Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2026/529 E. 2026/517 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/529
- Karar No
- 2026/517
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/197 E., 2025/1443 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/698 E., 2024/968 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı kooperatif arasında 19.12.2015 tarihli Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat ve Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeden kaynaklı olarak taraflar arasında yaşanan uyuşmazlığın Hakem Heyeti tarafından incelendiğini ve 13.07.2016 tarihli Hakem Heyeti Kararı ile 595.067,20 TL daire bedeli alacağı, 146.724,00 TL ödünç verilen paralardan kaynaklı alacak, 174.000,00 TL panjur bedelleri ve 10.000,00 TL şerefiye bedeli olmak üzere toplam 925.791,20 TL'nin faizleri, yargılama giderleri ve vekalet ücretleriyle birlikte davalı kooperatif tarafından müvekkili şirkete ödenmesine hükmedildiğini, müvekkili tarafından ilam niteliğindeki Hakem Heyeti Kararına istinaden davalı Kooperatif aleyhine İstanbul 3. İcra Dairesinde 2016/23552 Esas (Yeni Esas: 2022/23209) sayılı 4-5 Örnek İcra Takibi başlatıldığını, davalı kooperatif tarafından, müvekkili şirketin ilama dayalı alacağının yapılan tüm şifai görüşmelere ve icrai işlemlere rağmen ödenmediğini ileri sürerek, davalı kooperatif hakkında İİK 177/4. maddesi uyarınca iflas kararı verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından dava dilekçesinde sadece davacının alacağından söz edildiğini, aynı Hakem Heyeti kararında davalının da alacağına karar verildiğini, bu alacak kalemlerinin takas ve mahsubunun gerekeceğini, İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/901 Esas sayılı dosyasında takas mahsup davası açıldığını, alınan bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle işlemiş faiz ve masraflar da dahil olmak üzere davacının 599.465,02 TL bakiye alacağı kaldığının belirlendiğini, davanın devam ettiğini, bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, Hakem Muhakemesi sırasında davacı şirket yetkilisi olan ...tarafından şirket muhasebecisi ...ya verilen 566.000,00 TL'lik üye senetlerinin inkâr edildiğini, tamamen subjektif şekilde karar veren Hakem Heyetinin de dosyadaki delillere ve bilirkişi raporuna aykırı olarak ve davacı şirket yetkilisinin inkârı doğrultusunda şirkete verilen 566.000,00 TL'lik senetlerin verilmediği şeklindeki bir kabul ile yanlış karar verdiğini, hakem kararı esastan temyize tabi olmadığı için de yargı denetiminden geçemediğini, ancak Hayrettin Kuru aleyhine açtıkları İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/296 Esas sayılı dosyada bu defa ...nun eski beyanına aykırı olarak, bu senetleri şirkete verdiğini beyan ettiğinden dolayı ve esasen Hakem Heyetinin dosyadaki bilirkişinin maddi tespitlerine aykırı karar oluşturduğunu, iade-i muhakeme sebepleri oluştuğundan yeniden iade-i muhakeme talep edeceklerini, bu durumda iade-i muhakeme davasının bu dava yönünden bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiğini, gerek aldığı senetleri inkâr ederek adaleti yanıltma suçu işlemiş olan davacı şirket yetkilisi ...ile ilgili olarak davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş olması gerekse maddi olgulara aykırı karar vermek suretiyle yargılama görevini kötüye kullanmaları nedeniyle hakem heyeti aleyhine suç duyurusu yapılmasına yönetim kurulunca karar verilmiş olması nedeniyle bu suç duyurusu sonuçlarının beklenmesi gerektiğini, davacı tarafından halen iskân izni alınmadığını, bu nedenle sözleşme eki olan Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi Hükümlerine göre teslim yapılmamış olduğundan dolayı geç teslimden ve nefaset farkından dolayı açılacak yeni davaların sonucunun da bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı şirket tarafından inkâr edilen 566.000,00 TL'lik senedin alındığının ispat edildiği takdirde davacı şirkete borçlarının kalmayacağını savunarak, anılan davaların bekletici mesele olarak kabulüne, hala iskân