Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/4405 E. 2026/3638 K. – Nitelikli Yağma

Konu: Nitelikli Yağma

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2024/4405
Karar No
2026/3638
Karar Tarihi
Konu
Nitelikli Yağma

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/896 E., 2024/1098 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Sanıklar hakkında Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.02.2022 tarihli ve 2018/385 Esas, 2022/38 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106/2-c ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği;

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.05.2023 tarihli ve 2022/1903 Esas, 2023/1446 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince kurulan hükmün "...İncelenen somut olayda, sanıklardan ...'ın soruşturma sırasında başka bir olay nedeniyle öldürüldüğü belirtilen müşteki ...'ten alacaklı olduğu ve bu alacağını tahsil amacıyla müştekiyi pastaneye çağırdığı, sanık ...'ın alacağını tahsil etmek için müştekiyi tehdit ettiği sabit olup yukarıda bu eylemi nedeniyle sanık ... hakkında TCK'nın 150/1 maddesi yollamasıyla TCK'nın 106/2-c maddesine göre verilen hüküm dairece usul ve yasa uygun görülerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Sanıklar ... ve ... bakımından mahkemece TCK'nın 150/1 maddesi yollaması olmaksızın sadece birlikte tehdit suçundan hüküm kurulmuş ise de, birlikte hareket eden sanıklardan ... bakımından yağmanın özel bir şekli olan hukuki alacağı tahsil amacıyla tehdit suçunun sübutu kabul edilirken aynı olayda diğer iki sanığın eyleminin sadece tehdit olarak kabul edilmek suretiyle de diğer iki sanık bakımından suçun vasıflandırılmasında çelişkiye düşüldüğü, Sanık ...'ın çağırması üzerine suçların işlendiği yere ve sanık ...'ın arkadaşları olan diğer sanıklar ... ve ...'nin, müştekiden alacaklı olduklarına ve bu alacaklarını tahsil amacıyla orada bulunduklarına dair dosyaya yansıyan herhangi bir beyan ve bilgi bulunmadığına göre bu iki sanığın eyleminin görevsizlik kararında belirtilen TCK'nın 149/c-d-h maddesinde tanımlanan birden fazla kişi ile gece vakti işyerinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilerek bu husus hükmün gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmeden eylemlerinin TCK'nın 106/2-c maddesinde tanımlanan tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, Müşteki ...'ün 19/04/2016 tarihli soruşturma aşamasında alınan ifadesinde bir cep telefonunun alınmasından bahsedilmediği ancak işyeri kamera kaydından sanıkların müştekiyi itekleyip boğazını sıkıp üst araması da yaparak tehdit ederek cep telefonunu aldıklarının tespit edildiğinin belirtildiği, tanık ...'ın soruşturma aşamasında belirtmediği ancak duruşmada alınan beyanında müştekinin cep telefonu ve cüzdanını çıkarıp başka bir şeyim yok dediğini ifade ettiği hususları birlikte gözetildiğinde, sanıklar ... ve ...'in iddianameye ve görevsizlik kararında belirtilen yağma suçuna ilişkin eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenmesi bakımından ölen müşteki ...'in eşi müşteki 'ten sorularak cep telefonunun olay sırasında müşteki ...'ten alınıp alınmadığı, alınmışsa iade edilip edilmediği belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması..." gerekçeleriyle bozulmasına karar verildiği,

Bozma kararı üzerine Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2023 tarihli ve 2023/217 Esas, 2023/538 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'nun 149/1-c-d-h, 35/2, 62/1, 53. maddeleri gereğince verilen 7'şer yıl 6'şar ay hapis cezasının 5271 sayılı Kanun'un 283/1. maddesi gereğince 2'şer yıl 1'er ay hapis cezası olarak infazına karar verildiği,

Kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 03.04.2024 tarihli ve 2024/896 Esas, 2024/1098 Karar sayılı kararı ile sanıklar müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, her ne kadar temyize konu somut olayda, sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan verilen hükümler yönünden bölge adliye mahkemesince verilen ve yasaya aykırı olan bozma kararı sanıkların temyiz hakkını etkilememiş ise de bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir(Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).

Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanıklar hakkında eksik inceleme gerekçesiyle bozma kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği gerekçesi Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,28.04.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2024/4405, K. 2026/3638, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2024-4405-e-2026-3638-k-2819c54d5f7f