İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/345 E. 2026/452 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/345
Karar No
2026/452
Karar Tarihi

T.C. ............... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/345 Esas - 2026/452 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ............... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2026/345 Esas KARAR NO : 2026/452 ........................... ............................. ..................................... ........................................... .................................................. .........................................................

DAVA : İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) DAVA TARİHİ : 23/04/2026 KARAR TARİHİ : 03/06/2026 KARAR Y. TARİHİ : 22/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil ...............'ın, davalı şirketler nezdinde elektrik mühendisi olarak çalıştığını ancak hak ettiği işçilik alacaklarının ödenmemesi üzerine alacak davası açmak zorunda kaldığını, yapılan yargılama neticesinde ............... 57. İş Mahkemesi’nin 2026/56 K. sayılı kararı ile müvekkilinin davalı şirketlerden 412.443,00 TL tutarında işçilik alacağı bulunduğunun hüküm altına alındığını; anılan ilam, ............... 6. Genel İcra Dairesi’nin 2026/11705 sayılı dosyası ile ilamlı icra takibine konu edildiğini ve açılan icra takibinin kesinleştiğini, icra takibinin kesinleşmesi üzerine borçluların hesaplarının bulunduğu bankalara (İİK 89/1) haciz müzekkereleri gönderildiğini, bankalardan gelen cevabi yazılarda, borçluların hesapları üzerinde çok sayıda haciz bulunduğunun anlaşıldığını, aynı şekilde, davalıların adlarına kayıtlı araçlar üzerinde de yüzlerce haciz bulunduğunun tespit edildiğini, bu durumun, davalı şirketlerin mali durumlarının ciddi ölçüde bozulduğunu ve borçlarını ifa kabiliyetlerinin ortadan kalktığını açıkça ortaya koyduğunu, bununla birlikte, davalı şirketlerin ticari faaliyetlerine devam ettikleri, yeni borç ilişkilerine girdikleri ve bu suretle yeni mağduriyetlere sebebiyet verdikleri ihale sorgulama sayfasından anlaşıldığını, borçlu şirketler aleyhine yürütülen ilamlı takipte, borcun ödenmesi için yapılan tüm işlemlerin semeresiz kaldığını, İİK m. 177/4 açık hükmü gereğince; “İlam mahiyetinde bir belgeye müstenid alacak icra dairesine takip edildikten sonra borçlu yarıda kalan icranın devamı için mahkemeden karar getirmezse doğrudan doğruya iflası istenebilir.” davalı borçlular, kesinleşmiş ilam borcunu ödemedikleri gibi icranın geri bırakılması yönünde bir karar da sunmadıklarını beyan ederek öncelikle teminatsız olarak, Davalı Şirketlerin ............... ve Bitlis Ticaret Sicilindeki kayıtlarının terkinine iflas sonuna kadar engel olacak kapsamda ihtiyatî tedbir kararı verilmesini; tedbir kararının infazı için davalı şirket ............... İnşaat Ticaret Anonim Şirketine, ............... Ticaret Siciline ve ............... İl Ticaret Müdürlüğüne yazılarak infazına, diğer davalı yönünden Bitlis Ticaret Siciline ve Bitlis İl Ticaret Müdürlüğüne yazı yazılarak infazını, teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesini; davalı şirketlerin taşınır/ taşınmaz tüm mallarına, banka hesaplarına; trafikte kayıtlı araçlarının kayıtlarına ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) nezdindeki hak ve alacaklarına uygulanarak infazını talep etmiştir.

SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, doğrudan iflas koşulları somut olayda kesinlikle oluşmadığını, davacı tarafın, münferit bir işçilik alacağını ve şirket aleyhine yürütülen takipleri kötü niyetli şekilde “ödemelerin tatili” gibi göstermeye çalıştığını; oysa İİK m.177’de düzenlenen doğrudan iflas hali son derece istisnai nitelikte olduğunu, ağır ve açık ödeme aczi halinin somut ve kesin delillerle ortaya konulmasını gerektirdiğini, öncelikle müvekkili şirketin aktif ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davacı tarafın kendi dava dilekçesinde dahi şirketin kamu kurumları nezdinde devam eden iş ve alacak ilişkileri bulunduğu açıkça belirtildiğini, bu hususun tek başına dahi “ödemelerin tatili” iddiasını çürüttüğünü, zira ticari faaliyetini sürdüren, hakediş ve alacak ilişkileri devam eden bir şirket bakımından doğrudan iflas koşullarının oluştuğundan söz edilmesi hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafın sunduğu banka kayıtları incelendiğinde dahi, şirket hesapları üzerinde banka rehinleri, önceki hacizler ve çeşitli takyidatlar bulunduğu görüldüğünü, nitekim ... cevabında hesaplar üzerinde banka rehni bulunduğu açıkça belirtildiğini, ... Bankası cevabında da hacizlerden önce bankanın rehin/alacak hakkı bulunduğu, ayrıca başka hacizlerin de mevcut olduğu ifade edildiğini, bu durumun, şirketin piyasadan tamamen çekildiğini veya ödeme faaliyetini bütünüyle durdurduğunu değil; aksine çok sayıda ticari ilişki içerisinde bulunduğunu gösterdiğini, kaldı ki Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; doğrudan iflas kararı verilebilmesi için borçlunun genel ve sürekli şekilde ödeme faaliyetini durdurmuş olması gerektiğini beyan ederek davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 03/06/2026 tarihli dilekçesi ile, davacı tarafından kesin süreye rağmen iflas avansı ve sair masrafların yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, davanın reddi halinde yargılama gideri ve avukatlık ücreti taleplerinden feragat ettiklerini bildirmiştir.

