Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4505 E. 2026/3286 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4505
Karar No
2026/3286
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1762 E., 2025/1459 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/516 E., 2024/307 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin 2017 yılının Kasım ayı sonlarında kendisine ait olan aracını yenilemek üzere ... Otomotiv A.Ş ile dava konusu ... plakalı aracın satışı konusunda anlaştıklarını, araç bedelinin 95.500,00 TL olduğunu, anlaşmaya göre müvekkilinin maliki olduğu ... plakalı aracın 57.500,00 TL bedel karşılığında takas edildiğini, müvekkilinin 500,00 TL kapora verdiğini, ayrıca kendi hesabından 8.160,00 TL'yi satıcı şirkete gönderdiğini, satış bedelinden kalan bakiye için 30.000,00 TL kredi kullandığını ve bu bedelin 20 eşit taksit halinde müvekkili tarafından ödendiğini, dava konusu aracın tescilinin devlet tarafından sağlanan vergi istisnalarından yararlanmak adına engelli raporu bulunan müvekkilinin babası müteveffa ... üzerine yapıldığını, müteveffanın vefatı üzerine mal paylaşımı sırasında davalıların aracın müvekkili tarafından alınarak tüm bedelini ödendiğini bilmelerine rağmen mirastan doğan haklarından feragat etmediklerini ileri sürerek; dava konusu aracın davacı adına tesciline mümkün değil ise araç bedelinin davalılardan miras payı oranınca tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili, davacı ... ile müvekkilinin baba bir kardeş olduklarını, davacının, meslek sahibi olmadığını, davaya konu aracın müteveffaya ait olduğunu, ... plakalı aracın da davacı tarafından değil müteveffa tarafından alındığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Davalılar ... ve ...; davayı kabul ettiklerini beyan etmişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davaya konu aracın satışından hemen sonra kendi aracını sattığı, satışların davacı iddialarını desteklediği, yine banka yazı cevaplarından aracın kredi taksit ödemelerinin davacı tarafından yapıldığının sabit olduğu, davacı tanıklarının davacı iddialarını doğruladığı, davalı tanıklarından ...'in davalının eşi olması ve söz konusu araca ilişkin çıkarı bulunması nedeni ile beyanlarına itibar olunmadığı, diğer davalı tanıklarının da araç bedelinin ödenmesine ilişkin net beyanlarının bulunmadığı, yapılan kredi ve araç poliçe ödemeleri, diğer davalıların davayı kabul etmesi, davacının aracının satışından elde edilen bedel ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davaya konu aracın davacı tarafından alındığı vicdani kanaatine varıldığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, dava konusu ... plakalı aracın davacıya aidiyetinin tespiti ile adına tesciline karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece salt mülkiyetin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi yerinde ise de tescil işleminin idari işlem olması ve idareyi işleme zorlayıcı biçimde karar verilememesi nedeniyle tescil talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, dava konusu aracın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine, idari işlem olduğundan tescil talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili; taraflar arasında inançlı işlemin olduğuna dair yazılı delilin bulunmadığını, muris muvazaasına ilişkin ...'e yönelik açılan davada da mal kaçırma iddialarının sabit hale geldiğini, söz konusu davada verilen kararın değerlendirilmediğini, Mahkemece sadece araç değeri üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, araca ilişkin ödemelerin muris tarafından yapıldığına dair iddiaların araştırılmadığını, aracın zorunlu sigorta ve kasko poliçesi ödemelerinin muris vefat edene kadar bizzat muris tarafından yapıldığını, aracın satın alınmasında kullanılan kredi ödemelerinin tamamının değil bir kısmının davacı tarafından elden yatırıldığını, bunun nedenin de murisin koah hastası olup günlü işlerini yapmakta zorlanmasından kaynaklandığını, taksit miktarlarının muris tarafından davacıya elden verildiğini, davacının da parayı elden yatırdığını, davacının davaya konu aracın taksitlerini ödeyebilecek gücünün olmadığını, asgari ücret seviyesinde kazancının olduğunu, aldığı ücret ile kredi taksitlerini ödemesinin bile mümkün olmadığını, diğer davalıların davayı kabul etmesinin nedeninin murisin yeni ailesini kollama gayreti içerisinde olduğunu, davalılarla aralarında husumet bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı araç mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Araç mülkiyetinin devri Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesine göre resmi şekil şartına bağlanmıştır. Araç mülkiyetinin devrini gerçekleştiren her türlü sözleşmenin (bağış, trampa, satış) resmi şekilde yapılması geçerlilik şeklidir. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmeleri kaynağını 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'ndan alır. Sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin ya da açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Delil başlangıcı niteliğinde belge varsa HMK'nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. (Hukuk Genel Kurulu, 04.07.2010, 2010/14-394 E, 2010/395 K.) Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince davacının iddiasının inançlı işleme dayalı olduğu, bu iddianın 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ya da yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge ile kanıtlanması gerektiği, banka dekontları, makbuzların tek başına ispata yeterli olmadığı, taraflar arasındaki inançlı işlem sözleşmesine ilişkin yazılı delil niteliğinde dosya kapsamında herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, mirasçıların elbirliği ile malik sıfatları nedeni ile oy birliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunlu olduğundan mirasçılardan bir kısmının davayı kabul etmelerinin de sonuca etkili bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı ... yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalı ...'ya iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4505, K. 2026/3286, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-4505-e-2026-3286-k-d1505ac08007