alınmamış olması nedeniyle gerek nefaset farkı ve gerekse geç ifâ nedeniyle kira tazminatı davasının sonucunun beklenmesine, 566.000,00 TL'lik senetlerin davacı tarafından alınıp-alınmadığı konusunda yapılacak bilirkişi incelemesi sonunda, borçlarının kalmayacağı cihetle davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hakem kararının incelenmesinde; davalı yanca davacıya karşı yapılan Tahkim başvurusu ile davacı yanın davalı yana karşı yaptığı karşı başvuru sonucunda, Hakem Heyetince davacının kira tazminatı alacağı nedeni ile 360.000,00-TL, eksik işlerden dolayı 248.310,00 TL alacağın ticari işlerde uygulanan avans faiz oranı üzerinden gecikme faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, ayrıca toplam 64.801,13 TL vekalet ücreti ile 29.191,93-TL yargılama giderinin ödenmesine karar verildiği, söz konusu kararda, karşı davaya ilişkin olarak 595.067,20-TL beş daire bedelinden kaynaklanan alacak ile ödünç verilen paraya ilişkin 146.724,00-TL, panjur bedelleri nedeni ile 174.000,00 TL, şerefiye bedeli olarak 10.000,00-TL ile 50.981,65-TL avukatlık ücretinin ödenmesine karar verildiği, söz konusu Hakem Heyeti kararının iptali istemi ile açılan dava sonucunda, mahkeme kararının iptali istemiyle istinaf başvurusunda bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesince karar verildiği, kararın Yargıtay'ca bozulduğu, bunun üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 2020/9 Esas 2022/16 Karar sayılı kararı ile yeniden karar verilerek, Hakem Heyeti kararında, dava konusu bir kısım taşınmazların mülkiyetinin devredilmesine ilişkin kararın iptal edildiği, söz konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/2711 E. 2022/304 K. Sayılı kararı ile kararın kesinleştiği, İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/9 01... /744 Karar sayılı dosyası incelendiğinde ise her iki icra dosyasındaki alacakların takas mahsup istemi tarihi itibariyle hesaplanması gerektiğinden hesap bilirkişisince sunulan 28.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda; dava tarihi itibari ile Hakem Heyeti kararında belirtilen ve yasa gereği takas edilemeyecek olan ilam vekalet ücretleri dışında kalan alacaklar yönünden yapılan karşılaştırma sonucunda davacının takas beyanında bulunduğu dava tarihi temel alındığında, davacının takasa konu edilebilecek toplam takas alacaklarının 1.602.175,31 TL olduğu, buna karşın davalının, yine takas beyanını ileri sürdüğü dava tarihindeki alacağının 1.002.710,29 TL olduğu, buna göre takas tarihinde davacının, davalıdan 599.465,02 TL alacaklı kaldığı sonucuna varılmıştır. Mahkemece söz konusu bilirkişi raporu doğrultusunda davacının, takas beyanında bulunduğu dava tarihinde her iki takibe konu ilam vekalet ücreti alacakları ve vekalet ücreti alacağına işlemiş faizleri hariç, diğer alacak kalemleri birbirleri ile karşılaştırıldığında davacının, davalıdan 599.465,02 TL alacaklı kaldığı anlaşılarak davacının takas mahsup isteminin davanın kabulüne karar verildiği,, bu kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, takip ilama dayalı iflas talebine ilişkin olduğundan, davalıya depo kararı gönderilmesine gerek görülmediği, yine her ne kadar davalı tarafça yeni açılan hakem dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği belirtilmiş ise de davanın niteliği gereği dosya sonucunun beklenmesi gerekmediği değerlendirilerek, davacının davaya dayanak 13.07.2016 tarihli hakem dosyasından alacağının kesinleştiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilamın HMK'nın 301.maddesinin 2. fıkrasında "Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır..." şeklinde tanımlandığı, mahkemenin verdiği hükmün ilam olduğu, "İlâm mahiyetini haiz belgeler" İİK'nın 38. maddesinde; "Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Bu maddedeki icra kefaletleri müteselsil kefalet hükmündedir" şeklinde düzenlendiği ancak bir belgenin ilam niteliğinde olup olmadığının yalnızca İİK hükümlerine göre değil özel kanunların da incelenmesi suretiyle tespitinin mümkün olduğu, alacaklının