Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2426 E. 2026/3328 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2026/2426
Karar No
2026/3328
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/2792 E., 2025/2140 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kasten yaralama HÜKÜMLER : Esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, iade

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

I- Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçuna yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk derece mahkemesince verilen hüküm kurulmasına yer olmadığına dair kararına yönelik esastan reddi kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223. maddesi kapsamında davayı esastan çözümleyen "hüküm" niteliği taşımadığı ve bu nedenle temyize konu bir hükmün bulunmadığı, anlaşıldığından, dosyanın incelenmeksizin İADESİNE,

II- Sanıklar hakkında kasten yaralama suçuna yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan verilen kararların temyiz edilebilirliği bakımından, her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararlarının bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği anlaşılmış ise de Bölge Adliye Mahkemesinin 21.06.2022 tarihli kararındaki gerekçeler ile bozma kararı verilemeyeceği, böylelikle mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, anılan kasten yaralama suçundan ilk defa kurulan ve bölge adliye mahkemesince kurulacak olsaydı temyiz yolu açık olacak olan kararlarında temyizi kabil olacağı belirlenerek, sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğunun kabulü ile yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmünhukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek katılan vekili tarafından ileri sürülen temyiz sebeplerine yönelik yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında Silivri Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin, 07.12.2021 tarihli ve 2021/62 Esas, 2021/613 Karar sayılı dosyasında verilen mahkumiyet kararlarına yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin, 21.06.2022 tarihli ve 2022/418 Esas, 2022/1309 Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, oysa bölge adliye mahkemesince yasaya aykırı bozma ilamı yerine davanın yeniden görülmesine karar verilerek aynı hükmün verilmesi durumunda 5271 sayılı Kanun'un 286/2-d maddesi uyarınca verilen kararın temyizi kabil bir karar olacağı, görüldüğü üzere bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.

Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).

Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin, 21.06.2022 tarihli ve 2022/418 Esas, 2022/1309 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince verilen kararın hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümlerin bozulmasına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Silivri 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,20.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2026/2426, K. 2026/3328, T. 20.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2026-2426-e-2026-3328-k-e108f490b752