Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/3460 E. 2026/4154 K. – Nitelikli Yağma

Konu: Nitelikli Yağma

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2024/3460
Karar No
2026/4154
Karar Tarihi
Konu
Nitelikli Yağma

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/303 E., 2023/4586 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Ödemiş 2.Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.11.2022 tarihli ve 2021/284 Esas, 2022/367 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1.maddesi delaletiyle 149/1-a-c-h, 35/2, 53, 58, 54... . maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, müsadereye ve mahsubuna karar verilmiştir.

B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 09.10.2023 tarihli ve 2023/303 Esas, 2023/4586 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Kararın esas ve usul bakımından kanuna aykırı olduğuna, yağma suçunu unsurlarının oluşmadığına, iddia edilen eylemlerin katılan ... ile sanık ... arasında gerçekleştiğine, sanığın söz konusu eylemle hiçbir ilgisinin olmadığına, sanığın diğer sanığın katılanı vuracağını söylemesi üzerinde üzerine böyle bir eylemde bulunmaması için onu engellemek maksatıyla kendisiyle gittiğine ancak diğer sanığın motosiklet arkasında otururken üç el ateş ettiğine, olayı anında diğer sanık ...'ın elinden silahı alan sanık hakkında svap izine rastlanmamasına rağmen sanık ateş etmiş gibi cezaya hükmolunduğuna, diğer sanığın gerçekleştireceği eylemlerden haberi olmadığına, katılanlarla hiçbir husumetinin bulunmadığı gözetildiğinde sanığın savunmalarına itibar edilmesi gerektiğine, diğer sanık ...'in beyanlarının hayatın olağan akışıyla uyumsuz ve katılanla hiçbir husumeti bulunmayan sanığa kendisini suçtan kurtarma maksatlı suç attığına, esas ve usul bakımından kararın temyizen kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın katılanın evine silahla ateş etmediğine, diğer sanığın ateş ettiğinin sabit olduğuna, diğer sanığın kendisinden habersiz şekilde katılanın evinin önünden geçerken ceketine saklamış olduğu silah ile ateş ettiğine, mahkeme tarafından yağma suçu için yapılan değerlendirmede sanığın ne şekilde haksız çıkar sağlamaya çalıştığı ve katılan ...'yi hangi malı teslime zorladığının açıklanmadığına, somut olayın ne şekilde oluştuğunun ortada ortaya koyulamadığına, katılan ...'nın beyanlarında katılan ...'nin sanığa borcu olduğunu olaydan çok sonra öğrendiğine ve rızasıyla borcu kendisinin ödediğini beyan ettiğine, ilk derece mahkemesi tarafından dosyada yer alan somut delillerin ve katılan ...'nın beyanının değerlendirilmesini hataya düşülerek sanık hakkında nitelikli yağma suçundan cezalandırılmasına karar verildiğine, verilen hatalı değerlendirme ve eksik incelemeye dayalı kararın kabulünün mümkün olmadığına, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak; Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü cezanın delil anlayışı ile hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulünde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.

Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikayetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikayetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar ve sanıklar ile şikayetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını gösterir nitelikte ise şikayetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.

Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )

Ancak, kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.

Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek - senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır.Bu doğrultuda Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.05.2025 tarihli ve 2024/6-528 Esas, 2025/200 Karar sayılı kararında "...yakın arkadaşlık ilişkisi nedeniyle herhangi bir kişisel menfaati olmaksızın iştirak eden sanık hakkında TCK'nın 150.maddesinin birinci fıkrasının uygulama şartlarının oluştuğu..." şeklindeki kararında arkadaşın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.

Somut olaya gelince; dosya kapsamından sanık ... ile katılan ... arasında olay öncesine dayanan bir borç-alacak ilişkisinin bulunduğunun anlaşıldığı, katılanın olayın borcunu ödeyemediği dönemde gerçekleştiğini beyan ettiği, ayrıca olay sonrasında annesi olan diğer katılan ... tarafından kredi çekilerek ödeme yapıldığı anlaşılmakta olup yerel mahkemece de sanık ...'in katılandan hukuki alacağının bulunduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar mahkemece sanıkların hukuki alacaktan fazlasını talep ettikleri değerlendirilmiş ise de; bu kabulün, olay sonrasında yapıldığı anlaşılan 40.000,00 TL'lik ödeme ile sanık ...'ın aşamalarda çelişkiler barındıran anlatımlarına dayanılarak oluşturulduğu, kaldı ki katılan ...'nin asliye ceza mahkemesinde "iddianameye konu olay benim borcumu ödemediğim dönemde yaşanmıştır" şeklinde beyanda bulunduğu, olay tarihindeki gerçek bakiye alacağın ne olduğuna ilişkin kesin ve objektif bir tespitin yapılamadığı, nitekim beyanlarda farklı rakamların yer aldığı anlaşılmakla " fazla alacak talep edildiği" hususunun her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulamadığı, dosya kapsamına göre sanık ...'ın, arkadaşı olan sanık ...'in alacağının tahsiline yönelik süreçte iştirak iradesi ile hareket ettiği,v kendi nam ve hesabına, şahsi menfaat amacıyla hareket etmediği gözetilerek, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 150/1.maddesi kapsamında hukuki alacağın tahsili amacıyla nitelikli tehdit suçunu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Ödemiş 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.05.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2024/3460, K. 2026/4154, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2024-3460-e-2026-4154-k-a1428f9c3254