Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5499 E. 2026/2717 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5499
- Karar No
- 2026/2717
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/763 E., 2025/2488 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/129 E., 2024/354 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılardan ..., ..., ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinin davalılardan müteahhitlik işi ile iştigal eden ... ile 30.10.2014 tarihinde temlik ve ortaklık sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşme içeriğine göre davalı ...'in kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yükleniciliğini üstlendiği 6 64... ,5,6 ve 7 sayılı parsellerde yapılacak 20 daireli inşaatın 8 adedinin mal sahiplerine, kalan 12 adet daireyi yetkilisi ve ortağı olduğu ... İnşaat ile davacılar arasında eşit şekilde paylaştıracağını yani yüklenici müteahhit olarak kendisine verilecek dairelerin yarısını davacılara teslim ve tescil etmeyi vaad ettiğini, temlik ve ortaklık kapsamında her bir ortağın 500.000,00 TL ortaklık sermayesi vereceğinin, iş bitiminde oluşacak ticari kârın da sözleşme tarafı üç kişi arasında eşit şekilde bölüşüleceği yönünde irade beyanı üzerine sözleşmenin taraflar arasında imzalandığını, yapılacak inşaatta hangi dairelerin davalıya hangi dairelerin davacılara ait olacağına ilişkin bina planı da çizilerek taraflarca karşılıklı kabul ile imza altına alındığını, davacılardan ...'ın 30.10.2014 tarihli ortaklık sözleşmesi kapsamında kendi payına düşen sermaye bedeline istinaden 07.11.2014 tarihinde ... aracılığı ile toplam 306.062,23 TL ödeme yaptığını, 16.06.2017 tarihinde ...'ın elden imza karşılığı 13.000,00 TL'yi, ve 30.11.2016 tarihinde 210.000,00 TL'yi elden imza karşılığı ... İnşaat adına ...'e teslim ettiğini, davacı ...'in toplamda peyder pey davalı ...'e 800.000,00 TL ödediğini, davacı ... ile davalı ... arasında 20.05.2014 tarihinde ... .Yıl Mah., 1323 Sok.No:19, 642 Ada, 17 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ortaklık sözleşmesi kapsamında yükleniciliğini oğlu ...'un yaptığı arsa payı inşaat sözleşmesinden davacıya verilen bir dairenin 180.000,00 TL'ye satıldığını, satış bedelinin 110.000,00 TL'sini ...'in aldığını, ... dava konusu 664 ada, 15 parsele ilişkin ortaklık sözleşmesi kapsamında davacı ...'in ödeyeceği sermaye borcundan mahsup ettiğini, davacı ...'in yaptığı diğer ödemeler karşılığında 6 64... ve 7 parsellerden davacı adına davalı ... ve oğlu davalı ... tarafından tapuda hisse devri yapıldığını, davalı ...'in yaptığı ortaklık sözleşmesi ve tahsil ettiği bedeller için davacıların güvence istemesi üzerine oğlu ...'un maliki olduğu 664 ada, 6 nolu parselden 08.11.2016 tarihinde ayrı ayrı davacılardan ... adına 25/122 ve ... adına 12/122 pay, 6 64... nolu parselden 15.11.2016 tarihinde ... 5/43 ve ... adına 5/43 pay vererek tapuda tescil işlemi gerçekleştirdiğini, ... İnşaat adına ve kendi namına işlem yapan ...'in talimatıyla davacıların, yapılan anlaşma ve yapılacak inşaat için ... . Noterliğinin 15.11.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vekaletname verdiklerini, davacıların vekalet vermesinden bir yılı aşkın süre davacıların davalı ... ile irtibat sağlayamadıklarını, dava konusu parsel üzerinde daha sonradan ... Belediyesinden edindikleri bilgiye göre davalı ... adına yüklenici müteahhit olarak diğer hissedarlar adına vekaletle 03.08.2017 tarihinde ... .Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 6 64... ,5,6,7 parsellere ilişkin inşaat yapım sözleşmesinin tanzim edildiğini, davacılar adına vekaleten ... isimli kişinin sözleşmeyi imzaladığını öğrendiklerini, davacıların davalılar ile yapılan 30.10.2014 tarihli sözleşme kapsamında resmi tüm işlemlerin yürütülmesi için davacıların belirlediği bu kişilere vekaletname verdiklerini, ancak davacıların yetki ve onayı dışında vekaletnamenin kötüye kullanıldığını, davacıların hak kaybına sebebiyet verildiğini, yapımı tamamlanan inşaatta davacılar adına vekaletle binanın A2 bodrum 1 nolu bağımsız bölümü 1/2 hisseli olarak 02.05.2018 tarihinde kat irtifakı tesis edildiğini, davacıların 05.10.2018 tarihinde ... . Noterliğinin ... yevmiye numaralı azilnamesi ile 15.11.2016 tarihli vekalet ile yetki verdikleri kişileri azlettiklerini, daha sonra ... Belediye Başkanlığına ve ... Tapu sicil Müdürlüğüne azilnameyi ibraz ettiklerini ileri sürerek; 30.10.2014 tarihli sözleşme ile davacılara temlik edilen taşınmazların tapularının iptali ile adlarına tesciline, mümkün olmazsa; davacılar ... ile ...'in işbu sözleşme kapsamında davalılara ödedikleri yekün tutarından şimdilik 100.000,00 TL'nin ödendiği 07.11.2014 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılar ..., ..., ... ve şirketi vekili; davacıların müvekkilleri ile bizzat imzaladığı bir inşaat yapım sözleşmesinin bulunmadığını, müvekkillerinin bu dava konusu arsa üzerine inşaat yapımı konusunda şahitler huzurunda şifahi bir mutabakata varıldığını inkar etmediklerini, gayrimenkullerle alakalı tüm tasarrufların şifahi değil resmi senette tapu dairesinde yapılması gerektiğini, şifahi yapılmasının şeklen geçersizlik oluşturduğunu, ilgili olarak tarafları temsilen müteahhit ...'in şahitler huzurunda davacı taraf ile şifahi 1.500.000,00 TL proje değerli kâr ortaklığı üzerinden inşaat yapılması için resmen geçersiz ancak ticari teamüller ve centilmenlik gereği geçerli bir anlaşma akdedildiğini, davacı tarafın vaadini tam olarak ifa etmediğini, sadece 290.000,00 TL'nin davalıları temsilen ... 'e ödediğini, karşılığında 300.000 TL değerinde bir dairenin davacılara edildiğini, devir ve teslim ettiğini, müvekkillerinin daire teslim borcunu ödediğini, davacının daha fazla daire talep etmesinin TMK m.2 ye göre dürüstlük kuralının açıkça ihlali ve hakkını kötüye kullanılması anlamına geldiğini, tüm inşaat masraflarını şifahi anlaşmaya göre davacı ve davalı tarafların ortak üstleneceğinin kararlaştırıldığını, ancak davacının 290.000 TL dışında bir ödeme yapmadığını, inşaatın tüm yapım, inşaat ruhsatı, iskan ruhsatı, malzeme alımı, işçilik ücretleri, masraflarını müvekkillerinin üstlendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ..., dava konusu inşaatın yapımını tek başına doğrudan üstlenmediğini, diğer davalıların yetkilendirmesi ile inşaatı yapıp bitirdiğini, kendisine vekaletname ile inşaatı yapma, bitirme, ruhsatı alma yetkisini verenin tüm toprak sahiplerinin ortak vekili olarak davalılardan ... İnşaatın kat karşılığı sözleşmesini arsa sahipleri ile tanziminden sonra, inşaatın işlerini yürütmek üzere vekil kılınan ...'ın kendisini vekaletname ile ikinci yüklenici/alt yüklenici olarak ataması üzerine inşaatı 14 ay sonra bitirdiğini, üst yüklenici ... İnşaat ve ... ile ...'un tüm arsa sahiplerine anahtar teslimini yaptığını, kendisine doğrudan dava yöneltilemeyeceğini, inşaatın tüm hukuki sorumluluğun diğer davalılara ait olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; uyuşmazlığın davacılar ile bir kısım davalılar arasındaki kâra katılmalı adi ortalık ilişkisinden kaynaklandığı, davacılar tarafından yapılan ödemeler ile bu ödemeler karşılığında ortaya çıkan kârın bölüştürülerek tasfiye edilmesinin gerektiği, dosya kapsamında yer alan 16.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda davacı ... tarafından ortaklık yönünden %11,22 oranında maliyet katılımının gerçekleştirildiği tespit edilerek talep edebileceği miktarın 894.122,00 TL olduğunun belirtildiği, davacı ... açısından ise 800.000,00 TL ödeme belgesi bulunmadığı gerekçesiyle herhangi bir hesaplamaya gidilemediği, her ne kadar hükme kısmen esas alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında, davacılardan ... açısından ödeme belgesi bulunmadığı gerekçesiyle herhangi bir hesaplamaya gidilememiş ise de; davalılar ..., ..., ... ve ... İnşaat Ltd. Şti. tarafından verilen cevap dilekçesinde davacı ... tarafından davalıları temsilen ...'e 290.000,00 TL ödeme yaptığı ifade edilmek suretiyle ödeme hususunun ikrar edildiği, HMK m. 187/2 