Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/4193 E. 2026/2524 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4193
Karar No
2026/2524
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1160 E., 2025/846 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/262 E., 2024/34 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılardan ... vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu 4 65... parsel sayılı taşınmazı icra ihalesinden 2017 yılında satın aldığını, ancak müvekkilinin birden fazla icra dosyası sebebiyle borçlu olması üzerine bu taşınmazın davalılardan ... üzerine tapulandığını, ilgili ihalenin masraflarının müvekkili tarafından sağlandığını, taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre taşınmazın tapusunun adı geçen davalıda emanet olarak durmakta olduğunu, davalının bu durumu bilmekte ve kabul etmekte olduğunu, ancak adı geçen davalının taşınmazı muvazaalı bir şekilde diğer davalı ...’e satmış olduğunu, bu davalının da mevcut durumu bildiğini ileri sürerek, inanç sözleşmesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı adına kayıtlı olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini mümkün olmadığı takdirde şimdilik 10.000,00 TL tazminatın tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde; davacının taşınmazın hiçbir zaman maliki olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, zamanaşımının dolduğunu, dosyada inançlı işlemin varlığını gösteren bir delilin bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı ihale ile edinmiş olduğunu ve taşınmazın davacı tarafından müvekkiline devredilmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalılardan ... vekili, müvekkilinin dava konusu taşınmazı, tapu kaydında herhangi bir şerh olmaksızın 23.08.2022 tarihinde satın almış olduğunu, satış bedelini alıcının banka hesabına göndermiş olduğunu, bir inançlı işlem varsa da müvekkilinin bunu bilme ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin uygulanmasının gerektiğini ve davacı talebinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Kocaeli 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.01.2024 tarihli ve 2022/262 Esas, 2024/34 Karar sayılı kararıyla “...dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kayıtları ve resmi senetler incelendiğinde dava konusu taşınmazın Kocaeli 2. İcra Dairesi'nin 11.12.2017 tarih ve 2017/3631 sayılı İcra Müdürlüğünün satış yazısı uyarınca davalı ... adına satış sureti ile ihale edildiği, ihalesinin 17.08.2017 tarihinde kesinleştiği ve davalı ... adına 12.12.2017 tarihli ... yevmiye nolu işlemle tescil edildiği, davacı tarafça dosyaya sunulmuş olan 12.12.2017 tarihli ‘Teminat Sözleşmesidir’ başlıklı sözleşmenin davacının iddiasını doğrular şekilde düzenlenmiş olan inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu, davacı tanıklarının inanç sözleşmesinin varlığını doğruladığı, dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından 13.02.2023 tarihli ve 3376 yevmiye nolu işlemle 220.000,00 TL bedel karşılığında satış sureti ile oğlu dâhili davalı ... adına tescil edildiği, devrin muvazaalı olduğu iddiasında ispat yükünün davacıda olduğu, dava konusu taşınmazın davalı ve dâhili davalılar arasındaki tescil işlemlerinin resmi senet ile gerçekleştirildiği, senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiasının sadece yazılı delille ispatlanabileceği, her ne kadar dosya arasına alınmış olan nüfus kayıtlarından dâhili davalı ... ve davalı ... arasında baba oğul ilişkisinin bulunduğu görülmekte ise de sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille ispat edilmesinin zorunlu olduğu, taşınmazın dâhili davalı ...'e muvazaalı olarak devredildiğine dair yazılı bir delilin bulunmadığı...” gerekçesiyle davanın davalı ... ve dâhili davalı ... bakımından reddine; davalı ... aleyhine açılmış olan davanın kabulü ile 1.339.200 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılardan ... vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 15.05.2025 tarihli ve 2024/1160 Esas, 2025/846 Karar sayılı kararıyla “...davalı ...'