Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/726 E. 2023/1433 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/726
- Karar No
- 2023/1433
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kamu düzenine ilişkin nedenlerle kısmen kabulü ile ..... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/67 Esas, 2021/102 Karar sayılı kararının 353/1-b.2 nci maddesi uyarınca düzeltilmek suretiyle yeniden hüküm tesisisine; davanın kısmen kabulüne dava konusu taşınmazlardaki davalıların hisselerinin iptali ile bu hisselerin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... Mahallesi, 100 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki davalı ...'un 1/6140 hissesinin, davalı ...'in 1/6140 hissesinin, davalı ...'nin 1/6140 hissesinin, davalı Nuran Yörük'ün 1/6140 hissesinin ve davalı ...'ün 1/921 hissesinin mevcut tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ..., ..., davalılar ... ve ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Mahallesi, 111 ada 3 ve 5 parsel ile 585 ada 2 parsel, 100 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarda davalıların murislerinin hisselerinin bulunduğunu, taşınmazlarda hisseleri bulunan davalılardan... dışındaki davalılar ve dava dışı diğer mirasçı hak sahipleri ile birlikte emlak şirketi sahibi ...'a dava konusu parseller de dahil olmak üzere hak ve hisselerine ilişkin olarak her türlü tasarrufta bulunmak üzere vekaletname çıkardıklarını, vekilin taşınmazların iştirak halinde elbirliği ile intikal yaptırarak tapuda işlem yaptığını, ...’ın dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak davacı ile...4. Noterliğinin 23/06/2014 tarih ve 13869 yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi akdettiğini, satış vaadi sözleşmesi ile davacının dava konusu taşınmazlardan Yuvacık 111 ada 3 No.lu parseli 250.000,00 TL, 5 No.lu parseli 250.000,00 TL, 585 ada 2 No.lu parseli 100.000.00 TL, 110 ada 1 No.lu parseli 10.000,00 TL bedelle satın aldığını, satış vaadi sözleşmesi ile davalıların vekil edeninin satış bedellerini müvekkilden nakden ve peşinen aldığını, kendisinden hiçbir alacağının kalmadığını beyan ettiğini, satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu taşınmazların zilyetliğinin de davacıya devredildiğini, bunun üzerine davacının sınır çalışmaları yaparak araziyi koruma altına aldığını, tapu kaydına satış vaadi sözleşmesi şerhi konulduğunu, taşınmazların 25/02/2016 tarihinde davacıya devredildiğini, ancak davalılar vekilinin vekillikten azledilmesi nedeniyle davalıların taşınmazlardaki hisselerinin satışının yapılamadığını belirterek davaya konu taşınmazlarda hisseleri bulunan davalıların tapularının iptali ile davacı tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davalılar vekili ....’ın müvekkillerinin iradelerini yanıltarak sözleşme imzalattığını ve vekaletname aldığını, bu sözleşmenin geçersiz olduğunu, kendisine yetki verilen bu şahsın görevlerini gereği gibi yerine getirmediğini, yapacağı çalışmalar hakkında müvekkillerini bilgilendirmediğini , müvekkillerinden sadece bir muristen kalan bir taşınmaz için yetki almış iken tüm miras bırakanlardan kalan tüm taşınmazlar için tasarruf yetkisi elde ettiğini, yapılan birçok işlemin davalılarca sonradan öğrenildiğini, sözleşmenin Yasa'da belirtilen şartları taşımadığını, sözleşme ve vekaletin kötüye kullanılması suretiyle muvazalı şekilde satış yapıldığını, davacı ve davalılar vekilinin akraba olduklarını, satış bedeli olduğu belirtilen toplam 610.000,00 TL'nin davalılara teslim edilmediği gibi davalıların da bundan haberlerinin olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; açılan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davayı kabul etmediklerini, dava dışı .... isimli şahsın, müvekkili ile diğer davalılara murislerinden yerler kaldığını aslında bu yerlerin kıymetli ve iyi yerlerde olmadığını, isterlerse yüklü miktarda para kazandırabileceğini, bu taşınmazların olduğu yerleri ortaya çıkartabileceğini ama bunun için kendisine tapuda evrak takibi için vekaletname çıkartmaları gerektiğini beyan ettiğini, ....’