Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/4977 E. 2026/5623 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4977
Karar No
2026/5623
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi SAYISI: 2021/625 E., 2024/1100 K. BİRLEŞEN DAVA : ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/389

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve bir kısım davalılar vekilince temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalılar ... Sigorta AŞ, ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1-Birleşen davada ihbar olunan ... Sigorta AŞ vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz istemi yönünden; Birleşen davada ihbar olunan ... Sigorta AŞ hakkında temyize konu kararda herhangi bir hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, davada taraf sıfatı bulunmayan ve hakkında hüküm kurulmayan ihbar olunanın temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik temyiz istemi yönünden; Davalı ... asıl davada mahkemece verilen ilk kararı temyiz etmemiştir. Bozma kararından sonra hakkında verilen daha düşük miktarlı hükmü temyiz emekte hukuki yararı yoktur. Bu sebeple temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 3-Davalı ... vekilinin birleşen davaya yönelik ve davalı ... vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik temyizi yönünden kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'a ait araç ile davacının yolcu olarak bulunduğu davalı ...'ın sürücüsü olduğu aracın karıştığı 27.02.2006 tarihli trafik kazasında davacının yaralandığını ve maluliyetinin oluştuğunu, davalı ... şirketinin her iki aracın da zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olduğu, davalı ...'ın kazadan sonra diğer davalı ...'a ait olan aracı muvazaalı olarak satın aldığını belirterek muvazaalı satış sözleşmesinin iptali ile 34... plaka sayılı aracın davalı ...’a ait olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL maddi tazminat, 1.000,00 TL tedavi gideri ile 23.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalı ... şirketini poliçe limiti ile sorumlu tutarak davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 140.952,08 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili; davanın reddini savunmuş, yargılama aşamasındaki beyanlarında davacı taraf ile anlaşıp ibralaştıklarını, borcun sona erdiğini, bu nedenle haklarında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili ile davalı ... vekili; ... 8. Asilye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/253 E. sayılı dosyası ile davacının aynı davayı açtığını, takip edilmemesi neticesinde 29.05.2012 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini belirterek davanın zamanaşımına uğradığını kazada kusurlarının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.

III. MAHKEMECE VERİLEN İLK KARAR Mahkemenin 23.12.2015 tarih ve 2012/441 Esas ve 2015/713 Karar sayılı kararı ile davalı ... aleyhine açılan davanın sübuta ermediğinden reddine, davalı ... Sigorta AŞ aleyhine açılan dava yönünden dava açıldıktan sonra tarafların ibralaşmış olmaları nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davacının davalılar ... ile ... aleyhine açmış olduğu maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile 100.378,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 27.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iş bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacının davalılar ... ve ... aleyhine açmış olduğu manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 27.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iş bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. IV.İLK BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalılar ... ve ... (dosyası tefrik edilen davalı) vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur. 2.Yargıtay (kapatılan) 17.Hukuk Dairesi'nin 18.02.2020 tarih ve 2019/5332 Esas ve 2020/1666 Karar sayılı ilamı ile "1-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; a) Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi ile 34... plaka sayılı aracın kaza tarihinden önce davalı ...'a ait olduğunu, kazadan sonra diğer davalı ...'a mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak satıldığından bahisle muvazaalı satış sözleşmesinin iptali ile 34... plaka sayılı aracın davalı ...’a ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davalı ... alehinde açılan dava, muvazaalı işlemin iptali istemi olmasına göre mahkemece, davalı ... alehine açılan davanın kaza nedeniyle sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu durumda mahkemece, muvazaalı işlemin iptali ile aracın davalı ...’a ait olduğunun tespiti istemine ilişkin davanın tefrikine karar verilerek, cismani zarar nedeniyle açılan tazminat davasının sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir. b)Kabule göre, davacının davalı ... yönünden muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin talebi bulunmasına göre, mahkemece, davalı ... aleyhinde açılan davanın cismani zarar nedeniyle tazminat davası olarak değerlendirilmek suretiyle davalı ... lehinde vekalet ücreti takdir edimesi doğru değildir. 2- Katılma yoluyla temyiz eden davalılar ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemece, 30.04.2013 tarihli celsede kurulan ara kararın 4. maddesi; “Tahkikat aşamasına geçilmeden ilk itrazların değerlendirilmesi gerektiğinden, ceza dosyasında davalı ... ve ...'ın taraf olmadığı dikkate alındığında, haklarında açılan ilk davanın zamanaşımını kesmediği, diğer davalı ... hakkında ZMMS poliçesine dayalı dava açıldığı anlaşılmakla, bu davalılar yönündan zamanaşımının dolduğunun tespiti ile tahkikatın ... yönünden devamına, zamanaşımına yönelik kararın esasla birlikte karar altına alınmasına ” şeklinde olup, gerekçeli kararda söz konusu ara karardan dönülüp dönülmediği tartışılmadan sadece davalı tarafın ıslah zamanaşımına yönelik itirazının değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, 30.04.2013 tarihli ara karardan dönülüp dönülmediği gerekçede tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ara kararla ilgili bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi isabetli olmamıştır. 