hükmünde ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağının açıkça ifade edildiği, diğer yandan tapu kayıtlarında yapılan incelemede 6 64... parsel sayılı taşınmazda yer alan 1 nolu bağımsız bölümün ½ şer pay ile davacılara devredildiği, söz konusu taşınmazın 16.09.2020 tarihinde ise 150.000,00 TL'ye satıldığının anlaşıldığı, bu bakımdan her bir davacı yönünden 16.09.2020 tarihinde yapılan satış işleminin mahsubunun gerektiği, 150.000,00 TL' ye yapılan satıştan her bir davacının payında 75.000,00 TL mahsuba gidildiğinde davacı ... tarafından toplam 819.122,00 TL, davacı ... tarafından ödediği kabul edilen toplam 215.000,00 TL adi ortaklık tasfiye payına hak kazandığının tespit edildiği gerekçesiyle; davacının kabulü ile davacılardan ... yönünden 819.122,00 TL, ... yönünden 215.000,00 TL olmak üzere toplam 1.034.122,00 TL'nin 100.000,00 TL sinin 07.12.2014 tarihinden, bakiye 934.122,00 TL'sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davalılardan ..., ..., ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili; kararın bilirkişi raporuna aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan 30.10.2014 tarihli adi yazılı sözleşme neticesinde davacıların üzerine düşen yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini, bu sebeple ortaklığın başlamadan sona erdiğini, ancak davalı müvekkillerinin davacıların yapmış olduğu toplam kısmi ödeme karşılığında 02.05.2018 tarihinde kendilerine 1 adet daire verdiğini, bu hususun tapu kayıtlarıyla ispatlandığını, davacının gerek dosyadaki daha önceki beyanlarında, gerek 29.05.2024 tarihli beyan dilekçesinde, gerekse 03.07.2024 tarihli ıslah dilekçesinde müvekkillerinin davacılara 1 adet daire verdiğini kabul ettiğini, davacı ...'ın ait ortaklık katılım bedelinin dosya kapsamında sunulan ödeme belgeleri doğrultusunda 16.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda hesaplandığı, davacının 2014 yılında ödediği paraların değerleri dava tarihi olan 10.04.2019 tarihine uyarlandığı, ancak davalı müvekkilinin davacılara 02.05.2018 tarihinde vermiş olduğu dairenin bedelin dava tarih itibariyle güncellenmeden İlk Derece Mahkemesi tarafından tapu kaydında yer alan 150.00,000 TL'lik satış bedeli üzerinden mahsup edildiğini, tapu kaydında yazan satış bedellerinin gerçeği yansıtmadığını, bu sebeple taşınmazın gerçek bedeli araştırılmadan tapu kaydında yazan satış bedeli üzerinden mahsup gerçekleştirilmesinin hukuka ve hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu, davacı yanın müvekkilleri tarafından verilen dairenin satış bedeli 220.000,00 TL olarak kabul ettiği halde Mahkemenin 150.000,00 TL satış bedeli kabul edip bu rakamı mahsup etmesinin hukuka aykırı olduğunu, cevap dilekçesinde de görüleceği üzere davacı taraf şeklinde cümle kurulurken davacıların tamamı kastedildiğini bu sebeple bu cümleden davacı ...’in 290.000 TL ödeme yapmış olduğu kanaatine varılmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı yanın alacak talebine zamanaşımı yönünden itiraz ettiklerini, davacılar tarafından davalı müvekkillerine ödendiği iddia edilen ancak herhangi bir şekilde ispat edilemeyen ödemeleri kabul etmediklerini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesi uyarınca alacak istemine ilişkindir. 1. Davacılar ile davalılardan ..., ..., ... ve ... arasında inşaat yapımına ilişkin bir adi ortaklık kurulduğu ve bu nedenle aralarında sözleşme düzenlendiği, bu ortaklığın devamı sırasında taraflar arasında uyuşmazlık çıktığı anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620. maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, diğerinin kabiliyet ve şahsına güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, ortak amacın gerçekleşmesini sağlayarak katılım paylarını ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve 1991/13-76 E., 1991/199 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve katılım paylarını ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumdadırlar. Buna bağlı olarak, adi ortaklığa esas doğruluk ve güven