Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/2641 E. 2026/2729 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2641
Karar No
2026/2729
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1457 E., 2026/564 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/274 E., 2021/426 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eşi olan muris ...'in 15.01.2017 tarihinde vefatı sonrasında Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyasından 05.06.2018 tarihinde usule aykırı biçimde açıklanan "09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin" hatalarla dolu ve hukuka aykırı olup ayrıca gerekli şartları da taşımadığından iptali gerektiğini, şöyle ki muris ...'in vasiyetnameyi düzenlediği tarihte tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, kanser tedavisi görmekte iken vasiyetnamenin murise dikte ettirildiğini, vasiyetname içeriğinin, üzerindeki karalamaların, düzeltmelerin ve düzensizliklerin bu iddialarını doğruladığını, eldeki davaya konu iptali talep edilen vasiyetname ile davacının mirasçılıktan çıkarılmak istendiğini, ancak davacının mirasçılıktan çıkarılmasını gerektirecek ve mahkeme kararı ile kesinleşmiş herhangi bir kusurunun ya da davranışının olmadığını, müvekkilinin aile hukukundan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, vasiyetname metninde müvekkili aleyhine ileri sürülen sebeplerin doğru olmadığını, vasiyetnamede tanık olarak imzası bulunan ...'ın boşanma davasında davalının avukatı olduğunu, diğer tanık ...'nun ise yaşı itibariyle tanıklık yapma ehliyetinin bulunmadığını, lehine vasiyetname düzenlenen davalı ...'nun hileli biçimde terekeden para kaçırıp zimmetine geçiren birisi olduğunu ileri sürerek; 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin 30.03.2017 tarihinde ve 20.04.2017 tarihinde katıldığı boşanma davasına ilişkin celselerde vasiyetnameden ve iptal sebebinden haberdar olduğunu, eldeki vasiyetnamenin iptali istemli davanın açıldığı 28.06.2018 tarihinde ise vasiyetnamenin iptali davası için gerekli bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davanın öncelikle bu sebeple reddi gerektiğini, muris ... tarafından davacı ... aleyhine Adana 4. Aile Mahkemesinde 2016/642 Esas sayılı açılan boşanma davasının devamı sırasında ...'in 05.01.2017 tarihinde öldüğünü, kanser tedavisi gören muris ...'in, ölmeden önce hastanede 09.12.2016 tarihinde kendi el yazısıyla vasiyetname düzenleyerek kanser hastası olduktan sonra kendisine bakıp gerekli ilgiyi göstermeyen davacıyı mirasçılıktan çıkardığını, taşınmazını ve diğer tüm malvarlığını abisi ...'ya vasiyet ettiğini, muris ...'in vasiyetnamenin tanzimi tarihi olan 09.12.2016 tarihinde hukuki işlem ehliyetine sahip olup akciğer kanseri tedavisi görmekte iken vefat ettiğini, davacı tarafın murisin hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığı yönündeki iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, vasiyetname tanıklarının da fiil ehliyetlerinin bulunuyor olup tanıklık için yasal engellerinin bulunmadığını, vasiyetnamenin murisin kendi el yazısı ile yazılıp ve imzalandığını, davacının ise kanser rahatsızlığı olan eşini en zor zamanlarında ve ölümle savaşırken, çalışma bahanesiyle terk ettiğini, evinde ve hastanede yalnız bırakıp arayıp sormadığını, maddi ve manevi hiçbir ihtiyacını karşılamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli kararı ile davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 17.10.2024 tarihli kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm tesisi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 17.10.2024 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece; Bölge Adliye Mahkemesince, 07.03.2017 tarihli dilekçeyle davacının vasiyetnameyi öğrendiği kabul edilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine yönelik hüküm kurulmuş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca vasiyetnamenin açılıp okunarak vasiyetnamenin tamamından haberdar olunmasıyla öğrenme süresi başlayacağı için 07.03.2017 tarihli dilekçe kapsamının "öğrenme" olarak kabul edilip süre yönünden davanın reddedilmesinin doğru olmadığı, vasiyetnamenin açılması davasının kesinleştiği tarih itibariyle eldeki dava hak düşürücü süre içerisinde açılmış olup işin esasının incelenmesi gerektiği, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı gözetilerek öncelikle vasiyetnamenin iptali bakımından davacının ileri sürdüğü nedenlerin irdelenmesi, sonrasında mirastan/mirasçılıkta çıkarma (ıskat) koşullarının oluşup oluşmadığı, dava konusu vasiyetname ile mirasbırakanın, davacı eşi Hakan'ı mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü vakıaların, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunup bulunmadığı, davacı ...'