3-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekili ile katılma yoluyla temyiz eden davalılar ... ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir." gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. B. Mahkememece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl davada davalı ...Ş.'ye yönelik olarak açılan davada davacının davalıyı ibra etmiş olması nedeniyle bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile 56.818,79 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 1.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 57.818,79 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 27.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının 5.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulüne, davalılar ... ve ...'tan kaza tarihi olan 27.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, birleşen davada davacının maddi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile 2.857.548,44 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 37.209,35 TL protez tedavi gideri olmak üzere toplam 2.894.757,79 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 27.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'tan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının geçici iş göremezlik, bakım ve refakatçi giderleri, yol ve paramedikal giderler yönündeki talebinden feragat ettiği anlaşıldığından bu talepler ile ilgili olarak açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava ve birleşen dava yönünden kararı temyiz ettiklerini, kazada kendisine yüklenen kusuru kabul etmediklerini, arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, asıl ve birleşen davadaki taleplerin mükerrer olduğunu, derdestlik dava şartı yönünden reddi gerektiğini, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, maluliyeti ve kusuru kabul etmediklerini, güncel veriler ile yapılan hesabı kabul etmediklerini, hesabın hatalı olduğunu, belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Asıl dava davalısı ... Sigorta AŞ vekili temyiz dilekçesinde; birleşen dava yönünden fer'i müdahale talebi ile kararı temyiz ettiklerini, sigortalı aracın sürücüsünün kazada kusurunun bulunmadığını, davacı ile sulh olduklarını sorumluluklarının kalmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1-Davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazları yönünden Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; özellikle, daha önce temyize konu edilip bozma kapsamı dışında bırakıldığı için kesinleşen yönlerin yeniden incelenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalılar ... ve ... vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazları yönünden, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar ... ve ... vekilinin aşağıdaki 3 numaralı bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

3-Davalılar ... ve ... vekilinin birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarına gelince; Asıl dava 26.09.2012 tarihinde 6100 sayılı HMK zamanında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile kısmi dava olarak açılmış, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu sonrasında 16.11.2015 tarihinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava değeri 140.952,08 TL olarak ıslah edilmiş, asıl dava ile ilgili olarak mahkemece 100.378,00 TL maddi tazminatın davalılar ... ve ...'tan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Asıl davaya karşı davacı ile davalı ... ve dosyası tefrik edilen davalı ... temyiz yoluna başvurmuş, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 18.02.2020 tarihinde kararın bozulmasına karar verilmiştir. Eldeki birleşen ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/389E sayılı davası, davacı ... vekili tarafından aynı kazadan kaynaklı olarak 30.12.2020 tarihinde davalılar ... ve ...'a karşı açılmıştır. Dava dilekçesi incelendiğinde; asıl davada 100.378,00 TL alacağın hüküm altına alındığı, ancak kazaya ilişkin olarak dosyadaki kusur oranları henüz kesinleşmediğinden (ceza davası devam ettiğinden) uzatılmış ceza zamanaşımı süresinin de yaklaşmakta olduğu gözetildiğinde, değişen asgari ücret nedeniyle güncel veriler ile hesaplama yapılması gerektiğinden, daha önce açılan dava ile birleştirilmesi, belirsiz alacak niteliğinde ek dava olarak 50.000,00 TL maddi tazminatın ve 75.000,00 TL sair tedavi ve bakım giderlerinin davalılardan tahsilinin talep edildiği görülmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107/1 maddesinde belirsiz alacak davası açılabilmesinin şartları hüküm altına alınmıştır. Buna göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir. Yargıtay'ın emsal kararlarında da belirtildiği üzere alacak miktarı belli olan ya da belirlenebilmesi için gereken verilerin mevcut olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılamaz ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Bununla birlikte kısmi dava açılabilmesinin ön koşulunu, dava yoluyla yerine getirilmesi istenen edimin bölünebilir bir nitelik taşıması oluşturur. Nitekim, 6100 sayılı Kanunun 109/1 maddesinde de; talep konusunun, yani istenen edimin, sadece niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, kısmi dava açılması yoluna gidilebileceğine açıkça vurgu yapılmıştır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu ise, bir usûl hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur ve edimin bölünebilirliğinden maksat, niteliğinde herhangi bir değişme ve değerinde herhangi bir azalma meydana gelmeksizin kısmen ifasının talep edilebilmesidir. Kısmi dava ile davacı, Mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Eldeki davada her ne kadar davacı, birleşen davayı belirsiz alacak olarak nitelendirmiş Mahkemece de dava niteliği bu yönde kabul edilerek yargılama yapılmış ise de; asıl davanın kısmi dava olarak açıldığı ve kabul kararı verildiği gözetildiğinde ek dava yönünden davacının artık açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerin varlığından yani belirsiz alacak davasının şartlarını taşıdığından söz edilemeyecektir. Zira alacak miktarının belirlenebilmesi için gereken veriler mevcut hale gelmiştir. Bu halde; eldeki birleşen dava fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi şekilde açılan asıl davaya ek kısmi dava olacağından, davacı vekilince sunulan 20.09.2024 tarihli talep artırım dilekçesi, kısmi davaya ilişkin ıslah talebi olarak kabul edilmeli, davalı ...'