ilâm niteliğindeki belgelerden (İİK m.38) birine dayanarak, doğrudan doğruya iflas yoluna başvuramayacağı (..., Konkordato ve İflas, sayfa 727), ilam mahiyetini haiz belgeler İİK'nın 38. maddesi uyarınca ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi ise de İİK'nın 177/4. maddesinde ilam niteliğindeki belgeden değil ilamdan bahsedildiği, hakem kararının ise ilâm değil ilam niteliğinde belge olduğu, iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ilam niteliğini haiz belgeye dayanarak doğrudan iflas davası açılamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve iflas davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tahkim kararının ilamlı icraya konu edilebilmesi nedeniyle İİK 277 maddesi uyarınca doğrudan iflas talep edilebilmesi mümkün olduğu, hakem kararı devlet mahkemeleri yerine, taraflarca tahkim sözleşmesi (veya tahkim şartı) yoluyla hakem veya hakem kuruluna verilen hüküm verme yetkisine dayanarak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen karar olarak tanımlandığı, tahkimin özel bir yargılama olmasının gereği olarak, hakem kararlarının da mahkeme hükümleri gibi yargısal nitelikte olan kararlardan olduğu, hakem kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak cebri icra yolunun da, hakem kararının yargısal nitelikte bir karar olmasının gereği olarak ilâmlı icra olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, salt icra takibine konu edilen alacağın ilam niteliğindeki belgeye dayanıyor olması nedeniyle yani şekli bir yaklaşımla- doğrudan iflas yoluna başvurulamayacağının içtihat edilmesi ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesinin kanunun amacına aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesi neticesinde, taraflar arasındaki tahkim kararının gereklerini yerine getirmeyen davalı şirket hakkında iflas yoluna başvurma imkanının ortadan kalktığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, İİK’nın 177/4. maddesine dayalı doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir. Doğrudan doğruya iflas hallerinin düzenlendiği İİK’nın 177. maddesi gereğince, bu maddede belirtilen hallerin bulunması halinde evvelce takibe gerek kalmaksızın borçlunun iflası istenebilir. Bunlardan birisi de ilama müstenit alacağın icra emriyle istenildiği halde ödenmemesidir.
Bölge Adliye Mahkemesince ilâm niteliğindeki belgelerden (İİK m.38) birine dayanılarak doğrudan doğruya iflas yoluna başvurulamayacağı, hakem kararlarının ilâm değil, ilâm niteliğinde belge olduğundan doğrudan doğruya iflas davası açılamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve iflas davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş ise de;
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Genel Kurulu'nun 23.10.1972 tarih, 1972/2 E., 1972/12 K. sayılı ilâmında da belirtildiği üzere hakem kararları da mahkeme kararları gibi tarafları bağlayıcı ve kesin hüküm mahiyetindedir, hakem kararları da aynı mahkeme kararları gibi infaz edilir, hakem kararları ile mahkeme kararları arasında ilâmlı icra takibine başvurulması bakımından herhangi bir farklılık yoktur. HMK’nın tahkime ilişkin hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde de tahkim yargılamasında verilen hakem kararı ilam mahiyetinde belge olmayıp doğrudan ilamdır. HMK’nın 439/4. maddesinde açık bir şekilde, hakem kararına karşı iptal davası açılmasının kararın icrasını durdurmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle HMK hükümlerine göre yapılan yargılama neticesinde verilen hükümlerin kesinleşmesi veya mahkemeden icra edilebilir olduğuna dair şerh alınmasına ihtiyaç olmaksızın doğrudan İİK hükümlerine göre icraya konu edilmesi mümkündür. Aynı şekilde bir ilam olarak İİK’nın 177. maddesi gereğince doğrudan iflasa konu olabileceği konusunda da bir tereddüt bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince, işin esasına girilerek, iflas şartlarının oluşup oluşmadığının tartışılması gerekirken, hatalı gerekçelerle istemin usulden reddi doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.