış olmakla davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakka riayet edilmeyerek davalı Hazine lehine yeniden vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. VII. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin tüm, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/3188, K. 2026/140, T. 14.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-3188-e-2026-140-k-e39b7e43f5f5