ın bu dilekçeye karşı sunduğu ıslah zamanaşımı itirazına yönelik dilekçesi Mahkemece değerlendirilmeli, yine davalı ... yönünden belirtilen ıslah dilekçesinin bu davalının vekiline tebliğ edilmediği (dosya kapsamında ve Uyap ortamında tebliğ evrakına rastlanmamıştır.) anlaşıldığından, davalı ... vekiline tebliğinin sağlanıp cevap süresi beklendikten sonra sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen hususlara riayet edilmeden birleşen ek davada yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1-Yukarıda giriş bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle birleşen davada ihbar olunan ... Sigorta AŞ vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2-Yukarıda giriş bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle asıl davada davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, 3- Yukarıda değerlendirme bölümününün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının ve (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekilinin birleşen davaya yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE, 4- Yukarıda değerlendirme bölümününün (3) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekilinin birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 11.05.2026 tarihinde Üye ... ve Üye ...'ün Karşı Oyu ile oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 27.02.2006 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun uğradığı zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı, manevi tazminat ve tedavi gideri taleplerine ilişkindir. Davacı, sigorta şirketine açtığı asıl davadan sonra sigortalı araç maliki ile sürücüsüne karşı bu kez ek dava açmıştır. Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş farklılığı, kısmi dava olarak açılan asıl davadan sonra ek davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere; 7589 sayılı Kanun ile ilga edilmeden önce yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca; 6100 sayılı Kanun'un 107/1 maddesinde belirsiz alacak davası “… Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. …” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında da belirsiz alacak davası açılabilen durumlarda, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceği belirtilmiştir. Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tabidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hale gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Davacı, sınırlama ve yasağa tabi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Belirsiz alacak davası ile davanın açıldığı tarihte alacağını tam olarak hesaplayamayan davacının zamanaşımı nedeniyle hak kaybına uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır. Böylece davacı, dava dilekçesinde alacağın tam miktarını gösterme mecburiyetinden kurtulmakta; yargılama sırasında tespit edilen gerçek alacak miktarına -davanın genişletilmesi yasağına tabi olmadan ve zamanaşımı riskiyle karşılaşmaksızın- kavuşma imkânı elde etmektedir. Somut olay haksız fiil nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup ek davanın açıldığı tarihte dahi kanun koyucunun da amaçladığı şekilde, belirsiz alacak davası açılmasını gerektiren koşulların varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır. Bu durumda davacının hak kaybını önlemek amacıyla getirilmiş bu dava türünü aynı uyuşmazlık kapsamında ve ilkinden bağımsız olarak açılmış bulunan yeni bir davada sırf alacağın daha önce dava konusu edilmiş bir bölümü, kısmi dava olarak açıldığından bahisle belirsiz alacak yolunun kapatılması ve böylece alacağın kalan kısmı için davalı tarafın zamanaşımı definde bulunmasını mümkün kılacak şekilde kısmi dava açmaya zorlanması usule aykırı bir yorum olduğu gibi kanunda açıkça yasaklanmayan bir usul kuralı ihdas ederek davacının bakiye alacağını alamamasına engel olunmak suretiyle (ki somut olayda davalı zamanaşımı definde bulunmuş ve sayın çoğunluk tarafından zamanaşımı definin kabul edilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur) hak kaybı doğmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle haksız fiilden kaynaklanan ve ek dava açıldığı tarihte halen belirsiz alacak davası açılma koşulları mevcut olan bir uyuşmazlıkta sırf ilk davanın kısmi dava olarak açıldığından bahisle ek davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağının kabulü şeklindeki çoğunluk görüşüne katılamıyoruz. Kanun koyucunun davacıların mahkemeye erişim hakkından yararlanmalarının kolaylaştırılması amacıyla getirdiği belirsiz alacak davası açma imkânı somut olayda Sayın Çoğunluğun katı yorumu sebebiyle davacı aleyhine sonuçlar doğurmuştur. HMK’nın 24 maddesi, kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder, hükmünü amirdir. Kişinin koşulları var olduğu müddetçe alacağın herhangi bir kısmı için belirsiz alacak davası açma hak ve yetkisini sınırlamak anlamına geleceğinden sayın çoğunluğun kararın bozulması gerektiği yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/4977, K. 2026/5623, T. 27.02.2006, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2025-4977-e-2026-5623-k-4f7e2edcdf66