ilkesi, kanunda açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, ortakların sadakat ve eşit işlem borcunu da beraberinde getirir. Sadakat borcu gereği ortaklar müşterek amacı engelleyen her türlü davranıştan kaçınmalı, sadece kendi menfaatlerini değil ortaklığın amacını koruyabilmek için diğer ortakların menfaatlerini de gözetmelidir. Eşit işlem borcu da, ortaklara ortaklıkla ilişkilerinde iradi olarak eşit olmayan bir şekilde davranılmaması anlamına gelir ve tıpkı sadakat borcu gibi doğruluk ve güven ilkesinin adi ortaklığa özgü tezahür şeklidir. Somut olayda; davacıların, davalıların adi ortaklık sözleşmesi gereği dava konusu arsa üzerine yapılan taşınmazda kendi paylarına düşen bağımsız bölümlerin adlarına tescil edilmediğini ileri sürerek talepte bulunduğu, davalılar ..., ..., ... ve ... ise davacıların alacaklı olduğu miktarın ödendiğini savunduğu anlaşılmaktadır. Bu hâlde, ortaklar arasında adi ortaklığın temel amacı olan müşterek gaye için bir arada, uyum içerisinde çalışmaktan, her iki tarafın da birbirlerinin menfaatine hareket ettiğine ilişkin karşılıklı güven duygusunun mevcut olduğundan bahsedilemez. Davacıların adi ortaklığa ilişkin taleplerinin, ortaklığın fesih ve tasfiyesini içerdiğinin kabulü gerekir. Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık mal varlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır. Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece 6098 sayılı Kanunun 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Adi ortaklığın tasfiyesindeki aşamalar şu şekilde gerçekleşecektir: Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde Mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm mal varlığı belirlenerek hazırlanan mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmeli. İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri tasfiye memuru marifetiyle saptanmalı, Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru, tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hâkim, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyip, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Bu bilgiler ışığında, somut olay incelendiğinde; ortaklığa konu taşınmazda yapılan inşaattaki ortaklığın tasfiye edilebilmesi için öncelikle mal varlığının tesbiti zorunludur. Bu nedenle taşınmazlarda yapılan ortaklığa ne kadar daire kaldığı ve bunlardan ne kadarının satıldığı ve satılacağı tesbit edilmelidir. Öncelikle idareci ortak olan davalılar ... ve ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden hesap istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, hesap listesinin üzerinde uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, taşınmazdaki ortaklığa dair tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan sonra konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla verilen hesap listesinin sunulan belgeler ile inşaatta yapılan imalatlarla uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, tarafların yapılan masraflar ve satılan bağımsız bölümlerin satışı konusunda uyuşamadıklarının tesbiti halinde ise, inşaat maliyeti yapıldığı tarihteki olağan rayice göre tesbit edilerek, 3.kişilere satılan dairelerin satış tarihindeki rayiç değerleri ile satılmayan daire var ise karar tarihine en yakın tarihteki değerleri belirlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi belirlenmeli, tarafların herbirinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları katılım payı iade edildikten sonra, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olarak ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli, bu aşamalardan sonra, tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim (6100 sayılı Kanunun 297. maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm kurulmalıdır. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince; yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma sebebini göre, davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalılar ..., ..., ... ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.