Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6197 E. 2026/3128 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6197
- Karar No
- 2026/3128
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/807 Esas, 2025/1400 Karar KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/778 E., 2022/99 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili hakkında Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2016/14061 E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, takibin hukuka aykırı olarak kesinleştiğini, davalının yetkili hamili olduğu ve keşidecisi........., ciranta davacı ... ... olan bonolara ilişkin icra tehdidi altında bulunulması sebebiyle ödeme yapılmak durumunda kalındığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2016/14061 E. sayılı dosyasına ödenen 74.075,48 TL 'nin ödeme gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; senetlere ilişkin icra takibinin 2016 yılında açıldığını, 2020 yılına kadar derdest kalan icra takibi kapsamında, keşideci/borçlu ... ...'ün gayrimenkulüne haciz konulduğunu, kıymet takdiri yapıldığını ve satış aşamasına gelindiğini, bu aşamaların hiçbirisinde, bonolardan kaynaklanan borcu davacıya ödediği iddia edilen keşideci ... ...'ün böyle bir itiraz veya iddiası olmadığını, takip konusu bonoların bedellerini ödemiş bulunan bir borçlunun, bu bonolardan dolayı gayrimenkulünün satış aşamasına gelmesine rağmen, bu konuda en küçük bir itiraz veya hukuki girişimde bulunmamış olmasının davacının bu iddiasının gerçeğe aykırılığını ortaya koyduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ilei takibe dayanak yapılan 09.03.2016 tanzim, 30.04.2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli, 09.03.2016 tanzim, 30.05.2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli, 09.03.2016 tanzim, 30.06.2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli ve 09.03.2016 tanzim, 30.07.2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli bonoların nakden kaydı içerdiği, bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini içeren davada ispat yükü, kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olduğu, her ne kadar davacı tarafından söz konusu bonoların gerçek bir borç ilişkisine dayalı olarak düzenlenmediği; tahsil edilmek üzere davalıya ciro edildiği iddia edilmiş ise de bu iddiaları ancak yazılı delille ispatlanabilecek olup davacı tarafından bu iddialarını ispatlayacak yazılı bir delil sunulmadığı, davacı tarafından her ne kadar tanık deliline dayanılmış ise de davacının tanık dinletme talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 200. maddesi uyarınca reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/34 E. dosyasındaki davalının mahkeme huzurundaki beyanları da işbu dava konusu bonoların ihdas sebebiyle ilgili olmadığından dikkate alınmadığı, davacı tarafından dava dilekçelerinde açıkça yemin deliline dayanıldığından davacıya iddialarının ispatı bakımından yemin deliline dayanıp dayanmayacağı konusunda süre verilmiş olmasına rağmen davacı tarafça, verilen kesin sürede yemin deliline dayanılmadığı, açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine, davalı vekilinin şartları oluşmayan icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 05.02.1947 tarih, 1945/20 E., 1947/6 K. sayılı kararında kabul edildiği üzere inanç sözleşmesinin varlığının mutlaka davacının inançlı işleme yönelik iddiasını tarafların imzasını içeren ve en geç işlem tarihinde düzenlenmiş yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiği, yazılı delil olmamakla birlikte HMK'nın 202. maddesinde tanımlandığı şekli ile yazılı delil başlangıcı niteliğindeki belgelerle de inançlı işlemin ispatının mümkün olduğu, yazılı delil başlangıcı, iddia konusunun ispatına tek başına yeterli olmamakla iddia konusunu olası gösteren ve karşı tarafça verilmiş veya yollanmış belge olduğu, somut olayda, davacının iddia ettiği üzere söz konusu cironun inançlı işlem şeklinde yapıldığı iddiasını ortaya koyan her iki tarafın imzasını içeren herhangi bir yazılı delil mevcut olmadığı gibi dava konusu iddiaya dair yazılı delil başlangıcı da bulunmadığı, bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa ait olduğu, ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği, mahkemece, davacı tarafın yemin deliline de dayanmamış olması nedeni ile davanın reddedilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği, davalı vekili kendileri lehine tazminata karar verilmesi gerektiğine dair istinaf başvurusunda bulunmuş ise de; istirdat davasının sonuçlanmasından sonra haksız çıkan taraf aleyhine tazminata hükmedilmesine dair 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda (İİK) herhangi bir düzenlemenin mevcut olmadığı, resen yapılan incelemede, 09.09.2020 tarihinde arabuluculuk başvurusunun gerçekleştirilmiş olduğu, dava asliye hukuk mahkemesine açılmış olmasına ve her ne kadar daha sonra görevsizlik kararı verilerek 16.06.2021 tarihli görevsizlik kararı sonrasında dosya asliye ticaret mahkemesinin intikal etmiş ise de istirdat davası yönünden söz konusu tarihler dikkate alındığında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı bulunmadığı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden olduğundan ve HMK'nın 327/1 hükmü gereğince gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraftan, yapılan giderin tahsili gerekeceği resen dikkate alındığı gerekçesiyle davacı ve davalı vekilleri tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte HMK'nın 33, 3 55... /1.b.2 maddeleri uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesi kararının resen düzeltilmesi gerektiğinden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine, davalı vekilinin şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, istirdat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.06.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.