ın, eşi mirasbırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla ihmal edip etmediği gözetilerek öncelikle bir karar verilmesinin gerektiği, mirasbırakanın, eşi olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığına Mahkemece kanaat getirilmesi halinde; 4721 sayılı Kanun'un 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın kabulü ile miras bırakan ...'in 09.12.2016 tarihli el yazması vasiyetname ile yapılan mirasçılıktan çıkarmaya dair ölüme bağlı tasarrufun 4721 sayılı TMK'nın 512/3. maddesi uyarınca davacı mirasçı ...'in saklı payı dışında yerine getirilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş olan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2. Davacının vasiyetnamenin iptalini istemiş, mahkeme davacının bu talebini reddettiği halde davanın kabulüne karar vererek vasiyetnamenin saklı pay dışında yerine getirilmesine karar verdiğini, ancak davacının bu yönde bir talebinin bulunmadığını, 3. Davacı tarafından yalnızca vasiyetnamenin iptalinin talep edildiğini, 4. Bölge Adliye Mahkemesince, vasiyetnamenin iptali istemi ile ilgili bir hüküm kurulmadan, "mirasbırakan ...'in 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetname ile yapılan mirasçılıktan çıkarmaya dair ölüme bağlı tasarrufun davacı mirasçı ...'in saklı payı dışında yerine getirilmesine" şeklinde anlaşılması güç bir hüküm kurulduğunu, 5. Davacının talebi esasında reddedilmiş iken davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının ve davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, 6. Hükmün bu haliyle infaza elverişli olmadığını, 7. Davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddi gerektiğini, davacının, Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyanın 31.03.2021 tarihinde kesinleştiğine yönelik iddiasının hiçbir öneminin olmadığını, Kanunda hak düşürücü sürenin başlangıcının "öğrenme" olarak kabul edildiğini, davacı tarafın vasiyetnameyi ve iptal sebeplerini 07.03.2017 tarihinde öğrendiğini, 8. Davacının eşini tedavi sürecinde kaderine terk ettiğini, ölüm döşeğinde olan eşine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmediğini, aile hukukundan kaynaklı görev ve sorumlulukları eşine karşı ağır bir şekilde ihlal ettiğini, 9. Boşanma davasında kusur tespitine dair hükmün işbu davada esas alınamayacağını ileri sürmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, ehliyetsizlik, şekil noksanlığı ve mirasçılıktan çıkarma nedenlerinin bulunmadığı sebeplerine dayalı olarak açılan vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemi kabul edilerek Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı vasiyetnamenin açılması dava dosyasına davacı ... vekilince verilen 07.03.2017 tarihli dilekçede vasiyetnamenin iptale tabi olduğunu belirttiği, bu haliyle vasiyetnamenin ve iptal sebeplerinin 07.03.2017 tarihinde öğrenildiği, iptal davasının bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 28.06.2018 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş, Dairenin 15.05.2025 tarihli bozma kararında "07.03.2017 tarihli dilekçeyle davacının vasiyetnameyi öğrendiği kabul edilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine yönelik hüküm kurulmuş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca vasiyetnamenin açılıp okunarak vasiyetnamenin tamamından haberdar olunmasıyla öğrenme süresi başlayacağı için 07.03.2017 tarihli dilekçe kapsamının "öğrenme" olarak kabul edilip süre yönünden davanın reddedilmesi doğru değildir. Vasiyetnamenin açılması davasının kesinleştiği tarih itibariyle eldeki dava hak düşürücü süre içerisinde açılmış olup işin esasının incelenmesi gerekmektedir." şeklindeki gerekçe ile davanın esası yönünden incelenmesi istenilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılamada; ölüme bağlı tasarrufun TMK'nın 513/3 maddesi uyarınca davacı mirasçının saklı payı dışında yerine getirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki; mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. "Usuli kazanılmış hak" olarak tanımlayacağımız bu müessese, mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir. (09.05.19 60... /9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı). "Usuli kazanılmış hak" kurumunun bir çok hukuk kuralında olduğu gibi, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile Yargıtay içtihatlarıyla getirilmiş istisnaları bulunmaktadır. a-) Mahkemenin bozmaya uymasından sonra bir İçtihadı Birleştirme Kararı çıkarsa, bu yeni İçtihadı Birleştirme Kararının mahkemede ve Yargıtay'da görülmekte olan bütün işlere uygulanması gerekir. Buna karşı usuli kazanılmış hak iddiasında bulunulamaz. (09.05.19 60... /9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı). b-) İçtihadı Birleştirme Kararında olduğu gibi, bozmadan sonra yürürlüğe giren ve geçmişe etkili bir yeni yasa karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla meydana gelen usuli kazanılmış hak, hukukça değer taşımaz. c-) Benzer şekilde; uygulanması gereken bir yasa hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilirse, artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2004 günlü, 2004/10-44 E, 19 K.) d-) Bu sayılanların dışında ayrıca, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi, "kamu düzeni" ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (... Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001) Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayabileceğimiz bu hal usul hukukukun vazgeçilmez temellerinden birisi olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Ne var ki, usuli kazanılmış hak kuralının istisnalarından birisi de maddi yanılgıya dayalı bozma kararına uyulmuş olmasıdır. Bu kapsamda vurgulanmalıdır ki, maddi hataya dayalı olan bir bozma kararına uyulmuş olunması halinde usuli kazanılmış hakka değer verilmesi mümkün değildir. Maddi hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olması itibariyle kazanılmış hakkın bulunmadığından söz edilebilmesi için ancak Yargıtay Dairesinin vardığı sonuç, her türlü değer yargısının dışında, hiç bir suretle başka biçimde yorumlanamayacak tartışmasız ve açık bir maddi hata olarak belirlenmelidir. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar veya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2006 gün ve E:2006/4-519, K:527; 31.05.2006 gün ve E:2006/10-307, K:337; 10.05.2006 gün ve E:2006/4-230, K:288; 04.03.2009 gün ve E:2009/10-34, K:104; 14.07.2010 gün ve E:2005/8/368, K:2010/385 sayılı ilamı) Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda, usulünce dosyada delil olarak dayanılan ve uyuşmazlığın esasına etkili olacak bir belge veya delilin incelenmesinde veya bunlara benzer durumlarda, yapılan inceleme sırasında gözden kaçma veya yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar ve maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı ve daha da ötesinde Anayasa ile korunan "Hukuk Devleti" ilkesini sarsacaktır. O nedenledir ki; Yargıtay, bugüne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir. (Aynı yönde bakınız: Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2011 gün ve E:2011/9-72, K:2011/99 sayılı kararı) ve nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 23.10.2002 gün ve E:2002/10-895, K:2002/838; 02.07.2003 gün ve E:2003/21-425, K:2003/441; 13.04.2011 gün ve E:2011/9-72, K:2011/99 sayılı ilamları, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.1972 gün ve E:1968/1-277, K:176; 01.03.1995 gün ve E:1995/7-641, K:117; 23.01.2002 gün ve E:2001/1-1010, K:2002/1; 12.07.2006 gün ve E:2006/4-519, K:527; 04.11.2009 gün ve E:2009/13-370, K:2009/480; 13.03.2013 gün ve 2013/5-10, 2013/348 E.K sayılı kararları; ... Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, Cilt 5, sayfa 4771 vd.) Öte yandan Türk Medeni Kanunun 559/1 maddesinde; "İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre; vasiyetnamenin iptali iddiası ile açılacak davalarda hak düşürücü sürenin başlangıcı, hukuki olmayan fakat maddi bir olgu olan "öğrenme" kavramına bağlanmıştır. Somut olaya gelince; Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı vasiyetnamenin açılması dava dosyasına davacı ... vekilince verilen 07.03.2017 tarihli dilekçede; "davadan haberdar oldukları, davanın hasımsız açılamayacağı, vasiyetname olduğu iddia edilen belge içeriğinden anlaşılacağı üzere.......vasiyetnamede tanık olarak imzası bulunanlardan....vasiyetnamede tanık sıfatı ile imzası bulunan bir diğer kişi......vasiyetnamenin iptali davası açmamız kaçınılmaz olduğundan...iptal davası açacağımızdan tarafımıza yasal süre verilmesi...." açıklama ve taleplerin yer aldığı görülmektedir. Bu durumda davacı tarafından vasiyetnamenin ve bu kapsamda kanunun öngördüğü mirasbırakanın yaptığı tasarruf işleminin en geç dilekçe tarihinde öğrenildiğinde kuşku yoktur. Dava tarihi olan 26.08.2018 tarihinde TMK'nın 559/1. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü dolmuştur. Bu nedenle Dairemizin 15.05.2005 tarihli bozma kararındaki vasiyetnamenin açılıp okunarak tamamından haberdar olmayla hak düşürücü sürenin başlayacağına ilişkin kabulünün maddi hataya dayandığı çok açıktır. Yukarıda açıklandığı üzere kararda maddi hata bulunması hali usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğu için davanın hak düşürücü nedeniyle reddine karar verilmesi yönünde bozma kararı verilmelidir. Açıklanan gerekçeyle Dairenin sayın çoğunluğunun onama kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/2641, K. 2026/2729, T. 15.05.2005, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2026-2641-e-2026-2729-k-e9ee08fbf476