Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/3793 E. 2026/3677 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/3793
- Karar No
- 2026/3677
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/3947 E., 2024/702 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.11.2023 tarihli ve 2023/152 Esas, 2023/440 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında, nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu' un (5237 sayılı Kanun) 149/1-c,d,h, 168/3-2. cümle, 62, 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.03.2024 tarihli ve 2023/3947 Esas, 2024/702 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıkların müdafiilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Yaralama eyleminin borç dışı bir konu nedeniyle meydana geldiğe, suça konu senetle hiçbir ilgisi bulunmadığına, taraftar arasında rıza ile senet ilişkisi kurulduktan sonra bağımsız bir konudan dolayı yaralama fiilinin gerçekleştiğine, sanığın, şikâyetçiden 80.000 TL alacağı bulunması nedeniyle bunun 4.000,00 TL'sini elden 76.000,00 TL'sini de senet şeklinde ve şikayetçinin rızası ile aldığına, şikâyetçinin üzerinde bulunan 5.500,00 TL'nin bile tamamının alınmayıp 4.000,00 TL'nin alınmasının bile şikayetçinin rızası olduğunu gösterdiğine, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın şikayetçi ile ticari ilişkinin tarafı olmadığına, alacak verecek ilişkisi bulunmadığına borç ilişkisine taraf olmadığından zorla senet imzalatma gibi bir eylemin olmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğuna, yağma suçunun unsurlarının oluşmadığına, dosya içeriğine ve tanık beyanlarına göre sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğuna, senet miktarının şikayetçinin borcu kadar olduğunun sabit olduğuna, şikayetçiyim çelişkili beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğuna, kavga nedeninin senet imzalanması ile alakalı olmayıp başka bir nedene dayandığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
3. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın mahkûmiyetine yetecek her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, yağma suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, sanık ile şikayetçi arasında ve sanık ile senedin lehtarı diğer sanık ... ile de ticari ilişki olmadığı için seneti almakla bir mal edinme gibi bir amaçtan söz edilemeyeceğine, şikayetçinin imzaladığı senedin hukuki bir ilişkiye dayanan alacaktan kaynaklandığına, senet alınırken de herhangi bir zorlamanın söz konusu olmadığına, şikayetçi 36.000,00 TL borcu olduğunu belirtmiş olması nedeniyle 40.00,00 TL'lik bedeli daha sonra kovuşturma aşamasında ödenmiş olsa bile şikayetçinin daha 32.000,00 TL borcu olduğu gözetildiğinde senetin soruşturma aşamasında iadesi hususuna öncelik verilerek etkin pişmanlık hükümlerini soruşturma aşamasında giderilmesi nedeniyle buna göre 5237 sayılı Kanun’ un 168. maddesi uyarınca daha fazla indirim yapılması gerektiğine, 5237 sayılı Kanun'un 150/2 maddesi uyarınca değer azlığı hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.
Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )
Ancak kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.
Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında ... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; ...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.
Somut olaya gelince; Şikâyetçi ile sanıklardan ...'in mobilya işi ile uğraştıkları ve birlikte ortak iş yaptıkları bir süre önce ise ortaklıklarını sonlandırdıkları, sanığın beyanına göre şikayetçinin kendisine 80.000,00 TL borcu bulunduğu, şikayetçinin kolluk beyanına göre ise sanığa 36.000,00 TL, mahkeme beyanına göre ise 55.000 TL borçlu olduğunu kabul ettiği, alacak durumunu konuşmak için sanık ...' in, şikayetçiyi olay günü olan 05.01.2023 günü gece saat 22.00 sıralarında sanık ...' in arkadaşı olan sanıklardan ...'a ait mobilya imalathanesine şikayetçiyi davet ettikleri, şikayetçi cebinde 5.500,00 TL olduğunu bunun 4.000,00 TL verebileceğini söylediği, iş yerinde bulundukları esnada sanık ..., şikayetçinin eski kız arkadaşına iş yapmasına sinirlenip şikayetçinin burnuna ve eline yumruk atıp darp ettiği ve olay yerinden bulunan sanık ...' in diğer arkadaşı sanık ...'e yanında getirmiş olduğu senedi şikayetçiye imzalatmasını istediği, "imzalamazsan çıkamazsın buradan" diyerek zorla 76.000,00 TL değerinde 03.03.2023 ödeme tarihli senedi şikayetçiye imzalatırdıkları, şikayetçinin işyerinde ayrılmaya niyetlendiği esnada sanıklardan ...'in şikayetçinin cebindeki 5.500,00 TL tutarındaki parayı bildiği için yine olay yerinden bulunan iş yeri sahibi sanık ...'a söz konusu parayı almasını istediği, bunun üzerine yine korkan müştekinin söz konusu paranın 4.000,00 TL tutarındaki kısmını ...'a vermesi şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1 maddesi delaletiyle 106/2-c maddelerinde düzenlenen hukuki alacağının tahsili amacıyla birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçunu oluşturduğu düşünülmeden yerinde olmayan gerekçe ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet kararları verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararına yönelik sanıkların müdafilerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı Kanun’un 302. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 28.04.2026 tarihinde karar verildi.