GEREKÇE: Dava 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.177 gereğince ilamlı icra takibine istinaden açılan doğrudan iflas istemine ilişkindir. Mahkememizin 27/04/2026 tarihli tensip tutanağının 8/a numaralı ara kararı uyarınca; "8/a................ İflas Dairesi'nin 02/01/2026 tarih ve 2026/1 muh sayılı yazısı ile 2026 yılı için öngörülen İflas avansı olan 200.000,00 TL'yi yatırmak üzere davacılar vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, davacılar vekili iflas avansını kesin süre içerisinde yatırmadığı takdirde davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verileceğinin ihtarına, (ihtaratın iş bu ara kararın tebliği sureti ile yapılmış sayılmasına)," denilerek davacı tarafa 200.000,00 TL iflas avansını yatırmak üzere 2 hafta kesin süre verildiği görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun harç ve avans ödenmesi başlıklı 120. maddesinde; "(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” hükmü getirilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde ise: “Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilân edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır” ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun delil ikamesi için avans başlıklı 324 maddesinde ise “(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3)Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir. Anılan madde gerekçesinde de: “Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125 inci maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119 uncu maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125 inci madde hükmüdür…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği vurgulanmıştır.

03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde: “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder. (2)Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (3)Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. (4)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” hükmü getirilmiştir. Yönetmeliğin 45. maddesinde gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup, gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır. Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.

............... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi'nin 19/10/2022 tarih, 2021/782 Esas, 2022/1162 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere YHGK’nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. İİK.nun 160.maddesi gereğince, iflas isteyen alacaklı, ilk alacaklılar toplantısına kadar olan masraflardan sorumludur. Mahkeme, bu masraflar ile iflas kararının kanun yolları için gerekli bütün tebliğ masraflarının peşin verilmesini ister. İflas avansı yatırılmadan iflas kararı verilemez.

Borçlu tarafından İİk.nun 178 ve 179.vd.maddelerine dayanılarak hasımsız olarak açılan iflas ve iflas erteleme davaları HMK.nun 325.maddesi kapsamında tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerden sayılırken, İİK.nun 155, 167 ve 177.maddelerine dayanılarak hasımlı açılan iflas yolu ile âdi takip, kambiyo senetlerine mahsus iflaslı takip ve alacaklının açtığı doğrudan doğruya iflas davaları bu kapsamın dışındadır. Diğer bir anlatımla bu davalar HMK.nun 325.maddesi kapsamında, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerden değildir. Bu nedenle iflas avansının davacı alacaklı tarafça yatırılması gerekmektedir. Somut olayda, davanın açılması ile birlikte 27/04/2026 tarihli tensip tutanağı 8/a no'lu ara kararıyla iflas avansının davacı tarafça yatırılması hususunda mahkememizc usulüne uygun olarak kesin süre verilmiş, bahsi geçen tensip tutanağı davacı vekiline 04/05/2026 tarihinde tebliğ edilmiş, kendisine verilen kesin süreye rağmen davacı tarafından iflas avansı yatırılmamıştır. Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda İİK.nun 177/4.maddesine dayanılarak hasımlı açılan doğrudan doğruya iflas davaları, HMK.nun 325.maddesi kapsamında, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerden sayılmadığından iflas avansının aynı madde uyarınca hazineden karşılanması mümkün olmadığından davanın İİK m.160, HMK'nun 114/2, 115 ve 120.maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM : Ayrıntılı gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın İİK madde 160 , HMK 114 /2 , 115 ve 120 . maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE, 2-Alınması gereken peşin harcın karar harcı sayılmasına başkaca bir harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 45.00,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

5-Davacı tarafça yatırılan gider avansından artan kısmın HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde, yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde ............... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 03/06/2026

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/345, K. 2026/452, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-345-e-2026-452-k-436357fd3999