ın bunun yanında davalılara diğer mirasçılarla anlaştığını, bir tek kendisinin kendisine vekalet vermediğini, vermesi halinde tüm mirasçılara yüksek bedel vereceğini vadettiğini, müvekkilin de diğer mirasçılar gibi dava dışı şahsa güvenerek daha önceden hazırlanmış matbu vekaletnameyi okumadan noter memurunun huzurunda ve dava dışı şahsın yönlendirmesi ile imzaladığını, aradan geçen süre zarfında .... isimli şahsın müvekkiline yüksek bedel ödemeyi vadettiğini, ancak vaadedilen tutar süresi içerisinde ödenmeyince müvekkilinin de dava dışı şahsı haklı nedenle azlettiğini, dava dışı vekilin ilk başta bir parça yer kaldığını beyan etmesine rağmen daha sonrasında müvekkilinin ve diğer mirasçıların tapu sicil müdürlüğünde harici araştırması ile başkaca yerler kaldığını öğrendiklerini, daha sonrasında ...’ın müvekkilini azil halinde kendisine cezai şart ödeneceği yönünde kendisinden yüksek miktarda tazminat alacağı yönünde korkuttuğunu, müvekkilinin de bunun üzerine dava dışı şahsa yeniden aynı kapsamda matbu vekaletname verdiğini, fakat dava dışı şahsın müvekkilinin iradesini fesada uğratmak suretiyle kötüniyetli ve tek taraflı olarak kendi çıkarı doğrultusunda düzenlettiği yeni vekalette de müvekkilinin miras payında doğrudan tasarruf yetkisi aldığını, kendilerini kandırarak intikal edecek yerlerini çok çok düşük fiyatla başkalarına satacağından endişe ederek davaya konu taşınmazların 3. kişilere satılmasını veya başkaca tasarrufta bulunmasını önlemek için bir kez daha haklı nedenle azlettiğini, tüm bu nedenlerden dolayı davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. 3. Davalı Sebahat Göl vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve taleplerin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ... ile müvekkili arasında hukuken geçerli bir vekalet ilişkisinin olmadığını, vekil olarak tayin edilen ...’ın Kocaeli 4. Noterliği 15.05.2014 tarih 10592 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile kendisine tanınan yetkileri doğru bir şekilde yerine getirmediği gibi vekil olarak yaptığı ve yapacağı işlemler hakkında da müvekkilini bilgilendirmediğini, müvekkilinin ...’ın vekaletten azil tarihine kadarki süreçte kendisinin bilgisi dışında hangi kurumlarda, kimlerle ne işlemler yaptığını bilmediğini, ...’ın kendisine tanınan vekalet yetkisini kötüye kullandığını, müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında 23.06.2014 tarihinde dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak davacı ... ile...4. Noterliği 23.06.2014 tarihli 13869 yevmiye numaralı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesini yaptığını, ... ile vekaleten yapıldığı ileri sürülen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında yapıldığını, müvekkilin bu işlemi sonradan öğrendiğini, dava konusu gayrimenkul satım vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin vekil olarak tayin ettiği ...’ın kendisini yanılttığını öğrendiği anda dava konusu sözleşme ile bağlı olmadığını ve vekaletnamedeki tüm yetkilerden ...’ı...4. Noterliği’nin 10654 yevmiye numaralı azilnamesi ile azlettiğini, davacı ...’ün vekil ...’ın kendi aleyhine kasten hareket ettiğini bildiğini, bu nedenle iyiniyetli olmadığını, davacının taşınmazların satış bedellerinin ödendiğini iddia etmiş olsa bile, böyle bir ödemenin yapılmadığını, her bir taşınmaz için 250.000,00 TL+ 250.000,00 TL+100.000,00 TL+10.000,00 TL'den toplam 610.000,00 TL'nin nakden ödendiği iddia edilse de, bu kadar yüklü miktarda para alışverişinin banka kayıtları veya senet ile ispatlanması gerekirken ortada böyle bir delilin olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında...4. Noterliğinin 23/06/2014 tarih ve 13869 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmede açıkça bedelin ödendiğinin belirtildiği ve davacı satış vaat edilen kişi ile dava dışı vekilin işbirliği içerisinde olduğunun ispat edilemediği gerekçe gösterilerek davanın kabulüne, dava konusu 111 ada 3 ve 5 parsel, 585 ada 2 parsel ve 100 ada 1 parsel sayılı taşınmazlardaki davalıların hisselerinin iptali ile bu hisselerin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili ve diğer davalıların, ... tarafından algıları yanıltılarak kandırılmış ve ellerinden murislerinden kalan tek bir gayrimenkulün araştırılması ve intikal işlemlerinin yapılması için vekalet alınacağı söylenerek her türlü yetkiyi içeren, müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmayan ve özellikle gayrimenkul satış vaadi sözleşme yapma yetkisi içeren bir vekalet alındığını, ancak, vekil ...'