Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/6205 E. 2026/3146 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6205
Karar No
2026/3146
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1181 E., 2025/1416 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 37. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/491 E., 2025/183 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; tarafların kardeş olduklarını, aralarında 20.09.1990 tarihli "Arsa Alım-Ortaklık Protokolü" düzenlendiğini,127 parsel sayılı 630 m² lik taşınmazın ...'den satın alındığını, devir tarihindeki mevzuat gereği tapu senedi iki kişi adına olamayacağından tapunun davalı adına tescil edildiğini, davalının imardan sonra tapunun 315 m² lik kısmını müvekkiline devredeceği konusunda anlaşmış olmaları nedeniyle satış bedelinin ortak ödendiğini, ancak daha sona davalının tapuyu devretmediğini müvekkilinin devir talep ettiğini ancak kardeş olmaları nedeniyle ısrar edemediğini, davalının istediği tarihte arsayı devredeceğini düşündüğünü, daha sonra ise davalının arsayı üçüncü bir kişiye sattığını öğrendiğini, davalının aralarındaki inanç sözleşmesine aykırı davrandığını, 10 yıllık zamanaşımının tapuda devir umudunun kalmadığı tarihten başladığı için dolmadığını, ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmazın gerçek değeri tespit edildiğinde arttırmak üzre şimdilik 15.000,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte olmazsa taşınmaz satış bedelinin yarısının dava tarihindeki alım gücüne göre ulaştığı değerin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.02.2025 tarihli dilekçesiyle talebini 732.500,00 TL olarak artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımının taşınmazın imara açıldığı tarihten başlatılması gerektiğini müvekkilinin taşınmazı 7-8 yıl önce sattığını davacının taşınmazın müvekkili tarafından alınmasından 22 yıl sonra dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, tarafların birlikte ticaret yaptığını, lokantanın geliri ile alınan taşınmazlara 1/2 ortak olacakları şekilde ortaklığın tasfiye edileceğinin kararlaştırılmış olmasına rağmen davacının kendi edimini yerine getirmediğini, müvekkilinin bu nedenle kendisine karşı dava açacağını öğrenen davacının bu davayı açtığını, davacının dayandığı sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemeye sunulan belgenin fotokopi olduğu, tanık beyanlarıyla ortak taşınmaz alma iddiasının kısmen doğrulandığı, ancak yarı hisse alım bedelini talep edebileceği, 1.900.000,00 TL 'nin çeşitli ekonomik (enflasyon, dolar, işçi maaşı, altın, memur maaşı) etkenlere göre dava tarihinde ulaştığı değerlerin ortalamasının 14.863,69 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 14.863,69 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; inançlı işlemin ancak yazılı delille ispatlanabileceği, protokoldeki yazının kuvvetle muhtemel davalıya ait olduğunun Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenmiş olması nedeniyle protokolün delil başlangıcı niteliğinde olduğu, davacının tanıklarının beyanlarıyla inançlı işlem iddiasının ispatlandığı, davanın ifanın imkansız hale geldiği satış tarihi olan 02.09.2015 tarihi itibarıyla taşınmazın gerçek değerinin yarısını isteyebileceği gerekçesiyle, davalı vekilinin ek karara ilişkin istinaf başvurunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne 280.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; taşınmazın bilirkişi aracılığıyla ve emsal araştırmasıyla tespit edilecek gerçek ve güncele en yakın değerinin tespit edilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. Davalı vekili; ek karara ilişkin istinaf başvurusunun reddedilmesinin hatalı olduğunu, olayla ilgisi olmayan bir tanığın beyanına itibar edilerek karar verilmiş olmasının kabul edilemeyeceğini, gerekçenin yetersiz bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu, davaya konu belgenin fotokopi olduğunu, fotokopi üzerinden yapılan incelemeyi kabul etmediklerini, kaldı ki Adli Tıp Kurumunun da kesin bir mütalaada bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inanç sözleşmesine dayanan alacak istemine ilişkindir. 1.Bölge Adliye Mahkemesince, imzanın davalıya ait olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edilmiş olduğu gerekçesiyle davacı tarafından sunulan sözleşme fotokopisi inanç sözleşmesinin ispatında yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmiş ise de, her şeyden önce delil başlangıcı, HMK m.202/2' de iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olarak tanımlanmış olup, belge fotokopisi kendisine karşı ileri sürülen kimse tarafından verilmiş olma şartını taşımadığından hiçbir şekilde delil başlangıcı olarak kabul edilemez. Öte yandan HMK m.121 ile davacıya tanınan, dava açarken delil olarak dayandığı senedin örneğini sunabilme hakkı, senedin asılının davacının elinde olmasına bağlıdır. Zira örneği sunulan senedin mahkemece kendiliğinden ya da taraflardan birinin talebi üzerine incelenmesine gerek görülmesi halinde aslının mahkemeye ibraz edilmesi zorunludur (HMK m.216). Bu husus HMK'nın 219. maddesinde "taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar..." denilerek ayrıca belirtilmiştir. Belgedeki yazıyı ya da imzayı inkar etme, diğer bir değişle sahtelik iddiası (HMK m.208), esasında iddia edenin aleyhine delil hükmü bulunan bir belgenin hükümden düşürülmesi amacıyla yapılır. Bu nedenle, zaten delil hükmü bulunmayan bir fotokopide yer alan imza ve yazıların sahte olduğunun iddia edilmesine de üzerinde sahtelik incelemesi yaptırılmasına da gerek yoktur. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Somut olayda davalı sözleşmeyi inkar ettiğine göre sözleşmenin varlığının ispatı bundan lehine sonuç çıkartan tarafa yani davacıya aittir. Davacı tarafından sunulan belgenin fotokopi olduğu, üstüne elle tarih yazıldığı sabittir. Davacı senet aslını sunamamıştır. Bilirkişi tarafından fotokopi üzerinde inceleme yapılarak imzanın davalıya ait olduğunun belirlenmiş olması fotokopiye yazılı delil başlangıcı niteliği kazandırmaz. Şu halde davacı iddiasını yazılı delille ispatlayamamış olduğundan davanın reddi gerekirken, delillerin yanlış değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazının reddine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin temyiz talebinin reddine 2.Davalı vekilinin temyiz talebinin kabulüyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/6205, K. 2026/3146, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-6205-e-2026-3146-k-e63c93c313ee