Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2025/96 E. 2026/4363 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/96
- Karar No
- 2026/4363
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/536 E., 2024/1802 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama
1. Anayasa Mahkemesinin 27.01.2026 tarihli ve 2020/39936 başvuru no'lu dosyasında kabul kararı verdiği ve henüz gerekçesi yazılmasa da; ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına gelinmesi Anayasanın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair karar vermiştir.
5271 sayılı Kanun'un 8. maddesi Bağlantı kavramını tanımlamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 8; " (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.
(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır" şeklindeki açık düzenlemede dikkate alındığında bağlantılı suçlarda birlikte görülen davada sanık hakkındaki suçlardan bazılarının farklı kademelerde kesinleşirken, aynı suçtan aynı dosyada bağlantı nedeniyle birlikte yargılanan sanıklardan bazıları hakkındaki kararlar İstinaf aşamasında kesinleştirilirken bağlantılı diğer sanığın temyiz incelemesine gönderilmesi Açıkça Anayasa ve 5271 sayılı Kanun'un amir hükümlerine aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenlerle suça sürüklenen çocuk ... Kılınç'ın, mağdurlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin de temyiz kapsamında kaldığı değerlendirilerek yapılan incelemede;
2. Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.01.2024 tarihli ve 2022/141 Esas, 2024/4 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c-h, 35/2, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109/2-3-a-b, 62, 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 27.06.2024 tarihli ve 2024/536 Esas, 2024/1802 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıklar müdafinin istinaf başvurusu üzerine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Sanık aleyhine delil bulunmadığı, para isteme sonra karşılıklı darp eylemi diğer sanık ... ile ... arasında gerçekleşmiş olup müvekkilinin dahilin olmadığı, beraat kararı verilmesi gerektiğine, müvekkili hakkında yağma suçundan Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Nolu 2019/... soruşturma dosyası hakkında takipsizlik kararı verildiği itiraz olmadığı, kesinleştiği halde adil yargılanma ilkesinin bir gereği olarak aynı olay ile aynı suçun vücut vermesi gerekçesi ile tekrar yargılama yapılamayacağı, suçun unsurlarının oluşmadığı, cezalandırmak için somut delil bulunmadığı, müvekkilin atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut delil bulunmadığına beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık ... Müdafinin Temyiz Sebepleri Suçun unsurlarının oluşmadığı, müvekkilinin suç kastının bulunmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesince beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-1 10... Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadığı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;
Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. (Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma ... Sayfa 925)
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. (Çevik a.g.e Sayfa 925)
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Kaldıki, alacaklı bulunduğu mutlak kanaatiyle hareket ederse sanık lehine yorumlanacaktır. (Çevik a.g.e Sayfa 925)
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. (Çevik a.g.e Sayfa 926)
Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 )
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; mağdurun aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu, sanıkların aşamalarda ısrarla katılanın borcu olduğunu belirttikleri, tanık ...'ın, sanıkların "..ben hakkımı yedirmem o kadar ...'a kadar gittik. Onca yol gezdik benim hakkım olanı bana vereceksin.." dediğini, tanık ...'ın soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, "..gazinoda yemişler içmişler, .... bunlara sonra vereceğim demiş, o parayı istiyorlardı" şeklindeki ifadesi, tanık ...'ın "..eşinin kumar borcu olduğunu söyleyerek para talep ettiklerini" belirtmesi karşısında, sanıkların hep birlikte araç ile eğlence mekanına gidip eğlendikleri, eğlence dönüşü aralarında anlaşmazlık çıktığı, çıkan anlaşmazlığın borç ilişkisine dayanıp dayanmadığı, çelişkili beyanlar giderildikten sonra, delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanıkların eyleminin, 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığı hususu tartışılmadan eksik tahkikat ile yetinilip yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
2.Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun 5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinde "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiş, ikinci ve üçüncü maddelerde arttırım sebepleri yer almıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.04.2022 tarihli ve 2020/14-25 Esas, 2022/237 karar sayılı kararında, "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel saldırı suçları gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. Cinsel saldırı suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu sonucu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hallerde, fail amaç suçun yanında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır (... Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019 s. 465). Ancak cinsel saldırı öncesi ya da sonrasında eğer mağdurun özgürlüğü sınırlandırılmışsa, fail kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulmalıdır (M.Emin Artuk- ... Gökçen-M. Emin Alşahin- Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 219 s. 375.). Yargıtay uygulamalarına göre de, kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırılmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamakta, ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ise ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır." açıklaması yer almaktadır.
Bu açıklama ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıklar ile mağdurun hep birlikte eğlendikleri ve eğlence dönüşüne kadar aralarında her hangi bir sorun bulunmadığı, sanıkların eylemlerini icra edilebilmesinin zorunlu sonucu olarak, katılanları kısa bir süre özgürlüğünden yoksun bırakıp bırakmadıkları tartışılmadan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle hükümde, hukuka aykırılık bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,14.05.2026 tarihinde karar verildi.