ın imzasının yer aldığı bahsi geçen sözleşmenin inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu, inanç sözleşmesinin yazılı olması koşulunun bir geçerlilik şartı olmayıp ispat şartı olduğu, kazandırıcı işlem resmî şekilde yapılsa dahi inanç sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerekli olmayıp sadece yazılı yapılmasının yeterli olduğu, davacı ile davalı ... arasındaki taşınmazın tesciline ilişkin işlemin inançlı işlem niteliğinde olduğu, taşınmazın ikinci el konumundaki davalı ...'e satışı tarihi itibari ile üzerinde herhangi bir şerh bulunmadığı, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda inanılan ve devralan davalıların el ve işbirliği içerisinde ve yalnızca dava konusu taşınmazın davacıya iadesini imkansızlaştırmak, inanç sözleşmesinin ifasını engellemek amacıyla hareket ettiklerinin ispatlanamadığı bu durumda iyiniyetli olan ikinci el konumunda olan davalı ...'in ve üçüncü el konumunda olan ...'in TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanabileceği...” gerekçesiyle başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Kararın yerinde olmadığını, b. Müvekkilinin tapu devir işlemlerinin tarafı olmaması sebebiyle muvazaa iddiasının ispatı için yazılı delil şartının bulunmadığını, c. Bu durumda müvekkilinin üçüncü kişi konumunda olduğunu, d. Bu nedenle muvazaa iddiasının tanık dâhil her türlü delil ile ıspatlanabileceğini, e. Davalılardan ...’in yazılı delil ile ispat yükü altında olduğunu, f. Son satışı yapan kişilerin baba oğul olduğunu, g. Tapu iptali ve tescil talebinin kabulünün gerektiğini, h. Diğer davalı ... lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, ı. Kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılardan ... vekili temyiz dilekçesinde; a. İnançlı işlemin varlığına yönelik iddianın dayanaksız olduğunu, b. İnanç sözleşmesinin resmi olarak yapılmasının gerektiğini, c. Davacının, dava konusu taşınmazın hiçbir zaman maliki olmadığını, d. İnançlı işlemin ifasına yönelik taleplerin 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, e. İhaleye girilirken ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığını, f. Davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, g. Kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dâhil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 E. 2015/2838 K.). 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere, “vakıa ve karinelerden, olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin kötüniyetinin, diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyiniyetin ve kötüniyetin bu durumda Mahkemece re'sen nazara alınabileceğine” karar verilmiştir. Somut olayda; davacı ile cebri icra yoluyla taşınmazı satın alan davalılardan ... arasında yapılan 12.12.2017 tarihli "Teminat Sözleşmesidir" başlıklı adi yazılı sözleşmenin hukuki niteliğinin inançlı işlem belgesi olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Bu durumda davacının, mülkiyet hakkının devrini içeren tapu iptali ve tescil talebi de bulunabileceğinde kuşku olmayıp, bu husus Mahkemenin de kabulündedir. Öte yandan; yukarıdaki ilkelerde de açıklandığı üzere, davalılardan ...'dan taşınmazı satış yoluyla devralan diğer davalı ... ile yargılama sırasında ondan da taşınmazı devralan dâhili davalı ...'in TMK'nın 2. maddesine göre iyiniyetli olmaları hâlinde onların aynı Kanun'un 1023. maddesinin sağladığı korumadan yararlanabilmeleri mümkündür. Dava konusu 4 65... parsel sayılı taşınmazın, 23.08.2022 tarihinde davalılardan ... tarafından diğer davalı ...'e 180.000,00 TL bedel karşılığında satıldığı, davanın mezkur satıştan 2 gün sonra 25.08.2022 tarihinde açıldığı, bilirkişi tarafından taşınmazın dava tarihindeki keşfen belirlenen değerinin ise 1.339.200,00 TL olarak bildirildiği, bu hâliyle taşınmazın satış bedeli ile gerçek bedeli arasındaki fahiş farkın bulunduğu, bir kısım tanık beyanlarında da bu taşınmazın gerçekte davacıya ait olduğu ve onun adına inançlı işlem ile davalılardan ... tarafından alındığının belirtildiği, yargılama esnasında taşınmazı en son devralan dâhili davalı ...'in ise davalılardan ...'in oğlu olduğu, bu doğrultuda 14.02.1951 tarihli İBK gözetildiğinde sayılan vakıa ve karinelere göre davalıların TMK'nın 2. maddesi gereği iyiniyet iddiasında bulunamayacakları ve TMK'nın 1023. maddesinin sağladığı korumadan yararlanamayacakları, böylece davalılardan ... ile dâhili davalı ... adına sırasıyla yapılan temliki tasarrufların muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Tüm bu nedenlerle; İlk Derece Mahkemesince davacının asıl talebi olan tapu iptali ve tescile yönelik talebinin kabul edilmesi gerekirken yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile davacının bu talebinin reddedilmiş olması doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Davalılardan ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, tüm dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması görüşündeyim.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/4193, K. 2026/2524, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-4193-e-2026-2524-k-b3c456e7bfa6