Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/11081 E. 2024/8500 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/11081
Karar No
2024/8500
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/435/2022/435

İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası bulunmayan motosikletin ... plakalı araç ile karıştığı kazada, motosiklette yolcu olarak bulunan ...'in vefat ettiğini, davacıların müteveffanın desteğinden mahrum kaldıklarını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kaydıyla müteveffanın eşi ... için 1.250,00 TL, çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 1.250,00 TL destekten yoksun kalma tazminatın arabuluculuk uzlaşamama tutanak tarihi olan 24.06.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Hesabından tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuru sahibinin davalı kuruma eksik belgelerle başvuru yaptığını kusur raporu alınması gerektiğini, tazminattan müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, başvuran lehine takdir edilmesi gereken vekalet ücretinin tam değil 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taleple bağlı kalınarak başvurunun kabulüne, davacı ... için 1.250,00 TL, davacı ... için 1.250,00 TL davacı ... için 1.250,00 TL'nin 08.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili ile davacı başvuru sahiplerine ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.

B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; davacı tarafça Tahkim Komisyonuna yapmış olduğu üç ayrı başvuru sonunda usulden red kararları verilmiş olduğunu ve bu kararların kesinleştiğini, bu itibarla aynı nüfüs kayıt örnekleri ile davalı ... hakkında yapılan başvurunun usulden reddi gerektiğini, eksik evrak nedeniyle davacı başvuru sahibinin başvuru şartının yerine getirilmediğinden başvuru şartı yokluğu sebebi ile başvurusunun reddi gerektiğini, müteveffanın kask takmadığının kaza tespit tutanağında açıkça belirtilmiş olması nedeniyle teminat limiti üzerinden müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kazaya karışan araçta yolcu olarak bulunan müteveffanın hatır için taşındığı dosva münderecatı ile anlaşıldığından TBK 51-52 maddeleri gereğince tespit edilecek maddi tazminattan uygun bir miktar indirim yapılması gerektiğini, aktüer raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosu ve hatalı olarak progresif rant yöntemi kullanıldığını, tazminat hesaplaması yapılırken hakkın doğduğu tarih dikkate alınarak TRH-2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, aksi kanaat oluşması halinde hesaplamalarda %1,65 iskonto faiz oranı ve TRH 2010 Yaşam Tablosu uygulanması gerektiğini, SGK tarafından ödenmiş lazminat varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, Güvence Hesabının temerrüde düşürülmediğini, bu nedenle başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğini, vekalet ücretine 1/5 oranında hükmedilmesi gerektiğini belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına İtiraz etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kusur bilirkişisi raporunda müteveffanın yolcu olarak bulunduğu motosiklet sürücüsü ...'ın meydana gelen kazada asli kusurlu olduğunun belirtildiği, müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılması için yasal şartların oluşmadığı ve bu hususların davalı kurum tarafından ispat edilemediği, aktüer raporunun denetime ve hüküm kurmaya yeterli olduğu belirtilerek davalı kurum vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı tarafça Tahkim Komisyonuna yapmış olduğu üç ayrı başvuru sonunda usulden red kararları verilmiş olduğunu ve bu kararların kesinleştiğini, bu itibarla aynı nüfüs kayıt örnekleri ile davalı ... hakkında yapılan başvurunun usulden reddi gerektiğini, eksik evrak nedeniyle davacı başvuru sahibinin başvuru şartının yerine getirilmediğinden başvuru şartı yokluğu sebebi ile başvurusunun reddi gerektiğini, müteveffanın kask takmadığının kaza tespit tutanağında açıkça belirtilmiş olması nedeniyle teminat limiti üzerinden müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kazaya karışan araçta yolcu olarak bulunan müteveffanın hatır için taşındığı dosva münderecatı ile anlaşıldığından TBK 51-52 maddeleri gereğince tespit edilecek maddi tazminattan uygun bir miktar indirim yapılması gerektiğini, aktüer raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosu ve hatalı olarak progresif rant yöntemi kullanıldığını, tazminat hesaplaması yapılırken hakkın doğduğu tarih dikkate alınarak TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, aksi kanaat oluşması halinde hesaplamalarda %1,65 iskonto faiz oranı ve TRH 2010 Yaşam Tablosu uygulanması gerektiğini, SGK tarafından ödenmiş lazminat varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, Güvence Hesabının temerrüde düşürülmediğini, bu nedenle başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğini, vekalet ücretine 1/5 oranında hükmedilmesi gerektiğini belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına İtiraz etmiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370, 371 ve 177 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, ... Yönetmeliği, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 48/1,2. maddeleri.

3. Değerlendirme 1-Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, Sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Somut olayda, davacılar Suriye uyruklu olup, hakem heyetince şikayetçinin teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48/2. maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu Mahkemece re'sen gözetilmelidir. Bu sebeple; İtiraz Hakem Heyetince öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak, alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, bu sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu yönden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

VI. KARAR 1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,

2.Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 02.10.2024 tarihinde Üye ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız ... getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi; “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletleri’n topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne var ki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsün”de olduklarından MÖHUK 48/1.maddesinden doğrudan yararlanmalarında mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacı Madein Sheikho'nun Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, kendisine yabancı kimlik numarası verildiği, geçici koruma statüsünde olduğu, asgari ücretle geçindiği, ailenin bir kısmının halen Suriye’de bulunduğu tespit edilmiştir. Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki bu kişilerden teminat alınması, dava açma hakkınınım orantısız bir şekilde sınırlandırılması dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Bu nedenlerle, Suriye uyruklu davacının teminattan muaf olması düşüncesi ile Sayın Çoğunluğunun, “Suriye uyruklu davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden re'sen bozulmasına” yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/11081, K. 2024/8500, T. 02.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-11081-e-2024-8500-k-7c523a6c1eea