ın müvekkilinin iznini ve icazetini almadan davacı ile müvekkilinin murislerinden kalan davaya konu parselleri gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yaparak kuzeni davacıya satmayı vaat ettiğini, davacı ve davadışı vekiledeni tarafından yapılan bu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi öncesi ne müvekkilinden ne de diğer davalılardan muvafakat alınmadığı gibi, sözleşmeye konu edilen parselleri dahi bilmeyen davalılardan parsellerin vaat edilen satış bedellerine ilişkinde ne bir görüşme yapıldığını ne de onay alındığını, bilgi dahi verilmediğini, müvekkili ve diğer davalılara hiç bir zaman hiç bir isim altında yapılan bir ödeme olmadığını, davacı ile vekilin kuzen olduklarını ve davacı ile vekilin tam bir fikir birliği içinde hareket ettiğini ve davacının sözleşmeye konu taşınmazlar için hiç bir araştırma yapmadığını, asiller ile görüşmediğini, 610.000,00 TL bedelin ödenmediğini, dava konusu satış vaadi sözleşmesinin kurucu unsuru olan vekalet geçersiz olduğundan sözleşmenin de yok hükmünde olduğunu, davacı ... ile vekil ... arasında bir menfaat ilişkisi ve düşünce birliği olduğunu, tüm bunlarla birlikte, müvekkilinin 75 yaşında ve uzun zamandır yanında bakıcı ile yaşamakta olan bir parkinson hastası olduğunu, kullandığı ağır ilaçlar nedeni ile zaman zaman halüsinasyonlar gördüğünü, bu nedenle vekaletin de geçersiz olduğunu, şahısta ve bedelde muvazaa yaratıldığını ileri sürmüştür. 2. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; vekil olan 3. şahıs ...'ın vefat etmiş olduğunu hakkında yapılan ceza soruşturma dosyasının halen Adalet Bakanlığı'nda kanun yararına bozma incelemesinde olduğunu, dava dışı yargılama aşamasında vefat eden ...'ın...ve çevre illerde emlakçılık yaptığını, bir şekilde üst soylardan intikal eden taşınmaz bilgilerine her nasılsa ulaşarak yasal mirasçıların paylarını aldığı kapsamlı vekalet ile devir ve temlik yaptığını, vekil ve davacının kuzen oluşu neticesinde davacının karine olarak kötüniyetli olduğunu, 610.000,00 TL'nin elden ödenmesinin mümkün olmadığını, yargılama gideri ve vekalet ücreti konusunda da yanılgılı karar verildiğini ileri sürmüştür. 3. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde; davaya konu satış vaadi sözleşmesinin vekaletin kötüye kullanılması suretiyle ve muvazaalı şekilde yapıldığını, davacı ... ile vekil ...'ın akraba olduğunu, taşınmazların bedellerinin davacı tarafından vekile veya müvekkillerine ödendiğinin yazılı deliller ile ispatlanamamış olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile..... Noterliğinin 23/06/2014 tarih ve 13869 yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile davalıların ... Köyü, 100 ada 1 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul için 10.000,00 TL, aynı yer 111 ada 3 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul için 250.000,00 TL, aynı yer 111 ada 5 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul için 250.000,00 TL, aynı yer 585 ada 2 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkul için 100.000,00 TL bedelle dava dışı ... tarafından davalılardan alınan vekaletnameler suretiyle ...'e satmayı vaat ve taahhüt ettiği, vekilin resmi sözleşmede, satış vaadi bedeli olan 610.000,00 TL'nin tamamını kendisinden nakden aldığı şeklinde açıklama ve beyanda bulunduğu, davalılar tarafından ödeme yapılmadığı savunmasının aynı nitelikte bir delille ispatlanamadığı, öte yandan...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/38067 sayılı soruşturma dosyasında dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlarından şüpheliler ... ve ... hakkında 07.03.2019 tarih ve 2019/3842 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu karara karşı yapılan itirazın kamu davası açılması için yeterli koşulları oluşmadığı gerekçesiyle CMK 173/3 üncü maddesi gereği reddedildiği, buna göre; davacı satış vaat edilen kişi ile dava dışı vekilin işbirliği içerisinde olduğu, davalıları zararlandırmak için beraber hareket ettikleri ve davacının kötüniyetli olduğu yönündeki davalılar savunmasının da ispat edilemediği anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak kamu düzenine ilişkin hallerin re'sen gözetilmesi gerektiği dikkate alınarak yapılan incelemede; dava konusu 100 ada 1 parsel sayılı taşınmazda, davalıların 30/12587 hissede 38022358 numara ile elbirliği halinde malik oldukları, bunun yanında aynı taşınmazın 1/6140 hissesinde davalı ...'un, 1/6140 hissesinde davalı ...'in, 1/6140 hissesinde davalı ...'ün, 1/6140 hissesinde davalı ...'nin ve 1/921 hissesinde de davalı Sebahat Göl'ün paylı mülkiyet gereği malik oldukları, davalıların elbirliği ile malik oldukları hisseleri yönünden yapılan satış vaadi sözleşmesinde elbirliği mülkiyeti henüz çözülmediği için açılan davada ifa olanağının bulunduğundan söz edilemeyeceği nazara alınarak sadece müşterek malikler olarak hisse sahibi oldukları paylar yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekirken, infazda tereddüt yaşanmasına neden olacak şekilde tüm hisseler yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olması isabetli olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine ilişkin nedenlerle kısmen kabulü ile...2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/67 Esas, 2021/102 Karar sayılı kararının 353/1-b.2 nci maddesi uyarınca düzeltilmek suretiyle yeniden hüküm tesisisine, dava konusu taşınmazlardaki davalıların hisselerinin iptali ile bu hisselerin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, Kocaeli ili, Başiskele ilçesi, Yuvacık Mahallesi, 100 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki davalı ...'un 1/6140 hissesinin, davalı ...'in 1/6140 hissesinin, davalı ...'nin 1/6140 hissesinin, davalı ...'ün 1/6140 hissesinin ve davalı ...'ün 1/921 hissesinin mevcut tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Esin, Nevin, Nesrin ve Nurhan vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri İstinaf dilekçelerindeki sebeplerle hükmü temyiz etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706 ve 716 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 29 ve 237 inci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddeleri, 3. Kaynağını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olup, mülkiyeti devir borcu yüklenen satıcı edimini yerine getirmezse edimin hükmen yerine getirilmesi vaat alacaklısı tarafından açılan davada istenebilir. 4. Türk Borçlar Kanunu'nun 502 nci maddesinin birinci fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak yapılmasını üstlenir. 5. Türk Borçlar Kanunu'nun vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Çünkü vekâlet, esas itibariyle müvekkilin yararına kullanılmalıdır. Bu iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur. 6. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506 ncı maddesinde; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. 7. Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur. 8. Yukarıdaki hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekalet sözleşmesi güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir. 9. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanunu'nun 3 üncü maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. 10. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin iptalini isteyebilir. 11. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu; Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlenmiş, usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesinde de, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 12. Vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükünün de açıklanan bu genel hükümler uyarınca eldeki davada iddiayı ileri süren davalı tarafa ait olacağı açıktır. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup Esin, Nevin, Nesrin ve Nurhan vekilleri tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.